Muhsin Yazıcı

Yaşamın kodlarını okumak – 5 / Doç. Dr. Şafak Nakajima

Sonunda yolculuk biter!

Beş uzun yıldan sonra, Beagle gemisi İngiltere’ye varır.

Tarih, 2 Ekim 1836’dir.

Binlerce insan, gemiyi görmeye gelir.

Artık tuttuğu binlerce sayfalık gözlem notlarını, günlüklerini ve sayısız biyolojik örneği tanımlama ve sınıflandırma zamanıdır.

Cambridge Üniversitesi’ne döner.

Botanik (Bitki bilim) hocası Henslow ona, bitki örneklerini sınıflandırmasında yardımcı olur.

Hayvan örnekleri içinse, biyolog Richard Owen’le çalışır. Owen, getirdiği örnekler içinde pek çok soyu tükenmiş hayvan tanımlar.

Darwin, Güney Amerika kıtasının yükseldiğine dair yazdığı makaleyi Londra Jeoloji Topluluğu’na sunar.

Aynı gün, Beagle yolculuğunda topladığı kuş ve memeli örneklerini de Londra Zooloji Topluluğu’na tanıtır.

Yıllarca oğlunun işe yaramaz birisi olduğuna inanan babası bile artık onun bilim dünyasında saygın bir yer edindiğini görüp, yaşamı ve araştırmaları için maddi destek vermeye başlar.

Darwin, Coğrafya Cemiyeti Konseyi’ne seçilir ve Cambridge’den Londra’ya taşınır.

Londra’da bilim adamları arasında canlı türleri ve yaşamın kökenine dair yoğun tartışmalar vardır.

Bir grup, Tanrı’nın dünyayı ve yaşamı özel mucizelerle değil, doğa kanunlarıyla yarattığını savunur.

Bir başka grup, türlerin birbirine dönüşebildiğini iddia eder ama fikirleri çoğunluk tarafından sapkınlık ve toplumsal düzeni bozma diye nitelendirilir.

Ornitologların (kuş bilimci) da katkısıyla Darwin, anakaradan göç edip farklı adalara yerleşen kuşların, zaman içinde değişiklik geçirip farklı türlere dönüştüklerini görür.

Her yeni bulgu onu, doğanın ve yaşamın sürekli değişimi fikrine yaklaştırmaktadır ama bu gözlemini ifade etmede çekincelidir. Önünde, dedesi Erasmus’un evrim üzerine yaptığı araştırmaları nedeniyle, kilise tarafından kınanması örneği vardır.

Türlerin değişim ve dönüşümüyle ilgili bulgularını gizli bir günlükte yazar ve bu günlüğün 36. sayfasına ilk kez evrim ağacını çizer.

Yoğun çalışmasının yanı sıra, inançlarıyla çelişen bulguların yarattığı gerilim giderek onu hastalandırır.

Mide bulantısı, kusma, baş ağrıları, titremeler, çarpıntılarla halsiz düşer.

Doktorlar hastalığına tanı koyamaz.

Yolculuğu sırasında tropikal bir hastalık kaptığı ya da onu ısıran bir böceğin bulaştırdığı bir mikroptan hastalandığı söylenir.

Sosyal kaygısı vardır. Toplantı ve sunumlardan önce aşırı gerilir; çarpıntı ve titremeleri büsbütün artar.

Doktor önerisiyle çalışmalarına ara verip Shaffordshire’da akrabalarının yanında kalmaya gider.

Kuzeni Emma Wedgwood, hasta halasına bakmak için aynı evde kalır.

Darwin, akıllı ve kültürlü bir kız olan Emma’dan çok hoşlanır.

Onunla bir hayat kurmayı aklından geçirse de, evlilik konusunda kararsızdır.

Bu konudaki çelişkisini çözmek için günlüğünde, evliliğin yarar ve zararlarını karşılaştırdığı bir liste yapar.

Darwin’e göre evliliğin yararları arasında, sevilmek, çocuk sahibi olmak, yanında sürekli arkadaşlık edecek bir yaşam yoldaşının olması, hanımla müzikli, keyifli sohbetler yapmak vardır.

Zararları ise, istediği yere gidememek, korkunç bir zaman kaybı, akrabaları ziyaret etmek zorunda kalmak, ve kitaplara ayrılacak daha az paranın olmasıdır.

Evlenme fikri ağır basar.

Darwin’e göre evlilik, yaşlılıkta bir köpekle yalnız kalmaktan daha iyidir.

Babasına danışır.

Onayını alınca evlilik teklif etmek için Emma’ya gider ama teklifi yapmaya cesaret edemez.

Çalışmalarına Londra’da devam eder.

Thomas Malthus’un, ”Nüfus Prensibi Üzerine Deneme” adlı yazısı, Darwin’e yeni bir pencere açar.

Bu yazıda, insan nüfusunun her 25 yılda ikiye katlanarak çok hızlı artma potansiyeli taşıdığı, fakat hastalıklar, savaşlar, açlık ve kıtlıklar sayesinde nüfusun kontrol altında tutulduğu anlatılır.

Darwin, bu ilkenin diğer canlılar için de geçerli olduğunu düşünür.

Gerçekten de tüm canlı türleri, içinde bulundukları ortamın kaynaklarının izin verdiğinden çok daha fazla yavru üretir.

Ama bu yavruların zayıf olanları çok geçmeden ölürken, güçlü olanlar hayatta kalarak yeni yavrular meydana getirir.

Ve kendilerini güçlü yapan özelliklerini yavrularına geçirirler.

Böylece hayatta kalan türler nesilden nesile değişip, giderek çevrelerine daha iyi uyum sağlarlar.

Darwin bu teorisini de günlüğüne yazar.

Pek çok yeni bilgiye sahiptir artık!

Yer katmanlarının bir seferde değil çok uzun zamanlar içinde şekillendiği, dünyadaki pek çok canlı türünün soyunun tükenip yenilerinin geldiği, organizmaların çevre koşullarına bağlı olarak zamanla farklı özellikler kazandığı açıktır.

Organizmaların, hayatta kalmaları ve çevrelerine uyum göstermelerini sağlayan farklılıkların sonraki nesillere aktarılarak doğal seçilim yoluyla evrimleştiğini ve doğada güçlü olanın hayatta kaldığını görmek çok zor değildir.

‘’Dünya bu haliyle mi yaratıldı? Dağlar, denizler ve topraklar hep böyle miydi?’’

“Canlılar noksansız ve değişmez olarak yaratılmadılar mı? Hala ilk yaratıldıkları gibiler mi, yoksa çevre koşulları ve kalıtımla değişime mi uğradılar?’’

Sorular soruları kovalar!

Sonunda Emma’ya evlilik teklif eder ve 1839’da evlenirler.

Aynı ay içinde, Royal Society’ye (Kraliyet Cemiyeti) seçilir.

Neyse ki evliliği yolundadır.

Mutlu çift akşamları tavla oynar, uzun saatler karşılıklı sohbet ederler.

Ama henüz, yaşamın onları gelecekte geçireceği çok ağır sınavlardan habersizdirler!

Devam edecek…

      

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.