Muhsin Yazıcı

Yaptığınız hurafeye meşruiyet kazandıracak

Yaptığınız hurafeye meşruiyet kazandıracak

Hükümet yasal bir düzenleme ile müftülere / müftülüklere nikah kıyma yetkisi vermeye hazırlanıyor. Gerekçe olarak nikah işlerini kolaylaştırmayı öne sürüyor.

Konunun çok yönlü tartışılması gerekirken, tasarıyı alelacele kanunlaştırma gayreti göze çarpıyor. Bu konu son derece hassas bir konu. Çok büyük yanlışlıkların yapılmakta olduğunu ortaya koymak adına konuya dair bir kaç hususa değinme gereği duyuyorum.

Hükümet müftülere verilecek yetkinin resmi nikah kıyma yetkisi olduğunu ve dinî nikah kıyma diye bir şeyin söz konusu olmadığını belirtmeye çalışıyor.

Bir kere baştan hata ediliyor. Zira nikahın dinîsi, gayri dinîsi olmaz.

Kim diyor bunu?

İslam diyor.

İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an ve hadis külliyatının hiçbir yerinde nikahın bu şekilde tasnif edilmesi söz konusu değildir.

GİZLİ MİSYONERDİR

İslam, gayri müslimlerin nikahlarını da meşru görür. Bu da göstermektedir ki, nikahın bir diğer ifadeyle İslamîsi, gayri İslamîsi olmaz, olamaz. Buna rağmen dinî nikah, İslamî nikah gibi bir tabir kullanmak apaçık bir biçimde İslam’a aykırılık içermektedir.

Müftülülere nikah kıyma yetkisi vermek, öteden beri halk arasında baş vurulan “imam nikahı” denen ucube törene meşruiyet kazandırmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

Zira bu düpedüz bir “kutsama” faaliyetidir. Oysa İslam’da iş ve eylemlerin kutsanması diye bir şey asla yoktur. Kim ki var diyorsa, o, İslam’ı Hristiyan mitolojisine kurban etmeye çalışan gizli bir misyonerdir.

Nikah konusunda tüm mezhepler açısından İslam’ın ortaya koyduğu esaslar evrensel esaslardır.

Onlar da bellidir:

İcap, kabul ve şehadet…

Yani; bir kimse diğer bir kimseye talip olacak, evlenmek istediğini bildirecek, o kişi de bunu kabul edecek, bu duruma da en az iki kişi olmak üzere bir grup insan şahit olacak…

Geriye bir tek şey kalıyor; o da hukuksal ve toplumsal düzen açısından bu evliliğin kayıt altına alınması. Kayıt altına alacak kişinin de hür, aklî dengesi yerinde ve baliğ (ergenlik çağına ulaşmış) olması gerekiyor.

İşte nikah dediğimiz şey bundan ibarettir.

Ne bir törene gerek vardır, ne de bir duaya ve kutsanmaya…

Düğün ise, evlilikten duyulan sevincin ötesinde, yapılan nikahın kitlelere duyurulması yani şahitliğin daha geniş alana yayılması işlevini görmektedir.

Yapılan her iş ve davranıştan sonra hayırlı olması yönünde dua etmek ise her bireyin kendi yapacağı bir iş olup bu konuda her hangi bir törensel işleme ve dinsel makama kesinlikle gerek yoktur.

Ne var ki İslam’da yani aslında arı duru İslam’da yahut bizim deyimimizle Muhammedî İslam’da olmamasına rağmen nikaha dinsellik yüklenmiş ve yüzyıllar boyunca süren din dışı bir gelenek olmak üzere müftü, imam, hoca vb. sözde din adamlarınca nikah kıyma uygulaması, nikahın dualanması yani bir diğer ifadeyle kutsanması gibi büyük bir hurafe ihdas edilmiştir.

HURAFEYE MEŞRUİYET KAZANDIRACAKTIR

Bu hurafe, Hristiyanların nikahlarını kilisede kutsatma geleneğini çağrıştırmaktadır.

Müftülere nikah kıyma yetkisinin verilmesi, onları bu bakımdan zamanla Hristiyan din adamlarına benzetecek ve yüzyıllardır süren, sözde İslamî nikah denen hurafeye meşruiyet kazandıracaktır. Bu da bir nevi, İslam’ı Hristiyanlaştırmak demektir.

Papazlar nikah kıyabiliyor da müftüler niye kıyamasın, diye sormak cahilcedir. Zira böylesi bir kıyas tekraren ifade edelim ki, müftüleri papazlaştırmaya, İslam’ı da Hristiyanlaştırmaya çalışmanın apaçık bir göstergesidir.

Laik Cumhuriyetimizin bir uygulaması olarak, belediye memurlarına ve muhtarlara nikah kıydırmak ve nikahı onlar eliyle kayıt altına aldırmak, İslamî açıdan hiçbir mahsur taşımayan bir işlemdir. Tam tersine son derece doğru, isabetli ve çağdaş bir uygulama olarak herkesin savunması gereken güzel bir yol ve yöntemdir.

Gerçek şu ki, müftülere / müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesi, bir süre sonra nikah kıyma yetkisi bulunan bütün diğer görevlileri devreden tümüyle çıkaracak ve imam nikahı uygulamasında olduğu gibi müftüye kıydırılmayan nikahın sözde dinî anlamda ve haşa Allah katında geçerli olmayacağı yönündeki hurafeyi güçlendirip yaygınlaştıracaktır. Bu ise, görkemli Muhammedî İslam ağacına bir balta daha vurmak anlamına gelecektir.

Kendi nikahı sırasında hiçbir dinsel törene ve sözde dinsel makama başvurmayan, yalnızca laik devletimizin kanunları çerçevesinde hareket eden biri olarak belirteyim ki, müftülere nikah kıyma yetkisi vermek, bu halkı bir kez daha bölmekle sonuçlanacaktır.

Alevi – Sünni ayrımı gibi laik – laik olmayan ayrımı belirginleşecek, toplumsal fay hatları daha da tehlikeli bir hale gelecektir.

Müftüye nikah kıydırmayanların nikahlarının geçersiz olduğu yönündeki saçma ve insanlık dışı yaklaşım, topluma pompalanacak ve laik yurttaşlarımız üzerinde bir baskı aracına dönüşecektir. Hatta sözde dini otoriteye kıydırılmayan nikahlar sonucunda yaşanan cinsel birlikteliklerin aslında zina olduğu, bu birlikteliklerden doğan çocukların da veled – i zina olduğu düşüncesi topluma egemen kılınmaya çalışılacaktır. Bu son derece tehlikeli bir iştir.

Osmanlı döneminde bazı şeyhülislamlarca Alevilere / Kızılbaşlara yönelik olarak verilen sözde fetvalarda belirtilen o iğrenç hükmü anımsatmak isterim. Ne diyordu o fetvalarda?

Kızılbaşların nikahları batıldır yani geçersizdir…

Dolayısıyla o nikahlardan doğan çocuklar da haşa “veled – i zina” kabul ediliyordu.

İşte meselenin maalesef böylesine acı tarihsel kökleri var.

Öte yandan müftülere nikah kıyma yetkisi, çocuk yaşta evlilikleri de yaygınlaştıracaktır. Pek çok müftü ve din görevlisi resmi kayıt altına almadan, kayıt dışı nikahlar kıyacak, resmi evlenme yaşına gelinceye değin pek çok çocuk evlilik yaşamına başlayacaktır.

Bu yetki aynı zamanda çok eşliliğin de önünü açacaktır. Resmi anlamda kayıtlarda bir eşi görülenler, müftü ve diğer din görevlilerine kayıt dışı olarak 2., 3., 4. eş almak için nikah kıydıracaklardır.

Tüm bunlar çok kısa sürede inanılmaz oranda büyük toplumsal sorunlara yol açacaktır. Bu sebeple bu yanlış yoldan bir an önce dönülmelidir.

Konuyu noktalarken, müftülere / müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesinin, en başta ve her şeyden önce İslam’a aykırı olduğunu söyleyecek bütün cesur ilahiyatçıları ve bütün din bilginlerini göreve çağırıyorum.

Cemil Kılıç – İlahiyatçı yazar

            

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.