Muhsin Yazıcı

Beceremedik. Olmadı

Beceremedik / Olmadı

Efendim bu ülkede düşüncelerimizi açık açık dile getiriyorsanız; bir kere başınızın belaya girmesi riskinden önce anlatmak istediğinizi anlatamama sorunuyla karşı karşıyasınız demektir.

Hatta keşke siz yetersiz olsanız da, yeterince kelimeniz olmasa da; iki cümleyi bir araya getiremeyip saçmalasanız da derdinizi anlatamasanız ve canınız da o kadar yanmasa.

Zaten asıl can yakan siz anlatmak istediğiniz düşünceyi en açık şekilde ifade edip de karşıdakinin sizi sadece tek bir noktadan bakıp öyle algılaması ve sizin anlattığınız şeyi değil anlamak istediği şeyi anlamasıdır en basit ifade ile.

Siz bütününde siyahı anlattığınız bir düşüncenizde beyazdan, yeşilden, kırmızıdan her renkten bahsedebilirsiniz. Hatta siyahın adı bile geçmez belki onu ifade ederken ama bütününde varmak istediğiniz yer siyahtır.

Karşıdaki muhatap olduğunuz kişi; sadece beyazı, sadece yeşili, sadece kırmızıyı idrak edebilen bir zatsa; sizin anlattığınız şey de sadece onun görmek istediği renk olur.

Bu durum da insanı içten içe bitirir

Ve maalesef bizler de sadece belli renkleri algılayabilen insanların çoğunlukta, hatta ezici çoğunlukta, olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

İşte bu yüzden de bizler mutlu insanlar olamıyoruz. Çünkü biz anlamıyoruz birbirimizi. Çünkü bizim birbirimizi anlamamız için öncelikle bir şeyleri anlamayı anlamamız gerek.

Biz her şeyde ezbere yaşıyoruz hayatı

Vatanı da ezbere seviyoruz, sevgilimizi de annemizi babamızı da. O yüzden itiraz etmiyoruz çoğu şeye çünkü; neye itiraz edip neyi destekleyeceğimizi bilmiyoruz ki. Ettiğimiz itirazlar da ezbere itirazlar oluyor zaten tıpkı itiraz etmediklerimiz gibi.

Çünkü biz okumuyoruz

Bize göre “okumak” kelimesi “diploma” demek çünkü.

İşte bu yüzden yaşamında kitap okumamış üniversite mezunlarıyla dolduruyoruz tüm ülkeyi. Hani o daha önce adını koyduğumuz “okuyan cahiller” ile.

Biz okul okuyup kitap okumayan bir kuşağız

Bu yüzden de dünyanın en basit sorunlarına sahip insanlar olarak çözemiyoruz hiç bir sorunumuzu. Çünkü dinlemiyoruz, dinlesek bile anlamıyoruz, anlamayınca da kavga ediyoruz. Bunun adına da “dış mihraklar, Amerika oyunları, dincilerin işi, dinsizlerin işi, ailesi sorunlu, kişilik problemi var, beni anlamıyor, federasyon istifa, hakem taraf tuttu vs. vs.” deyip çıkıveriyoruz her işin içinden. Yani hangi renge sahipsek diğer rengi suçluyoruz ortadaki sorun için.

Böylece ortaya kapkara bir sonuç çıkıyor

Göremiyoruz ki asıl sorun biziz. Her ayrılıktan sonra söylediğimiz o “Sorun sende değil bende” yalanı aslında gerçeğin ta kendisi.

Biz okumuyoruz. Biz okursak da sadece yeşili sadece beyazı sadece kırmızıyı okuyoruz. Önümüze konan siyahtan da o yeşilleri beyazları görüyoruz sadece.

İşte tam olarak anlatmaya çalıştığım şey

İşte tüm sorunlarımızın kaynağı

Dostoyevski okumamış bir psikiyatra asla güvenemem ya da Yunus Emre bilmeyen bir matematik öğretmeni bize gerçekte bir şey öğretemez.”

Bizim doktorlarımız: Shakespeare okumuş olsaydı bugün pek çok sağlık sorununu çözebilirdik.

Bizim polislerimiz: Mevlana’yı okuyup anlayabilme yetisine sahip olsalardı karakolda insanlara işkenceler yapılmazdı.

Bizim hâkimlerimiz: Halil Cibran okusaydı Deniz Gezmiş bugün yaşıyor olurdu.

Bizim sağcılarımız: Nazım Hikmet okusaydı,

Bizim solcularımız: Necip Fazıl okusaydı birbirlerini öldürmezler; en azından tartışmayı becerebilirlerdi.

Bizim Kemalistlerimiz: Said Nursi’yi okusaydı,

Bizim muhafazakârlarımız: Nutuk’u okumuş olsaydı bugün yaşadığımız bu birbirini anlayamama, kutuplaşma denen o şeyi yaşamazdık.

Bizim öğretmenlerimiz: Eğitim üzerine çıkan kitapları okumayı sürdürselerdi, kitaplar okullar, dersler öğrencilere daha sevimli gelirdi.

Bizim anne-babalarımız: Kitap okusaydı, kitap evde nefes alacak ortam bulurdu.

Bizim siyasetçilerimiz: Kitap okusaydı, birbirine küfür edercesine argoyla karışık boş laflar etmez, düşünce ve proje üretirlerdi.

Bizim belediye başkanlarımız: Kazancakis’i, Kavafis’i, Yaşar Kemal’i, Fakir Baykurt’u, Proust’u okumuş olsaydı bugün evlerimizi su basmaz, belediye otobüslerinde Yahudi taşıyan Nazi vagonları gibi yolculuk yapmazdık.

Hepsini geçin bizler Zübük’ü okuyup anlayabilseydik bugün başımızda iktidarından muhalefetine, amirinden hademesine Zübüklü bir yaşam sürdürmüyor olmaz; bizi ezip de birbirlerine “ben ezmiyorum sen eziyorsun” diye bilmem ne yarışı yapanlara şakşakçılık yapmazdık.

Okusaydık; konuşmayı da susmayı da, kabul etmeyi de itiraz etmeyi de, sevmeyi de ayrılmayı da, ağlamayı da gülmeyi de becerebilirdik yaşamın her aşamasına daha fazla değer katabilirdik.

Beceremedik…

Olmadı…

Ama başaracağız…

Başka çaremiz yok…

Artık ya bir yol bulacağız ya da yeni bir yol yapacağız!

 

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.