Muhsin Yazıcı

Çocuklarımız/Öğrencilerimiz Eğitime Başlarken

Çocuklarımız/Öğrencilerimiz Eğitime Başlarken – Muhsin YAZICI      

Okul öncesi eğitime ve birinci sınıfa başlama dönemi, hem çocuk hem de aileler açısından önemli ve zaman zaman da zor bir süreçtir.       

Gelişmiş toplumlarda eğitim yaşı 3’e kadar düşmüştür. Çocuk çok erken yaşta toplum ve aile içerisinde dengeli bir şekilde gelişme olanağına kavuşmuştur.         

Çocuk ilk kez ailesinden (özellikle de annesinden) ayrılıp yapılandırılmış, kuralları olan bir ortama girmektedir. Bu bir taraftan heyecan verici diğer taraftan da aileleri bazı endişeler/kaygılar bekler.        

Doğduğundan itibaren sosyal yaşama sınırlı katılan çocukların aileleri daha çok kaygı duymaktadırlar. Çünkü, çocuklarının neyi başaracağı konusunda gözlemleri zayıftır.              

Okul öncesi eğitim için hazır olma yaşı her çocuk için farklılık gösterebilir. Ailenin eğitimi, geliri, mesleki ve kültür düzeyleri belirleyici özellikler taşır. Genel olarak bu yaşın 2-4/6-7 yaş olduğunu söyleyebiliriz.        

Çocuklar okul öncesi/birinci sınıf eğitime başlarken; dil gelişimi, (anne-baba varsa büyük kardeşin konuşurken kullandığı sözcük sayısı) ince-kaba motor gelişimi, sosyal- duygusal gelişim düzeyi dikkate alınmalıdır. Bazı çocuklar  2 yaşında, bazı çocuklar ise 3–4 yaşlarında okul öncesi, bazı öğrenciler 6 yaş,  bazı öğrenciler 7 yaşında birinci sınıf eğitime başlamak için hazır olabilmektedirler. Şunu artık net olarak biliyoruz ki, kalıtımsal özelliklerde çocuğun gelişiminde çok büyük bir etmendir.       

Okul öncesi/birinci sınıf eğitim kurumuna başlamada en çok karşılaştığımız sorun, çocuğun annesinden özellikle de annenin çocuktan ayrılamamasıdır. Genellikle sosyal yaşamın dışında kalan çocuk zamanının tamamını annesiyle geçirmektedir. Sinema, tiyatro, müze gezileri, yaz tatilleri, konserler vb. etkinliklere katılamayan çocuk hem dilsel hem de bağımsız kişilik geliştirmede büyük sorunlar yaşamaktadır.       

Anne çocuğunun gireceği yeni ortamından ve ondan ayrılacağından dolayı kaygılıdır; ancak bu durum çocuğun yeni ortama uyum sürecini zorlaştırır, bu nedenle öncelikle annenin kaygı düzeyinin azaltılması gerekir ki böylece çocuk bağımsızlık sürecinde daha rahat olsun…         Burada eğitim kurumlarına, belediyelere, halk eğitim merkezlerine büyük görevler düşmektedir.  Çocukla beraber aileleri de okula hazırlamak gerekiyor. Özellikle kent çeperi dediğimiz yaşam alanlarından gelen çocuklar ve aileler eğime hazır halde gelmede büyük sorunlar yaşamaktadırlar.             

Çocuklarda çeşitli problemler (konuşma., beslenme, aşırı hareketlilik, bağımlı anne-çocuk…) görüldüğü  durumlarda okul öncesi eğitim kurumlarına gitmelerini özellikle önermekteyiz.  Bir annenin değerlendirmesi: “Hayret evde tek lokma yediremiyorum. Ama okulda bir sorun yaşamadığını biliyorum.”       

Bir başka annenin değerlendirmesi: “Evde çok bağımsız, tek başına birçok şeyi yapıyor. Okula gelince iyice içine kapanıyor.”        

Anne-babanın her davranışı, kullandığı dil ve  becerileri çocuğun gelişiminde konulan birer tuğla gibidir.    

       Farklı sosyal yapılardan gelen çocukların uyum sağlamalarında sorunlar yaşanabilmektedir. Okul korkusu, kendine güveni kaybetme duyguları yaşamaları büyük bir olasılıktır. Öğretmen, anne-babanın ilgilenmesi bu sorunların büyümeden çözülmelerine yol açar. Aksi takdirde okula gitmede isteksizlik, hastalık bahaneleri giderek çoğalacaktır.        

Çocuklar her ne kadar yuvaya hazır da olsalar 1–2 hafta uyum güçlükleri yaşamaları normaldir. Ancak bu süre uzadığı takdirde bir uzmanla görüşüp süreci gözden geçirmek yararlı olacaktır. 

Muhsin YAZICI / Eğitimci

 

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.