Muhsin Yazıcı

Bilişsel Eğitim Kuramı – Piaget – 1

BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI-PİAGET

Yeni doğan çocuğun, baş etmesi gereken en önemli problem, yaşadığı dünyayı öğrenmesi, anlamasıdır. Bu problem yetişkinlere kolay görünebilir. Yetişkinler objelerin değişik türlerini bilir: ağaçlar, kayalar, hayvanlar, kitaplar, kadınlar, erkekler, çocuklar vb. Yer sarsıldığında kaya düşebilir, yılın değişik zamanlarında ağaçlar değişime uğrar; kadın – erkek evlenir, çocuk sahibi olur.

Yetişkin, bütün bunlarla objelerin sürekli olduğunu anlayabilir. Ayrıca, objelerle birçok etkinlik yapar, sonuçlarını öğrenir. Örneğin; taşı suyun yüzüne belli bir açıyla fırlattığı takdirde, suyun yüzeyinde kaydırabilir. Sonuç olarak yetişkin, dünyanın kapsamı hakkında ayrıntılı bilgi edinmiştir. Çocuk ise, dünyanın kapsamında olan sayısız şeyi öğrenmekle kar¬şı karşıyadır (Senemoğlu 2005).

“Biliş” (Cognition) terimi dünyamızı öğrenmeyi ve anlamayı içeren zihinsel faaliyetler anlamına gelir. Yaklaşık olarak biliş kelimesi düşünme ile eş anlamlıdır. Çocuklar yetişkinler gibi düşünemezler.

Kendilerine özgü bir dünya görüşleri vardır. Duruma bu yönüyle bakmak çocuğun dünyasını anlamamız bakımından çok önemlidir. Bireyin çevresindeki dünyayı anlama ve öğrenmesini sağlayan, aktif zihinsel faaliyetlerdeki gelişime bilişsel gelişim adı verilmektedir.

Bilişsel gelişim bebeklikten yetişkinliğe kadar, bireyin çevreyi, dünyayı anlama yollarının daha kompleks ve etkili hale gelmesi sürecidir. Piaget, Bruner ve Vygotsky, çocuğun çevresindeki dünyayı, değişik yaşlarda nasıl ve niçin böyle gördüğünü ve algıladığını belirlemeye çalışmışlardır (Koçak 2005, Senemoğlu 2005).

Piaget’e göre bilişsel gelişim, beyin ve sinir sisteminin olgunlaşmasıyla bireyin çevresine adapte olmasına yardımcı olan deneyimlerinin bir birleşmesidir (Sayıl 2002). Bunu da insanların kalıtsal benzerliğe sahip olmasına ve birçok çevresel deneyimi paylaşmasına bağlanmaktadır.

Bilişsel gelişimin amacı; soyut şekilde akıl yürütme, varsayımsal durumlar hakkında mantıksal düşünme, kuralları karmaşık ve daha yüksek yapıda örgütlemedir. Piaget’e göre bilişsel gelişim, organizmanın doğumundan ölümüne kadar farklı basamaklardan geçerek düzenli olarak niteliksel bir değişim içine girmesidir (Bayhan ve Artan 2005).

1. PİAGET’İN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI
Jean Piaget’nin “cognitive-structural” (bilişsel yapısal) teorisi en iyi bilinen organizmik gelişim teorisidir (Tüzün 2000).

Gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalarıyla tanınmış İsviçreli yapısalcı bilgin ve düşünür. Piaget 1896’da İsviçre’de doğmuş, 1918 yılında Lozan Üniversitesini bitirmiştir. Biyolog ve psikologdur. Piaget çocukluğundan itibaren davranışla ilgilenmiş ve hayvan davranışlarını gözlemiştir. Daha 15 yaşında bir bilim dergisinde hayvan davranışlarına ait bir yazısı basılmıştır. Daha sonraki yıllarda psikoloji onun ilgili alanı olmuş ve Paris’te Alfred Binet laboratuarında bu konuda çalışmalar yapmıştır (Scarr et al 1986, Kavaklı 1992).

Neuchatel Üniversitesi’nde zooloji alanında eğitim gördü. Zürih’e giderek Jung ve Bleuler ile biyoloji ve epistemoloji alanında çalıştı. 1921’de Cenevre’deki J.J. Rousseau Enstitüsü’nün başına geçti. 1936-29 arasında Neuchatel Üniversitesi’nde ders verdi (Yerguz 2005).

Kendi üç çocuğunu oyun sırasında gözleyerek bilişsel gelişimle ilgilenmeye başlamıştır. Daha sonra diğer çocukları da onlarla oynayarak, onlara sorular sorarak ve nasıl düşündüklerini öğrenmek için testler tasarlayarak gözlemiş ve incelemiştir. Sonuçta Piaget, bütün çocukların geçtiğini düşündüğü bir dizi dönemin ayırtına varmıştır (Sayıl 2002).

Piaget 1920’lerden itibaren çocuklarda zekâ gelişimi üzerinde çalışmalar yapmaya başlamıştır. Geleneksel zekâ anlayışına karşı çıkarak zekanın zeka testinden alınan puan olmadığını belirtmiştir. O, zekayı zihnin değişme ve kendini yenileme gücü olarak tanımlamıştır. Ayrıca çocukların ilkel zihin yapısına sahip küçük yetişkinler olmadığını belirtmiştir (Selçuk 1995).

Piaget’ye göre çocuk, dünyanın pasif alıcısı değildir. Bilgiyi kazanmada aktif bir role sahiptir. Ayrıca, değişik yaşlardaki çocukların ve yetişkinlerin dünyaları birbirlerinden farklıdır. Piaget bu farklılığın nedenlerini incelemiş ve bireyin dünyayı anlamasını sağlayan bilişsel süreçleri açıklamaya çalışmıştır (Arı 2005, Senemoğlu 2005).
Piaget düşünmenin yaşa ve deneyime göre değişmesi, gelişmesi ve farklılaşması üzerinde durmuştur.

Ona göre, yaşı büyük olan bir çocuk, yaşı daha küçük olan bir çocuktan sadece daha iyi bilmek, anlamakla kalmayacak, ondan daha farklı düşünecektir (Kavaklı 1992). Yani bir çocuğun aklı her devrede farklı şekillerde çalışır (Bulkes 2001). Her safhada çocuklar değişen çevreyle birlikte uyum sağlar. Bütün çocuklar aynı safhalarda ilerler fakat aynı hızda gelişim göstermez (Neff and Spray 1996). Piaget öğrenme sürecinde içgüdülerin önemini vurgular.

Piaget’e göre, gelişme dışarıdan öğretilenlerden bağımsız olarak çocuğun ilgisi ve merakı sonucu kendi kendisine gelişen bir süreçtir. Piaget’e göre çocuk kavramları ve nedenleri ayrı evrelerde ve farklı olarak anlar ve değerlendirir.

Çocuğun sorunu çözmede kullandığı düşünme ve mantık, çocuğun gelişme düzeyi ve deneyimi arasındaki etkileşimi yansıtmaktadır. Piaget tarafından geliştirilen bu kuram temeldeki yapı ile yaşantı arasındaki dinamik etkileşimi vurgulaması bakımından önemlidir (Kavaklı 1992).

Piaget, bilişsel gelişimi, biyolojik ilkelerle açıklamıştır. Piaget’ye göre gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir sonucudur.

2. BİLİŞSEL GELİŞİMİ ETKİLEYEN İLKELER
Bilişsel gelişimi etkileyen ilkeleri de şöyle belirlemektedir.

(1) Olgunlaşma;

(2) Yaşantı;

(3) Uyum;

(4) Örgütleme ve

(5) Dengeleme.

İnsan yavrusu, bir takım davranış biçimlerini kalıtımla hazır olarak getirmeseydi, karmaşık, bir organizma haline nasıl gelebilirdi? İnsan yavrusu, çok sayıda refleksle doğar. Bu refleksler, çevresine uyum sağlamasına yardım eder.

Çevresindeki dünya ile ilgili hiçbir yaşantıya sahip olmayan bebeğin davranışlarını refleksler yönlendirir. Ancak bebek, biyolojik olarak olgunlaştıkça ve çevresi ile etkileşimleri sonucu yaşantı kazandıkça, refleksler değişikliğe uğrar. Refleksler, çocuğun çevresine uyum sağlamasına yardım konusunda yerlerini, bilinçli, karmaşık hareketlere bırakırlar.

Burada önemli olan nokta; bilişsel gelişim de ilerleme olabilmesi için organizmanın biyolojik olgunluğa erişmesi ve çevresiyle etkileşimleri sonucu yaşantı kazanması gerektiğidir. Olgunlaşma daha çok fiziksel gelişimi ifade eder. Kişinin bedensel açıdan gelişmesi demektir.

Olgunlaşmanın zihin gelişimi üzerindeki etkisi daha çok yoksunluk durumunda ortaya çıkar. Başka bir deyişle, kişi olgunlaşmamış olduğu zaman zihin gelişimi gecikir. Veya erken olgunlaşma denen durumda da zihin gelişimi ile olgunlaşma arasındaki bağlantıyı görmek mümkündür. Kısaca, kişi olgunlaştıkça zihin gelişimi de ilerler. Örneğin, dil öğrenme gibi. Yeterli fiziksel olgunlaşma meydana gelmeden dil gelişimi gerçekleştirilemez.

Fiziksel olarak olgunlaşma özellikle, merkezi sinir sisteminin olgunlaşmasıyla ilişkilidir. Bilişsel gelişim, olgunlaşma ve yaşantı kazanma arasındaki sürekli etkileşimin bir ürünüdür (Senemoğlu 2005, Bacanlı 2006, Aydın 2006).

Zihin gelişimi kişinin geçirdiği yaşantılarla artabilir. Özellikle yaşantı zenginliği kişinin zihin gelişimini de artırır. Bu faktör diğerlerine göre insanın müdahalesine en uygun olan faktördür. Aslında gündelik hayatta çocuğuna oyuncak alan anne babalar, ona yaşantı zenginliği sağlamaya, böylece zihin gelişimine yardımcı olmaya çalışmaktadır.

Aslında bir taraftan da en çok tartışılan faktör yaşantı olmaktadır. “Çocuğun nesnel olarak elinde bulunan oyuncaklar mı hayali benzetmeler mi daha etkilidir” sorusuna henüz üzerinde uzlaşılmış bir cevap verilememiştir. Ancak, genel olarak yaşantı zenginliğinin zihin gelişimini etkilediği kabul edilmektedir (Bacanlı 2006).

Piaget’ye göre yaşam “sürekli olarak, giderek karmaşıklaşan formların yaratılması ve bu formların, giderek karmaşıklaşan formların yaratılması ve bu formların, giderek çevreyle dengelenmesi”dir. Inhelder ve Piaget’ye göre; insanlar çevreyle etkileşimde bulunarak, bu etkileşimden o anki ilgilerine göre anlamlar çıkarıp şemalar oluşturarak ve bilgiyi işleyerek öğrenir. Çevreyle etkileşim, onu kavramak, kontrol etmek önemlidir.

Çünkü çevreye uyum sağlamaya çalışırız. Bunu yaparken, belli şeyleri yaparken hangi uyaranların kullanılacağını ve yaptığımızın sonuçlarının neler olabileceğini öğreniriz. Örneğin, bir çocuk salıncağa binmek istiyorsa oraya nasıl çıkabileceğini araştırır. Salıncağın altına yatmaya çalışmaz, salıncağa tırmanmaya çalışır. Sonunda da bu çabanın neye yol açtığını öğrenir. Burada, yaparak öğrenme gerçekleşmiş olur.

Bu durum düşünme yolları farklı da olsa, hem çocuklar hem yetişkinler için geçerlidir. Ayrıca, “düşünmenin ana işlevleri” olan “örgütleme” ve “uyum” da bütün organizmalar da aynıdır. Aslında örgütleme ve uyum bir mekanizmanın birbirini tamamlayan iki sürecidir. Bu sürecin içsel yönünü örgütleme, dışsal yönünü uyum oluşturur (Ün Açıkgöz 2005).

Piaget’nin, bilişsel gelişim de olduğu kadar, diğer gelişim alanlarında da etkili olduğuna inandığı diğer bir ilke de uyumdur. Organizmanın çevreye uyum yeteneği, kuşkusuz tüm canlılar için ortak bir özelliktir ve Piaget’nin de bilişsel gelişimi açıklamasında temel bir kavramdır. Piaget, bilişsel gelişimi, dünyayı öğrenme yolunda bir denge, dengesizlik, yeni bir denge süreci olarak görmektedir.

Diğer bir deyişle, alt düzeydeki bir dengeden, üst düzeydeki bir dengeye ilerleme, olarak tanımlamaktadır. Bu dengelenme sürecinin kesintisiz işleyebilmesi ise karşılaşılan yeni obje, durum ve varlıklara uyum sağlamayı gerektirir (Senemoğlu 2005).

Uyum ilkesine ek olarak Piaget’nin bilişsel gelişimle ilgili gördüğü diğer bir biyolojik ilke de, organizmanın örgütleme eğiliminde olduğudur. Her bir uyum hareketi, organize edilmiş bir davranışın parçasıdır. Tüm etkinlikler koordinelidir. Uyum davranışı, örgütlenmiş bir sistemin, örgütlenmiş bir etkinliğin parçası içinde yer aldığı için düzenlidir.

Örgütleme, sistemin düzenini koruyucu ve geliştiricidir. Örneğin, biyolojik olarak, pankreas, gerekli miktarda insulin salgılayarak kandaki şekeri düşürür. Burada dolaşım sistemi ile iç salgı bezleri, vücudun dengesini korumak için organize edilmiş (örgütlenmiş) etkili bir sistem için koordineli olarak çalışır. Ancak bu koordinasyon ya da organizasyon, organizmanın diğer biyolojik fonksiyonlarından bağımsız değildir. Tüm organizmanın bir parçası olarak da işlevlerini yerine getirirler (Senemoğlu 2005).
Benzer olarak organizmanın bu örgütleme eğilimi, bilişsel gelişime de uygulanabilir.

Örneğin, yeni doğan bebeğin nesneleri yakaladığını, emdiğini gözleyebilirsiniz. Ancak, bu etkinlikler, başlangıçta koordineli değildir. Birkaç koordinesiz yakalama ve emme etkinliğinden sonra artık, istediği nesneyi düzgün olarak yakalayıp emme davranışını gösterebilir. Böylece düzensiz etkinliklerden organize edilmiş etkinliklere doğru bir ilerleme görülür.

Örnekte de görüldüğü gibi, organizma çevreye uyum sağlama, uyumu da bir organizasyon (örgütlenme) içinde gösterme eğilimindedir (Senemoğlu 2005).
Piaget’ye göre uyum ve organizasyon (örgütleme) biyolojik fonksiyon için olduğu kadar, bilişsel fonksiyon için de önemli iki ilkedir.

Bu iki ilkeye “fonksiyonel değişmezler” adını vermektedir. Yani organizmanın gerek biyolojik, gerek psikolojik, gerekse bilişsel fonksiyonlarını yerine getirmesinde, duruma uyum sağlaması ve bu uyumu bir koordinasyon içinde gerçekleştirmesi yaşamsal bir öneme sahiptir (Senemoğlu 2005).
Piaget’nin diğer bir ilkesi de dengelemedir.

Daha önce de belirtildiği gibi gelişim, alt düzeydeki bir dengeden üst düzeydeki bir dengeye ilerleme idi. Çocuğun bilişsel dengesi, yeni karşılaştığı olay, obje, durum ve varlıklarla bozulur. Onlarla etkileşim de bulunarak yeni yaşantılar kazanır ve yeni obje, olay, varlık ve duruma uyum sağlar.

Böylece, yeni ve üst düzeyde bir dengeye ulaşır. Ancak bu denge statik değil, dinamik bir dengedir. Çevre sürekli değiştiğinden ve öğrenilmesi gereken şey bulunduğundan, denge sürekli olarak bozulacak ve yeniden kurulacaktır. Aksi takdirde öğrenme ve sonucunda da gelişme oluşamaz (Senemoğlu 2005).

Kültürel (toplumsal) aktarım: İçinde bulunulan toplumda kişinin zihin gelişimini etkilemektedir. Kültürler bireylerin zihinlerini nasıl kullanacakları üzerinde gerek davranış kalıpları, gerekse dil aracılığıyla belirlemede bulunmaktadırlar. Ayrıca, kültür bireylere yaşantı zenginliği sağlanmasıyla da zihin gelişimini artırır. Toplumun üyelerine aktardığı bilgiler zihinsel gelişimi artırır (Bacanlı 2006).

Piaget, zihin gelişimi kuramını geliştirmeden önce zihin veya zeka anlayışını ortaya koyarak anlaşılmasını kolaylaştırmaya çalışmıştır. Önce zekayı tanımlayarak işe başlamış, sonra zekanın işlevleri ve etkileyen faktörler üzerinde durmuştur. Piaget, çocuklarla çalışırken “Gözden geçirilmiş klinik yöntem” adını verdiği yarı yapılandırılmış bir araştırma yöntemi de geliştirmiştir. Bu yöntem vak’a incelemesinin bir türü olarak ele alınabilir. Ancak, bir çocuğun ele alınıp, düşünce yapısının ortaya çıkarılması söz konusu olduğu için, vak’a incelemesinin ötesinde özelliklere sahip olduğu anlaşılabilir (Bacanlı 2006).
 

3. KURAMIN TEMEL KAVRAMLARI
Piaget’nin bilişsel gelişim kuramını daha iyi anlayabilmek için kuramın temel kavramları aşağıda açıklanmıştır.
 

3.1. Zeka: Zeka, psikologların üzerinde uzlaşmakta zorluk çektikleri konulardan biridir. Öyle görünüyor ki, zeka, hangi zeka testi kullanılmakta ise, o testin ölçtüğü şeydir. Veya kim zekadan bahsediyorsa, kendi zeka anlayışından bahsetmekte, başkalarının zeka anlayışlarıyla kısmen uyuşmakta, kısmen de aykırı düşmektedir. Yani, zeka anlayışları oldukça farklıdır.

Piaget’ye göre zeka, çevreye uyum yapabilme yeteneğidir. Burada uyum yapabilmeyi başa çıkabilme olarak da ele almak mümkündür. Çünkü insan çevresine uyum yaparken, aynı zamanda onunla başa çıkmaktadır. Zekayı çevreye uyum yapabilme yeteneği olarak tanımlamak önemli bir başarıdır, çünkü en azından üzerine basılabilecek bir temel bulunmuş olmaktadır.

Kişi, içinde bulunduğu (özellikle fiziksel) çevreye ne kadar çok ve ne kadar hızlı uyum yapabiliyorsa o kadar zekidir denebilir. Piaget, zekanın bir takım test maddeleriyle belirlenmesine karşı¬dır (Senemoğlu 2005, Bacanlı 2006).
K

ısaca Piaget’ye göre, her canlı yaşayabilmek için kendine en uygun koşulları bulmaya çalışır. Bunu gerçekleştiren temel etken de onun zekâsıdır. Organizma, değişen olgunlaşma düzeyine ve çevresiyle etkileşimlerine bağlı olarak değişik yaşantılar kazanır. Dolayısıyla organizmanın zeka düzeyine bağlı olarak gösterdiği performansta da farklılıklar vardır (Senemoğlu 2005).
P

iaget’nin kuramıyla ilgili açıklanması gereken diğer bir kavram da “şema” dır.
 

3.2. Şema: Şema, bireyin çevresindeki dünyayı anlamak için geliştirdiği bir bilgisayar programı gibidir. Çevresindeki problemleri anlama, çözme, dünyayla baş etme yolları yapıları olarak düşünülebilir. Şema yeni gelen bilginin yerleştirileceği bir çerçevedir. Şemalara, küçük bir bebeğin uzanıp bir nesneyi yakalaması veya bir üniversite öğrencisinin bir matematik probleminin nasıl çözüleceğini öğrenmesi örnek olarak verilebilir (Arı 2005).

Şema, örgütlenmiş davranış veya düşünce örüntüsüdür; çocuğun çevresiyle etkileştikçe geliştirdiği davranış ve düşünce kalıplarıdır. Şema en temel zihinsel yapıdır. Şemalar top oynamak gibi davranışsal veya top çeşitlerini bilmek gibi bilişsel olabilir. Bilişsel yapılar ya da şemalar yoluyla birey çevresine uyum sağlar ve çevreyi organize eder.

Piaget, vücudun yaşamını sürdürmesi için yapıları (organları) olduğu gibi, zihnin de yapıları olduğuna inanmaktadır. Kuşkusuz bu yapılar gözlenemez, ancak davranışlardan yordanabilir (Koçak 2005, Senemoğlu 2005, Bacanlı 2006).
Yapılar, sürekli olarak olgunlaşma ve yaşantı kazanma etkileşimi sonucunda değişir, yeniden organize edilirler. Bir yaş çocuğunun şemaları ya da yapıları, dört yaş çocuğunun yapılarından farklılık gösterir. Bu farklılığı davranışlarında gözlemek mümkündür.

Şemayı somut olarak anlamanın en iyi yolu, çocuğa uyarıcı sunmak ve ona karşı nasıl davranacağına bakmaktır. Çocuk bu uyarıcıyı tipik olarak nereye sınıflayıp yerleştirmekte, ona ne anlam vermektedir? Örneğin; iki aylık çocuğa çıngırak verdiğinizde onu yakalayıp ağzına götürecek ve emecektir. Çünkü bu uyarıcıyla ilgilenmesi için uygun şema; yakalama – emme şemasıdır. Dokuz aylık çocuğa çıngırağı verdiğiniz takdirde, gene yakalayıp ağzına alabilir, ancak, sallayabilir, döndürebilir ya da atabilir de.

Çünkü olgunlaşma ve yaşantı etkileşimleri sonucunda şemaları değişmiş, gelişmiştir. Buna bağlı olarak çıngırağa farklı anlamlar yükleyebilir hale gelmiştir (Senemoğlu 2005). Örneğin bebek biberonu yakalayıp, ağzına götürüp, biberonun emziğini ağzına alıp, biberonu hafifçe yukarı kaldırarak emziği emer ve sıvıyı yutar.

Bu hareketler bebeğin beslenme şemasıdır. Bebeğin biberonuyla beslenirken, zaman zaman biberonda meydana gelen hava boşluğundan dolayı sorun yaşıyor. Bebek sinirleniyor veya biberonu daha iyi yakalamak için biberonu sıkıyor. Sıvı bebeğin ağzına daha bol geliyor.

Bu yeni bilgi bebek tarafından beslenme şemasına yerleştirilir (Arı 2005).
Şema kavramını somutlaştıran bir başka örnek de şu olabilir: Köye bir gezi sırasında, kırda yayılan koyunları ilk kez gören çocuk “baba köpeklere bak” der. Burada açıkça görülüyor ki, koyunlar çocuğun bildiği köpek ölçütlerine en uygunudur. Koyun uyarıcısıyla karşılaştığında, onu kendisinde var olan uygun şema içine yerleştirmiştir.

Ancak, koyunlarla etkileşimde bulunup yeni yaşantılar kazandıktan sonra, koyunun köpek olmadığını anlayıp onun için yeni bir şema, kategori oluşturacaktır (Senemoğlu 2005).
 

ÖRNEK OLAY
Merve ilkokul birinci sınıfa başlamış ve okulda her sabah söyledikleri “AND”ı, evde tekrar etmektedir. “Türküm, doğruyum, çalışkanım, yasam; büyüklerimi saymak, küçüklerimi korumak” Bu sırada halası Merve’ye sorar; “Büyüklerimi saymak ne demektir, Merve?” Merve odadaki dedesini, babaannesini, ağabeyini saymaya başlar. bir, iki, üç …”

Şemalarla ilgili önemli bir nokta, sürekli olarak olgunlaşma ve yaşantı kazanma yoluyla değişmeye uğrayıp yeniden organize edilebilir olmalarıdır.
Bebeğin doğduğundaki ilk şemaları refleksif etkinliklerdir. Bunlar; emme, yakalama vb. çok basit şemalardır. Bebeklikten yetişkinliğe doğru şemalar, olgunlaşma, yaşantı kazanma, uyum ve örgütleme yoluyla sürekli olarak değişir, gelişirler (Senemoğlu 2005).
 

3.3. Uyum: Uyum fonksiyonel bir değişmezdir. Yani uyum, yaşam boyunca devam eder. Bilişsel gelişim açısından olduğu kadar diğer fiziksel ve psikososyal gelişim açısından da sürekli olarak uyum sağlamak durumundadır. Uyum; evrenin değişen verilerine göre yeni bir davranış yapısına uyacak biçimde, eski davranış biçimini değiştirme şeklinde tanımlanabilir (Selçuk 1995).

Piaget, insanların doğuştan getirdikleri iki temel eğilim olduğu düşüncesindedir: Örgütleme ve uyum sağlama. Örgütleme, süreçleri sistematik ve tutarlı sistemler haline getirme ve bu amaçla birleştirme, koordinasyon sağlama, fikirler ve eylem¬leri birleştirme eğilimidir. Başka bir ifadeyle karşı karşıya olduğumuz kavram ve olayları birbirleriyle tutarlı bütünler haline getirmeye çalışırız. Biyolojik süreç nasıl homeostasis şeklinde denge kurmaya çalışıyorsa, aynı şekilde zihin de dengelenmeye ulaşmaya çalışmaktadır.

Uyum sağlama ise, çevreye uyum sağlamayı ifade eder. İçinde bulunduğumuz çevreye uymaya çalışırız. Piaget, nasıl yiyecek yiyerek yiyeceği bedenimize katmaya çalışıyorsak, çocuğun da aynı şekilde bilgiyi zihnine katmaya çalıştığı düşüncesindedir.

Adaptasyon nörolojik ve fiziksel olgunlaşmayı takip eden istekli hareketlerle birlikte refleksif hareketlerin kullanımıyla başlar. Adaptasyon süreci, akomodasyon ve asimilasyon arasında karşılıklı etkileşime bağlıdır. Akomodasyon ve asimilasyon arasındaki etkileşim, kişisel ihtiyaçlar ve çevrenin istekleri arasındaki dengenin sonucudur (Teung 1982, Tüzün 2000, Bacanlı 2006).

Piaget’ye göre uyumun iki yönü vardır. Bunlar, özümleme (assimilation) ve düzenlemedir (accomodation).

Özümleme, bireyin, kendisinde var olan bilişsel yapılarla (şemalarla) çevresine uyumunu sağlayan bilişsel bir süreçtir. Diğer bir deyişle; çocuğun karşılaştığı yeni bir olayı, fikri, objeyi, kendisinde daha önceden var olan bilişsel yapı içine alması sürecidir (Bulkes 2001, Erden ve Akman 2005, Bayhan ve Artan 2005). Çevresine, kendisinde var olan bilişsel yapılarla tepkide bulunmasıdır.

Yukarda verilen örneklerden, çocuğun koyunları, köpek şeması içine yerleştirmesi Merve’nin “saymak” deyince büyüklerini sayılarla eşlemeye kalkışması, birer özümleme örneğidir. Bir başka örnek de, hayatında hiç denizkestanesi görmemiş bir çocuk, “denizkestanesi” sözcüğünü duyduğunda, bunu kendisinin bildiği kestane yapısı içine alıp, yenebilen kahverengi bir meyve olarak düşünmesidir (Senemoğlu 2005).

Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi özümleme tek başına bilişsel gelişimi sağlamada yetersiz kalmaktadır. Dışarıdan gelen uyarıcıları, bireyin, sürekli olarak kendisinde var olan yapıları içine alması ve onlara göre tepkide bulunması gelişimi sınırlandırır.

Bu nedenle, yeni obje, olay, durumları anlamak, bilmek için var olan yapıların yeniden şekillendirilmesi, biçimlendirilmesi de gerekmektedir. İşte, mevcut şemayı yeni durumlara, objelere, olaylara göre yeniden biçimlendirme, şekillendirme sürecine “düzenleme” (accomodation) adı verilmektedir.

Her yaşantı özümleme ve düzenlemeyi kapsar. Eğer mevcut bilişsel yapılar, yeni durumlara cevap vermek için uygun ise özümleme yapılır. Yeterli değilse, mevcut bilişsel yapılar yeniden düzenlenir. Bu yeniden düzenleme kabaca, öğrenmeye eşdeğer görülmektedir. Yeniden düzenleme olmadan tek başına özümleme ile öğrenme ve dolayısıyla da gelişme mümkün değildir.

Yukarıdaki örnekleri devam ettirecek olursak, koyunları köpek şeması içinde özümseyen çocuk, koyunlarla etkileşimde bulunduğunda, koyunların köpeklerden farklı olduğunu görür ve köpeklere ilişkin şemasını yeniden düzenler. Belki koyunlar için ayrı bir şema oluşturur. Denizkestanesi örneğinde de, denizde yaşayan, yürüyebilen dikenli bir hayvan olduğunu gördüğünde buna ilişkin şemasını yeniden düzenleme yoluna gider. Böylece öğrenme ve gelişme sağlanır (Bulkes 2001, Erden ve Akman 2005).
 

3.4. Dengeleme: Piaget’ye göre, bilişsel gelişimin temelindeki itici güç, dengeleme kavramında yatmaktadır. Ona göre, tüm organizmalar, doğuştan, kendileri ve başkalarıyla uyumlu ilişkiler kurmalarını sağlayacak özelliklere sahiptirler.

Yani organizmanın tüm donanımı, en yüksek uyumunu sağlamaya yöneliktir. Dengeleme de bu içsel eğilimi, yaşantılarla organize edici bir süreçtir (Senemoğlu 2005).
Dengelenme örgütleme işlevinin bir uzantısıdır. Bütünlüğün tutarlı ve dengeli olmasını ifade eder.

Zihin dengelenme eğilimindedir, ama zihin her zaman dengede duramaz. Yeni edinilen bilgiler onun dengesini bozar. Gündelik dildeki ifadeyle, kişinin bazen kafası karışır. “Benim kafam karıştı, biraz düşüneyim / bir hava alayım / biraz dinlenelim” diyen bir kişi (fiziksel yorgunluk bir yana bırakılırsa, zihinsel açıdan) Piaget’nin terimiyle dengesiz bir durumdadır ve dengeye ulaş¬maya çalışmaktadır.

Dolayısıyla, Piaget’ye göre zihin gelişimini, denge-dengesizlik-yeniden denge süreci olarak tanımlamak mümkündür. Kişi durumun başlangıcında (zihinsel açıdan) dengeli durumdadır. Yeni bilgiler onu dengesiz bir duruma getirir. Kişi daha sonra yeni bir denge durumuna ulaşarak gelişimini sürdürür.

Gündelik hayatta kullandığımız “çok okuduğu için dengesini kaybetti” ifadesi aslında oldukça Piaget’ci bir ifadedir. Çok okumuş olan kişi, dengesizlik durumuna düşmüştür. Ancak uyarıcı çokluğu yüzünden yeni bir dengeye bir türlü ulaşamamaktadır (Bacanlı 2006).
 

4. PİAGET’YE GÖRE BİLİŞSEL GELİŞİM DÖNEMLERİ
Piaget, öğrenmeyi yaşa bağlı bir süreç olarak kabul eden zihinsel gelişim kuramına dayalı olarak açıklamıştır. Zihinsel gelişimi açıklamaya yönelik olarak ise çok farklı ve kapsamlı bir bakış açısı ortaya koyarak, bu süreci doğumdan başlayan ve yetişkinliğe kadar devam eden dört dönemde değerlendirmiştir (Özmen 2004).

Piaget “Düşünme nasıl gerçekleşiyor?” sorusuna yanıt ararken bütün çocukların aynı basamaklardan geçerek dünyayı keşfettiklerini, benzer hataları yaptıklarını ve sorunlara benzer çözümler bulduklarını belirmektedir.
 

ÖRNEK: 3-4 yaşlarındaki çocuklar eşit miktarda su bulunan iki bardaktaki sudan birinin daha ince uzun bir bardağa aktarıldığında, ince uzun su bardağında daha çok su bulunduğunu belirtirler. 7 yaşındaki bir çocuk ise su miktarının değişmediğini belirtebilir.
Piaget özellikle çocukların yaptıkları yanlışlarla ilgilenmiş ve bu yanlışların tesadüfi olmadığını düşünmüştür. Sistematik bir yapı içersinde çocukların yanlışlarının kaynaklarını araştırmıştır. Düşüncenin gelişimi ile birlikte dil gelişimi alanında da çalışmıştır.

O’na göre dönemler ilerledikçe çocukların kavrama ve problem çözme yeteneklerinde niteliksel gelişmeler gözlenmekte ve her bir dönem kendisinden önce gelen dönemlerin özelliklerini de içermektedir. Bu dönemler ve bu dönemlerdeki bireylerin bazı özellikleri aşağıda verilmiştir (Özmen 2004).

Piaget’nin temelde kendisine (ve bu nedenle de çocuklara) sorduğu soru “çocuklar dünyaya gelirken hiç bir şey bilmezler, kendilerinin bile farkında değillerdir. Peki, nasıl oluyor da bu durumdan yetişkin gibi düşünme düzeyine ulaşabiliyorlar?” sorusudur. Yani, insanın yetişkin düşünme biçimine nasıl ulaştığını anlamaya çalışmıştır. Bu sorunun cevabı, zihin gelişiminin dönemleridir.

Piaget, zihin gelişiminin dönemler halinde gerçekleştiğini öne sürmüştür. Bu haliyle dönem kuramcılarındandır, yani gelişimin evreler halinde gerçekleştiğini düşünen bilim adamları grubundandır. Evre kuramı olmasının uzantısı olarak, kuramında dört temel kural bulunmaktadır (Bacanlı 2006):
 

1. Evreler değişmez bir şekilde belli bir sıra ile ortaya çıkarlar.

Başka bir ifadeyle evrelerin sırası değişmez. Her ne kadar evrelerle ilgili özelliklerde bir miktar erken kazanım veya geç kazanım durumlarından (dekalaj) bahsedilebilirse de, sırada değişme görülmez.
 

2. Evreler bir hiyerarşi oluştururlar.

Sonraki evre önce¬ki evrelerin kazanımlarını da içerir.
 

3. Gelişim oranlarında farklılıklar vardır.

Her birey kendine göre gelişim gösterir. Bu yüzden aynı gelişim evresin¬de bulunsalar bile bireyler arasında gelişim oranları açısından farklılıklar görülür.
 

4. Gelişim kuramları (ve Piaget’nin gelişim kuramı) her evre için tipik olan gelişim özelliklerini belirtmektedir.

Belirtilen özellikler genel olarak o dönemde karşılaşılan veya kazanılan özelliklerdir. Piaget’nin kuramıyla ilgili araştırmalarda 2/3 veya 3/4 oranını benimsemektedirler. Yani o yaşlardaki çocuk¬ların %66 veya 75’inin gösterdiği özellik o dönemin özelliği olarak kabul edilebilir (Bacanlı 2006).

Piaget bu özelliklere uyan dört dönem belirlemiştir. Bu dönemler aşağıda ayrı ayrı ele alınmaktadır (Bacanlı 2006). Bu evreler genellikle belli yaşlarla ifade edilir. Ancak bu yaş sınırları kesin olmaktan çok bir fikir vermek içindir. Evreler birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış değildir. Uzun bir zaman dilimi içerisinde bir evreden diğerine geçilir. Bu yönüyle evreler belirli bir bitişiklik ve bütünlük gösterir.

Çocuğun düşünme yetenekleri ulaştığı evre ile sınırlı değildir. Duruma göre, zaman zaman alt evrelerde yer alan düşünme süreçleri kullanılabilir. Bu yaşımızda bile bazen parmak hesabına başvurmaz mıyız?

Piaget’ye göre çocuk, bir dönemde kazanması gereken tüm şema ailesine sahip olup, gerekli biliş yapılarını oluşturduğunda o dönemdeki gelişimini tamamlamaktadır. Piaget, tüm çocukların bu gelişim aşamalarını sırasıyla geçirmesi gerektiğine inanmaktadır. Bir gelişim dönemini atlayarak diğerine geçemez.

Ancak çocukların gelişim dönemlerine girme ve tamamlama yaşları birbirinden farklılık gösterebilir (Senemoğlu 2005).

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.