Muhsin Yazıcı

Siyasallaşan din anlayışı

Siyasallaşmış bir dinin pratiğinden, hiçbir biçiminden demokrasi ve özgürlük, hatta insan ve yaşam sevgisi çıkmıyor.

Çıkması da mümkün değildir…

İnsanlık tarihi din adına milyonlarca insanın öldürüldüğüne tanıktır.

Şu ya da bu din için söylenmiş değildir. Siyasallaşan tüm dinlerin özünde karşıtlık vardır. Diğerini gayrimeşru ilan etmeden kendi varlığını savunamaz.

Siyasallaşan tüm dinler sonunda diğer inançları dışlamak ve yok etmek isteği yaratmaktadır. En azından kendisi gibi inanmayanları gayrimeşru gösterirler. Bu da bir arada kardeşçe, huzurlu şekilde yaşamayı yok eder.

Ve özünde “kindar” insanlar yetiştirmeyi ister.

Çünkü, kendisi yok etmezse, kendisinin yok olacağını düşünür. Onlar bizi yok etmeden biz onları yok edelim düşüncesine kapılırlar. Bu duyguya kapılanlar ne olursa olsun mutlaka gücü ellerinde bulundurmak zorunda olduklarını inanırlar.

İnsanlık tarihinden dinsel kuşatmayı kırmak ya da baskısını kaldırmak için “seküler alan” yaratmak zorunluydu. Din anlayışına karşı yapılan her eleştiri “din dışı” gösterilmeye çalışılıyordu. Bu da toplumsal dinamizmi ve bilimsel gelişmenin temeli olan “düşünce özgürlüğü”nün önünde büyük bir engeldi.

Mısır’ın Sina Yarımadası’nda camide Cuma namazı kılan 300’den fazla insanı öldürenler kendilerine Müslümanım diyorlar. Din siyasallaşınca ve kendi siyasal anlayışına uymuyan tüm insanları kendi inançlarından çıkmış kabul ediyorlar.

Akıldan, bilimden, sanattan, edebiyattan kopan ve estetik duygu ve düşüncenin gelişmesine set çeken zihniyet sonuçta “tek hakikat bende, geri kalan dinden çıkmıştır” demeye başlıyor.

İslamcılık ideolojiye dönüşünce özünde olan hoşgörü, paylaşımcı, sevgi temeli “intikama” dönüşüyor. Siz de bizim gibi inanacaksınız demek hem bireysel, hemde inanş alanında özgürlüğü ortadan kaldırıyor. Yaşamı, inancı, kültürü, giyimi tekleştirmeye kalktığınız an her türlü özgürlüğü ortadan kaldırırsınız.

Hem bireysel hem de toplumsal özgürlüğün gelişmesi için insanoğlu büyük acılar çekti. Din adına büyük zulümler yapıldı ya da din adına büyük zulümlere uğradı. Hrıstıyanlığın çıkışından ve 4. yüzyıla kadar büyük zulümlere uğradılar. Roma’nın egemen dini olunca da büyük zulümlerin yapılmasına ön ayak oldular.

Din ideolojiye dönüşünce baskının ve şiddetin kaynağı ve üreticisi olmaya başlıyor.

İşte demokrasinin ve gelişmenin garantisi olan “laiklik” böyle ortaya çıktı ve güçlendi.

Bugünün Türkiye’si genç ve dinamik bir toplum… Ülke birliğini, dirliğini ve bütünlüğünü savunmak istiyorsanız, laikliğe dört elle sarılmak zorundasınız. Toplum mühendisliği ile yaratılan ve yaratılmak istenen toplumsal yapı kaçınılmaz olarak çatışmayı doğuracaktır. Belki bir süre karşı güçleri bastırabilirsiniz; ama doğacak en küçük bunalım dönemlerinde paramparça olmuş bir toplumla karşılaşırsınız.

 

Muhsin YAZICI

      

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.