Muhsin Yazıcı

İstanbul Rasathanesi bir gecede neden yok edildi?

Rasathane hakkında ki son hüküm zamanın ünlü Şeyhülislamı Kadızâde’den geldi. Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi III.Murat’a ‘’yıldızların gözleminin felaket getireceğini; göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu; böyle bir gözlemevinin kurulduğu hiçbir devletin varlığını sürdüremediğini’’ söyledi.

Osmanlı Devleti zamanında kurulan ilk ve tek rasathane  III. Murat zamanında kurulan İstanbul Rasathanesidir. Bu rasathane zamanının dünyada ki en modern gözlemevlerinden birisiydi. Fakat çok kısa sürede çalışmalarına son verildi hatta bir gece de yok edildi.

Acaba neden?

Devamı…

Alman Filozof Hannah Arendt diyor ki;

“Totaliter örgütlerin üst yönetiminde herkes şefin yalan söylediğini bilir. Ama şef kaybederse hepsi kaybedeceğinden susarlar… İlke şefin yanılmazlığı değil yenilmezliğidir, buna olan inanç biterse totalitarizmin hayal dünyası bir anda çökecek ve gerçek kazanacaktır.

Herkes sürekli yalan söylediği zaman sonuçta buna inanmazsınız ama hiç kimse de hiçbir şeye inanmaz. Böyle bir toplum, hiçbir konuda fikir sahibi olamaz. Giderek düşünme, yargılama ve eylem yetisini kaybeder. Böyle bir topluma her istediklerini yaptırabilirler..!

Diktatörlerin o kadar göz göre göre yalan söylemelerinin sebebi, tabanlarının ahlâkını bozmak ve suç ortağı haline getirmektir. Biliyorlar ki ertesi gün o yalanın tam tersini söyleyecekler ve taban bunu ‘ne büyük taktik deha’ diyerek bir kez daha alkışlayacak…”

Hannah Arendt, Alman Filozof 

Sokrates’in İzinde Bir Molla; Tokatlı Deli Lütfi

Molla Lütfi, Fatih’in kütüphanecisiydi. 1494 yılında, dersinde Namazın önemini açıklarken öğrencilerinin konuyu yanlış yorumlaması üzerine “zındıklık” isnat olundu ve öldürüldü! Sokrates’i zehir içirerek katleden zihniyetin aynısı 1494 yılında Osmanlı’da yaşandı.

Başlı başına bir okyanus olan Türk tarihinde, “Deli Lütfi” olarak anılan, ancak yaşadığı dönemde Tokatlı Lütfi, Sarı Lütfi şeklinde de bilinen Molla Lütfi’yi tanımak, büyük bir farkındalık olsa gerek. Onun asıl adı Lütfullah olmasına karşı Molla Lütfi diye anılmaktadır. 

Devamı…

Alman tarih dergisinden Atatürk özel dosyası: Erdoğan, ‘rakibini’ alt edemeyecek

Almanya’nın önde gelen tarih dergilerinden Damals, kasım sayısının neredeyse yarısını Mustafa Kemal Atatürk’e ayırdı. Atatürk’ün kalpaklı resmini kapak yapan dergide “80 yıldan daha fazla bir zaman önce öldü, ancak halen yaşıyor” denildi.

Almanya’nın önde gelen tarih dergilerinden Damals’ın önümüzdeki ay satışa çıkacak olan yeni sayısının ana konusu Atatürk oldu. Toplam 82 sayfalık derginin 30 sayfası Atatürk’e ayrıldı.

Devamı…

Türkiye ve Atatürk İslam başkaldırısının lideridir

İslam ülkeleri 20. yüzyıl ortasında sömürge olmaktan kurtuldular. Bağımsız devlet oldular, ama dünyanın paryası durumundalar, savaştan – iç mücadelelerden kavrulan bu ülkelerin öğretim ve sanayileri gelişmemiş. Dünyanın fakir ve ve cahil ülkelerinin başında geliyorlar.

Belki birkaç Afrika devletinin önündeler. Fakat tümü zengin ülkelerin pazarları. Bu durumlarını değerlendirdiklerini gösteren bir çabaları görülmüyor. Çünkü toplum okumamış, bilinçsiz, parçalanmış. Onları bu duruma sokan Batı emperyalizmi kökenli bir küresel mekanizma da çalışıyor.

Devamı…

İbretlik bir öykü: Bilim düşmanlığının vardığı düzey…

İhanetin üniversitelerdeki kolu!
İbretle okuyun, sonunda mutlak lânet okuyun!
Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, Ankara Tıp Fakültesi’nde asistan iken doktorasını bitirmek üzereymiş. Astım hastalığı hakkında bir tez hazırlamış hocalarına sunmuş.
Bölüm başkanı olan hocası tezi herkesin gözü önünde çöpe atmış.

O çöpe atılan tezi birkaç yıl sonra tıp
dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış.
Ankara ona doçentliğini vermediği için Finlandiya’da Doçentlik ünvanı alan ilk
yabancı olmuş.
Finlandiya’da bakteri çalışmaları yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörüne ve Genetik Bölümüne başvurarak “Gelin bunu birlikte yapalım, patenti Türkiye’ye ait olsun” önerisini yapmış. Gelen yazılı yanıtta “Başka işiniz mi yok, siz galiba iş arıyorsunuz” deyip kabul etmemişler.
Türkiye’de yüzüne bakılmayan, tezi herkesin gözleri önünde çöpe atılan Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu gerçek bir Türk hanımefendisi. Finlandiya’da doçentlik ünvanını alan ilk yabancı.
Kendisi kireçlenmenin müsebbibi olan ve nanobakteri adı verilen mikrobu bulmuş. Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller almış. 2,5 yıldan beri NASA’da (Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi) çalışan ilk Türk Bilim Kadını.
Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerinde önemli bir buluşu açıklanacakmış.
Dünya çapında tanınan ve buluşlarının patent değeri yüzlerce milyon Dolar olan böylesi büyük bir bilim adamını Türkiye tanımıyor, Türk yetkililerden aldığı tek bir tebrik bile olmamış. Bilim dünyasında ona “Türklüğünden vazgeç, daha çok parla, dünyada şöhret ol” diye akıl verenlere o inatla “Türklüğümden asla vazgeçmem” demeye devam ediyor.
Türk olması her yerde kendisi için büyük bir sorun olmuş. Finlandiya’da Türk olduğundan hiç biz zaman söz edilmemiş.
Vatandaşlık başvurusu bile yapmamış ama O’nu hep Finli gibi tanıtmışlar dünyaya. Mesela NASA’ya gittiğinde, Finlandiya’nın tüm gazeteleri “NASA’ya giren ilk Finli” diye başlık atmışlar.
Başarılı bilim insanlarının bulunduğu dünya çapında bir törene çağrılmış. Bu törene elinde Türk bayrağı ile gittiğinde, elindeki Türk bayrağını alıp Finlandiya bayrağını taşımasını istemişler. Bu olay çok ağırına gitmiş.
Finlandiya Hükumeti buluşunu bilim dünyasına açıklamak üzere Neva Çiftçioğlu’nu New York’ta bulunan dünyanın dört büyük laboratuarından biri olan Cold Spring Harbor Laboratories’e göndermiş.
ABD’li bilim adamları kendisine, ”Bak sana hiç kimse sahip çıkmıyor, sen neden hâlâ Türk olmakta ısrar ediyorsun?” diye soruyorlar.
Bu üzücü olaydan sonra Türk milletine soruyorum;
Ne zaman akıllanacaksın?
Ne zamana kadar hırpalanıp aşağılanacaksın?
Ne zamana kadar sana öz vatanında parya muamelesi yapacaklar?
Orhan Kılıçoğlu’dan alıntıdır

Yeni krallar

Hamza Yardımcıoğlu’nun “Köleler ve Efendiler” kitabından bir alıntı:

Fakat bir kişi veya topluluk, diğer bir kişi veya topluluğun insafına bırakılamaz. İnsanın insana tahakkümü adil değildir. İşte bu gerçek, 1789’daki Fransız ihtilalini besleyen ana motivasyondu. Fransa’daki monarşinin yıkılmasından sonra, sıra diğer krallara gelmişti. Bu süreç birinci dünya savaşına kadar devam etti. Dönemin krallıkları birer birer yıkıldı. Peki onların yerlerine ne geldi? “Demokrasi” adıyla maskelenen yeni bir krallık sistemi… Bu sefer tek fark; toplumlar, köleliğinden kurtulmak için bir asır mücadele ettikleri krallarını, artık kendi elleriyle seçiyorlardı. Ve böylece kendilerini özgür sanmaya başladılar. Ama tam tersine kölelik daha kronik bir hale gelmişti. Çünkü artık köle olduklarının bile farkında değillerdi.

Kosta Rika diye bir ülke…

-Dünyanın en huzurlu ülkelerinden biri olan Kosta Rika, komşularına ve bütün dünya ülkelerine bir konuşma yapıyor: “Arkadaşlar siz birbirinizi yiyin, kavga edin. Ben kapılarımı huzursuzluğa kapatıyorum, benden uzak olun. Sadece ticarette size muhatap olurum.”
-Akabinde bakanlarına “getirin bakalım bütçelerinizi, nerelere neler harcıyoruz” diyor.
-Ooo silahlı kuvvetlere ne kadar para harcıyormuşuz. Savaş yok, komşuların işine karışmak yok. O halde orduya da gerek yok, kaldırıyorum diyor.
-Dediğini de yapıyor. 50 yıldır kimsenin işine karışmıyor.

Devamı…

Dağlık Karabağ neden önemli, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorun ne zaman ve nasıl başladı?

Dağlık Karabağ, bugün bağımsız birer devlet olan Azerbaycan ve Ermenistan arasında, 20. yüzyılın başlarından bu yana yani Sovyetler Birliği döneminden kalma; 4 bin 400 kilometrekarelik bir sorun alanı.

Azerbaycan ve Ermenistan, 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne katıldı. Tarihi olarak iki toplum arasında sorunlu bir alan olan Dağlık Karabağ da, 1923’te Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir bölge statüsü kazandı. Moskova’nın kararı, Ermenistan yönetimi tarafından hiçbir zaman kabul görmedi.

Devamı…

Konuşma düzeyimiz, biçimimiz…

Konuşma düzeyiniz ne kadar düzgün olursa, açılmayan kapıların nasıl kolayca açıldığını, tatilde, cadde de, iş yerinde her yerde; karşılıklı saygının ne kadar üstün bir nitelik olduğunu, en az benim kadar sizler de bilirsiniz.


Bindiğiniz otobüste şoföre ve yolculara bir merhaba demenin, kapı komşunuzla karşılaştığınızda selamlaşıp hal hatır sormanın, düzeyi ve durumu ne olursa olsun insanlara insanca yaklaşmanın erdeminin güzelliğini hissettiğinizde, yaşamınızda nelerin değişeceğini gözlerinizle görürsünüz.

Devamı…

Gençlik, modern değerler ve değişim. Abdurrahman Dilipak, Yusuf Kaplan neden paniklediler?

Modernliğe doğal olarak en çok gençlerin kulağı açıktı ve bütün bir 20. Yüzyıl, Batı gençliğinin deizme, ateizme ve sekülerliğe kayışının haberleriyle geçti.

İslam ülkeleri ise bunun modernliğin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu öngöremedikleri için olan biteni modern yaşam biçimine değil Hıristiyanlığın sorunlarına verdiler ve buradan İslam inancının Hıristiyan inancına üstünlüğü sonucunu vardılar.

Devamı…

Anne babalar dikkat: Çocuğunuzun bağışıklığını güçlendirmenin 8 yolu!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu “Çocukların bağışıklıklarını güçlendirebilmek adına, sağlıklı diye bilinen, ilaç formuna getirilmiş bazı gıda ve takviye vitaminlerini doktorunuza danışmadan lütfen çocuğunuza içirmeyin. Çünkü doktora sorulmadan ve ihtiyaç olmadığı halde gelişigüzel kullanılan vitaminler çocuklarımızın sağlığında ciddi hayati sorunlara yol açabilir.” dedi.

Aylardır hem dünyayı hem de ülkemizi etkisine alan ve giderek daha da derinleşen Covid-19 tehdidine, sonbaharla birlikte gribal enfeksiyon riskinin de eklenmesi anne babaları fazlasıyla endişelendiriyor.

Devamı…

Yapılan araştırma ortaya koydu! Köpekler sahibine neden bağlı hissediyor?

Hayvanların sahiplerine ne kadar bağlı oldukları bilinen bir gerçek. Yapılan yeni bir çalışma, köpeklerin bizi sadece sevmekle kalmadığını aynı zamanda bizi ailesi gibi gördüğünü ortaya koydu. İşte yapılan araştırmanın detayları…

Eski zamanlardan bu yana köpekler, insanların en iyi dostu olarak bilinir. Köpekler de sevgilerini ve bağlılıklarını her koşulda belli eder. Şimdi de yeni bir araştırmaya göre köpeklerin insanlar hakkında ne düşündüğü keşfedildi. Araştırmada köpeklerin, insan sahiplerini aile olarak gördüğü ortaya koyuldu.

Devamı…

Batılılar Türkleri Neden Sevmezler?

Hitler’den kaçan ve 1933 de Atatürk tarafından Türkiye’ye çağırılan 86 profesörden biri olan Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991), İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir.

Hitler’den kaçan ve 1933 de Atatürk tarafından Türkiye’ye çağırılan 86 profesörden biri olan Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991),   İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir.

Devamı…

Yeni eğitim döneminde dikkat edilmesi gerekenler

Çocuklar yüz yüze eğitime başlayacak mı yoksa evde mi devam edecekler? Covid-19’dan nasıl korunabiliriz? Evde verimli bir eğitim verilebilir mi? İşte yeni eğitim döneminde öğrencilerin ve ailelerin dikkate almaları gereken noktalar…

Yeni eğitim dönemi birçok soru işareti ile başladı. Çoğu öğrenci eğitime evden online olarak devam ederken daha küçük sınıfların tedbirler dahilinde kademeli olarak yüz yüze eğitime başlaması planlanıyor. 

Devamı…

Uzmanından uzaktan eğitim döneminde ailelere 9 altın öneri

Yeşilay Genel Başkanı ve çocuk-ergen psikiyatrı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, ebeveynlerin uzaktan eğitim döneminde çocuklarına teknoloji kullanımı konusunda iyi bir model olmaları, stres durumları ile nasıl başa çıkacağını öğretmeye çalışmaları önerisinde bulundu.

Eğitimde erişim sorunu büyüyor.

Yeşilay Genel Başkanı ve çocuk-ergen psikiyatrı Prof. Dr. Öztürk, yaptığı yazılı açıklamada, dünyayı etkisi altına alan pandemi sürecinin ulusal ve uluslararası kamuoyunda eğitim sistemine bakışı da etkilediğini, alınan tedbirlerden en çok etkilenen alanların başında eğitimin geldiğini belirtti.

Devamı…

Churchill’in İsmet İnönü’yü yazdığı tarihi mektup

Churchill , 14 Mayıs 1950 yılında Türkiye’de yapılan seçimlerin ardından CHP’nin muhalefete düşmesi nedeniyle , 31 Mayıs tarihinde Londra’dan İsmet İNÖNÜ’YE şu mektubu gönderir .

General İnönü’ye,
Aziz Generalim ;
Her ne kadar benim Türk politika işlerine karışmam doğru olmayabilirse de Türkiye’nin mukadderatına riyaset ettiğiniz uzun devrenin kapanmış olduğunu şahsen büyük bir teessür duyarak öğrenmiş bulunuyorum .
Bana öyle geliyor ki tarih , general olarak kazandığınız zaferlerden başka , Türkiye Cumhuriyetini İkinci Cihan Harbinin , vahim tehlikeleri içinden nasıl sıyırıp geçirdiğinizi ve aynı zamanda Mustafa Kemal tarafından sert mücadeleler sonucu kurulmuş olan liberal ve müterakki ( ileri ) hükümet sistemini nasıl muhafaza ettiğinizi hayranlıkla kaydedecektir .
Dostça ve zevkli olan mülakatımızı daima hatırlarım ve politika sahnesinden şimdiki çekilişinizde size en iyi dileklerimi yollarım . Winston S. CHURCHİLL
Bizim kendi insanlarımız nankörlük ve iftira yarışına girerken , yabancı devlet adamları daha kadirşinas oluyor , daha dürüst davranıyorlar .
Bakınız Churchill , İnönü için “ Bana öyle geliyor ki tarih, sizin Türkiye Cumhuriyetini İkinci Cihan Harbinin vahim tehlikeleri içinden nasıl sıyırıp geçirdiğinizi hayranlıkla kaydedecektir “ derken ;
bizdeki nankörler “ İnönü , Türkiye’yi İkinci Cihan Harbine sokmamakla milletin erkekliğini öldürdü .” diyebilecek kadar çukurlaşabiliyor ve hiç çekinmeden tüm cehaletlerini sergileyebiliyorlar .
Evet İnönü 60 milyon insanın öldüğü böyle korkunç bir savaştan , tek bir vatandaşının burnunu kanatmadan ülkesini ve milletini esenliğe çıkarabilmiş bir liderdi .
İşte bu İnönü’ye bizim nankörler iftira atarken , İtalya’nın Floransa kentinde bir profesör imtihan yapmaktadır . Öğrencilerine şöyle bir soru sorar :
“İkinci Cihan Harbinin en önemli devlet adamı kimdir ?”
Öğrencilerden kimi cevap olarak Churchill , kimi Charles de Gaule , kimi de Roosevelt diye yazar . Hatta Hitler ve Mussolini diyenler bile vardır .
Prof. cevapları okuduktan sonra , “ hiç biriniz bilemediniz , İkinci Dünya Savaşının en önemli devlet adamı Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür . Zira sizlerin saydığı liderler ülkelerini savaşa sokarak milyonlarca vatandaşının ölümüne sebep oldu . Bir tek İnönü , Türkiye’yi savaşa sokabilmek için kurulan türlü tuzaklara rağmen , ülkesini savaştan uzak tutarak tek bir vatandaşının burnunu kanatmadan ülkesini bu feci savaşın yıkımından korudu . Onun için en önemli devlet adamı İnönü’dür .” der .
Mustafa Kemal ATATÜRK , “ Kahramanı kadar gafili de, haini de çok olan bir milletiz “ sözünü boş yere söylememiş .
Ülkenin kurtarıcıları , Cumhuriyetin kurucuları olan bu kahraman ve fedakar vatan evlatlarına her Allah’ın günü küfür , hakaret edilen , iftira atılan bir ortamda , birlik ve beraberlik nasıl tesis edilecek merak ediyorum .
Bu kafayla , bu zihniyetle bu nankörlükle çok zor !
Ahmet Kudret Haker
21/Ağustos/2020

Devamı…

Aradaki açığı nasıl kapatacağız?

Fransa’da “lise bitirme” sınavları Baccalauréat (Bac) yapılmış.
743.594 lise öğrencisi sınava girmiş.
Sorular ve sistem, bizden fersah fersah uzak…
İşte öğrencilerin yanıt vermesi gereken test dışı “klasik” ve “ucu açık” sorular:

Philo L (Edebiyat) konuları:

  1. Konu: Zamandan kaçmak mümkün müdür?
  2. Konu: Bir sanat eseri nasıl iyi biçimde açıklanır?
  3. Konu: HEGEL’den alıntılanan metni (doğa kanunları ile beşerî -hukuktan doğan-kanunların arasındaki farka dair) açıklayınız.
Devamı…

Doğayı yok eden insanoğlu kendi geleceğini yok ediyor.

Son 50 yılda dünyada insan nüfusu iki katına çıkmışken; WWF: Yaban hayvanlarının nüfusu 50 yılda yüzde 68 azaldı.
Helen Briggs

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) yeni yayımladığı bir rapor, yaban hayvanları nüfusunun son 50 yılda üçte iki oranından daha fazla azaldığına işaret ediyor.
Kuruluşun raporunda “felaket derecesindeki” bu düşüşün hiçbir yavaşlama belirtisi göstermediği gibi, doğanın insan eliyle tahribatının görülmedik bir seviyeye çıktığı vurgulandı.
WWF Başkanı Tanya Steele, “Ormanlarımızı yaktığımız, denizlerde aşırı balık avladığımız ve doğal yaşam alanlarını yok ettiğimiz için yaban hayatı serbest düşüşte. Dünyamızı mahvediyoruz, sağlığımızı, güvenliğimizi ve yeryüzünde hayatta kalma şansımızı riske atıyoruz. Zaman daralırken doğa bize şimdi imdat sinyali gönderiyor” dedi.
Sayılar ne anlama geliyor?
Raporda bilim insanlarının dünya genelindeki gözlemlerine dayanılarak binlerce canlı türünün nüfuslarına bakıldı.
Buna göre 20.000’den fazla memeli, kuş, hem karada hem denizde yaşayan hayvan, sürüngen ve balık nüfusunun 1970’ten bu yana ortalama yüzde 68 oranında azaldığı ortaya çıktı.
En büyük düşüş tropikal bölgelerde kaydedildi. Latin Amerika ve Karayipler’de sürüngenler, hem karada hem denizde yaşayan hayvanlar ve kuşların nüfusu yüzde 94 oranında azaldı.
Kuruluşa verileri sağlayan Zoological Society of London’ın (ZSL) direktörü Dr. Andrew Terry, bu düşüşün insan faaliyetlerinin doğa üzerindeki tahribatının boyutlarını yansıttığını söyledi.
Dr. Terry, “Hiçbir şey değişmezse nüfuslar azalmaya devam edecek; yaban hayvanlarının nesli tükenecek ve hayatlarımızın bağlı olduğu ekosistemler bozulacak” dedi.

Raporda, Covid-19 salgınının doğa ve insanların ne kadar iç içe geçtiğini gösterdiği vurgulanıyor.

Habitat kaybı ve vahşi hayvan ticareti

Yaban hayvanlarının nüfusunun azalması büyük oranda habitat kaybına ve vahşi hayvan ticaretine bağlanıyor.

Modellemelere dayanan yeni veriler acil önlemlerin alınması ve gıda üretim ve tüketim tarzının değiştirilmesiyle habitat kaybı ve ormansızlaşmanın durdurulabileceği hatta tersine çevrilebileceği belirtiliyor.

Türkiye’de aydınlanma oldu mu?

Aydınlanma (Enlightment, İllumination) kavramı Avrupa’dan geldi. Daha önce göçer Türkler Çinli ile, Budizmle, Ortaasya ile, İslamla, Anadolu ile, Bizansla da aydınlandılar. Fakat çağdaşlaşma anlamında kültürel aydınlanmanın tek anlamı Avrupa Rönesans’ının başlattığı ‘Aydınlanma’nın neredeyse 20.Yüzyıla kadar süren, Ortaçağ sonrası tarihidir.

Sanayileşme ile birlikte dünyanın yaşam ‘mode’unu saptayan Avrupa aydınlanmasıdır. Bunun dünyaya yansıması ve gelişmesi, Avrupa emperyalizminin tarihi içinde biçimlenmiştir.

Devamı…

Hayal kurmanın beyne faydası var

Bazen masa başında çalışırken kendimizi birden en güzel tatil yerinde bulabiliriz, ya da eve dönerken hafta sonu neler yapacağımızı planlayabiliriz. Aslında bunlar zararsız hayallerdir ama, çok dikkat gerektirecek durumlarda hayaller tehlikeli olabilirler mesela, otomobil sürerken.

Hayal kurmak bu yüzden bilişsel kontrol sistemimizde çoğunlukla bir aksama olarak kabul edilir. Yani kısa bir süre için kendimizde olmadığımız bir sistem hatası da denebilir. Fakat hayal kurmak illaki hata olmak zorunda değil, bilim insanları artık bu fenomenin olumlu taraflarını da görmeye başladılar.

Devamı…

UNICEF’in araştırmasında Türkiye son sırada

UNICEF’in yaptığı bir araştırmaya göre hayatından memnun olan 15 yaşındaki çocukların oranının en düşük olduğu ülke Türkiye. Sıralamada birinci olan Hollanda’da bu yaştaki çocukların yüzde 90’ı hayatından memnun.

Hollanda’da 15 yaşındaki gençlerin yüzde 90’ı hayatından memnun

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonuna (UNICEF) bağlı Innocenti araştırma merkezi tarafından aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 41 ülkede yapılan bir araştırma, sanayi ülkelerinde de çocukların aşırı kilo, yetersiz eğitim ve ruhsal sorunlarla sıklıkla karşılaştığını ortaya koydu.

Devamı…