Muhsin Yazıcı

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -1

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -1

17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü ve “kuruluş bayramı” günü.

Köy Enstitülerinin temelleri 1935’lerde atılmış, 17 Nisan 1940 tarihinde kabul edilen Köy Enstitüleri Kanunu ile yasal temele oturtulmuştur. 1946 iktidar değişikliği ile özgün ilkelerinden saptırılmaya çalışılan Köy Enstitüsü sistemi, 1950 iktidar değişikliğinden sonra iyiden iyiye yozlaşmış, 1953 yılında programları klasik ilköğretmen okullarınınki ile birleştirilmiş, 1954/6234 sayılı yasa ile de hukuksal varlığı sona ermiştir. Üzerine yapılan tartışmalar bugün bile süren Köy Enstitüleri olgusu, en çok siyasal platformda ele alınmış, yıkılışından sonra eğitim sistemi ve ilkeleri açısından pek fazla incelenmemiştir. O zaman Kanadalı olan Fay Kirby’nin tezi dışında önemli bir çalışma da yapılmamıştır. (F. Kirby, Türkiye’de Köy Enstitüleri, 1962).

3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu’na göre “Köy öğretmeni ve köye yarayan meslek erbabını yetiştirmek üzere, ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde Köy Enstitüleri açılır” (m 1). Ancak, Köy Enstitüsü sistemini, böylesine alçakgönüllü düzenlenmiş bir yasa kuralı ile açıklamak olanaksızdır. Onun, siyasal bir tartışma konusu olmasının temelinde, yasal düzenlemeyi aşan etmenler vardır. Sistem, tüm ulusal eğitim sistemleri gibi belirli bir tarihsel dönemde sürdürülen siyasal rejimin bir uzantısıdır.

Bilindiği üzere, 1931 yılında girilen Tek Parti yönetimi, tüm devlete egemen olmayı hedeflemiştir. Rejimi “imtiyazsız sınıfsız bir kitle” yaratmak amacıyla “Halkçılık İdeolojisi”ni yaratmış ve bunun, toplumun yüzde seksenini oluşturan kırsal Türkiye’yi kuşatması için gerekli önlemleri aramaya başlamıştır. 1935 Cumhuriyet Halk Partisi Büyük Kurultayı, köylüyü “Kemalist İdeoloji” doğrultusunda eğitip yönlendirecek bir eğitim sistemi arayışına yönelmiştir. Bunun için Atatürk’ün yakın adamlarından ve eski kurmaylardan Saffet Arıkan Milli Eğitim Bakanlığı’na (o zaman Kültür Bakanlığı) getirilmiş, kendisi olağanüstü yetkilerle donatılmıştır.

Arıkan, uyumlu çalışabileceği bir kadro oluşturmakla işe başlamış, ilköğretim, güzel, sanatlar, dil ve tarih çalışmaları ve bunlarla ilgili akademik örgütlenmeler gibi konularda oldukça köktenci çalışmalara yönelmiştir. Kuşkusuz devlet idaresinin öteki kesimlerinde de buna koşut girişimler oluyordu. Ancak, bir ideolojinin tüm toplum katlarını kuşatmada eğitimin özel bir önemi olduğu kabul ediliyordu. Arıkan, yakın arkadaşlarının (örneğin Naif Atuf Kansu, Cevat Dursunoğlu gibi) görüşlerini alarak, o zaman Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü yapan İsmail Hakkı Tonguç’u, köy eğitimi seferberliğini yönlendirmek üzere İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne atadı. Bu görevlendirme Köy Enstitüsü sisteminin ilk somut adımı oldu. O tarihten sonra Tonguç, Köy Enstitüsü sözleri ortak bir simge oldu.

Köy Enstitülerine yöneltilen eleştirilerin bir kısmı, bu sistemin Tek Parti yönetimi tarafından oluşturulduğu ve Enstitülerin de katıksız bir Tek Parti (Cumhuriyet Halk Partisi) kurumu olduğu yolundadır. Bu çok yalınkat bir eleştiridir. Öncelikle, CHP türdeş unsurlardan oluşmuş değildi. Seçilen kalkınma modeli de, kapitalist toplum yapısına geçiş için özel bir uygulama idi. Uygulama ne bir sosyalist sistemdi, ne de faşist bir parti modeli idi. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, otokratik bir modernleşme denemesi yapılıyordu. Tarihte de benzersiz bir örnek değildi. Benzer koşullarda, benzerlerine rastlamak pek zor değildi. İçinde, ilerici unsurların hayli çoğunlukta olduğu siyasal ve teknik kadro, bazı alanlarda görece modernleşmeyi istemekte ve bu konuda samimi olarak çalışmakta idi. Özellikle 1908 Meşrutiyet hareketinden beri, Türkiye nitelikli bir eğitimci potansiyeline sahipti. Meşrutiyet Döneminde denenmiş, yurtdışında sürdürülen eğitim hareketlerini yakından izlemiş bir kadro birikimi ve küçümsenmeyecek bir düşünsel birikim bulunuyordu. Bu kadro içinde, genç yaşta, çağdaşlaşma özlemi doğrultusunda gerçekçi bir düşünce sentezi başarmış ve yetkin bir örgütçü ve uygulayıcı olan Tonguç’un, direksiyonun başına geçmesi gerçekten büyük bir şans olmuştur. Siyasal kadroların otokratik modernleşme özlemlerinden, çok güç koşullarda, çok büyük bir ustalıkla demokratikleşme yolunda özgün bir sentez çıkarabilmiş olan Tonguç, haklı olarak ölümsüzleşmiştir. Yetiştirdiği insanların, aynı dönemde aynı siyasal iktidarın güdümünde kurulan öteki eğitim kurumlarından yetişenlere göre demokrasiye daha inançlı, bilimsel düşünüşe daha çok önem veren, güzel sanatlara karşı daha duyarlı, toplumsal sorunların çözümünde daha istekli olmaları onun bu konudaki yetkinliğini kanıtlamıştır sanırız.

Köy Enstitüleri sistemi değerlendirilirken, sadece kuruluş güçlükleri, ödenek sıkıntısı, öğrencilerin çalıştırılması vb. olanaksızlıklar değil, hangi siyasal atmosferde ve hangi sınırlamalar içinde kuruldukları da dikkate alınmalıdır. Yinelersek, ustalık Tek Parti ideolojisinin özlemleriyle sınırlanmış hareket alanından, demokratik bir eğitim sisteminin yaratılmasındadır. Kanımızca, Enstitülerin kuruluşunda en büyük güçlük bu sınırlılıktı. Daha fazlasını yaratma imkanı var mıydı? “Sanayileşmek, kentleşmek yarken köylüyü köye mahkum etme!. Azla yetinme! Köylülük ideolojisi! Geri teknoloji!” gibi yanlış değerlendirmeler, bu darboğazı dikkate almamıştır. Ve Enstitüler değerlendirilirken, bir yandan onun temelinde yatan düşünceyi, öte yandan ondan beklentisi olan siyasal kadroların tutumunu, artı maddi güçlükleri dikkate almak gerekir. Köy Enstitüleri ile ilgili belgeler, eksiksiz olarak elimizin altındadır..

Köy Enstitülerinin Kuruluşu

Köy Enstitüleri sistemi önce “Eğitmen Kursları” olarak kurumlaştı. Tonguç’un yönetiminde yapılan alan taramaları ve belgesel çalışmalar sonunda, öncelikle ya da zamanla çözümlenecek konular hakkında bir muhtıra hazırlanmıştır. (Bu muhtıra için bkz: Tonguç İlköğretim Kavramı, 1946,s 267-296). Bu muhtıradan sonra, köylere kısa zamanda eğitici yetiştirecek bir yol bulundu. Askerliğini çavuş ve onbaşı olarak yapan köylü gençlerden, okuryazar olanlar seçilerek alındı ve 1936-37 öğretim yılında, Eskişehir’in Çifteler Çiftliği’nde bir “Eğitmen Kursu” açıldı. Bir yıl sonunda küçük köylere atanan bu yeni eğitmenler, başarılı bulununca yasal düzenlemeye geçildi. 24.6.1937/3238 T.S. Köy Eğitmenleri Kanunu “nüfusları öğretmen gönderilmesine elverişli olmayan köylerin öğretim ve eğitim işlerini görmek, ziraat işlerinin fenni bir şekilde yapılması için köylülere rehberlik etmek üzere köy eğitmenleri istihdam edilir” (m 1) kuralını getirdi. Görüldüğü gibi, eğitim işi köylünün ekonomik ve toplumsal hayatı ile birlikte düşünülüyordu. Sadece çocukların değil, yetişkin köylülerin de eğitimi ele alınıyordu. Bu tutum, yukarıda belirttiğimiz nedenlerle, siyasal özlemlerle de tutarlıdır. Bakan Arıkan, 30 Temmuz 1935 günü TBMM’de yaptığı konuşmada, “gözettiğim amaç, köy okulu talebelerinin Kemalist, yurtsever uluscul birer fert, kamuğasıyı (toplum çıkarlarını) özel düşünce üstünde tutan, ekonomik birer unsur olmasıdır” demektedir. (Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri, C. II, 1946, s. 203 ) Eğitmenlerin de, genel eğitici nitelikleri yanında “köyün mukadderatıyla kendi mukadderatının ve bunlarla devletin mukadderatının birbirine bağlı olduğunu bilmesi” bekleniyordu. Bu koşul, “Köy Eğitmenleri Kanun Layihası Mucip Sebepler” (Kanun Gerekçesi) arasında idi. (Tonguç, aynı, s. 302).

Eğitmenler, küçük köylerde açılan okullarda çalışacaklardı. Aldıkları öğrencileri üç yıl okutup, onları mezun edince yeni öğrenciler alıyorlardı. Bunun ötesinde köylüye okuma yazma, yurttaşlık bilgisi öğretmek, sıtma ile savaş, tarımsal araçlar vb. gibi konularda bilgi veriyor ya da bu konuda devlet dairelerine aracılık ediyordu. Eğitmenlerin okuttuğu öğrenciler, yeni kurulacak olan Enstitülerin öğrenci kaynağını oluşturacaktı. Eğitmen kursları, 1947 yılına kadar sürdü ve sekiz bin civarında eğitmen yetişti. 1948’den sonra eğitmenlerin büyük çoğunluğunun görevlerine son verildi. Bu davranış, köy eğitimi savaşçılarımızın, tarihe geçen çilelerini ortaya koyması bakımından önemlidir.

Eğitmen kursundan bir yıl sonra, daha yetkin bir eleman yetiştirme yolu bulundu. 1937 yılında İzmir/Kızılçullu ve Eskişehir/Çifteler’de “Köy Öğretmen Okulu” açıldı. Buralarda yeni tip bir köy öğretmeni ve köye gönderilecek öteki elemanlar. Bu kurumlar, eski öğretmen okullarından farklı yapı ve özde olacaktı. Yetişen elemanlar, köyde yaşayabilecek ve köy hayatına etkili olabilecekti. Ertesi yıl Kırklareli/Kepirtepe ve Kastamonu/Gölköy’de de iki köy öğretmen okulu açıldı. Bunların gelişimi sürerken, 17 Nisan 1940 günü 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu kabul edildi. Kanun yeni kurumların adını, yeni işlevlerine göre saptamıştı. Bu kurumlar hem eski öğretmen okullarından ayrılıyordu, hem de köye öğretmenden başka eleman yetiştireceklerdi. Enstitülerin öğrenim süresi ilkokul üzerine en az beş yıldı (m 3). Bu kurumlara sadece köy çocukları alınırdı, öğrenci alımında tüm il, ilçe ve köylere dengeli bir dağılım yapıldığını gözlüyoruz. Böylece, eğitimde olanak eşitliği sözden eyleme geçiriliyordu. Enstitülerin dağılımı da bunu açıkça gösteriyor. 1937-45 arasında açılan yirmi köy Enstitüsünün yurt düzeyine dağılışı şöyledir:

Türkiye’de Açılan Köy Enstitülerinin Listesi

  1. Adana/Düziçi,
  2. Adapazarı/Arifiye,
  3. Ankara/Hasanoğlan,
  4. Antalya/Aksu,
  5. Aydın/ Ortaklar,
  6. Balıkesir /Savaştepe,
  7. Diyarbakır/Dicle,
  8. Erzurum/Pulur,
  9. Eskişehir/Çifteler,
  10. Isparta /Gönen,
  11. İzmir/Kızılçullu,
  12. Kars/Cılavuz,
  13. Kastamonu/Gölköy,
  14. Kayseri/Pazarören,
  15. Kırklareli/Kepirtepe,
  16. Konya /İvriz,
  17. Malatya/Akçadağ,
  18. Sivas/Yıldızeli,
  19. Samsun/Ladik,
  20. Trabzon/Beşikdüzü.

Bunlara, 1948 yılında bir de Van/Ernis Köy Enstitüsü eklenmişse de, asıl sistemin saptırıldığı 1946 yılından sonra kurulan bu Enstitünün ötekiler gibi bir özgünlüğü yoktur.

Köy Enstitülerinde en çok öğretmeni yetiştirilmiş, bunu köy sağlıkçısı izlemiştir. Yeterli sayıda sağlık memuru yetiştirmeye geçilemeden Enstitülerin yapısı değişmeye başlamış ve bu ödev yeniden Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir. Köy Enstitülerinde 17 bin kadar öğretmen, 3 bine yakın sağlıkçı (sağlık memuru, ebe) yetiştirilmiştir.

Köy Enstitüsü sistemi, 1946 iktidar değişikliğinden sonra değiştirilmeye başlanmıştır. Özellikle üretime dayalı eğitim, mezunların izlenmesi iş demokrasi gibi temel öğeler kaybolmuştur. 1953 yılına kadar eriyerek süren sistem,1953 yılında programının İlköğretmen Okulu biçiminde değiştirilmesi ile özgünlüğünü tümden yitirmiş 1954/6234 sayılı yasa ile de adı  “İlköğretmen Okulu” olarak değiştirilip tarihe karışmıştır.

http://www.serenti.org/osmanli-sanayi-devrimini-neden-gerceklestiremedi/

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.