Muhsin Yazıcı

Cumhuriyet Dönemi Türk Eğitim Tarihi – 3

  • B. GENEL ORTA ÖĞRETMENİ YETİŞTİREN KURUMLAR
    1. Örgün Eğitim Kurumları
    Yüksek Muallim Mektebi, Musiki Muallim Mektebi ve Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüleri açılarak Ankara’da 1932–1933 öğretim yılında faaliyete başlayan Yüksek Beden Terbiyesi Mektebi idari bakımdan bağlı olduğu ve daha sonra şube haline gelen Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüleri açılmıştır.


    2. Yüksek Muallim Mektebi :
    1924- 1925 öğretim yılında eğitim öğretim hayatına başlayıp Şubat 1925’te müdür Hilmi Bey ilk Tedrisat Umum Müdürlüğüne atanmıştır. Bu kuruluşların teşkilat şekli şu şubelere ayrılmaktadır.
  • 1) Edebiyat
  • 2) Felsefe
  • 3) Riyaziye
  • 4) Tarih – Coğrafya
  • 5) Fizik- Kimya
  • 6) Taabiyat
  • 7) Sanayi-i Nefise
    Okulun öğretim süresi 8 yarıyıl olmak üzere 4 yıldır. Bunun ilk 3 yılı Darülfünundaki öğretimle mesleki derslere son yıl ise stajlara ayrılmıştır( Öztürk,1996)
  • 3. Musiki Muallim Mektebi:
    24 Temmuz 1923 talimatnamesine göre musiki muallim mektebi lise ve ortaokullarda müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Akademi de Musiki Muallim Mektebi, Riyaset-i Cumhuriyet-i Flormonik orkestrası, Temsil Şubesi olmak üzere üç kurumdan meydana geliyordu.
    4. Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü
    Orta muallim mektebi, 1926- 1927 öğretim yılında Necati Bey’in kararıyla açılarak 1927–1928 öğretim yılında Ankara’ya nakledilmiştir ve aynı yıl Yüksek Tedrisata devredilen okulda bir de pedagoji şubesi açılmıştır. 1931 yılında yayınlanan teşkilat ve programa göre Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü ortaokul öğretmeni ve ilköğretim müfettişleri yetiştiren yüksek dereceli ve yatılı bir okuldur. Daha sonraki dönemlerde ise öğretmen yetiştirilmesini diğer kaynaklara uygulamaları şunlardır:
  • Yedek subay öğretmenler
  • Vekil öğretmenler
  • Barış gönüllüleri
  • Öğretmenlik formasyonu
  • Mektupla öğretmen yetiştirme
  • Hızlandırılmış programla öğretmen yetiştirme
  • Askerliğini öğretmen olarak yapanlar
  • Fakülte mezunlarının öğretmen atanması
  • 5. Cumhuriyet Döneminde Halk Eğitim Çalışmaları
    Cumhuriyet döneminin başında öğretmenler ve onların mesleki kuruluşları kentlerde, köylerde, irşat heyetleri (aydınlanma toplulukları) adı altında halkı aydınlatmaya çalışmışlardır. Halka devrimden bahsetmişler, okuma- yazma öğretmişlerdir (1925–1928) (Akyüz,2001)
    1928 sonlarında Mustafa Necati’nin bakanlığı sırasında Latin harflerinin kabul edilmesi üzerine halka okuma- yazma öğretmek için Millet Mektepleri kurulmuş ve bu mekteplerde 16- 45 yaş arası kadın-erkek herkesi akşam saatlerinde yapılan bir eğitim sonucunda 4 ay boyunca eğitmişlerdir.
    1930’lardan itibaren köylerde yetişkinlere okuma-yazma öğretmek için Halk Okuma Odaları açılmıştır. Daha sonra Türk ocakları kaldırılarak (Nisan,1931) Halk Evleri kuruldu. (19 Şubat 1932). 14 yerde birden açılmıştır. Bu iller; Afyon, Ankara, Aydın, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Eminönü, Eskişehir, Konya, Malatya ve Samsundur. Evler CHP tarafından açılıp kuruluş nedenlerini Mustafa Kemal’in şu vecizelerinde anlayabiliriz. “Gençlik, istikbalin ışığıdır. Gençlik mütemadiyen gelişen ve yetiştiren bir çalışmanın içinde yaşatılmalıdır. Milleti şuurlu, birbirini anlayan, birbirini seven, ideale bağlı bir halk kütlesi halinde teşkilatlandırmak lazımdır. En kuvvetli ders araçlarını ve yetişkin muallim ordularına malik olmak kati değildir. Halkı yetiştirmek, halkı bir kütle haline getirmek için ayrıca bir milli halk mesaisine ihtiyaç vardır. Silah kuvvetinden her türlü cebir ve madde kuvvetinden daha müessir olan fikir kuvvetidir. Bu milleti bu sahada yetiştireceğiz.”
    Bir millet için en önemli unsur dildir. Dil, Türklerin İslamiyet’i kabul edişlerinden beri yabancı unsurlarla karışıp aralığını yitirmektedir. Din ise yalnızca bir Arap hayranlığı biçiminde anlaşılıyordu. Saray ve Medresenin ileri gelenleri halkı milli benliğinden uzaklaştırıp törelerini bıraktırıyor, Müslümanlık derken Araplık, İlim- İrfan derken Acemliği halka benimsetmeye çalıştıkları için devleti, aydın kesimi ise hem Türklükten hem de halktan uzaklaşıyorlardı. Tanzimat’tan sonra Avrupa hayranlığı işe karışmış ve ayrıca milliyet fikrini unutturmaya çalışan Osmanlı görüşüyle beraber Meşrutiyet yıllarında Jön Türkler ortaya çıkmıştır. Daha sonraları aydınlar Türlük özünü halkta arayarak bu zor günlerde “Mustafa Kemal ateşinin” etrafında toplandılar. Halk evleri, savaş yıllarında birbirine zıt insanlar bile bir araya getirerek milli benliğin tam olarak sağlamaya çalışmışlardır. Aynı yıl açılan Türk Dilini Tetkik Cemiyeti ve Türk Tarih Cemiyeti de bu hizmet için uğraşmıştır.
  • a) Halkevi Nedir?
    Halkevi aynı kültürden gelen insanların toplandığı yerdir. Halkevleri her alanda gerilikle, gericilikle, taklitçilikle, kozmopolitlik ve soysuzlukla savaşır. (Baltaoğlu 1950)
    Halkevleri sayesinde aydınlarla halkın kaynaşmasını sağlayıp milli heyecanın sağlanması ve halkın bilinçlenmesini sağlanır. Milliyet bilinci tarihimizde, Türk milliyetçiliği (Türkçülük) üç safhadan geçmiştir.
  • 1. Fikri safha: Ahmet Vefik Paşa’dan Türk Ocaklarının kuruluşuna kadar.
  • 2. Romantik safha: 1912–1931 Türk Ocakları devresi
  • 3. İradi Milliyetçilik Safhası: Atatürkçülük, Atatürk milliyetçiliği devresi (Ergün 1997)
    Halkevlerinin çalışma şekillerine baktığımızda, halkevi merkezinde ve halkevi binası dışındaki çalışmalar olarak ikiye ayırabiliriz. Halkevlerinin tek yönetimi zordu, bu yüzden çeşitli kollar açılmıştır.
  • 1. Dil ve Edebiyat Kolu
  • 2. Güzel Sanatlar Kolu
  • 3. Temsil Kolu
  • 4. Spor Kolu
  • 5. Sosyal Yardım(İçtimai Yardım)Kolu
  • 6. Halk Dershaneleri ve Kurslar Kolu
  • 7. Kitaplık ve Yayın Kolu
  • 8. Köycülük Kolu
  • 9. Müzik ve Sergi Kolu gibi kollar açılarak halkın en iyi şekilde eğitilmesi sağlanmıştır.
    C. KÜLTÜR İNKILAPLARI DÖNEMİ (1929–1931)
    1. Türk Kültür Ve Sanat İnkılabı
  • TÜRK TARİHİ: Cumhuriyete kadar Türkiye’de İslam tarihini esas alan ümmetçi bir tarih Görüşü ile Osmanlı Devleti eserlerde “İslam Tarihi” mekteplerde ise “Osmanlı Tarihi” okutuluyordu. Osmanlı Devletinin yıkılması ve halifeliğin kaldırılması, her iki tarih anlayışının da değerini düşürmüştür. Yeni Türk Cumhuriyeti Devleti ne İslam ne de Osmanlı tarihi ile temellendirilmezdi.(Ergün 1997)
    Atatürk tam bir “tarih” hayranıdır. Bunun da en güzel örneği 1922 yılında kendisine Darülfünun Edebiyat Medresenin fahri profesörlüğü verilmesine rağmen, kendisinin tarihle daha çok ilgilendiği bu nedenle fahri profesörlüğünün edebiyattan çok tarihe ait olmasının daha uygun olacağını belirtmez.
    Daha sonraları Afet Hanım’ın Atatürk’e Fransızca bir coğrafya kitabında Türklerin sarı ırktan ve ikinci dereceden insanlar olarak nitelendirildiğini sorması üzerine H.G.Well’s in dünya tarihi ile duyarlığı Türkçeye çevirterek yayınlatmış.
    1930’da Türk Ocakları Altıncı Kurultayında, M.Kemal’in isteği üzerine bir “Türk Tarih Heyeti” kurularak bilimsel çalışmaların yapılmasına zemin hazırladı. Daha sonralarına kitaplığına birçok tarih kitabı aldırarak kendisinin ve yakın arkadaşlarının bu kitapları incelemesi sonucu, tarih çalışmaları resmi olarak devlet işi sayılmıştı.
    Türk Ocakları Tarih Komisyonu yerine,12 Nisan 1931’ de Türk Tarih Tetkik Cemiyeti kurularak Türk milletinin kökleri Türklerin uygarlığa yararlılıkları gibi konular üzerinde çalışmalar yapıldı. 2–11 Temmuz 1932 tarihinde Birinci Türk Tarih Kongresinde katılan 232 kişiden 196 sı öğretmen olup dinleyiciler arasında dönemin Eğitim Bakanının bulunduğu toplantıda tarih derslerinde bir bilgi ve metot birliği sağlanmaya çalışıldı.
    Kongrede Türk Uygarlık tarihi, ırk, dili ve edebiyatı ile ilgili bildiriler sunulup tartışmalar yapılmıştır.
    İstiklal Marşı’nın sahibi şair Mehmet Akif milli tarih düşmanlarına şöyle haykırmıştır.
  • Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da
  • Maniyi fakat yıkmaya kalkışma bu yolda
  • Ahlafa döner korkarım eslafa hücumu
  • Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?(Hacıeminoğlu, 1995)
    diyerek bir milletin tarihinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.
    1935 yılında Türk Tarih Kurumu adını alan dernek, Avrupa’daki Akademilerle yarışabilecek olması için çalışılıyor ve bir an önce Tarih ve Coğrafya Fakültesi kurulması fikrini geliştiriyorlardı.9 Ocak 1936 yılında fakülte kurulup daha sonraları Ankara Üniversitesi adını almıştır.
    Atatürk 1935–1936 yıllarında dünya üzerinde kafataslarına göre çeşitli ırkların olduğunu uygarlığın bütün dünyaya Orta Asya’dan bu yuvarlak kafalı ırkın yaymış olduğunu, cilalı taş devrinde Orta Asya’dan yayılan bu Türk insanlarının gittikleri yerlerdeki temel dili de oluşturduklarını ona ilkeler olarak kabul eden bir dil ve tarih görüşünü savunuyor, yayıyordu.(Ergün 1997)
    1937 Eylülünde İkinci Türk Tarih Kurultayı toplanarak Türk tarih tezi etrafında bildiriler sunulmuş ve milletler arası bir niteliğe kavuşmuştur.
  • 2. Dil İnkılabı
    Cumhuriyet Döneminde dil sorunu Dil Heyeti kurulması, Akademi açılması gibi çalışmalar yapılıyordu. Türk dili ile ilgili sorunların bir kısmı yazıya bağlı olduğu için önce yazı inkılâbı yapılarak, Avrupa ve Farsça kelimeler dilden atılarak sesleri Türkçe söyleyişe göre yapılmaya çalışılmıştır. Buna müteakip 1929 yılında okul programlarından Arapça ve Farsça derslerinin kaldırılması bu yeniliği destekler niteliktedir.
    Yazı inkılâbından sonra Dil Komisyonu dil sorunları üzerinde durarak, Türkçe’nin bilimsel incelemesini yapacak dilbilgisi hazırlayacak, Türkçe sözleri derleyip yeni bir sözlük hazırlanılması gibi çalışmalarda bulunulmuştur.
    2 Temmuz 1932 deki Birinci Türk Tarih Kurultayında tarih araştırmalarının dil araştırmalarıyla desteklenmesi, Türk tarihi gibi Türk dilinin de bilimsel incelemelere tabi tutulması isteği üzerine Kurultayın kapanış gecesi Atatürk’ün “Dil işlerini düşünecek zamanı gelmiştir” işaretiyle Semih Rıfat’ın başbakanlığında ve “Türkiye Cumhuriyeti Reisi Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin yüksek himayeleri altında bir “Türk Dili Tetkik Cemiyeti “ kuruldu. Bu dernek Türkçeyi incelemek, elde edilen sonuçları uymak için, kaynaklarına gelişmesine ve bugünkü ihtiyaçlarına göre bir Türkçe meydana getirecek eski eserlerden ve Latin dillerinden derlemeler yapacaktır. (Ertop, 1963)
    26 Eylül –6 Ekim 1932 de yapılan Birinci Türk Dili Kurultayında başlıca şu konular ele alınmıştır.
    Türkçenin tarih köklerinin araştırılıp, Sümerceye benzediğine dair görüşlerin derinleştirilmeye çalışılması.
    Türkçe de, en az Türk toplumları kadar dünyaya yayılmış başka dillerden kelime alıp, vermiş öz zenginliğini ortaya çıkarmak ve daha bu toplantıda Türkçenin bütün dillerin anası olduğu görüşü savunulmaya çalışılmıştır.
    17 Ekim 1932 ‘de yayınlanan bildiriyle Türk yazı dilinden yabancı sözcüklerin atılacağı, konuşma dili ile yazı dillerini birleştirerek, derleme ve lehçelere dayanan sözlükler hazırlanacağı, Batı dillerindeki kavramlara Türkçe kavramları yapılacağını duyuruyordu.
    1928’de itibaren hutbelerin Türkçe okunması, 1930 da Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi ve 1932’den itibaren ezanın Türkçe okunması ile 1934 yılında çıkarılan soyadı yasası dolayısıyla öz Türkçe kelimelerin soyadı olarak alınmaya başlaması, Türk dil inkılâbındaki önemli adımlardan olmuştur.(Ergün,1997)
    1934’teki İkinci Türk Dili Kurultayında belirlenen temeller üzerinde çalışma raporları ve bildiriler görüşülerek yabancı sözcüklerin atılıp Türkçe karşılıkları bulunması çalışmaları devam etmiş 1935 yılında Atatürk “Vatandaş Türkçe Konuş!”kampanyalarını açtırarak bütün vatandaşların Türkçe konuşmaları gerektiğini belirterek şu anlamlı konuşmayı yapmıştır.
    “Türk demek, dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insanlar, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
    Türkçe konuşmayan bir insan; Türk halkına, camiasına mensubiyetini iddia ederse, buna inanmak doğru olmaz. (Baydar,1960)
    Türkçenin Hint-Avrupa kökenli dil grubundan olması Atatürk’ü Güneş Dil Teorisine götürdü. Almanlar bu teoriye benzer nitelikte “Ay-Dil Teorisi”ne sürseler de Atatürk’ün asıl esin kaynağı Avusturyalı H.F.Kuergel’in “Türk Dilindeki Bazı Öğelerin Psikolojisi” adlı çalışmadır.
    Bu teoriye Güneş-Dil denmesinin nedeni, bütün insanlığa hayat verenin güneş olması ve bütün dillerin, insanın güneş karşısındaki duygu ve düşüncelerinin ifadesinden çıkması görüşüdür. Bu teorinin ana ilkeleri şunlardır.
     Bütün dillerde bir kök, bir de buna eklenmiş sesler vardır. Esas dil kökteki seslerdir.
     Ses bakımından birbirine yakın konsonlar birbirinin yerine geçmektedirler.
     Bazı seslerde bazı anlamlar birikmiştir.(Korkmaz,1963)
     24–31 Ağustos 1936 günlerinde toplanan Üçüncü Türk Milli Kurultayında Güneş Dil ilkeleri ayrıntılı olarak tartışılmaya devam edilmiş ve bu arada Ankara’da bilimsel araştırmalar yapmak üzere 9 Ocak 19362da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi kurulmuştu.
    Atatürk döneminde, sağlam ilke ve programlarıyla Türk dil inkılâbının ön hazır devresi tamamlanmıştı.
    Cumhuriyetin kuruluşunun doğurduğu ümit ile ilk yılların niteliksel eğitim planlaması ve sistem planlaması çok başarılıdır. Parlak Maarif Kadroları çağın bilgisini çözüp gelenekle yeniliği birlikte yorumlayarak milli kültürün oluşumunda öncülük yapmaktaydılar. (Tekışık,1999)
  • 3. Tiyatro:
    Bu dönemde en önemli sorun; Türk kadın tiyatro sanatçılarının sahne almaları sorunudur. İstanbul zaptiyesi sahnede Afife Hanımı kovalarken, çağdaş görüşe sahip Atatürk’ün karşısında 1923 yılında İzmir’de Müslüman bir Türk kadını (Muvahhit Hanım)sahneye çıkabiliyordu.
    1930 yılında Atatürk tiyatro sanatçılarını kabul töreninde yaptığı konuşmada “Efendiler, hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reis-i cumhur olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu sanatçıları sevelim” demiştir. (Ergün 1997)
    1933 yılında Avusturyalı Joseph Marks’ın önerisiyle modernleşen tiyatro, Türkiye’de operet türünün yerleşmesine ve yerli tiyatro oyunlarının sayısının artması ve çocuk tiyatrolarının açılmasına sebep olmuştur.
  • 4. Resim, Heykel ve Süsleme
    İslam dininde bu sanat dillerinin yasak olduğu gibi asılsız söylemler neticesinde bu sanat kolları fazla gelişmemiştir.
    Ancak Cumhuriyet Döneminin ilk heykeli, 3 Ekim 1926’da İstanbul Sarayburnu’na dikilen Gazi Mustafa Kemal heykelidir.
    Daha sonraları Mustafa Necati Bey Sanayi Nefise Müdürlüğü kurup bunu işlevselleştirmek için Sanayi Nefise Encümeni görevlendirmiştir.
    Bakanlığın mimarı uzman Prof.Dr.Egli VE Avusturya’dan getirilen bir süsleme sanatları uzmanı, daha sonra Akademide önemli görevler yapmışlar, 1828’deki Tezyini Sanatlar Bölümü’nün yanı sıra Akademide 1936 yılında da Türk Tezyini Bölümü kurulmuştu.
    Bizzat Atatürk’ün emriyle 1937 yılında bir de “Resim ve Heykel Müzesi” açılmıştır.(Ergün,1997)

    KAYNAKÇA

  • 1. ACIBURNU, Kemal, Milli Mücadele ve İnkılâplarla İlgili Kanunlar, Ankara 1957.
  • 2. AKKUTAY, Ülker, Milli Eğitimde Yabancı Uzman Raporları, Atatürk Dönemi, Avni Akyol Kültür ve Eğitim Ümit Vakfı, Düzce, 1996.
  • 3. AKYÜZ, Yahya, Başlangıçtan Günümüze Türk Eğitim Tarihi, (8. Baskı), Alfa Yayınları, İstanbul, 2001.
  • 4. ERGÜN, Mustafa, Atatürk Devri Türk Eğitimi, (2. Baskı), Ocak Yayınları, Ankara, 1997.
  • 5. ERTEM, Rekin, Elif Be’den Alfabeye Türkiye’de Harf ve Yazı Meselesi, İstanbul, Dergâh Yayınları, 1991.
  • 6. ERTOP, Konur, Atatürk Devriminde Türk Dili Atatürk ve Türk Dili İçinde, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1963.
  • 7. HACIEMİNOĞLU, Necmettin, Milliyetçi Eğitim Sistemi, Kamer Yayınları, İstanbul, 1995.
  • 8. Hâkimiyet- i Milliye Gazetesi, Mustafa Kemal’in 19.02.1932 tarihinde Halk Evlerini Açış Nutku, 20.02.1932
  • 9. KORKMAZ, Zeynep, Türk Dili’nin Tarihi Akışı İçinde Atatürk ve Dil Devrimi, DTCF Yayınları, Ankara, 1963.
  • 10. ÖZTÜRK, Cemil, Atatürk Devri Öğretmen Yetiştirme Politikası, TTK Yayınları, Ankara, 1996.

11. SEZER, Ayten, Atatürk Döneminde Yabancı Okullar (1923-1938), TTK Yayınları, Ankara, 1999.

İÇİNDEKİLER
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK EĞİTİMİ
I. ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK EĞİTİMİNE GENEL BİR BAKIŞ
A. 1921 MAARİF KONGRESİ VE ÖNEMİ NEDİR?
B. BİRİNCİ HEYET-İ İLMİYE
C. EĞİTİM BAKANLIĞI ÖRGÜTÜ
D. TEVHİD-İ TEDRİSAT NEDİR?
1. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun Uygulanması
2. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun Yabancı Okullara Yansıması
E. CUMHURİYET DÖNEMİNDE EĞİTİMİN RESMİ TEMEL AMAÇ VE İLKELERİ……………….
F. ATATÜRK’ÜN TÜRK EĞİTİM TARİHİNDEKİ YERİ
G. ATATÜRK’ÜN EĞİTİMİMİZ İÇİN ÖNERİLERİ, İSTEKLERİ, TALİMATLARI
H. HEYET-İ İLMİY E TOPLANTILARI
1. İkinci Heyet-i İlmiye Toplantısı :
2. Üçüncü Heyet-İ İlmiye Toplantısı
İ. KARMA EĞİTİM
II. ATATÜRK DEVRİ ÖĞRETMEN YETİŞTİRME POLİTİKASI
A. CUMHURİYET DÖNEMİ ( 1923–1938 )
1. Anaokulu Öğretmeni Yetiştirme Politikası
2. Mustafa Necati Bey’in İlkokul Öğretmeni Yetiştirme Politikası
III. YAZI, DİL VE TARİH İNKİLABLARININ EĞİTİMİMİZDEKİ YERİ NEDİR?
A. LATİN HARFLERİNİ SAVUNANLAR :
B. MİLLET MEKTEPLERİ
C. YABANCI EĞİTİM UZMANLARI
IV. CUMHURİYET DÖNEMİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİMDEKİ YENİLİK VE GELİŞMELER…
A. KENDİ KÜLTÜRLERİNİ BENİMSETME VE YANDAŞ KAZANMA GİRİŞİMLERİ
B. GENEL ORTA ÖĞRETMENİ YETİŞTİREN KURUMLAR
1. Örgün Eğitim Kurumları
2. Yüksek Muallim Mektebi :
3. Musiki Muallim Mektebi :
4. Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü
5. Cumhuriyet Döneminde Halk Eğitim Çalışmaları
a) Halkevi Nedir?
C. KÜLTÜR İNKILÂPLARI DÖNEMİ (1929–1931)
1. Türk Kültür Ve Sanat İnkılâbı
2. Dil İnkılâbı
3. Tiyatro:
4. Resim, Heykel ve Süsleme

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.