Muhsin Yazıcı

Körü Körüne İnanmak

Körü Körüne İnanmak

Körü körüne inanmak, batıla yönelmek konusunda üstümüze yok sanırım.

Türklerde kör inanç, kör sevgi

Bir şeylere“körü körüne inanmak” kanımızda var. Biri bize olağanüstü olayların geçtiği bir hikaye anlattığında bile “Hadi ordan canım, öyle şey mi olur!” deriz, ama anlatılan hikayeye de içten içe inanırız. Derinlere inildiğinde Türkler aslında hayalgücü çok yüksek olan insanlardır. Ama yeteneklerini yaratıcılığa dökmek yerine toplum tarafından kendilerine dayatılmış düşünceleri daha abartılı ve ateşli kılmak için kullanırlar. Yeri gelir demiri eritirler, yeri gelir bin atlı akınlarda dev gibi bir orduyu yenerler. İş düşünce boyutuna, fikir münakaşasına geldiğinde ise kestirme yoldan batıl olana, çoğunluğun “tamam” dediği düşünceye yönelirler. Futbol takımı tutar gibi, holiganca ve vahşice siyasi parti tutarlar. Benimsediği siyasi düşünce, içine mensup olduğu topluluk ya da cemaat uğruna seve seve canlarını verirler. Evet, Türkler sevmek konusunda işin biraz cılkını çıkartırlar. Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerindeki, eşlerini cinnet geçirerek kırk yerinden bıçaklayan kocalar gibi…

Montaigne ve “körü körüne inanmak”

Bir şeylere körü körüne inanmakla ilgili Montaigne öyle kişilerden bahseder ki bu insanlara ne işkence yapılırsa yapılsın yine de ağızlarından tek bir söz çıkmaz, gerekirse ölürler ama ne olduklarını bilmedikleri ve aslında kendilerinin bile olmayan düşünceleri sonuna kadar korumaya uğraşırlar:

“Öyle köylüler gördüm ki ayaklarının altını yakmışlar, bir tüfeğin tetiği altında parmaklarının ucunu ezmişler, başlarını cendereye sokup gözlerini kan içinde dışarı fırlatmışlar, yine de ağızlarından söz alamamışlar.

Bir tanesini gördüm: Ölmüş sanarak bir çukura atmışlardı, boynundaki ip hala duruyordu, bu iple onu bütün gece bir atın kuyruğuna bağlayıp sürüklemişlerdi. Öldürmek için değil, salt eziyet etmek için, yüz yerine hançer saplamışlardı. Kendisiyle konuştum, bütün bunlara katlanmış, sonunda da kendini kaybetmiş, istedikleri sözü söylemektense, bin kez ölmeyi göze almış. Çektiği acılar yanında ölüm hiç kalırdı. Hem de bu adam o semtin en zengin çiftçilerinden biriydi. Nice insanlar kendilerinin olmayan inanışlar için, başkalarından aldıkları, ne olduğunu bilmedikleri fikirler için diri diri yanmışlardır.”

Sapere Aude: Kendi aklını kullanmak cesaretini göster!

Aynı şeyi bizim ülkemizde de hiç gözünü kırpmadan, hata ediyor olduğunu bir an olsun düşünmeden yapacak çok insan vardır. Bahsettiğim insanlar, Kant’ın 1784’te tanımını yaptığı “ergin olmama durumdan kurtulmuş” ve “kendi aklını kullanabilen insanlar” değildir. Benim sözünü ettiğim insanlar, Kant’ın Aydınlanma’nın parolası olarak sunduğu “Sapere Aude!”yi yani “kendi aklını kullanmak cesaretini” gösteremeyen insanlardır. Aklını kullanmak cesaretini gösteremeyen insanlar ise ne olduklarını tam olarak bilmedikleri bazı inanış ve fikirler uğruna kendilerini uçurumdan aşağı bile atarlar. Bazıları da kendilerine dayatılmış inanç ve düşünceler uğruna, düşman gördükleri bir insanın canına kolaylıkla kıyarlar. İşte böyle insanlar körü körüne inanmak alanında zirve yapmış insanlardır ve “ergin olmama” konusunda üzerlerine tek bir kişi tanınmaz.

Ama bazı “ergin olamamış” insanlar da vardır ki, bir karıncayı incitemeyecek kadar saf ve iyi niyetlidirler. Düşünceleri ne kadar bulanık ve katran karası olursa olsun, yürekleri bir o kadar lekesiz ve beyazdır. Onların uğruna başını koyacakları düşünce ve inanışlar, anne babalarından kendilerine “miras kalmış” düşünce ve inanışlardır. Ebeveynlerinden kendilerine kalan düşünce ve inanışlara karşı gelmek demek, (ne kadar anlamsız da olsa) anne babalarına ihanet etmek demektir. Ülkemiz, anne babasına duyması gereken sadakati çok yanlış anlamış insanlarla doludur. Batıla gerçek gibi inanan insanlarla doludur. Hayatını kahve ya da tarot fallarında söylenenlere göre belirleyen insanlarla doludur. Boş vaatlere hakiki sözmüş gibi inanan insanlarla doludur. Evet, ülkemiz yalan dolan şeylere ve kendinin bile olmayan görüş ve düşüncelere körü körüne inanan insanlarla doludur. En sonunda da yenilmeye ve kaybetmeye mahkumdur.

Bence artık yanılmalara, batıl ve kör inançlara, kaybetmeye bir son verip Horatius’un söylediği gibi kendi aklımızı kullanma cesaretini göstermemiz gerekmektedir.

Belki böylece, geç de olsa, Aydınlanma’yı yaşamış bir toplum olabiliriz.

Kaynak:

Montaigne, Denemeler, Çev: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, (Körü Körüne İnanmak)

Nejat Bozkurt, Kant, Say Yayınları, (Aydınlanma Nedir?

S. Emre Özcan  / 07.10.2016  – http://www.gazetemsi.com/koru-korune-inanmak-15447

www.muhsinyazici.com

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.