Muhsin Yazıcı

Anadil ve eğitim sürecindeki önemi / Sercan DILOVAN

Anadil ve eğitim sürecindeki önemi / Sercan DILOVAN

Genel olarak tüm halk sınıf ve tabakalarının içinde bulunduğu bugünkü kötü tabloyu ana hatlarıyla da olsa deşifre etmek, kendimize ve insanlığa hizmet etmektir.

Nasıl ki emperyalistler ve sömürgeciler vahşet ve talanı sürdürmek için eğitim-öğretim mekanizmasını lehlerine işletiyorlarsa, bizler de oluşturulan bu mekanizmayı emekçi sınıflar ve dost halklar lehine değiştirmeliyiz.

Ülkemizde uygulanan faşist, ırkçı, asimilasyoncu, sömürgeci, yobaz eğitim ve öğretime dur demek için dil, anadil ve eğitimde anadil sorununa dikkat çekmek gereklidir.

Dil ve eğitim, tarihsel ve sosyolojik olarak birbirinden ayrılmaz iki olgudur. Bunları tanımlamadan, bunların yeri ve önemi anlaşılamaz.

Dil, insanlar arasında her türlü iletişimi sağlayan canlı bir olgudur. Dil, şimdiye kadar yaşamış olan bütün insanların bize söyleyeceklerini söylemeleri için kullanılan bir araçtır. Gerçekte dil, insan yaşamının ta kendisidir.

Toplumsal bir olgu olarak eğitim; toplumsal yaşamın ihtiyaç duyduğu kadroları yetiştirme işidir. Değişimin niteliği ve boyutu, toplumsal ölçülere, toplumun ekonomik ve siyasal temellerine göre değişir. Eğitimin işlevi, bireyin davranışlarında istenen değişiklikleri oluşturma işidir. Diğer bir deyişle farlılıkları bir potada eritmesidir.

Anadil; bireyin dünyaya gelirken, doğduğu toplumsal/etnik çevreden aldığı dildir. Yani dünyaya gelirken elde ettiği toplumsal/doğal bir haktır. Anadil, gelenek, görenek, toplumsal çevre gibi informal eğitimle öğrenilir, içselleştirilir ve davranış halini alır.

Anadili belirleyen etmenler şöyle sıralanabilir:

– Anneden, aileden ve çevreden duyulan seslerle başlayıp anlamlı ifadelere dönüştürülen ve giderek çocuğun bilinçaltına yerleşen dili anadildir.

– Çocuğun sütünü emdiği, yanında yetiştiği kişinin dili onun anadilidir.

– Kişinin ilk öğrendiği, çok iyi konuştuğu dili anadilidir.

– Kişinin en fazla kullandığı dil anadilidir.

– Kişinin kendisini özdeşleştirdiği dil anadilidir.

Bağımsızlık ve dil:

Toplumsal iletişim ve diyalog aracı olan dilin bağımsızlık ile çok yakın bir ilişkisi vardır. Bağımsız devleti olmayan bir ulusun dili de bağımsız değildir. Bağımlı, sömürge halkın dili ve kültürü de gelişmez, güdük olur. Çünkü bağımsızlık dil üzerindeki tüm baskı ve engelleri yok eder. Dili geliştirir.

Ekonomi ve dil:

Ekonomi ve dilin çok yakın bir ilişkisi vardır. Sosyoekonomik gelişme ile birlikte dilde de gelişme olur. Sanayi sürecinin gelişmesiyle bağlantılı olarak dil gelişir. Yani sesler, kelimeler ortaya çıkar. Bugün gelişmiş emperyalist-kapitalist ülkelerin dilleri buna örnektir. Bu dillerin birçok yerde konuşuluyor olması bunların çok güzel, kibar olmasından kaynaklanmıyor. Aksine bu ülkelerin sosyoekonomik gelişmeleridir bunları güçlendiren, konuşturan. Rusça, İngilizce, Almanca, Fransızca bunlara örnek verilebilir. Fransızca, Fransız ulusunun değil, Latin bir dildir.

Kürtlerin dili olan Kürtçe, oldukça zengin bir dildir. Ekonomik ve siyasal bağımsızlığının olmamasına, dört bir yandan sömürgeci ve asimilasyoncu eğitime, dil üzerindeki baskı ve yasaklamalara rağmen ayaktadır. İşte böylesi güzel ve zengin bir dille eğitim yapma hakkı engellenmektedir.

Anadilin kişiliğin gelişimi üzerindeki etkileri:

a) Doğum öncesi: Çocuk daha ana rahmindeyken çevresindeki sesleri algılar ve bu sesler anadilinin gelişmesi yönünde önemli bir zemin sağlar.

b) Doğum sonrası: Çocuk dünyaya geldiğinde herhangi bir dili konuşmaz, ama çevresindekilerin konuştuklarını algılamaya hazırdır. Çevresindekilerin söylediklerini taklit ederek ve kendi yaratma gücünü, zekasını da katarak çevresindekilerle içgüdüsel olarak iletişim kurmaya çalışır. Bu sürece ilişkin dilbilimcilerin üzerinde görüş birliğine vardıkları veriler şunlardır:

1. Bebek on-on dört aylıkken ilk sözcüğünü anlamı anlaşılır bir şekilde ifade ederek kullanır.

2. O zamana dek ifade edemediği, ama duyup anlamını anladığı sözcüklerin sayısı çok yüksektir.

3. İlk sözcüğü söyledikten sonra bebeğin dil gelişiminin hızı şaşırtıcı bir biçimde artar.

4. Okula başlamadan önce kullanabildiği sözcük dağarcığındaki sözcük sayısı 2.500 ile 7.000 arasındadır.

5. Sözcüklerin bir yanı biçim, diğer yanı da anlam olduğuna göre, çocuğun elinde dünyayı kavrayabilmek ve kendi dünyasını anlatabilmek için çok önemli ve yararlı bir araç bulunmaktadır.

6. Bu aracın çok yönlü ve gücünün iç içe girmiş yapısı, dilin gelişmesi için gün geçtikçe daha sağlam, daha geniş bir temel oluşturur.

7. Hem dilin gücünün tam olarak görülmesi zaten olanaklı olmadığı, hem çocukların bu dünyada konuşmalarına fazla fırsat verilmediği, hem de yetişkinler küçüklerin konuştuklarını dinleyip fazla dikkat etmediği için çocukların sahip olduğu dil aracının değerini insanlar hiçbir zaman yeteri kadar anlayamadılar. Pedagojinin başta gelen ilkelerinden biri, çocuğu bilgilerinden/bildiklerinden hareket ederek yetiştirmektir. Onun bu bilgi birikimini yok saymak, yasaklamak insanlık adına işlenmiş en büyük cinayettir.

c) Okul çağı: Eğitim bir süreç işi olduğuna göre, doğal olan, çocuğun okul öncesi konuştuğu dille yani onun önceki birikimini esas alarak ve onu geliştirip tamamlayarak okulda anadiliyle eğitimine devam etmesini sağlamaktır. Anadilini sınırlamak ya da yasaklamak gibi ilkel yöntemler, çocuğun kişilik ve zihinsel gelişimi üzerinde ciddi tahribatlar yaratır:

1. Anadiliyle eğitim yapan ve yapamayanlar arasında gelişim yönünden çok büyük dengesizlikler yaratır ve eğitimin temeli olan fırsat eşitliği ilkesine ters düşer.

2. Çocuğun eğitim açısından gelişimini olumsuz yönde etkiler.

3. Psikomotor gelişimini olumsuz etkiler ve psikolojik birçok rahatsızlığa yol açar.

4. Halklar arasında anlamsız gerilimler yaratır.

5. Farklı kültür ve diller arasındaki etkileşimi olumsuz yönde etkiler.

6. Çocuk yabancı bir dilde de eğitim gördüğünde düşünme eylemini kendi anadiliyle gerçekleştirmektedir. Bu da öğrenme faaliyetinin çok yavaş gerçekleşmesine yol açar.

7. Çocuğun anlama ve düşündüklerini anlatabilme yeteneğini olumsuz yönde etkiler.

TC, Osmanlı İmparatorluğu’nun devşirmeci, asimilasyoncu eğitim sistemini olduğu gibi devraldı. 3 Mart 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasası bugün Türk eğitim sisteminin temelini oluşturmaktadır. Bu temel sömürgeci-ırkçı asimilasyonu esas alır. Bu yasa ve uygulama ile başta Kürtler olmak üzere diğer halkların kültür ve dillerinin yok edilmesi hedeflenmiştir.

Akabinde, Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) M. Kemal’in başkanlığında yaptığı toplantı ile kabul edilen ‘Güneş Dil Teorisi’ ile Türkiye’de yalnızca Türklerin bulunduğu, herkesin Türk olduğu iddia edildi.

Eski dışişleri bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt’un “Türkiye’de sadece Türkler var, diğerlerinin bir tek hakkı var: Köle olarak yaşama hakkı” deyişi işin özetidir.

M. Kemal önderliğinde geliştirilen bu politika ile “Ne mutlu Türküm diyene”, “Bir Türk dünyaya bedeldir”, “Yüksel Türk, senin için yükselmenin sınırı yoktur” vb. ırkçı sloganlar Kürt coğrafyasının dağına-taşına nakşedildi. Daha ileri gidilerek, dünyadaki tüm halkların dillerinin ve kültürlerinin Türk kaynaklı olduğu uyduruldu ve işlendi.

TC eğitim sisteminin niteliği üzerine

Bugün okullarda verilen eğitim, bilimsel araştırmalara dayalı bir eğitimden çok, düzenin ihtiyaç duyduğu belli ve sınırlı bilgilerin ezberletilmesi esasına dayalı bir sistemdir. Yani eğitimden amaç, düşünen, araştıran ve yaratabilen bağımsız bir kişilik yapısına sahip beyinler yetiştirmek yerine, hazır verileni almaya ve bununla yetinmeye uygun, kapıkulu zihniyetine sahip insanlar yetiştirmektir.

Mevcut eğitim sistemi, amacı, işleyişi, yöntem ve programıyla statükocu bir anlayışa sahiptir. Eğitim sistemi anti-bilimsel ve anti-demokratik bir işleyişe sahiptir. Bugün eğitim, kapıkulu zihniyetine sahip insanların eline geçmiştir ve bununla da yetinilmeyip dershaneler, özel okullar ve çeşitli yayınlar yoluyla büyük bir ticaret sektörü haline getirilmiştir.

Aynı şekilde, 12 Eylül darbesiyle üniversitelerin özekliği ortadan kaldırılmış, YÖK sistemi getirilerek üniversiteler merkezi bir kışla disipliniyle denetim altına alınmak istenmiştir. Üniversitelerde, araştırmaya dayalı bir eğitim vermek yerine, düzene uygun, sitemle bütünleşmiş kafalar yetiştirilmek amaçlanmakta ve getirilen harçlarla dar gelirli ailelerin çocukları eğitimden mahrum edilmek istenmektedir.

Eğitim sisteminin asimilasyoncu/ırkçı karakteri

Eğitim sistemi Türkçe dışındaki diğer dilleri, başta Kürt dili olmak üzere Süryanice, Lazca, Rumca vb. tüm dilleri yok sayarak, inkar ve imhaya dayalı ırkçı/asimilasyoncu bir politika gütmüştür.

Bu amaçla Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde Yatılı Bölge Okulları açıldı. Kürt çocukları aile ve sosyal çevrelerinden kopartılıp asimilasyona tabi tutuldu.

Bu ilkel uygulama esnasında çocuklar dil öğrenmek için herhangi bir kursa tabi tutulmadan, Türkçeyi biliyorlarmış gibi “eğitim”e tabi tutuldular. Yine Köy Enstitüleri vasıtası ile resmi ideolojinin kırsal alana nüfuzu sağlandı ve buralardan mezun olan Kemalist kadrolar resmi ideolojinin kitlelere taşıyıcıları oldular.

Eğitim ve kişilik

Eğitim toplumsal-siyasal sistemin önemli öğelerinden ve uygulamalarından biridir. Bu olgu kişiliğin oluş ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynar. Demokratik bir eğitim kişinin özgücüne dayanıp kendine güvenmesini sağlar. Araştırıp inceleyen, soruşturan, şüphe duyan, ütopyası olan insan tipinin yaratılmasında önemli bir rol oynar. İnsan soyunun hem insana hem de tabiata karşı verdiği mücadele sürecinde önemli kazanımların sağlanılmasında yeri tartışılmaz!

Sömürgeci, ırkçı eğitim ise pasif, korkak, kendine güvenmeyen, bilim dışı tipler yetiştirilmesini sağlar. Böylesi eğitim sistemleri kişinin yetenek ve üretkenliğini

engellediği gibi, kişilik parçalanmasını da sağlar. Kürt halkının durumu buna örnektir.

Mevcut eğitim sistemi yüzünden ne Kürtlüğünü yaşamış ne de Türkleşmiş tipler yetiştirilmektedir. Bir Kürt Atasözü bu durumu çok iyi ifade etmektedir: “Ne ji dêre re, ne ji mizgevtê re dibe.”

Kendisi Kürt ama sorulduğu zaman “welle biz Tirktir” diyen binlerce insan vardır.

Kürt illerindeki okullarda amaç hiçbir zaman sağlıklı bir eğitim vermek olmamıştır. Bu okulların büyük çoğunluğuna adeta bir kışla eğitimi ve anlayışı hakimdir.

Öneriler:

Mevcut sistem içerisinde eğitim açısından köklü bir dönüşümün mümkün olmadığı düşüncesinden hareketle, kısa vadede eğitimin demokratikleşmesi için önerilerimizi şöyle sıralamamız mümkündür:

1. Eğitim, ırkçı, asimilasyoncu ve inkara dayalı öğelerden arındırılmalıdır.

2. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm etnik gruplara anadilleriyle eğitim yapmak için olanak tanınmalı ve desteklenmelidir.

3. Eğitimde fırsat eşitliği sözde değil, pratik olarak sağlanmalı ve eğitim eliminer olmaktan, ailelere ekonomik bir külfet olmaktan çıkarılmalıdır.

4. “Kürt Sorunu” demokratikleşmede önemli bir yer tutmaktadır, toplum ve eğitim açısından bu soruna demokratik bir çözüm bulunmalıdır.

5. Eğitim ve üretimin her kademesine yöneticiler demokratik seçimle gelmelidir.

6. Eğitimde bireyin davranışlarını özgür kılacak, yeteneklerini geliştirecek, toplumsal gelişime katılımını sağlayacak ortam sağlanmalıdır.

7. Üniversiteler özerk olmalı, bilim üreten kurumlar haline getirilmelidir. Polis-idare işbirliğine son verilmeli, üniversiteler asli sahiplerine devredilmelidir.

8. Eğitim sürecinin her aşamasında, başta eğitim emekçileri olmak üzere öğrenci ve velilere söz-karar-yetki hakkı verilmeli, yönetsel sürece katılımın önü açılmalı.

9. Eğitim-öğretimin yaygınlaştırılıp kolaylaştırılması için tüm olanakların seferber edilmesi sağlanmalıdır.

10. Savaşa, militarizme, çetelere değil, eğitime bütçe ayrılmalıdır.

http://www.mesop.net

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.