Muhsin Yazıcı

Yaşamın kodlarını okumak – 3 / Doç. Dr. Şafak Nakajima

On beş günlük araştırma gezisinin yorgunluğuyla eve dönüp kendisini odasına attığında, masasının üzerinde onu bekleyen bir mektup bulur, Charles Darwin.

Önemli bir mektup!

Sekiz yaşında annesiz kalan, ünlü dedesinin ve babasının zorlamasıyla doktorluğa yönlendirilen ama bu mesleği hiç sevemediği için tıp fakültesinden alınıp din okuluna gönderilen, her iki okulda da kalbinin onu sürüklediği doğa bilimlerinden kopamayıp tüm zamanını böcekleri, bitkileri ve yer katmanlarını araştırmakla geçiren genç adamın kaderi değildir yalnızca bu mektupla değişecek olan!

Hepimizin, insanlığın algısı da değişecek, yaşamın kodları yavaş yavaş çözülmeye başlayacaktır!

Mektup, Cambridge’de saatler boyu birlikte yürüdüğü, kendisinden çok şey öğrendiği botanik profesörü Henslow’dandır.

Henslow mektubunda, iki yıl sürecek bir araştırma için Güney Amerika yolculuğuna çıkacak Beagle gemisinin kaptanı Robert FitzRoy’a kendisinden bahsedip gemisine almasını rica ettiğini ve kaptanın ikna olup izin verdiğini yazar.

Beagle gemisi yol boyunca pek çok koy ve körfeze giderek kıyıların haritasını çıkaracaktır.

Henslow’un ondan beklentisi vardır mektubun sonunda:

‘’Bu geziye çık ve kutsal kitabın ilk kısmında, ‘’Yaratılış’’ ile ilgili yazılanları bilimsel olarak kanıtla!’’

Yaşam amacı doğayı anlamak olan Darwin için elbette bu mektup olağanüstü heyecan vericidir.

Yalnızca dünyayı dolaşmakla kalmayacak, aynı zamanda kutsal kitabın (İncil) yaratılışla ilgili bölümünü bilimsel olarak kanıtlayacak ilk insan olacaktır.

Neler yazılıdır Darwin’in kanıtlaması beklenen İncil’in Yaratılış – Genesis bölümünde?

Türkçe tercümesi şu şekilde:

(Kaynak: http://christiananswers.net/turkish/bible-tr/tr-gen1.html)

‘’Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa “Gündüz,” karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. Tanrı kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu. Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın ve kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. Kuru alana “Kara,” toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar ve türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar ve tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu. Tanrı şöyle buyurdu: “Gök kubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gök kubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu. Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan bütün canlıları ve uçan varlıkları türlerine göre yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu. Tanrı, “Yeryüzü türlü türlü canlı yaratıklar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı türlü türlü yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.” Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsadı ve “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. İşte yeryüzünde tohum veren her otu ve tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere – soluk alıp veren bütün hayvanlara – yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu. Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.”

Haber olağanüstü heyecan vericidir ama önemli bir sorun vardır çözülmesi gereken!

Bu gezide tüm masraflarını kendisinin karşılaması gerekecektir.

Babasının yardımına ihtiyacı vardır.

Oğlunun ne doktor ne de doğru dürüst bir din adamı olamayıp boş işlerle zaman geçirdiğine inanan ve bir baltaya sap olamayacağı konusunda kaygıları giderek artan babası, zaman kaybı olarak gördüğü bu geziye izin vermez.

Araya kayınbiraderi yani Darwin’in dayısı Josiah Wedgewood girer ve sonunda inatçı babayı oğlunu araştırma gezisine yollama konusunda ikna eder.

Darwin yola çıkar.

Ama yolculuk baştan planlandığı gibi iki değil tam beş yıl sürecektir.

Ve bu süre Darwin için hiç de kolay geçmez.

Henüz 22 yaşındadır.

Deniz onu çok tutar.

1800’lerin teknik olanaklarıyla yapılmış Beagle gemisi, okyanusların dev dalgalarında bir ceviz kabuğu gibi sallanarak yol alırken, ağır mide bulantıları ve baş dönmesiyle mücadele eder.

Arjantin’de ateşli bir hastalık geçirir.

Tabii o zamanlar antibiyotikler henüz keşfedilmemiştir ve enfeksiyona yakalanmak, ölümün öpücüğü demektir çoğu zaman.

Kurtulur.

And Dağları’ndan Şili’ye dönerken yeniden ağır hastalanır.

Ama hiçbir zorluk, bu zeki ve çalışkan genci, doğayı gözlemekten, yer katmanlarının, bitkilerin ve hayvanların tarihini, onların birbiriyle ilişkisini çözme çabasından alıkoyamaz.

Sürekli araştırır ve okur.

Kaptanın yolculuğun başında okuması için verdiği Lyell’ın Jeolojinin Prensipleri adlı kitabında, yer katmanlarının bir anda değil, hala devam eden çok yavaş süreçlerin etkisiyle, çok uzun çağlar sonucunda oluştuğu yazılıdır.

Kendisi de, Batı Afrika açıklarındaki Santiago adasında, yüksek volkanik dağ yamaçlarında mercan ve deniz kabuğu kalıntılarına rastlamıştır.

Bu da, dağların hep dağ olmadıkları, bir zamanlar deniz altındaki oluşumların, Lyell’ın söylediği gibi çağlar boyunca yavaş yavaş yükseldiği anlamına gelmektedir.

Kafasında bazı soru işaretleri oluşmaya başlar…

Acaba?

Devam edecek…

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.