Muhsin Yazıcı

Bana gerçeği değil, inandığımın doğru olduğunu söyle!

Dünyamızı yakın bir gelecekte çok büyük bir tehlike bekliyor. Bilginin bir öneminin kalmadığı bir süreç dayatılmak isteniyor Doğrunun ne olduğunun gerçeklikle değil de kim neye ne kadar inanıyorsa onunla ölçüldüğü bir süreç. Böyle zamanlarda doğruluk, hakikat, izafi bir kavrama dönüşüyor. Amaç bilgi edinmek olmuyor, öğrenmek olmuyor, amaç inandırmak oluyor ve inandırmak için bilgiye gerek kalmıyor…

Böyle bir dünyada herkes kendi inandığının doğru olduğunu ispatlamak peşinde. Kimse artık gerçek nedir, önemsemiyor. Önemli olan haklı olmak ve haklı olduğunun ispatlanması… Veriler öyle göstermiyorsa, haksız olmayı kabul etmektense haklı olduğunu ispat edecek dataların üretilmesi yoluna gidiliyor ve ALTERNATİF GERÇEKLER yaratılıyor. Doğru bilgiyle uzaktan yakından alakası olmayan, hiçbir gerçekliğe sığmayan yalan yanlış şeyler karşımıza sanki doğruymuş sanki gerçek bilgi buymuş gibi servis ediliyor, reklamları yapılıyor ve ille onlar kabul edilene kadar propagandaları sürüyor.

Bir yerden sonra gerçek nerede bitiyor alternatif gerçek nerede başlıyor bilmek zorlaşıyor, bilginin bir önemi kalmıyor ve artık kim kime ne inandırabilirse o DOĞRU oluyor, öyle algılanıyor.

Bilim doğrunun peşinden koşar

Oysa bilim insanı doğrunun peşinden yorulmadan koşan meraklı ve ahlaklı bir çocuktur. Onun amacı doğru neyse gerçek neyse onu bulmaktır. Bazen doğru bir cümle kurabilmek için, bir buluş yapabilmek için senelerini verebilir. Gerçek olmayan şeylerle ilgilenmez bilim insanı. Gerçek bilgi kendisini haksız da çıkarsa, kendisine zararı da olsa fark etmez, o yine doğru neyse onu bulmak, onu öğrenmek ister.

Sürekli güç sahibi olmak isteyenlerin yanılmak, yanlış bilmek gibi bir lüksleri yoktur. Onlar sürekli haklı olmak zorundadırlar. Dolayısıyla eğer gerçekler onları yalanlıyorsa gerçeklerin değişmesi gerekmektedir.

Kral Çıplak diye bağıranlar

Böyle bir ortamda bilim insanı çok tehlikelidir çünkü o KRAL ÇIPLAK diye bağıran çocuk gibidir. Neyse doğru onu söyler ve bu alternatif (sahte) gerçekler üretenler için tabii ki son derece büyük bir problemdir. Totaliter rejimlerin ve halkı alternatif gerçeklerle kandıran yöneticilerin bir numaralı düşmanları akılları fikirleri hür olan bilim insanlarıdır.
Ama suç sadece bu yöneticilerde değil. Rahat çemberinden çıkmak istemeyen, inandığı şeyin hatalı olduğunu kabul edip doğruya yönelmek yerine, kendini haklı çıkaracak ve içsel rahatını kaçırmayacak alternatif gerçeklik arayan ve kendisine gerçeği değil de duymak istediğini söyleyenlerin peşinden sırf rahatı kaçmasın diye gitmeyi tercih eden kitleler de tehlikeli.

Ve hatta bence onlar çok daha tehlikeli çünkü bilmek istemeyecekler, gerçekliğe kulaklarını tıkayacaklar ve efsunlanmış gibi duymak istediklerini söyleyenlerin peşinden gidecekler. Tabii ki böyle kitleleri alternatif gerçeklerle besleyenler olacak, iktidara gelmek için iktidarda kalmak için ve artık gücü elden kaçırmamak için sürekli alternatif gerçekler üretilecek…

Yalanla kitleleri sürüklemek

Böyle bir ortamda bilimin, bilginin yeşermesi mümkün değil, çünkü bilgi emek ister, enerji harcamak ister. Oysa alternatif gerçek elektrik donanımındaki kısa devre gibidir. Akım oradan pat diye geçer, neden rezistanslı ve zor bilgi edinme yolundan geçsin ki… İşin kolayı varken neden zor seçilsin ki… Tabii ki seçilmez ve bilim etkisiz eleman olur, bilmenin bir önemi olmaz.

Hiçbir bilgisi olmayan ama inandığından vazgeçmeyen, inandığını sorgulamayan ve inandığı dışında hiçbir şeye reseptörü olmayan kitleleri peşinden sürüklemek çok kolaydır. Sadece duymak istediklerini söyle ve onların kendilerini iyi hissetmelerini sağla. Onları düşünmeye ve irdelemeye teşvik edenleri düşman, terörist ilan et, hedef kitlenden uzaklaştır ve uyaranları dinlememeleri için bütün engelleri koy. İşte bu kadar basit.

Oysa bilim ister ki herkes düşünsün, irdelesin, sorgulasın, öğrensin ve doğruluğa bir bilgi süzgecinden geçerek ulaşsın. Bu elektrik donanımındaki rezistanslı yol gibidir, akım geçerse aydınlanma olur ama akım mecbur kalmadıkça geçmez. İşte günümüzün en büyük problemlerinden biri bu artık bilgiye ihtiyaç yok akımın rezistanstan geçmesine gerek yok.

İnsanlar genelde öğrenmek bilmek istemiyorlar, inanmak ve rahatlamak istiyorlar. İnandıklarının doğru olduğunun onlara ispatlanmasını istiyorlar, haklı çıkmak istiyorlar. Gerçeği öğrenmek değil, alternatif gerçeği duymak istiyorlar. Düşünce veya ön yargılarını değiştirmek gibi bir istekleri yok.

Dolayısıyla bilgi içinde yüzdüğümüz halde alternatif gerçeklerle tatmin olan ve tatmin olup mutlu olmaya çalışanlar ve onlara kulak olan yöneticiler sayesinde bilim yok oluyor, bilim insanları can çekişiyor. Elektrik kaçak devre yapıyor, rezistanstan akım geçmediği için lamba yanmıyor, karanlıkta kalıyoruz. Oysa akım bilgiden geçmeli ki aydınlanalım, öyle değil mi?

Hande Özdinler

https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/hande-ozdinler/bana-gercegi-degil-inandigimin-dogru-oldugunu-soyle

         

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.