Muhsin Yazıcı

Bilişsel Eğitim Kuramı – Piaget – 2

4.1. Duyusal Devinim (Sensorymotor) Dönemi [0-2 yaş] Bebek, bu aşamada dış dünyayı keşfetmede duyularını ve motor becerilerini kullandığından bu döneme duyusal-motor adı verilmektedir (Senemoğlu 2005). Sensori-motor dönem doğum ile 2 yaş arasını kapsar. Bebek bu dönemde duyarak, hissederek, yaparak dünyayı öğrenmektedir. Bu dönemin en önemli işi de duyu organlarının bilincine kavuşmak ve bedeninin farkına varıp onu istediği gibi kullanabilmeyi öğrenmektir. Bu dönemde kişi beş duyusunun farkına varır, duyu organları gelişir. Dönemin sonunda da yürüyebilir ve beden hareketlerini istediği şekilde yönlendirebilir, hatta tuvalet eğitiminin bir sonucu olarak kaslarına hakim olabilir. Bu dönem, bebeğin vücudunun çeşitli kısımları arasında koordinasyon sağlamasıyla biter (Bacanlı 2006).
Bebeğin bu dönemde kazandığı davranışlar Piaget’ye göre, doğuştan getirilen reflekslerin şema halinde geliştirilmesidir. Bebeğin doğuştan sahip olduğu iki refleks (emme ve yakalama) diğer birçok davranışın kökenini oluşturur. Bebeğin temel davranışı, eline alıp ağzına götürerek emmektir. Bu noktada belki Freud’un libido kavramı hatırlanabilir. Freud, insan davranışlarının temelinde cinselliğin (libidonun) bulunduğunu söylerken, doğuştan getirilen bu reflekslere de bakmış olsa gerektir. Benzer şekilde Piaget’nin şemaları da bu reflekslerden kaynaklanır. Kişi emme refleksini geliştirerek yeme, ısırma, yememe, tükürme gibi şemalar edinir (Bacanlı 2006).
Geniş bir hareket dağarcığı içinde emme ve yakalama gibi doğuştan sahip oldukları yetenekleri uygulayarak işe başlarlar. Küçük bebekler annelerinin memesini, parmaklarını veya ulaşabildikleri başka şeyleri ağızlarına koymaktan hoşlanırlar. Giderek dünyayı, emebilecekleri ve ememeyecekleri olarak ayırırlar. Bir çıngırağı refleks olarak yakalayabilir ve sesin çıngıraktan geldiğini anladıkları zaman yakaladıkları her şeyi sallayarak ses çıkarmak için çabalarlar. Sonunda ses çıkaran şeylerle çıkarmayanları birbirinden ayırırlar. Bu şekilde bebekler deneyimlerini “emilebilir” ve “emilemezler”, “ses çıkaranlar” ve “ses çıkarmayanlar” şeklinde kaba kategoriler içine yerleştirerek organize etmeye başlarlar (Sayıl 2002).
Bebekler bilgiyi çevreyle olan fiziksel yaşantılar yoluyla kazanırlar. Duygusal izlenimler ve motor etkinlikler ön plandadır; gerçek bir “düşünce” henüz yoktur. Şema oluşturmada kullanılan refleksler bilisel gelişimin başlangıç unsurlarıdır. Bu dönemdeki bebeklerde nesnelerin devamlılığı yoktur ve taklit yeteneği gelişmeye başlar. Bu dönemin sonunda bebek, motor ve duygusal etkinliklerinin koordinasyonunu geliştirir, karmaşık olmayan zihinsel işlemler yapma, konuşma ve sembolik düşünce başlar (Selçuk 1996).
Zamanının büyük bir bölümüne uyuyarak geçiren ve hatta beslenirken bile yarı uykulu olan bebek çevresinde olup bitenlerin farkında değil gibidir. Baktığı nesneleri görüp görmediği şüphelidir. Daha doğrusu bize böyle gelir bütün bunlar: oysa Piaget yeni doğmuş bebeğin, karmaşık ve değişik fakat belirgin davranış biçimlerine sahip olduğuna, yakın çevresi ile çok ilgili bulunduğuna, her değişikliği çabucak öğrendiğine, istek ve ihtiyaçlarına uygun olarak davranışlarını değiştirdiğine inanır. Piaget ye göre, bebeğin eylemleri, onun zekâsının kökenlerini ortaya koymaktadır.
Bu dönemde birey sözel olmayan davranışlar gösterir. Bu dönemde bebek dönem içinde duyuları ve motor faaliyetleri yoluyla dış dünya ile ilişki kurar, dönem içinde ilerledikçe çevresinde olanları ve kendisinin çevresinden farklı olduğunu keşfetmeye başlar. Dönemin sonuna gelindiğinde bebek, karmaşık olmayan zihinsel işlemleri gerçekleştirmeye başlayarak işlem öncesi döneme geçer (Özmen 2004).
Bebek başlangıçta kendisini çevresindeki nesnelerden a¬yırt edemez. Yani bebek için, ben-sen olmadığı gibi, kapı, pencere, biberon, vb. de yoktur. Varlığın ve yokluğun bilincinde olunmayan bir durumdur. Bu bağlamda, bu dönemin doğadan ayrışma dönemi olduğu söylenebilir (Bacanlı 2006).
Hatta Piaget, bebeklerde ses bulaşmasının varlığından söz eder. Ses bulaşması hastanelerde bebek odasında sık karşılaşılan bir durumdur; bebeklerden biri ağlarsa diğerleri de ağlamaya başlar. Piaget, başlangıçta bu durumu bebeğin kendisi ağlıyor sanması olarak yorumlamıştır. Ancak bebek kendi sesi kasetten dinletildiğinde ağlamamaktadır. Dolayısıyla, Piaget’nin yorumu geçerliliğini yitirmiş olmakla beraber, bebeğin içinde bulunduğu durumu anlatması açısından önemini sürdürmektedir.
Bu dönemin en önemli zihinsel kazancı “sürekli nesne” kavramının edinilmesidir. Bebek ilk aylarda gözünün önünden giden nesnelerin yok olduğunu zanneder; ancak bu dönemin sonunda var olmaya devam ettiklerini kavrar. Başlangıçta “gözden ırak olan, gönülden de ırak olur”. Bebeğin gözünün önünden giden top artık “yoktur”. Bebek etrafındaki nesne ve kişilerin görünüp yok olmaları ve yeniden ortaya çıkmaları ile ilgili çeşitli yaşantıların sonucunda, nesnelerin bir yerlerde var olmaya devam ettiklerini “anlar”. Bu, aynı zamanda bebeğin nesneyi zihninde taşıyabildiği aşamaya gelindiğinin işaretidir (Bacanlı 2006).
Zihinde olay ve nesneleri taşımanın diğer bir işareti de ertelenmiş taklittir. Ertelenmiş taklit, bebeğin görmüş olduğu bir olayı olay ortadan kalktıktan sonra tekrarlaması, o olayı taklit etmesidir. Örnek için, misafirlikte üzerine çay döküldüğü için telaşlanan bir kişiyi gören bebek, eve döndükten sonra üzerine çay dökülmüş gibi telaşlanırsa, ertelenmiş bir taklitle karşı karşıya kalınmış demektir. Ertelenmiş taklit, bebeğin, olayı “aklında tuttuğunu” ve eve gelince uyguladığını gösterir. Bu akılda tutma aşaması önemli bir zihinsel gelişim aşamasıdır. Bu akılda tutulanlar, daha sonra kavramları oluştururlar. Denebilir ki, çocuk bir tür ön-kavram oluşturmaktadır (Bacanlı 2006).
Belki de sensori-motor dönemin en önemli kazanımı hedefe-yönelik davranıştır. Çünkü bebek, eline-koluna hakim değil iken, dış dünyanın farkında değil iken, elini-kolunu belli bir amaçla, belli bir nesneye doğru kullanabilir hale gelir. Bu dönemin sonunda çocuk bir şeyi arzu eder ve ona yönelik bir davranışta bulunur. Başlangıçta istemsiz kas hareketlerinden oluşan hareketler, bu dönemin sonunda belli bir amaca yönelir. Bilindiği gibi, ilk üç ayda bebeğin gülümsemesi istemsiz kas hareketidir, yoksa bebek etrafındaki kişilere gülmez, çünkü onların farkında değildir. Hatta bu yüzden “bebeklere meleklerin göründüğü” söylenir, çünkü bizim göremediğimiz ve anlayamadığımız bir şeylere veya birilerine gülümsüyor gibidirler. Bu dönemin sonunda amaçlı ve bilinçli gülme ve iletişim gerçekleşir. Amaçlı davranış için, bir şişe veya şeffaf kutudaki oyuncakların çıkarılması verilebilir. Bebek şişe veya kutuyu elinde sallayarak oyuncakları dışarı çıkarmaya çalışır (ve beceremez), iki yaş civarındaki çocuk ise kutuyu veya şişeyi açar, ters çevirir ve “düşürür”. Aynı işlemin tersinden yapılabilmesi de aynı kazanımın sonucudur. İki yaş civarındaki çocuk oyuncakları toplayıp şişeye veya kutuya (geri) koyabilir (Senemoğlu 2005, Bacanlı 2006).
Piaget yaklaşımına dayanarak yaptığı incelemelerin sonunda yazar, duyusal devinim dönemini altı evreye ayırmak gereğini duymuştur. Her evre’nin yaş sınırları ortalaması da verilmektedir. Kişisel farklar daima görülebilir, bebekten bebeğe farklar vardır elbette. Fakat önemli olan, her bebeğin, söz konusu edeceğimiz evreleri aynı aylarda, tıpatıp aynı günlerde aşması değil, hepsinin bu evrelerde sırasıyla ve hiçbir evreyi atlamadan gelişmesini sürdürmesidir.
Bu alt aşamalar duyu-motor organizasyonlardaki niteliksel değişiklikleri ifade eder. Her bir alt aşamada farklı şemalar olabilir. Örneğin birinci aşamada emmek, kavramak gibi. Şema sözcüğü, duyu-motor fonksiyonunun organize olmuş bir örneğinin temel ünitesidir (Bayhan ve Artan 2005). Bunlar;
0-1 Ay: Refleksler aşaması
1-4 Ay: İlk alışkanlıklar ve birinci döngüsel tepkiler aşaması
4-8 Ay: İkinci döngüsel tepkiler aşaması
8-12 Ay: İkinci döngüsel tepkilerin koordinasyonu ve amaca yönelik davranışlar aşaması
12-18 Ay: Üçüncü döngüsel tepkiler, yenilik, merak aşaması
18-24 Ay: Zihinsel kombinasyonlar ve problem çözme aşaması
Refleksler Aşaması (0-1 Ay): Bu aşama, duyu-motor dönemin birinci alt aşamasıdır ve doğumdan birinci aya kadar sürer. Yeni doğanın birçok refleksini kullandığı bir aşamadır. Yeni doğan yaşama doğuştan getirdiği bu reflekslerle uyum sağlar. Yeni doğanın emme refleksi çok güçlüdür. Ağzına oyuncak veya eli değdiğinde hemen emmeye başlar. Yeni doğan zamanını, kendi refleksleriyle dünyaya uyum sağlayarak geçirir. Ağzında bir şey olmasa da emer. Emmek, nesnelerle ilişkisini sağlayan önemli bir araç olmaktadır. Doğumdan sonraki ilk haftalarda bebek, memeyi ve kendi parmaklarını emerken daha sonra başka nesneleri de emer. Böylece nesneler emme şemasına özümlenir. Bebek aç değilken parmağını ya da yorgan uçlarını emebilir. Açken ise memeyi arar, diğer nesneleri atar. Bir aylık bir bebek, meme başını diğer nesnelerden ayırt edebilir. İşitebildiği sesleri duyduğunu belli eder; ancak sesin nereden geldiğini araştıran, o yöne bakan bir davranış göstermez. Görme alanı içindeki annesinin yüzüne bakar. Ama annesi görme alanından çıktığında başka tarafa bakmaya başlar. Gözünün önünden kaybolan nesnelerin ardından bakmaz (Bayhan ve Artan 2005).
Yeni doğan bebek çevreyle ancak refleksleri yoluyla ilişkidedir. Bebek yaşamının ilk günlerinden başlayarak deneylerden yararlanır ve etkin bir biçimde refleks şemalarını değiştirir. Örneğin meme başını öğrenir ve onu aramaya başlar. Başlangıçta kendisini diğer nesnelerden ayıramayan bebek, bu ilk şemaları (emme, tutma, yakalama vb.) yoluyla kendi vücudunu keşfetmeye çalışır. Daha sonra, diğer nesnelerle etkinliklere başlar. Çıngırak, fincan vb. nesneleri tutar, emer, vurur. Onları, kendisinde var olan şemalarla tesadüfen keşfeder. Örneğin çıngırağı ağzına götürdüğünde bundan hoşlanmayabilir. Kendisinde var olan şemayı yeniden düzenleme yoluyla çevresini anlamayı sağlayacak yeni bilişsel yapılar geliştirmeye başlar. Gelecek sefer çıngırağı eline verdiğinizde, sadece ağzına götürmez, elinde sallar. Örneğin yeni doğan bebeğe mama şişesini ters olarak verdiğiniz de de emmeye çalışır. Oysa bir ya da iki ay sonra biberonun ne tarafından emileceğini öğrenir (Senemoğlu 2005).
İlk Alışkanlıklar ve Birinci Döngüsel Tepkiler Aşaması (1-4 Ay): Bu aşamada bebek, duyuyla alışkanlıkları ve birinci döngüsel tepkileri kapsayan şema çeşitleri arasındaki iş birliğini öğrenmektedir. Alışkanlık basit bir refleks üzerine kurulmuş şemadır. Bu şemalar ortaya çıkan uyaranlardan tamamen ayrılmış durumdadır. Örneğin; birinci aşamadaki bir bebek biberonla uyarıldığında (ağzına dokundurulduğunda) veya görsel olarak bir biberon gösterildiğinde onu emebilir. İkinci aşamada olan bir bebek biberon olmadığı zaman bile emme şeması oluşturabilir. Bebek bir aylıkken haz duymak için basit hareketleri denemeye başlar. Eli hareket eder ve bu hareketten memnun kalarak hareketi tekrarlar. Bacaklarını neşeyle tekrar tekrar vurur. Bu faaliyetler tesadüfen bir kere oluştuğunda bebek memnun kalırsa hareketi tekrarlar. Buna birinci döngüsel tepkiler denir. Birinci döngüsel tepkiler tesadüfen ortaya çıkan ilginç ve haz veren bir olayı tekrarlamak için bebeğin çabası üstüne kurulmuş şemalardır (Bayhan ve Artan 2005). Bu tepkilerin temelleri doğaldır. Bebek, beslenme durumundan kaynak alan davranış şemaları geliştirir. İlkel bir biçimde, gelecek olayları anlama ve beklemeyi öğrenir. Uygun bir durumda kucağa alındığı an besleneceğini anlayıp emme hareketlerine başlar. İlk merak işaretleri belirir. Bebek kısmen yeni nesnelere ilgi duyar. Pek ilkel bir taklit; tepkisi gösterir. Bebeğin davranışındaki bir hareket veya ses tekrarlandığında onu kendi davranışından ayıramaz ve onu tıpkı kendi davranışıymış gibi tekrarlar. Nesne kavramı henüz yoktur. Ancak bu yeteneği kazanma yolunda ilk adımlar belirmektedir. Bakma ve işitme şemaları ayrı iş görürken, bu dönemde ilk defa uyumlu çalışmaya başlarlar. Nesnenin kaybolduğu yerde pasif bir bekleyişle bakma olayı vardır (Sayıl 2002).
İkinci Döngüsel Tepkiler Aşaması (4-8 Ay): Bebekler duyu-motor etkileşimde kendi bedeniyle ilgili zihin faaliyetlerinin ötesinde daha çok nesne merkezli olmakta ve dünyaya odaklanmaktadırlar. Örneğin; bir nesneden çıkan bir ses bebeğin çok hoşuna gider ve bundan dolayı bebek bu hareketi sesi duymak için tekrarlar. İlginç sonuçlar oluşturan davranışın tekrarlanmasına ikinci döngüsel tepkiler denmektedir. Bebekler diğer insanların basit hareketlerini model alırlar. Bu tepkilerin temelleri doğal değildir (Bebeklerin dil gelişiminde ses çıkarmaları gibi veya bazı fiziksel hareketleri yapmaları gibi). Bununla birlikte model alınan hareketler kısıtlıdır. Bu aşamada görmeyle alma düzenlenir ve amaçlı davranışların doğmasına neden olur. 4.5 aylık bir bebek gördüğü nesneyi yakalar ve onunla çeşitli durumlarda oynar. Bebek görsel alandan uzaklaşan nesnelerin devamlılığı hakkında bir fikre henüz ulaşmamıştır. Bebeğin oynadığı küçük bir top saklandığı zaman, topun kaybolduğunu zanneder. Bununla birlikte nesne devamlılığının ilk temelleri bu dönemde atılır. Aynı top örneğine dönersek top, bebeğin elinden alınıp saklandığı zaman topun alındığı yöne doğru elini uzatır. Ama aramak için bir çaba içine girmez, topu unutur. Topu tekrar ortaya çıkardığımızda bu, bebeğe bir büyü gibi gelir. Bu yüzden “ce-e oyunu” gibi insanların ve nesnelerin kaybolup tekrar ortaya çıktığı oyunlar çok hoşuna gider (Bayhan ve Artan 2005). İlgiler, bebeğin kendi vücudunu aşıp çevreye ulaşır. Çevre ile ilk ve basit ilişkiler ortaya çıkar.
İkinci Döngüsel Tepkilerin Koordinasyonu ve Amaca Yönelik Davranışlar Aşaması (8-12 Ay): Bu aşamada bebekler önceden öğrendikleri şemaları kolayca koordineli bir yolla birleştirirler ve tekrar tekrar bu birleştirme işini yaparlar. Amaçlı davranışlar görülür ve amaçla aracı ayırt edebilirler. Bebekler bir nesneye bakabilirler ve o nesneyi tamamen kavrayabilirler. Amaca ulaşmak için anlamları ve amacını ayırabilirler. Bebek bir sopayı tutar (manipüle eder) (anlam), gerektiği zaman bu sopayı uzaktaki bir oyuncağa ulaşmak için kullanabilir (amaç). Çevre ile etkileşim içinde nesnelerin ilişkilerini öğrenir. Amaca ulaşmak için engel ile amaç arasındaki ilişkiyi fark edip, onun amacın önünde yer aldığını ve önceden kaldırılması gerektiğini keşfeder (Bayhan ve Artan 2005).
Bebeğin, çevresiyle etkileşimleri sonucu edindiği yaşantılarla oluşturduğu yeni bilişsel yapılar, refleksif davranışlardan, amaçlı davranışlara doğru ilerlemesini sağlar. Artık bebek, kendisine ilginç gelen bazı davranışları sadece tekrar etmez aynı zamanda bazı basit problemleri çözmeye de çalışır. Örneğin beş aylık bebek, gözünün önündeki top battaniyenin altına saklandığında onu aramaktan vazgeçer oysa sekiz aylık bebek, onu aramaya devam eder. Çünkü bebek, nesne gözünün önünden kaldırıldığında onun yok olmadığını öğrenir. Nesnenin sürekliliğinin gelişimi, bilişsel gelişimde önemli bir adımdır. Daha ileri düşünmenin gelişimi için bir basamaktır (Senemoğlu 2005).
Bebek gözünün önünden kaybolan nesnenin yok olmadığını anladığında, onu zihnin de tutacak semboller kullanmaya başlar. Böylece nesne hakkında düşünebilir. Bellek az gelişmiş olmakla birlikte, bu durum belleği kullanmaya başladığının göstergesidir.
Örneğin çocuğun istediği bir topu çocuktan uzağa bir battaniyenin üstüne koyduğumuzu düşünelim. Çocuk battaniyeye ulaşabilmekte fakat topa ulaşamamaktadır. Bu durumda, küçük bebekler topa birkaç kez ulaşmaya çalışır fakat daha sonra vazgeçer. Daha büyük bebekler, doğrudan topa ulaşamadıklarını gördüklerinde, başka bir yolu denerler. En sonunda, muhtemelen, battaniyeyi çekerek topa ulaşabileceklerini keşfederler (Cüceloğlu 1999, Senemoğlu 2005).
Algı alanından kaybolan nesneyi aramakta ve onu gizleyen engeli itebilmektedir. Ancak nesne başka bir şeyin altına gizlenirse onu ilk aradığı yerde arar. Topu bir örtünün altına koyduğumuzda örtüyü kaldırarak topu alabilir. Ama topu örtünün altından alıp yastığın altına koyduğumuzda, topu ilk sakladığımız örtünün altında arar (Bayhan ve Artan 2005). Davranışta artan bir düzenlilik ve sistemlilik göze çarpmağa başlar.
Çevreyi anlamadaki ilerlemesi kendi hareketlerine bağlı olmayan olayları anlamasında da görülür. Bu dönemde diğer insanların kendilerine özgü hareketleri olduğunu ve onların da birer “güçler merkezi” olduğunu kavramaya başlar. Yeni davranış biçimlerini de taklit edebilir artık. Kendisi daha önce yapmamış olsa da, örneğin, karşısındakinin dil çıkarmalarını taklit edebilir.


Üçüncü Döngüsel Tepkiler, Yenilik, Merak Aşaması (12-18 Ay): Çocuğun artık yürüyebilme yeteneğiyle dünyayı araştırma özgürlüğü oluşmuştur. Böylece deneyimlerini daha da fazlalaştırır. Bu aşamada bebek, nesnelerin sahip olduğu özelliklerin çeşidine ve kendinin bu nesnelerle yapabileceği şeylerin ne olduğuna meraklıdır. Bir bloğun düşmesi, dönmesi, başka bir nesneye vurma işlevi, zeminde yuvarlanma işlevi gibi nesnenin daha birçok işlevlerine karşı merak gösterir. Bebek yeni araçlar keşfetme eğilimindedir. Bu dönemde üçüncü döngüsel tepkiler görülür. Bu, bebeğin amaçlı olarak nesnelerle yapılacak yeni olasılıkları bulmak için davranışı çeşitlendirmesidir. Üçüncü döngüsel tepkiler bebeğin yenilikle ilgilendiğinin ilk göstergesidir. Bebek üçüncü döngüsel tepkiler arasından “çekme hareketini” tekrarlar. Bu hareketin etkilerini değişik nesnelerle uygular. Annesinin saçını çektiğinde onun bağırdığını öğrenir. Kapıyı çektiğinde kapının açıldığını, kendi saçını çektiğindeyse bu olayı görmediği halde acı çektiğini öğrenir (Bayhan ve Artan 2005).
Zihinsel Kombinasyonlar ve Problem Çözme Aşaması (18-24 Ay): Bu aşamada bebeğin zihin fonksiyonları duyu-motor düzeyden sembolik düzeye dönüşür. Böylece ilkel sembolleri kullanmak için yetenekleri gelişir. Piaget’e göre bir sembol, içseleşmiş duyuşsal imaj ya da sözcüktür. Ve bir olayı temsil eder. İlkel semboller bebeklere somut olaylar hakkında düşünme olanağı tanır. Ayrıca semboller, bebeğin nesneleri basit yollarla manipüle etmesine ve biçimini değiştirmesine olanak vermektedir. Birkaç ay önce sandalye kapının önündeyken sandalyeyi devirerek kapıyı açarken artık kapıyı açmadan önce sandalyeyi yoldan kaldırarak kapıyı açmaktadır. Kapının sandalyeyi nasıl etkileyeceğini artık anlamaktadır. Bebek karşılaştığı problem durumlarına çözüm bulduğu sürece zihinsel kombinasyonlar yapabilir. Örneğin, dışarı çıkmak istediğinde ayakkabısını veya paltosunu alıp en yakın yetişkine gösterir. Model yok olduktan sonra bile taklit görülebilir. Örneğin, annesinin birkaç gün önce gösterdiği oyun davranışını birkaç gün sonra taklit edebilir. Buna ertelenmiş taklit denir. 18-24 aylarda nesne devamlılığı gelişir. Çocuk artık masanın altına kaçan bir topu yakalamak için masanın öbür tarafına giderek topu karşılamaya hazırlanır (Bayhan ve Artan 2005, Senemoğlu 2005).
4.2. İşlem Öncesi (Pre-operational) Dönem [2-7 yaş]
2-7 yaş arası dönem olup, bu dönemde birey sözcük dağarcığını zenginleştirerek dilini geliştirir ve benlik kavramını oluşturur. Çocuk tümüyle ben merkezli bir düşünme yapısına sahiptir. Bu yaşlardaki çocuklar kendi görüşlerinin olabilecek tek görüş olduğuna inanırlar, çevrelerindekilerin kendilerininkinden daha farklı bakış açılarına sahip olabileceklerini anlayamazlar. Bu dönemdeki çocuklarda korunum fikri gelişmemiştir. Dönemin sonuna doğru ilerledikçe ben merkezli düşünce gittikçe azalmaya ve yerini mantıklı düşünceye bırakmaya başlar. Böylece somut işlemler dönemine geçilir (Özmen 2004).
Çocuk bu dönemde büyüsel ve doğaüstü düşüncelere sahiptir (Noel baba’nın gerçek olduğuna inanma). Bu düşünce biçimi özellikle doğaüstü varlıklara inanan ebeveynlerin çocuklarında daha fazla görülmektedir.
Çocuk birbirleriyle her zaman ilişkili olmayan durumlar arasında bağ kurmaya çalışır. Örnek: annesi hastanede doğum yapan bir çocuk annesi eve bebekle geldiği için annesinin hastaneye her gidişinde eve bir bebekle döneceğini bekleyebilir.
İşlem öncesi dönem ikiye ayrılmaktadır. Bunlar;
a. Sembolik dönem ya da kavram öncesi dönem (2 – 4 yaş)
b. Sezgisel dönem (4 – 7 yaş) dir.
a. Sembolik dönem ya da kavram öncesi dönem
2 – 4 yaşlarını kapsamaktadır. Dil gelişiminin en yoğun olduğu evredir. Nesneleri yalnızca tek bir özelliklerine göre sınıflandırabilirler. Örneğin renklerine ya da biçimlerine göre tek yönlü düşünürler. Belirli bir sıra ya da dizide verilen nesnelerin eşlerini aynı sıraya koyabilirler. Ancak tersinden sıralamaları istendiğinde başarılı olamazlar.
Çocuklar, bu dönemde kompleks kavramları ve ilişkileri anlayamazlar. Örneğin; çocuğa, “su çok fazla, dökeceksin” dediğinizde, çocuk “çok fazla” gibi kavram¬ları anlayamadığından suyu dökecektir (Arı 2005, Senemoğlu 2005).
2 – 4 yaşlarında çocuk, gözünün önünde bulunmayan ya da hiç mevcut olmayan, nesne, olay, kişi, varlığı temsil eden semboller geliştirmeye başlar. Örneğin bir çubuğu at, cetveli tabanca gibi kullanabilir, bir sopayı at gibi kullanırlar, bardaktan su içiyor gibi yapabilirler. Bu yaşta sembolik oyun sıkça gözlenir. Sembolik oyunlar aracılığıyla çocuklar, çatışmalarını ortaya koyabilir ve dengelerini sağlayabilirler. Bu oyunlarla yetişkinleri, çevrelerindeki olayları ve varlıkları kendilerine özgü sembollerle taklit ederler. Çocuklar büyüdükçe sembolik oyunları anlaşılmaz hale gelebilir. Çocuklar, sembolik oyunlarda yetişkinleri ya da çevrelerindeki olayları, varlıkları taklit ettikleri gibi, oyunu tamamen kendilerine özgü sembollerle de oynayabilirler. Piaget, sembolik oyunun çocuğun bilişsel gelişiminde olduğu kadar duygusal ve sosyal gelişiminde de önemli etkisi olduğunu vurgulamaktadır (Senemoğlu 2005).
Çocukların ilk kullandıkları (sensori motor dönemde) şemalar genellikle nesnelerin taklit edilmesi ve yüz ifadelerine dayanır. Çocuk henüz kelimeleri etkili bir şekilde kullanamadığı için taklide başvurur. Bu taklit sesleri geneldir, yani henüz ayrımlaşmamıştır. Örnek için, çocuk için “ham” sesi hem yemek yeme, hem yemek, hem yemek isteme, hem de yemek yemeye benzeyen bir oyuna işaret edebilir. Yani, çocuk “işte bu yemek!”, “yemek yiyorum”, “yemek yemek istiyorum” ve (oyun olarak) “seni yiyeceğim!” demek için “ham” diyebilir. İşlem öncesi dönem bu tür ses kullanımlarının azaldığı, yerini kelimelerin aldığı dönemdir. Dört yaşındaki bir çocuğun 2000 civarında kelime hazinesi olabilir (Bacanlı 2006).
İşlem öncesi dönemde düşünce tek-yönlüdür. Başka bir ifadeyle sadece eşleştirme ve sıralama içerir. Örneğin, kedi dört bacaklı ve tüylü, küçük bir hayvandır. Bu da dört bacaklı, küçük ve tüylü bir hayvan, o halde bu da kedidir diyebilirler. Örnek için şu işlemler yapılabilir: Çocuktan sizin yaptığınız bir kulenin aynısını yapmasını isterseniz ve bunu başarabilirse, (tek yönlü) sembolik işlem yapılabiliyordur. Çift yönlü olup olmadığını anlamak için bir adım daha ilerlemek gerekir: Sizin yolda gelirken gördüğünüz yerleri, çocuğun giderken nasıl görebileceğini sorun. Sözgelimi sizin kedi, cami, ağaç ve ev olarak gördüğünüz caddeyi, onun giderken ev, ağaç, cami ve kedi olarak görmesi gerekir. Çocuğun bunu başarabilmesi çift yönlü işlemi (tersinebilirliği) yapabildiğinin göstergesidir. Bunu çocuklar sonraki dönemde başarabilirler. Bu dönemdeki çocuklar bu durumla ilgili sorun yaşarlar.
İşlem öncesi dönemde Piaget’nin devresel tepki dediği olayı açık seçik bir şekilde görmek mümkün olur. Aslında devresel tepki sensori motor dönemde daha ağır basar. Ancak bu dönemde daha kolay gözlenebilir hale gelir. Devresel tepkide ço¬cuk yaptığı bir davranışı tekrarlamaktadır. Örnek için, bir espri öğrenen çocuk o espriyi etrafındaki yetişkinlere “gına gelinceye kadar” tekrar eder. Bu durum, çocuğun ilgili olayı özümlemeye çalıştığını gösterir.
Oyun bu dönemin hem sembolik fonksiyon hem de devresel tepki olgularını gösteren bir davranış biçimidir. Bu dönemde oyunun simgeselleşerek geliştiğini söylemek mümkün¬dür. Sopayı at gibi kullanan çocuk buna örnektir (Bacanlı 2006).
Benmerkezcilik (egosantrizm) Piaget’nin kuramının en önemli kavramlarından biridir. Çocuk bu dönemde benmerkezcidir. Dünyanın merkezi kendisidir. Örneğin, telefon konuşmasında bir çocuğun karşısındaki kişiye “baak, annem bana yeni elbise aldı” demesi (Dünyanın merkezinde kendisi varmış gibi). Kendini başkası¬nın yerine koyamadığı için, onun bildiğini herkesin bildiğini, gördüğünü vb. zanneder. Örnek için, çocuk bu dönemde telefonda konuştuğu kişinin orada bulunanları gördüğünü düşünür. Buna çocuğun perspektif almadaki yetersizliği denir.
Belki de benmerkezciliğin bir uzantısı olarak görülebilecek diğer bir durum da oyundur. Çocukların bu dönemdeki oyunları birlikte oyun olarak değil, daha çok bir arada oyun olarak değerlendirilebilir. Piaget bu tür oyuna paralel oyun demektedir. Başka bir ifadeyle çocuklar bir arada oynarlar, ama birlikte oynamazlar. Herkes kendi oyununu oynar. Arabacılık oynayan iki çocuk bazen birbirleriyle karşılaşırlar, bazen kaza da yaparlar, ama işbirliği veya rekabet yapmazlar. İşbirliği ve rekabet yapabilmek için başkalarının varlığını anlayabilmek gerekir (Bacanlı 2006).
Oysa çocuk henüz bunu başarabilecek durumda değildir. Benzer bir durum konuşmalarda da sıklıkla görülür. Çocuklar özellikle bu dönemin ilk yıllarında Piaget’nin toplu monolog adını verdiği bir konuşma yaparlar. Toplu monolog tipi konuşmada herkes kendine göre bir şeyler konuşuyordur. Arada bir birbirlerini dinlemiş ve karşılıklı konuşmuş gibi görünseler bile, çocuklar kendi kendilerine konuşuyor gibidirler. Biri Hanya’dan bahsederken, diğeri Konya’dan bahseder. Bir arada oynayıp birlikte oynamamak gibi, bir arada konuşur, ama karşılıklı konuşmazlar.
Önceki dönemde nesnelerin sürekliliğini kazanan çocuk bu dönemde kişilerin de sürekli olduğu anlayışına ulaşır. Piaget, bu dönemin başlarındaki çocuğu, başka birinin elbisesini giyen bir kişinin artık başkası (elbise sahibi) olduğunu söylediğini yazar. Yani, Ayşe, Fatma’nın elbisesini giymişse Fatma olmuş olarak algılanmaktadır. Babasının şapkasını giyip baba olan, annesinin eşarbını takıp anne olan çocuklar bu dönemin ilk yıllarının çocuklarıdır. Bu dönemde çocuk, kişinin elbise ve görüntülerin arkasında kalıcı olduğunu öğrenir.
İnsan düşüncesinde animizm özelliğinin ağır bastığı dönem işlem öncesi dönemdir. Animizm, kısaca doğadaki cansız nesnelere de canlı imiş gibi davranmak olarak tanımlanabilir. Bu dönemde çocuk (örnek için) bebeğiyle konuşur ve onun da konuştuğunu veya en azından onun konuştuklarını anladığını düşünür. Örnek: deniz kıyısından çakıltaşı toplayan bir çocuk sadece bir taş almak yerine birden fazla taş toplayabilir. Bunun nedeni sorulduğunda çocuk “canları sıkılmasın” diye cevap verebilir. Bu özelliğin bir uzantısı sayılabilecek durum da canlılara cansız gibi davranılmasıdır. Çocuk oyuncak köpeğine nasıl davranıyorsa gerçek köpeğe de öyle davranır. Hayvanla¬rın canlı olduklarını ve canlarının acıyabileceğini düşünemez. Bu yüzden kedilerin kuyruğuna teneke bağlar, onları yüksek yerlerden aşağıya atar. Kısaca çocuk canlı ile cansızı ayırt edememektedir (Bacanlı 2006).
Bu dönemdeki çocuklara verilecek eğitim onların dil ve kavram gelişimlerini artırmaya yönelik olması gerekir. Çocukların nesnelerle ilgili deneyimlerini artırmak hedeflenmelidir. Çocukların oyuncakları da bu amaca yöneliktir. Kum havuzu, oyun hamuru gibi oyun(cak)lar çocuklara çeşitli nesne deneyimleri sağlamaktadır (Bacanlı 2006).
Objeleri sadece bir tek özellikleri açısından sınıflandırabilirler. Örneğini renklerine göre sınıflandırma ya da biçimlerine göre sınıflandırma gibi. Bir özellik bakımından farklı olan nesnelerin farkını göremezler. (Örneğini yeşil üçgenlerle yeşil kareleri bir arada gruplayabilir). Mantık yürütmede tümevarım ya da tümdengelim yollarını kullanamazlar. Mantıkları değişken ve yüzeyseldir.

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.