Muhsin Yazıcı

Günün öyküsü: Doğaya saygı

Ünlü İtalyan dalgıç Enzo Maiorca, Syracuse de deniz dalışı sonrası teknede bulunan kızı Rossana ile konuşup dinleniyordu. Tekrar dalmaya hazırlanırken, sırtına hafifçe varan bir şey hissetti.

Döndüp bakınca bir yunus gördü. Sonra yunusun oynamak için değil, bir şeyler anlatmak için dokunduğunu fark etti. Yunus dibe doğru yüzünce Enzo da onu takip etti.

Devamı…

Kentlerden başlayarak her şeyi küçültmek zorundayız

Yavrular, bebekler, taze meyvalar, yeni açmış çiçekler, yeni çıkan yapraklar güzeldir. Büyük; ihtişam, ihtiras, hırs sergileyen gösterişli yapısıyla bir güç ifadesidir. Kapitalizmin zorbalık, sömürü ve hırsızlık kapılarını açık tutan pörsümüş bir ekonomik model olduğunu anlatan en aydınlatıcı kitap, büyük ekonomist E. F. Schumacher’in ‘Small is Beautiful’ (Küçük Güzeldir) kitabı idi (1977).

Schumacher kitabında dünya ekonomisinin yoluna girmesi için ekonomik etkinliklerin boyutlarını küçültmeleri gerektiğini yazıyordu. Kapitalist ekonominin savaşlara, göçlere ve açlıklara neden olan zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan modası geçmiş ilkelerinin değişmesi, bugün dünyanın her köşesinde, zengin kapitalist ülkelerin uzmanları tarafından da, her gün yinelenip duruyor.

Devamı…

Harvard uzmanlarına göre bir çocuğu iyi yetiştirmenin 6 sırrı

Amerikan üniversitesindeki uzmanlar için eğitimin temellerinden biri empatidir. Bu anlamda uzmanlar, ebeveynlere; çocuklara doğumdan itibaren şefkatli, cömert yetişkinler olmalarına yardımcı olmak ve onlara etik ve şefkat duygusu aşılamak için nasıl eşlik edeceklerini açıkladılar…

Ebeveyn olmak meşakkatli bir iştir ve bunu nasıl doğru yapacağınıza dair kesinlikle tek bir rehber yoktur. Ebeveynlerin çocuklarına duydukları sevgiye rağmen, onlara nasıl rehberlik edeceklerini bilmek her zaman kolay değildir. Bununla birlikte, Harvard Üniversitesi’ndeki uzmanların konuyu daha yakından inceledikleri ve nasıl yapılacağına dair en iyi tavsiyelerini ortaya koydukları görülüyor. Bu tavsiyeler, Woman’s Day dergisi tarafından yayınlandı. 

Devamı…

Anımsatıcı: Çocuklar için en etkili ezberleme ve öğrenme tekniği

Günümüzde okullar daha etkili öğrenme yöntemlerini daha iyi öğretebilmektedir. Matematik, tarih veya kelime bilgisi için öğrenciler için iyi kaynaklar mevcuttur.

Anımsatıcı yöntem bunlardan biridir.

Çoğu çocuk derslerini en etkili şekilde öğrenmez. Meşhur “papağan” yönteminden bahsedersek kulağa tanıdık gelmelidir. Formüllerin ve kelimelerin beynimize mükemmel bir şekilde sabitlenene kadar zamansız tekrarından oluşan şey. Ancak, çocuk bu yöntemi kullandığında, neyi ezberlemesi gerektiğini anlamama riskiyle karşı karşıyadır.

Devamı…

Virüsü gençler bulaştırıyor, yaşlılar ölüyor

Sağlık Bakanlığı verilerini analiz eden uzmanlar, gençlerin korona salgınının kontrolü konusunda oynadığı kritik role dikkat çekti. Uzmanlara göre, gençlerin “dinamik” hâle getirdiği virüsün ceremesini yaşlılar çekiyor.

Tüm dünyada yeni korona vakası sayılarında büyük bir artışın gözlendiği şu günlerde, devletlerin açıkladığı istatistikler ve bu verilerin analizi daha büyük bir önem arz ediyor. Koronavirüsün, ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana yaşlılar için çok daha büyük bir tehlike oluşturduğu bilinen bir durum. Ancak virüsün bu özelliği, vaka ve ölüm sayılarının yaşlara göre dağılımı incelendiğinde daha da çarpıcı bir boyut kazanıyor.

Devamı…

İstanbul Rasathanesi bir gecede neden yok edildi?

Rasathane hakkında ki son hüküm zamanın ünlü Şeyhülislamı Kadızâde’den geldi. Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi III.Murat’a ‘’yıldızların gözleminin felaket getireceğini; göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu; böyle bir gözlemevinin kurulduğu hiçbir devletin varlığını sürdüremediğini’’ söyledi.

Osmanlı Devleti zamanında kurulan ilk ve tek rasathane  III. Murat zamanında kurulan İstanbul Rasathanesidir. Bu rasathane zamanının dünyada ki en modern gözlemevlerinden birisiydi. Fakat çok kısa sürede çalışmalarına son verildi hatta bir gece de yok edildi.

Acaba neden?

Devamı…

Alman Filozof Hannah Arendt diyor ki;

“Totaliter örgütlerin üst yönetiminde herkes şefin yalan söylediğini bilir. Ama şef kaybederse hepsi kaybedeceğinden susarlar… İlke şefin yanılmazlığı değil yenilmezliğidir, buna olan inanç biterse totalitarizmin hayal dünyası bir anda çökecek ve gerçek kazanacaktır.

Herkes sürekli yalan söylediği zaman sonuçta buna inanmazsınız ama hiç kimse de hiçbir şeye inanmaz. Böyle bir toplum, hiçbir konuda fikir sahibi olamaz. Giderek düşünme, yargılama ve eylem yetisini kaybeder. Böyle bir topluma her istediklerini yaptırabilirler..!

Diktatörlerin o kadar göz göre göre yalan söylemelerinin sebebi, tabanlarının ahlâkını bozmak ve suç ortağı haline getirmektir. Biliyorlar ki ertesi gün o yalanın tam tersini söyleyecekler ve taban bunu ‘ne büyük taktik deha’ diyerek bir kez daha alkışlayacak…”

Hannah Arendt, Alman Filozof 

Sokrates’in İzinde Bir Molla; Tokatlı Deli Lütfi

Molla Lütfi, Fatih’in kütüphanecisiydi. 1494 yılında, dersinde Namazın önemini açıklarken öğrencilerinin konuyu yanlış yorumlaması üzerine “zındıklık” isnat olundu ve öldürüldü! Sokrates’i zehir içirerek katleden zihniyetin aynısı 1494 yılında Osmanlı’da yaşandı.

Başlı başına bir okyanus olan Türk tarihinde, “Deli Lütfi” olarak anılan, ancak yaşadığı dönemde Tokatlı Lütfi, Sarı Lütfi şeklinde de bilinen Molla Lütfi’yi tanımak, büyük bir farkındalık olsa gerek. Onun asıl adı Lütfullah olmasına karşı Molla Lütfi diye anılmaktadır. 

Devamı…

Alman tarih dergisinden Atatürk özel dosyası: Erdoğan, ‘rakibini’ alt edemeyecek

Almanya’nın önde gelen tarih dergilerinden Damals, kasım sayısının neredeyse yarısını Mustafa Kemal Atatürk’e ayırdı. Atatürk’ün kalpaklı resmini kapak yapan dergide “80 yıldan daha fazla bir zaman önce öldü, ancak halen yaşıyor” denildi.

Almanya’nın önde gelen tarih dergilerinden Damals’ın önümüzdeki ay satışa çıkacak olan yeni sayısının ana konusu Atatürk oldu. Toplam 82 sayfalık derginin 30 sayfası Atatürk’e ayrıldı.

Devamı…

Türkiye ve Atatürk İslam başkaldırısının lideridir

İslam ülkeleri 20. yüzyıl ortasında sömürge olmaktan kurtuldular. Bağımsız devlet oldular, ama dünyanın paryası durumundalar, savaştan – iç mücadelelerden kavrulan bu ülkelerin öğretim ve sanayileri gelişmemiş. Dünyanın fakir ve ve cahil ülkelerinin başında geliyorlar.

Belki birkaç Afrika devletinin önündeler. Fakat tümü zengin ülkelerin pazarları. Bu durumlarını değerlendirdiklerini gösteren bir çabaları görülmüyor. Çünkü toplum okumamış, bilinçsiz, parçalanmış. Onları bu duruma sokan Batı emperyalizmi kökenli bir küresel mekanizma da çalışıyor.

Devamı…

İbretlik bir öykü: Bilim düşmanlığının vardığı düzey…

İhanetin üniversitelerdeki kolu!
İbretle okuyun, sonunda mutlak lânet okuyun!
Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, Ankara Tıp Fakültesi’nde asistan iken doktorasını bitirmek üzereymiş. Astım hastalığı hakkında bir tez hazırlamış hocalarına sunmuş.
Bölüm başkanı olan hocası tezi herkesin gözü önünde çöpe atmış.

O çöpe atılan tezi birkaç yıl sonra tıp
dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış.
Ankara ona doçentliğini vermediği için Finlandiya’da Doçentlik ünvanı alan ilk
yabancı olmuş.
Finlandiya’da bakteri çalışmaları yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörüne ve Genetik Bölümüne başvurarak “Gelin bunu birlikte yapalım, patenti Türkiye’ye ait olsun” önerisini yapmış. Gelen yazılı yanıtta “Başka işiniz mi yok, siz galiba iş arıyorsunuz” deyip kabul etmemişler.
Türkiye’de yüzüne bakılmayan, tezi herkesin gözleri önünde çöpe atılan Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu gerçek bir Türk hanımefendisi. Finlandiya’da doçentlik ünvanını alan ilk yabancı.
Kendisi kireçlenmenin müsebbibi olan ve nanobakteri adı verilen mikrobu bulmuş. Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller almış. 2,5 yıldan beri NASA’da (Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi) çalışan ilk Türk Bilim Kadını.
Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerinde önemli bir buluşu açıklanacakmış.
Dünya çapında tanınan ve buluşlarının patent değeri yüzlerce milyon Dolar olan böylesi büyük bir bilim adamını Türkiye tanımıyor, Türk yetkililerden aldığı tek bir tebrik bile olmamış. Bilim dünyasında ona “Türklüğünden vazgeç, daha çok parla, dünyada şöhret ol” diye akıl verenlere o inatla “Türklüğümden asla vazgeçmem” demeye devam ediyor.
Türk olması her yerde kendisi için büyük bir sorun olmuş. Finlandiya’da Türk olduğundan hiç biz zaman söz edilmemiş.
Vatandaşlık başvurusu bile yapmamış ama O’nu hep Finli gibi tanıtmışlar dünyaya. Mesela NASA’ya gittiğinde, Finlandiya’nın tüm gazeteleri “NASA’ya giren ilk Finli” diye başlık atmışlar.
Başarılı bilim insanlarının bulunduğu dünya çapında bir törene çağrılmış. Bu törene elinde Türk bayrağı ile gittiğinde, elindeki Türk bayrağını alıp Finlandiya bayrağını taşımasını istemişler. Bu olay çok ağırına gitmiş.
Finlandiya Hükumeti buluşunu bilim dünyasına açıklamak üzere Neva Çiftçioğlu’nu New York’ta bulunan dünyanın dört büyük laboratuarından biri olan Cold Spring Harbor Laboratories’e göndermiş.
ABD’li bilim adamları kendisine, ”Bak sana hiç kimse sahip çıkmıyor, sen neden hâlâ Türk olmakta ısrar ediyorsun?” diye soruyorlar.
Bu üzücü olaydan sonra Türk milletine soruyorum;
Ne zaman akıllanacaksın?
Ne zamana kadar hırpalanıp aşağılanacaksın?
Ne zamana kadar sana öz vatanında parya muamelesi yapacaklar?
Orhan Kılıçoğlu’dan alıntıdır

Kosta Rika diye bir ülke…

-Dünyanın en huzurlu ülkelerinden biri olan Kosta Rika, komşularına ve bütün dünya ülkelerine bir konuşma yapıyor: “Arkadaşlar siz birbirinizi yiyin, kavga edin. Ben kapılarımı huzursuzluğa kapatıyorum, benden uzak olun. Sadece ticarette size muhatap olurum.”
-Akabinde bakanlarına “getirin bakalım bütçelerinizi, nerelere neler harcıyoruz” diyor.
-Ooo silahlı kuvvetlere ne kadar para harcıyormuşuz. Savaş yok, komşuların işine karışmak yok. O halde orduya da gerek yok, kaldırıyorum diyor.
-Dediğini de yapıyor. 50 yıldır kimsenin işine karışmıyor.

Devamı…

Dağlık Karabağ neden önemli, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorun ne zaman ve nasıl başladı?

Dağlık Karabağ, bugün bağımsız birer devlet olan Azerbaycan ve Ermenistan arasında, 20. yüzyılın başlarından bu yana yani Sovyetler Birliği döneminden kalma; 4 bin 400 kilometrekarelik bir sorun alanı.

Azerbaycan ve Ermenistan, 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne katıldı. Tarihi olarak iki toplum arasında sorunlu bir alan olan Dağlık Karabağ da, 1923’te Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir bölge statüsü kazandı. Moskova’nın kararı, Ermenistan yönetimi tarafından hiçbir zaman kabul görmedi.

Devamı…

Konuşma düzeyimiz, biçimimiz…

Konuşma düzeyiniz ne kadar düzgün olursa, açılmayan kapıların nasıl kolayca açıldığını, tatilde, cadde de, iş yerinde her yerde; karşılıklı saygının ne kadar üstün bir nitelik olduğunu, en az benim kadar sizler de bilirsiniz.


Bindiğiniz otobüste şoföre ve yolculara bir merhaba demenin, kapı komşunuzla karşılaştığınızda selamlaşıp hal hatır sormanın, düzeyi ve durumu ne olursa olsun insanlara insanca yaklaşmanın erdeminin güzelliğini hissettiğinizde, yaşamınızda nelerin değişeceğini gözlerinizle görürsünüz.

Devamı…

Gençlik, modern değerler ve değişim. Abdurrahman Dilipak, Yusuf Kaplan neden paniklediler?

Modernliğe doğal olarak en çok gençlerin kulağı açıktı ve bütün bir 20. Yüzyıl, Batı gençliğinin deizme, ateizme ve sekülerliğe kayışının haberleriyle geçti.

İslam ülkeleri ise bunun modernliğin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu öngöremedikleri için olan biteni modern yaşam biçimine değil Hıristiyanlığın sorunlarına verdiler ve buradan İslam inancının Hıristiyan inancına üstünlüğü sonucunu vardılar.

Devamı…

Anne babalar dikkat: Çocuğunuzun bağışıklığını güçlendirmenin 8 yolu!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu “Çocukların bağışıklıklarını güçlendirebilmek adına, sağlıklı diye bilinen, ilaç formuna getirilmiş bazı gıda ve takviye vitaminlerini doktorunuza danışmadan lütfen çocuğunuza içirmeyin. Çünkü doktora sorulmadan ve ihtiyaç olmadığı halde gelişigüzel kullanılan vitaminler çocuklarımızın sağlığında ciddi hayati sorunlara yol açabilir.” dedi.

Aylardır hem dünyayı hem de ülkemizi etkisine alan ve giderek daha da derinleşen Covid-19 tehdidine, sonbaharla birlikte gribal enfeksiyon riskinin de eklenmesi anne babaları fazlasıyla endişelendiriyor.

Devamı…

Yapılan araştırma ortaya koydu! Köpekler sahibine neden bağlı hissediyor?

Hayvanların sahiplerine ne kadar bağlı oldukları bilinen bir gerçek. Yapılan yeni bir çalışma, köpeklerin bizi sadece sevmekle kalmadığını aynı zamanda bizi ailesi gibi gördüğünü ortaya koydu. İşte yapılan araştırmanın detayları…

Eski zamanlardan bu yana köpekler, insanların en iyi dostu olarak bilinir. Köpekler de sevgilerini ve bağlılıklarını her koşulda belli eder. Şimdi de yeni bir araştırmaya göre köpeklerin insanlar hakkında ne düşündüğü keşfedildi. Araştırmada köpeklerin, insan sahiplerini aile olarak gördüğü ortaya koyuldu.

Devamı…

Batılılar Türkleri Neden Sevmezler?

Hitler’den kaçan ve 1933 de Atatürk tarafından Türkiye’ye çağırılan 86 profesörden biri olan Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991), İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir.

Hitler’den kaçan ve 1933 de Atatürk tarafından Türkiye’ye çağırılan 86 profesörden biri olan Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991),   İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir.

Devamı…

Yeni eğitim döneminde dikkat edilmesi gerekenler

Çocuklar yüz yüze eğitime başlayacak mı yoksa evde mi devam edecekler? Covid-19’dan nasıl korunabiliriz? Evde verimli bir eğitim verilebilir mi? İşte yeni eğitim döneminde öğrencilerin ve ailelerin dikkate almaları gereken noktalar…

Yeni eğitim dönemi birçok soru işareti ile başladı. Çoğu öğrenci eğitime evden online olarak devam ederken daha küçük sınıfların tedbirler dahilinde kademeli olarak yüz yüze eğitime başlaması planlanıyor. 

Devamı…

Uzmanından uzaktan eğitim döneminde ailelere 9 altın öneri

Yeşilay Genel Başkanı ve çocuk-ergen psikiyatrı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, ebeveynlerin uzaktan eğitim döneminde çocuklarına teknoloji kullanımı konusunda iyi bir model olmaları, stres durumları ile nasıl başa çıkacağını öğretmeye çalışmaları önerisinde bulundu.

Eğitimde erişim sorunu büyüyor.

Yeşilay Genel Başkanı ve çocuk-ergen psikiyatrı Prof. Dr. Öztürk, yaptığı yazılı açıklamada, dünyayı etkisi altına alan pandemi sürecinin ulusal ve uluslararası kamuoyunda eğitim sistemine bakışı da etkilediğini, alınan tedbirlerden en çok etkilenen alanların başında eğitimin geldiğini belirtti.

Devamı…

Churchill’in İsmet İnönü’yü yazdığı tarihi mektup

Churchill , 14 Mayıs 1950 yılında Türkiye’de yapılan seçimlerin ardından CHP’nin muhalefete düşmesi nedeniyle , 31 Mayıs tarihinde Londra’dan İsmet İNÖNÜ’YE şu mektubu gönderir .

General İnönü’ye,
Aziz Generalim ;
Her ne kadar benim Türk politika işlerine karışmam doğru olmayabilirse de Türkiye’nin mukadderatına riyaset ettiğiniz uzun devrenin kapanmış olduğunu şahsen büyük bir teessür duyarak öğrenmiş bulunuyorum .
Bana öyle geliyor ki tarih , general olarak kazandığınız zaferlerden başka , Türkiye Cumhuriyetini İkinci Cihan Harbinin , vahim tehlikeleri içinden nasıl sıyırıp geçirdiğinizi ve aynı zamanda Mustafa Kemal tarafından sert mücadeleler sonucu kurulmuş olan liberal ve müterakki ( ileri ) hükümet sistemini nasıl muhafaza ettiğinizi hayranlıkla kaydedecektir .
Dostça ve zevkli olan mülakatımızı daima hatırlarım ve politika sahnesinden şimdiki çekilişinizde size en iyi dileklerimi yollarım . Winston S. CHURCHİLL
Bizim kendi insanlarımız nankörlük ve iftira yarışına girerken , yabancı devlet adamları daha kadirşinas oluyor , daha dürüst davranıyorlar .
Bakınız Churchill , İnönü için “ Bana öyle geliyor ki tarih, sizin Türkiye Cumhuriyetini İkinci Cihan Harbinin vahim tehlikeleri içinden nasıl sıyırıp geçirdiğinizi hayranlıkla kaydedecektir “ derken ;
bizdeki nankörler “ İnönü , Türkiye’yi İkinci Cihan Harbine sokmamakla milletin erkekliğini öldürdü .” diyebilecek kadar çukurlaşabiliyor ve hiç çekinmeden tüm cehaletlerini sergileyebiliyorlar .
Evet İnönü 60 milyon insanın öldüğü böyle korkunç bir savaştan , tek bir vatandaşının burnunu kanatmadan ülkesini ve milletini esenliğe çıkarabilmiş bir liderdi .
İşte bu İnönü’ye bizim nankörler iftira atarken , İtalya’nın Floransa kentinde bir profesör imtihan yapmaktadır . Öğrencilerine şöyle bir soru sorar :
“İkinci Cihan Harbinin en önemli devlet adamı kimdir ?”
Öğrencilerden kimi cevap olarak Churchill , kimi Charles de Gaule , kimi de Roosevelt diye yazar . Hatta Hitler ve Mussolini diyenler bile vardır .
Prof. cevapları okuduktan sonra , “ hiç biriniz bilemediniz , İkinci Dünya Savaşının en önemli devlet adamı Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür . Zira sizlerin saydığı liderler ülkelerini savaşa sokarak milyonlarca vatandaşının ölümüne sebep oldu . Bir tek İnönü , Türkiye’yi savaşa sokabilmek için kurulan türlü tuzaklara rağmen , ülkesini savaştan uzak tutarak tek bir vatandaşının burnunu kanatmadan ülkesini bu feci savaşın yıkımından korudu . Onun için en önemli devlet adamı İnönü’dür .” der .
Mustafa Kemal ATATÜRK , “ Kahramanı kadar gafili de, haini de çok olan bir milletiz “ sözünü boş yere söylememiş .
Ülkenin kurtarıcıları , Cumhuriyetin kurucuları olan bu kahraman ve fedakar vatan evlatlarına her Allah’ın günü küfür , hakaret edilen , iftira atılan bir ortamda , birlik ve beraberlik nasıl tesis edilecek merak ediyorum .
Bu kafayla , bu zihniyetle bu nankörlükle çok zor !
Ahmet Kudret Haker
21/Ağustos/2020

Devamı…