Muhsin Yazıcı

Babalar Bazen Unutuyorlar


Dinle oğlum, sen uyurken bunu yatağının başında söylüyorum. Bir elin yanağının altında mışıl mışıl uyuyorsun. Yavaşçacık seni uyandırmadan içeriye girdim. Biraz evvel yazı odamda gazete okuyordum.

Beni boğan bir pişmanlık kısası üzerime hücum etti kabahatliyim. Onun için yatağının yanına geldim.

Sana lüzumundan fazla sert davrandım. Seni acele acele giydirirken yüzünü iyi yıkamadığın, ayakkabılarını iyi boyamadığın için azarladım.

Pijamanı yere attığın için bağırdım. Kahvaltıda her şeye kusur buldum. Yemeğini çiğnemeden yediğin, sütünü döktüğün, dirseğini masaya dayadığın, ekmeğine çok yağ sürdüğün için azarladım. Sen oyuna başlarken ben trene koşuyordum. Oyunu bıraktın ve ‘güle gül. Git babacığım’ diye seslendin. Ben kaşlarımı çatarak ‘dik dursana, kamburunu çıkarma öyle ‘diye tersledim.
Akşamüzeri aynı hal tekrar başladı. Eve dönünce seni diz çökmüş bilye oynarken gördüm. Çoraplarının dizleri delinmişti Seni önüme katarak eve getirdim. Arkadaşlarının önünde mahcup ettim çorapların ne kadar pahalı olduğunu biliyorsun, parasını kendin verecek olsaydın herhalde daha dikkatli kullanırdın’ dedim. Düşün evladım bunu söyleyen bir baba idi.
       Hatırlıyor musun, akşama doğru ben kitap odasında okurken gözlerinde kırgın bir bakışla içeriye girdin, rahatsız ettiğin için sabırsızlanarak gazetemin üzerinden sert set bakınca sen tereddütle durakladın ‘ne istiyorsun’ diye sordum. Sen bir şey söylemedin rüzgâr gibi uçarcasına koşarak boynuma sarıldın, küçük kollarınla Allah’ın kalbinde yaktığı sevgi ateşi ile sımsıkı boynuma sarıldın. Bu sevgiyi haşinlik bile söndürememişti. Sonra pat pat yukarı çıkarken ayak seslerini duydum.

       İşte oğlum biraz sonra gazetem elimden düştü. Beni hasta eden bu korku her tarafımı sardı. Alışkanlıklar bana neler yaptırıyordu. Kusur bulma alışkanlığım.
Bütün bunları seni sevdiğim için, senden çok fazla şey beklediğim için yapıyordum. Seni kendi yaşımın ölçüsüyle ölçüyordum.
       Senin karakterinde güzel iyi ve doğru olan neler varmış, senin kalbin yüksek tepelerin üzerindeki şafak kadar büyükmüş. Her şeye rağmen kendi kendine gelip beni öpmekle bunu gösterdin. Bu akşam hiçbir şeyin kıymeti yok oğlum. Karanlıkta yatağının yanına geldim, pişmanım, utanıyorum.

       Bunları sana uyanıkken söylesem anlamazsın. Fakat sana yarın hakiki bir baba olacağım. Seninle arkadaşlık edeceğim. Sen gülerken güleceğim. Sen ızdırap çekerken ben de acını duyacağım. Sabırsızlandığım zaman dudağımı ısırarak, adeta dini bir ayinde zikreder gibi “çocuktur; küçüktür” diyeceğim.

       Şimdi yatağında tostoparlak yattığını görünce daha henüz pek küçük olduğunu anlıyorum. Daha dün başın annenin göğsündeydi.
       Senden çok fazla şey istemişim yavrum, çok fazla…”

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.