Muhsin Yazıcı

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -4

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -4

Hesaplaşma/Değerlendirme

Köy Enstitüsü sisteminin eğitim hayatımıza getirdiği en önemli katkılardan birisi “hesaplaşmadır”. Eski eğitim kurumlarımızda ve dünyanın birçok yerlerindeki eğitim kurumlarında asttan ‘hesap sorma’ olurken, Enstitülerde ‘hesaplaşma’ vardır. Ötekilerde yönetici ya da öğretmen öğrenciye ya da astlarına hesap sorarken Köy Enstitülerindeki hafta sonu toplantılarında, ya da bir iş ünitesinin bitiminde herkes birbirine hesap soruyordu. Müdür de dahil herkes yaptığı işin hesabını vermek zorundaydı. Başaranlar ödüllerini, başaramayanlar cezalarını (eğitsel anlamda) çekiyorlardı. Bu tutum, demokratik eğitimin en önemli göstergesidir. Ve hiçbir zaman yüksek eğitim kurumlarımızda böylesi olmamıştır. Öğretmenler ve öğretim üyeleri toplantılarında bile hesaplaşma yoktur. Olsa olsa bilgi verme vardır, astın üstüne, öğrencinin öğretmenine hesap vermesi vardır.

Köy Enstitülerinde Öğretmen ve Yöneticiler

Köy Enstitüsü sisteminin en dikkate değer öğelerinden birisi de öğretim ve yönetici kadrosudur. Klasik sisteme göre, diploması yetersiz görülen Enstitü öğretmenleri, haksız olarak “bilgisizlik ve yetersizliklerle” suçlanmışlardır. Bizde öteden beri, bir insanın yetkinlik ölçüsü diplomasının büyüklüğü ile belgelenmeye çalışılmıştır. Oysa insanların kendi kendilerini yetiştirmeleri, yeni rollerine göre işbaşında yetişmeleri de önemlidir. Hele hele Köy Enstitüleri gibi, yepyeni ilke ve ölçülerle uygulamaya konulan kurumlarda, hazır eleman bulmak zordur. Üstelik bu kurumların eğitim ve iş şartları oldukça ağırdır. Bozkırda, bin bir olanaksızlıklarla boğuşan yeni öğretmen tipi, sürekli hareket halinde olacaktır. Hareket hali geçici bir durum, değildir. Yeni bir eğitim anlayışı gelmektedir. Bunun niteliklerine yukarda değinildi. Buna göre kendisini yenileyemeyen öğretmen, diploması ne kadar yüksek dereceyi gösterirse göstersin, sisteme uyamayacaktır. O hâlde Enstitü sistemi, bir yandan var olan potansiyelden en iyi biçimde yararlanırken, öte yandan da kendi elemanını yetiştirmek zorundadır. Köy Enstitüsü sisteminin tuttuğu yol da bu oldu.

Köy Enstitüleri Kanunu, olası güçlükleri düşünerek, öğretmen kaynağını oldukça geniş tutmuştur. Bunda, diplomadan çok yetkinliği ve işin özelliğini dikkate almıştır. Yasaya göre Köy Enstitülerine atanacak öğretmenler şu nitelikte olacaklardır:

  1. Yüksekokullar ve fakülte mezunları,
  2. Gazi Eğitim Enstitüsü mezunları,
  3. Öğretmen okulları mezunları,
  4. Ticaret Liseleri ve Orta Ziraat Okulu mezunları,
  5. Erkek Sanat Okulları ve Kız Enstitüsü mezunları,
  6. Köy Enstitüsü mezunları,
  7. İnşaat Usta Okulları mezunları,
  8. Bunlardan başka her türlü teknik ve mesleki okullar mezunları. Ayrıca Enstitülerde “mütehassıs işçiler, yevmiye yahut aylık ücretle çalıştırılabilirler” (m 17).

Görüldüğü gibi, epeyce kaynak sayılmıştır. Bu kaynaklardan en çok yararlanılanları İlköğretmen Okulu mezunları ile Meslek Okulları mezunlarıdır. En elverişli kaynaklardan birisi Gazi Eğitim Enstitüsü mezunları olduğu halde, bu kaynaktan yeteri kadar eleman sağlanamamıştır. Genel Kültür, Öğretmenlik Bilgisi ve Sanat, Beden Eğitimi öğretmenleri ancak bu kaynaktan sağlanabilmiştir. Müdürlerin çoğunluğunun da Gazi Eğitim Enstitüsü mezunu oldukları, bunların da çoğunun Eğitim (Pedagoji) Bölümü, ikinci derecede de Resim-İş Bölümü mezunu oldukları görülür. Müdürler arasında Rauf İnan gibi Viyana Pedagoji Enstitüsü mezunu bir kişi, Süleyman Edip Balkır gibi İlköğretmen Okulu mezunları da vardı. Hepsi harikalar yaratmış olan bu insanların en önemli özellikleri, kendilerini yetiştiren, haddini bilen kişiler olmaları, ayrıca Tonguç’un yakınlığını ve takdirini kazanmış olmalarıdır. Çoğunluk da Tonguç’un öğrencileridir. Bu nedenle, müdürleri büyük bir dikkatle seçtiği görülür. Müdürlerin atanma yıllarına göre yaş ortalamaları 32 dolayındadır. Hepsi, klasik yöneticiliğin ötesinde eğitimci niteliğini hak etmiş kişilerdir. Hemen hemen hepsi yazar kişilerdir. Çoğunluğu anılarını yazarak, tanıtıcı yazılar yazarak Enstitü sistemini tanıtmışlardır. Sürülüp kıyılmalarına ve çile çekmelerine karşın, davalarına sahip çıkmışlar ve öğrencileri ile dirsek temasını yitirmemişlerdir. Hepsi ölçülü ve baba insanlar olarak kalmışlardır.

Enstitülere öğretmen seçme konusunda müdürlerin büyük yetkileri bulunuyordu. Müdürler, çevrelerinde tanıdıktan, görev uygun işleri Bakanlığa, öneriyorlar, hatta görevlendiriyorlar, Bakanlık da büyük ölçüde bunları onaylıyordu. Bu hem demokratik, hem akılcı bir yöntemdi. Müdürler, mezunlar arasından (hatta mezun olmadan) öğretmen görevlendirebiliyordu. Usta öğretmenlerin atanmasında bu pratik bir yöntemdi. Çoğu okuryazar bile olmayan usta öğreticiler, yapıcılık, tarım, demircilik, oyun ve müzik usta öğreticileri olarak atanmışlardır. Aşık Veysel de bunlardan birisidir.

Köy Enstitülerinin gerçek ve en güvenilir öğretmen kaynağı, kuşkusuz Yüksek Köy Enstitüsü idi. 1942-47 arasında Hasanoğlan’da açılmış bulunan Yüksek Köy Enstitüsü, çok değerli öğretmen, yönetici, müfettiş ve araştırmacı yetiştirmekte idi. Yazık ki, kapatılınca Enstitüler klasik kaynaklardan öğretmen almaya ve yozlaşmaya başladılar.

Bazı yüksekokullardan Köy Enstitüleri için değerli öğretmenler sağlanırken, fakülte çıkışlılardan pek fazla yararlanılamamıştır. Fakülte mezunlarının bazı alanlarda bilgileri yeterli, fakat genellikle meslek formasyonları zayıftı. Zaten çoğunlukla, şartları zor olan bu kurumlarda görev istiyorlardı. Ancak, kuruluşlarını tamamlayan bazı Enstitülere, o da Bakanlığın yeni politikası gereği bazı fakülteler (edebiyat vb.) mezunları da atandılar.

Özetle Köy Enstitüleri, bünyesine aldığı öğretmen ve usta öğreticileri de kendi amaçları doğrultusunda eğiten kurumlardı.

Köy Enstitülerinin Genel Eğitim Sistemi ile Bütünleşmesi

Köy Enstitüleri bir tür ortaöğretim sistemi olarak düşünülse bile, espri yönünden ortaöğretime benzememektedir. Benzetmemeye de çalışılmıştır. Örneğin, ortaokul üzerine kurulmamıştır. Ya da ortaokul lise kademesi olarak düşünülmemiştir. Programları genel olarak ortaöğretime benzetilmemiştir. Sadece fen, edebiyat gibi dersler yönünden değil, öteki etkinlik ve dersler yönünden de ortaöğretime benzememiştir.

Program konusunda, ilkeler Bakanlıkça verilmiş, içerik düzeninde Enstitülere özerklik tanınmıştır. 1943 Programı bir çerçeve program niteliğindedir. O güne göre de örnek bir program anlayışı getirmiştir.

Enstitülerin öğretim süresi yıl olarak ortaöğretime göre bir yıl eksik tutulmuştur. Ancak, yıllık net eğitim süreleri uzundur. Yazın bir buçuk ay kadar tatil verilmekte idi. Bu durumda ortaöğretimden daha uzun net süre öğretim yapılıyordu. Bunun amacı salt ekonomik edenler değildi. Enstitüleri klasik ortaöğretim sistemi ile bütünleştirmekten özellikle kaçınılmıştır. Klasik öğretime benzetme, yozlaşma eğilimi olarak görülmüştür.

Köy Enstitülerinin ilk mezunu verdiği 1942 yılında hemen Yüksek Köy Enstitüsü açılarak, ileri öğrenim olanağı yaratılmıştır. Bu yol, sistemi klasik sistemle bütünleşmekten koruduğu gibi, en seçkin gençlerin, belki de ilk kez devletin üst kademelerinde görev alacak, bilimadamı olabilecek bir kanal da açılmış oluyordu. Açık yasal kural bulunmamasına karşın Yüksek Köy Enstitüsü, üç yıllık bir yükseköğretim kurumu olarak kurulmuştur. Böylece, örneğin Gazi Eğitim Enstitüsü’nün çoğu bölümleri ikişer yıl öğrenim verirken, Yüksek Köy Enstitüsü üç yıllık bir öğrenim veriyordu. Öğretim üyelerinin bir kısmı kendini belli alanlarda yetiştirmiş öğretmenler, bakanlık üst düzey yöneticileri, önemli bir kısmı da Ankara’daki fakülte ve yüksekokullarda, konservatuvarda görevli yerli ve yabancı öğretim üyeleri idi. Bazı dersleri Enstitüde, bazıları da ilgili fakülte ve yüksekokullarda görüyorlardı. Yönetimi, Hasanoğlan Köy Enstitüsü ile birlikte idi. 1946 yılında, Köy Enstitüleri öğretmen ve yöneticilerinden, il milli eğitim müdürleri temsilcilerinden, ilköğretim müfettişlerinden, öğrencilerden ve bakanlık mensuplarından oluşan on üç kişilik bir “Yüksek Köy Enstitüsü Yönetim Kurulu” oluşturulmuşsa da, iktidar değişince yürürlüğe konulamamıştır. (Yönerge için bkz: Tebliğler Dergisi, 26.8.1946 /396). Bu kurulun, köy eğitimi ile ilgili başka yetkileri de vardı. Kurulun oluşumu ve varlığı da bir demokratik eğitim örneğidir.

Yüksek Köy Enstitüsü’nün Amaçları

  1. Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek,
  2. İlköğretim müfettişi, gezici başöğretmen ve gezici öğretmen yetiştirmek,
  3. Köy Enstitülerinde çalışmakta olan öğretmenleri işbaşında yetiştirmek,
  4. Köyler ve köy eğitimi konusunda araştırmalar yapmak, sonuçlarını ilgililerin yararına sunmak,
  5. Köy Enstitüleri ve Yüksek Köy Enstitüsü ders kitaplarını yazdırmak. (Yüksek Köy Enstitüsü Talimnamesi, Tebliğler Dergisi, 9.8.1943).

Yüksek Köy Enstitüsü’ne, Köy Enstitülerini bitirenler içerisinden, ilgili öğretmenler kurullarının seçeceği en başarılı öğrenciler sınavla alınıyordu. (m. 4) Yüksek Köy Enstitüsü’nün bölümleri ise şunlardı:

  1. Güzel Sanatlar Kolu,
  2. Yapıcılık Kolu,
  3. Maden İşleri Kolu,
  4. Hayvan Bakımı Kolu,
  5. Kümes Hayvancılığı Kolu,
  6. Tarla ve Bahçe Ziraati Kolu,
  7. Zirai İşletme Ekonomisi Kolu,
  8. Köy ve Ev El Sanatları Kolu (m. 16).

Bazı bölümler karma, bazıları sadece kız ya da erkek öğrenci alıyordu. Yüksek Köy Enstitüsü iki yüze yakın mezun verdi.

Köy Enstitüleri, Türkiye’nin belirli toplumsal ve siyasal şartlarında doğmuş, başarılı olmuş, özgün, demokratik eğitim kurumları idi. Bugün aynı siyasal ve toplumsal şartlar bulunmadığına göre yeniden kurulmaları düşünülemez. Enstitü kurucuları, bugün yaşasalardı bugüne göre eğitim kurumlan tasarlarlar ve kurarlardı. Bu nedenle, Enstitüleri anarken, onların kurum olarak artık tarihin malı olduklarını, ancak bıraktığı bilgi ve deneyim birikiminden yararlanılabileceğini, ilkelerinin çoğunun bugün de canlı kaldıklarını belirtmek bir ödevdir. Bir başka ödev de Köy Enstitüsü konusundaki araştırmaların artırılmasıdır. Köy Enstitüleri ile ilgili bilgi ve belgeler boldur. Belki de hiçbir eğitim kurumunun olmadığı kadar çok sayıda belge bulunabilir. Kurucuları görüşlerini ve anılarını yazdılar. Resmi düzenlemeler anında yayımlandı. Siyasal hayatımızı açıklamaya yarayacak olan bu tür araştırmalar, hem toplumbilimle, hem de eğitimbilimle ilgili olanların üzerinde çalışacağı konulardır. Bilim kuruluşlarının, ülkemiz için özgün bir uygulama olan Köy Enstitüsü konusundaki araştırmaları destekleyeceği günleri beklemekteyiz.

Bir başka ödev de Köy Enstitüleri ile ilgili kişilerin elinde bulunan bilgi ve belgelerin derlenip düzenlenmesi ve uygun düşenlerin yayımlanması ya da çoğaltılmasıdır. Bu hem bir değerbilirlik, hem de bilime ve tarihe saygı gereğidir.

http://www.serenti.org/koy-enstitusu-sistemine-toplu-bir-bakis/

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.