Muhsin Yazıcı

1905 Rus Devrimi -2

1905 Rus Devrimi -2

Rus-Japon Savaşı’nın Etkisi

1905 Rus Devrimi’ni başlatan kıvılcımlarından biri de hiç kuşkusuz 1904 Şubat’ında başlayıp 1905 Eylül’ünde sona eren Rus-Japon Savaşı idi.

XIX. yüzyılın sonu, emperyalist devletlerin Pasifik’te egemenlik kurmak ve Çin’i bölüşmek için yoğun mücadelelere giriştikleri Açık Kapı Politikası’nın uygulanmakta olduğu bir dönemdi. Çarlık Rusya’sı da bu mücadelenin içinde yer aldı. 1900 yılında Rus birlikleri Japon, Alman, İngiliz ve Fransız birlikleriyle birlikte Çin halkının yabancı sömürgecilere karşı giriştikleri Boxer Ayaklanması’nı acımasızca bastırmışlardı. Çarlık hükümeti, daha önceleri Çin’den Port Arthur kalesini ve Liatong yarımadasını almış, ayrıca Çin topraklarında demiryolu kurma hakkını da ele geçirmişti. Böylece Kuzey Mançurya’da Çin-Doğu demiryolunu kurmuş ve birliklerini, demiryolunu kurma gerekçesiyle oraya yerleştirmişti. Böylece Kuzey Mançurya, Çarlık Rusya’sının işgali altına girmiş oluyordu.

Bu arada Japonya da, Kore’yle Mançurya’yı ele geçimle planları içindeydi Rusya’yla Japonya arasında çıkan bu sömürge kapma savaşında İngiltere, gizliden gizliye Japonya’yı destekliyordu. Çünkü Çarlık Rusya’sının Uzakdoğu’da giderek artan gücü İngiltere’yi artık tedirgin etmeye başlamıştı. Çarlık hükümeti ise, ülkede gelişen devrimci mücadeleden çekiniyor, politik durumunu sağlamlaştırmak için savaşı yeğliyordu.

Rus Uzakdoğusunu ele geçirmeyi planlayan Japonya, 8 Şubat 1904’ü 9 Şubat 1904’e bağlayan gece savaş ilan etmeden Rusya’nın elinde bulunan Port Arthur kalesine saldırdı ve limanda bulunan Rus donanmasına ağır kayıplar verdirdi. Rus ordusu, kısa sürede bozguna uğratıldı. Bu savaşta 300 bin kişilik çarlık ordusu ölü yaralı ve tutsak olarak 120 bine yakın insanını yitirdi. Japonlar Port Arthur’u ele geçirdi. Çarlık hükümeti Japonya’yla kendisi için çok ağır olan bir anlaşma yapmak zorunda kaldı. Port Arthur limanı ve Sakhalin adasının yarısı Japonlara verildi.

Ülkede hızlanan devrimci hareketi boğmak için savaşı kullanan Çar, tam tersi bir sonuçla karşılaşmıştı. Savaştaki yenilgi, ağır kayıplar halkın hoşnutsuzluğunu, Çarlık hükümetine karşı duyduğu tepkiyi arttırdı.

Rus-Japon Savaşı sırasında yenilgiye uğrayıp zayıf düşmüş olan Çarlık ordusu, köylü ayaklanmalarını bastırılması sırasında daha da güçsüzleşti. Askerler arasında da hoşnutsuzluklar baş gösterdi ve 1905 yılının Haziran ayında Karadeniz donanmasına ait “Potemkin” zırhlısında ayaklanma baş gösterdi. Sürekli kurtlanmış yemek yemekten bıkan birçok denizci kendilerine zorla bozuk et yedirmeye çalışan subaylara isyan eder. Subaylar isyancıların kurşuna dizilmesini emretse de, diğer tayfalar da isyancı arkadaşlarına katılır. Ayaklanma hızla gelişir ve tüm asker ve tayfaların katılması sonucu subaylar denize atılır. Bundan sonra zırhlıya artık asker ve tayfalardan kurulan devrimci komite egemendir. Bu komitenin aldığı karar doğrultusunda gemi önce bir işçi kenti olan Odessa’ya demirler. Burada işçiler kitlesel bir şekilde greve giderek, Potemkin ayaklanmacılarını desteklerler. Ayrıca ayaklanmada ölen tayfalar için cenaze töreni düzenlenir. Fakat Çar’ın askerlerinin bu duruma müdahale etmesi uzun sürmez. 3 Temmuz’da gönderilen 50 bin kişilik bir askeri kuvvet, işçilerin üzerine ateş açarak büyük bir katliam yapar. Yaklaşık 6 bin kişi öldürülülür.

Potemkin ayaklanmasını bastırmak üzere gelen savaş gemilerindeki denizciler, arkadaşlarının üzerine ateş açmayı reddeder. Ama Potemkin Zırhlısı’ndaki ayaklanmacılar arasında düşünce ayrılıkları da vardır. Menşevikler, Sosyalist devrimciler ve anarşistler görüş ayrılığına düşer. Böylece eylemin önderliği yetersiz kalır ve sonunda Potemkin Zırhlısı Romen makamlarına sığınarak teslim olur.

Bu arada liberal burjuvazi Çar’la anlaşmanın yollarını aramaya başlamıştı. Eylemleri bastırmak için halktan yana bazı reformların yapılması gerektiğine inanan liberal burjuvazi, köylü ayaklanmalarından korkan toprak ağaları ile ittifak kurarak iktidarı ele geçirmeyi amaçlamaktaydı. Çarlık hükümeti, Devlet Duması biçiminde bir “temsili” meclis toplamayı vaat etti. Bolşevikler bir “halk meclisi karikatürü” olarak gördüklerinden Duma’ya katılmayacaklarını açıklarken Menşevikler Duma’ya katılmayı kabul etti.

Bolşevikler ile Menşevikler arasındaki görüş ayrılıkları da iyice gün yüzüne çıkmıştı. Bolşeviklerin düzenlediği Rus Sosyal-Demokrat Partisi’nin Üçüncü Kongresi Londra’da toplandı ve Menşevikleri, “Partiden kopmuş bir kesim” olarak suçladı. O sırada Cenevre’de de Menşeviklerin kongresi toplandı. Bu iki kongrenin kararlan birbirine kesinlikle ters düşüyor ve Bolşeviklerle Menşeviklerin taktik konusundaki ayrılığını ortaya koyuyordu.

Lenin’in geliştirdiği ilke, burjuva demokratik devrimindeki taktik sorunlar konusunda Marksist partinin yeni bir çizgisini oluşturmaktaydı. Çünkü o zamana kadar örneğin Batı Avrupa’da önder rolünü oynayan burjuvaziydi, işçi sınıfı ister istemez onun yamağı durumuna giriyordu ve köylülük burjuvazinin yedeği olarak kalıyordu. Lenin’e göre, şimdi yeni tarihsel koşullar atında durum, işçi sınıfının burjuva devriminin gücü olacağı şeklinde değişmekteydi. Köylülük işçi sınıfının müttefiki, yedeği durumuna gelmekte ve burjuvazi devrimin önderliğinden uzaklaştırılmaktaydı.

Buna karşılık Menşevik çizgide yer alan Plehanov, liberal burjuvaziyi saf dışı bırakma görüşüne karşıydı; işçi sınıfının liberal burjuvaziyle anlaşmasından yanaydı ve köylülüğün işçi sınıfının “doğal müttefiki” olduğu düşüncesine de katılıyordu.

Lenin, halk ayaklanmasının başarıya ulaşmasından sonra, Çarlık hükümetinin yerini, geçici bir devrim hükümetinin alması gerektiğini savunuyordu. Geçici devrim hükümetinin görevi, devrimin gerçekleştirdiklerini sağlamlaştırmak, karşı-devrimin direncini kırmak Rus sosyal-demokrat işçi partisinin programını gerçekleştirmek olacaktı. Çarlığın yerine geçecek bu hükümet, Lenin’e göre, işçi ve köylülerin diktatörlük hükümetiydi. Lenin, diktatörlük olmadan, karşıdevrimin kırılamayacağına inanmaktaydı.

Lenin, Sosyal-demokratların geçici devrim hükümetine katılabileceğini, yalnız tam bir sosyalist devrim için mücadele eden ve burjuva partileriyle uzlaşmaz bir çelişki içinde bulunan Sosyal-Demokrat partinin bağımsızlığını korumasının da şart olduğunu söylemekteydi. Lenin’e göre Sosyal- Demokratların hükümete katılsalar da, katılmasalar da, işçi sınıfının kazançlarını savunma, sağlamlaştırma ve genişletme yolunda geçici hükümete sürekli baskı yapmaları gerekiyordu.

Buna karşılık Menşevikler, Fransa’da burjuva hükümetine katılan Fransız sosyalistlerinin yaptığı yanlışı anımsatarak Sosyal-Demokratların geçici hükümete katılmamaları gerektiğini savunuyordu.

Genel Grevin İlk Kıvılcımı

Bu teorik tartışmaların yanı sıra devrimci eylem, 1905 sonbaharında bütün Rusya’ya yayılmış ve hızlanmıştı. 19 Eylül’de, Moskova’da matbaa işçilerinin grevi, genel grevi başlatacak ilk adım oldu. Grev Petesburg’a ve birkaç kente daha yayıldı. Moskova’daki grev, başka sanayi kollarındaki işçiler tarafından da desteklendi ve genel siyasal bir greve dönüştü. Ekim başında başlayan Moskova-Kazan demiryollarındaki grev tüm Rus sanayisinin durması anlamına geliyordu. Posta, telgraf hizmetleri durdu. Çeşitli şehirlerde çok büyük çapta mitingler yapıldı. İşçiler, memurlar, öğrenciler, aydınlar, avukatlar, mühendisler ve doktorlar grevci işçilere katıldı. Bu genel siyasal grev, hükümeti çok güç durumda bıraktı. “Kanlı Pazar”dan sonraki bir ay içinde yer alan grevlerin toplamı, son on yıldaki grevlerin toplamından fazlaydı. Sonunda 26 bin millik demiryolu hatlarındaki 750 bin işçi ve personel on gün içinde greve katıldılar. İşler bu biçime girdikten sonra ise, ekonomik amaçlar ortadan kaybolmuş, siyasal amaçlar kendiliklerinden ön plana geçmişti. Demiryolları işletmelerinin durması üzerine demir-çelik fabrikaları, tekstil, madeni eşya fabrikaları, her çeşit sanayi işletmeleri durmuştu. Giderek orta sınıf aydınlar, memurlar, serbest meslek sahipleri ve liberal sanayiciler bile bu greve katılmışlardı. İşverenlerin çoğunluğu da genel grevlere sempati ile bakmaktaydı. Bolşeviklerin 9 Kasım 1905’te yayınlanmaya başlayan yayın organı Novaya Zhizn gazetesinin parasının büyük kısmını kapitalistler vermişti. Menşeviklerin ve sosyal devrimcilerin günlük gazetelerinin de durumu aynıydı.

Bu dönemde kurulan “İşçi Delegeleri Sovyetleri” adlı kitle örgütü, proletaryanın Bolşevik Parti önderliğinde 1917 yılında kurduğu Sovyet iktidarının ilk örneği olacaktı. 1905 yılında kurulan Sovyetler, Çar’ın yasalarına rağmen, Çarlıkla savaşmak üzere kurulmuşlardı ve Bolşevikler Sovyetler’i devrimci iktidarın çekirdeği olarak görüyorlardı. Menşevikler ise bu konuda da Bolşeviklerden ayrı düşünmekteydiler. Onlar Sovyetler’i, demokratik şehir yönetimi meclisleri niteliğinde yerel yönetim organları sayıyorlardı.

İşçi Delegeleri Sovyet’i seçimleri 13 Ekim’de Petersburg’da atölye ve fabrikalarda yapıldı. Ardından Moskova’da aynı türden bir Sovyet kuruldu. Ekim’in 23’ünde, bütün Moskova, Harkov ve Reval; 24’ünde, Smolensk, Koslov, Yekaterinoslav, Lodz; 25’inde, Kursk, Samara, Poltava; 26’sında, Minsk, Kremenchug, Sim- feropol, Petersburg greve girmişlerdi. Başkent olarak Saint Petersburg’un da greve katılması üerine, bütün gözler Petersburg Sovyet’ine çevrilmişti.

Ekim 26’da İşçi Temsilcileri Kurulu’nun seçildiği ilk gün, grevin içinde, sanayi işçilerinin yanı sıra, dükkan müstahdemleri, adliye müstahdemleri, banka memur ve müstahdemleri de yer almışlardı. 27 Ekim’de ise hukukçular, doktorlar, devlet memurları greve başladı. 28 Ekim’de, posta ve telgraf idaresinin, devlet bankalarının ve Maliye Bakanlığı’nın tüm personeli greve katıldılar. Marinsky Tiyatrosu’nun balecileri; evlerdeki hizmetliler ve kapıcılar arabacılar, perakendeci esnaflar da greve katıldılar. Borsada ne alıcı kalmıştı, ne satıcı. Kent suyu, silahlı askerlerin gözetiminde isçiler çalıştırılarak, kısmen sağlanabiliyordu. Üç gün boyunca şehirde tek bir gazete çıkmamıştı. Ayın 30’unda yalnızca iki gazete yayımlanıyordu. Biri grevciler tarafından yayınlanan Izvestia (İşçi Delegeleri Kurulu Bülteni), öteki çarlık hükümetinin gazetesi olan Pravitelstvennie Venstnik idi. Bu sonuncusu, mürettiplerin grevi yüzünden askerler tarafından basılıyordu. Ülkenin her yanında, köylüler bölgelerde toprak ağalarının evlerini yakarak ayaklanıyor ve greve katılıyorlardı. Köylüler yetişen ürünlere el koyuyor ve toprakları aralarında paylaşıyorlardı.

17 Ekim Bildirisi

Rusya’da tüm yaşamı felce uğratan grev nedeniyle Çar 30 Ekim 1905’te bir bildiri yayınlayarak, halka “burjuva özgürlüklerinin temeli olan kişi dokunulmazlığını, vicdan, söz, toplanma ve dernek kurma özgürlüğünü” vaat etmek zorunda kaldı. Çar aynı bildiride, yasama görevlerini elinde bulunduracak bir Devlet Duması, bir “Rus Parlamentosu” kuracağını, seçim hakkını halkın tüm sınıflarını kapsayacak biçimde genişleteceğini de açıkladı. 17 Ekim Bildirisi (30 Ekim, eski Rus takviminde göre 17 Ekim’dir) diye tanınan Haklar Bildirisi’ni imzalayıp, başbakan Kont Witte’yi bu bildiri hükümlerini yerine getirmekle görevlendirerek halkı kazanmak istiyordu.

Kont Witte tarafından kaleme alınan bildiri halkın en ılımlı kesimlerini, grevci işçilerden oluşan devrimci çekirdekten ayırma amacına bir ölçüde ulaştı. İşçiler bile, uğrunda dövüştükleri özgürlüğe kavuştuklarını sananlar arasındaydılar. Sovyet liderleri yılgınlık içinde kalmışlardı.

Troçki, işçilere bunun gerçekte, “anayasaya sarılmış bir kamçı” olduğunu anlatmaya çalışıyordu! Bildirinin açıklandığı gün, on binlerce kişi Sovyet toplantılarının yapıldığı binanın önünde şenlik gösterilerinde bulundu. Troçki balkona çıktı, kalabalığı susturdu, sonra dramatik bir hava içinde bildiriyi herkesin gözü önünde yırttı. Kalabalık, birden alkışlamaya başladı; grev dalgası yeniden canlanmıştı.

13 Kasım’da tam iş gününün sekizinci saatinin bitiminde, işçiler hep birlikte işi bıraktılar. İşçiler her günkü alışılmış saat olan 06.45’te iş başı yapmışlar, öğle tatili için verilen bir saat kırk beş dakikalık süreyi, yarım saate indirmişlerdi. 15.15’te de işlerini bırakarak, günlük çalışma süresini 8 saate indirmiş oldular. Bu kez işverenler hızla örgütlenmeye başladı. İşverenler, kendi kendilerine çalışma saati belirleyen işçilerin işten atılacakları ve işçilerin hepsinin böyle davrandığı yerlerde ise, lokavta başvuracakları konusunda ilanlar asıyordu.

Witte hükümeti hemen Polonya’da “olağanüstü durum” ilan etti. Petersburg’un savunulması için en önemli liman olan Kronstad’da asker ve denizciler ayaklanmış, isyanın öncüleri hemen harp divanına verilmişti. Kronstad ayaklanmasından yararlanarak ordu ile halk kitlelerini birbirlerine bağlamak için Sovyetler 15 Kasım’da ikinci bir genel grev yaptı. Bu kez işverenler karşıt grupta yer aldı. Dükkân sahipleri, tezgâhlar, devlet memurları, bale dansörleri serbest meslek sahipleri ve teknisyenlerin çoğunluğu genel greve katılmadı.

17 Kasım’da Sovyet İcra Komitesi, altıya karşı dokuz oyla greve son verme kararı aldı. Bu arada hükümetten bazı ödünler alındı. Kronstad isyancıları harp divanı yerine normal askeri mahkemelere aktardılar; Polonya’daki “olağanüstü durum”a son verildi. Yönetiminde Bolşeviklerin olduğu Moskova Sovyeti, 5 Aralık’ta da genel siyasal grev emri verdi.

İlk günler greve 150 bin işçi katıldı. Fabrikalarda mitingler, sokaklarda gösteriler yapılıyordu. Petersburg Sovyeti’ne başkanlık eden ve “Khrustavel” adıyla tanınan Georgi Nosar 9 Aralık’ta tutuklandı. Sovyet, hemen toplanarak Troçki (Yanousky), Vvdenski ve Zilydnev’den oluşan yeni bir başkanlık divanı seçti ve “silahlı bir ayaklanma için hazırlanmaya devam” kararı aldı. Bu arada Parvus tarafından yayınlanan bir bildiriyle halk, devlete olan borçlarını ödememeye çağrıldı. Bildiride “halkın bütününe karşı açık savaş yürüten Çar’ın yaptığı istikrazlardan meydana gelen borçları tanımayacağız” deniliyordu.

1905 Devrimi’nin Bastırılması

Sekiz gazete Parvus’un bildirisini yayınladı. Ertesi gün tam yüz gazete daha bu bildiriyi yayınladı. Tepkiden çekinen hükümet bu kez bir şey yapmadı. Halk akın akın bankalara gitmeye başlamıştı. Hükümet 16 Aralık’ta, İşçi Delegeleri Konseyi’nin Yürütme Kurulu’ndaki bütün üyeleri tutuklattırdı. Troçki’nin başkanlığındaki Yürütme Kurulu yeni bir genel grev kararı aldı. Polis, bu toplantıyı bastı ve hepsini tutukladı. Hükümet, Rusya’nın öteki kesimlerinde yürüttüğü bastırma ve yıldırma eylemlerinden sonra ayaklanmayı bastırması için Amiral Dubassov’u Moskova’ya gönderdi.

Dubassov güçlerinin saldırıya geçmesi üzerine, grev 10 Aralık’ta silahlı ayaklanmaya dönüştü. Askeri birliklerin üzerine sıkılan ilk kurşunlar, belki de onları tahrik etmek isteyen kışkırtıcı ajanlar tarafından atılmıştı. Tverskaya’daki ilk barikat, aralarında, kürkler giyinmiş zengin burjuvaların da bulunduğu neşeli bir halk topluluğunca kuruldu. Üçüncü gün kanlı çarpışmalar başladı.

İşçiler, barikatlar üstünde 9 gün Çar’ın birlikleriyle savaştı. Petersburg’da grevin olmayışı hükümetin işini kolaylaştırdı. Çarlık hükümeti çok büyük bir kuvvetle ayaklananlara saldırdı. Moskova işçileri öteki Sovyetlerce desteklenmeyince, Moskova Sovyeti 19 Aralık’ta silahlı mücadelenin kesilmesini kararlaştırdı. Lenin daha sonra, Moskova ayaklanmasının başarısızlığında kentin bütününü kapsayan eylemler için ortak bir tasarının bulunmayışının ve yönetici bir merkezin olmayışının büyük payı olduğunu belirtecekti.

Moskova ayaklanması çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Bu ayaklanmanın bastırılmasından sonra ülkenin çeşitli yerlerinde de ayaklanmalar ve silahlı ayaklanma biçimine dönüşen grevler oldu. Polonya ve Baltık ülkeleri işçi ve köylülerin silahlı mücadelesi genişledi. Kafkas ötesi ülkelerinde, Finlandiya’da da Çarlık rejimine karşı silahlı mücadelelere girişildi. Bütün bu ayaklanmalar şiddetle ve çok kan dökülerek bastırıldı. Bu yüzden Rus Çarı’na “Kanlı Nikola” adı verilecekti.

Rusya’da 1905 Devrimi, halkla çarlık arasındaki çelişkinin çok belirgin ve uzlaşmaz bir çelişki olduğunu göstermişti. Aynı zamanda liberal burjuvazinin halkla değil, Çar’la ittifak kurmaya çalışan karşıdevrimci bir güç olduğunu kanıtladığı kabul edilir. Liberal burjuvazinin önderliğini savunan ve Çarlığın ayaklanmayla devrilmesi yerine reformdan geçirilmesi gereğini ileri süren Menşevikler de, Bolşeviklerin deyimiyle, “işçi sınıfı içinde burjuvazinin ajanları” sayılmışlardır.

Lenin, Birinci Rus Devrimi’nin başarısızlıkla sonuçlanmasını, devrimci güçlerin yeterince hazırlıklı olmayışına ve devrimci eylemin henüz yeterince yayılıp, derinleşmeyişine bağlar. Lenin, 1905 Devrimi’nin önemini şu sözlerle açıklamıştır: “1905 genel provası olmasaydı, ne 1917 Şubat’ındaki burjuva devrim, ne de 1917 Ekim’indeki proleter devrim gerçekleşemezdi”

http://www.serenti.org/1905-rus-devrimi/

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.