Muhsin Yazıcı

Siyaset Üretme Biçimleri

1950’li yıllarda başlayan ve 70’li, 80’li yıllarda giderek hız kazanan köyden kente göç dalgası, Türk Toplumunun geleneksel yaşam biçimlerini temelden değiştirmeye başlamıştır. Kente göçen, ama elinde bir mesleği ve ekonomik gücü olmayan, köyden koptuğu, kente uyum sağlayacak ekonomik ve kültürel olarak da mümkün olmayan yoksul kitleler, kent çeperlerinde gecekondu diye tabir edilen geniş mahalleler kurmaya başladılar. İşte bu geniş kitleye kim(?), nasıl(?), hitap ederek oy devşirecektir?

1950’li yıllarda Demokrat Partisi, 1960’lı yıllarda Adalet Partisi, 1982 yılından sonra Anavatan Partisi, 1990’lı yıllarda Doğru Yol Partisi ve nihayet 2002 yılından itibaren Ak Parti ülkemizdeki siyaset üretmen biçimleri yüzünden hep yöneten parti olmuşlardır.

1965 yıllarından sonra Ortanın Solu, 1970’lerden sonra Sosyal Demokrat Parti olma iddiasındaki CHP tek başına iktidara gelememiştir. Sosyalistler ise 1965’li yıllarda TİP’in (Türkiye İşçi Partisi) kısa bir çıkışından sonra  bir daha halk kitleleri ile geniş bir bağ kuramamışlardır.

Sağın (sermayenin, toprak ağalarının çıkarlarını temsil eden siyasal güçler) din + milliyetçilik söylemlerine sosyal demokratlar ve sosyalistler hiç bir şekilde karşı siyaset üretememişlerdir. Emek – sermaye çelişkisi yerine kitleleri küçümseyen, inançlarını öteleyen, dindar insanalarla, siyasileşmiş dindarları ayrıştırıp ona göre siyaset üretme biçimleri geliştirememişlerdir.

Türkiye de sağ siyasetçiler sürekli olarak dindarlığın sağcılık olduğunu, inançlı kişilerin asla solcu, sosyalist olamayacağını kitlelere yaya gelmişlerdir. Sağın bu ideolojik siyaset üretmen biçimine sol diye geçinen kesimde söylem biçimleriyle adeta yardım etmişlerdir. Cuma namazına gidene tutucu, oruç tutana karşı olumsuz tavır, haca gidene yobaz, kılık kıyafetinden dolayı küçümseme biçiminde söylem geliştirmişlerdir. Bu söylemi siyasal İslamcılar ve sağın her rengi her koşulda kullana gelmişlerdir.

Sosyalistler, sosyal demokratlar günümüz Türkiye’inde aslında çok geniş bir kitle tabanına hitap edecek konuma gelmişlerdir. Siyaset üretme biçimlerini tez elden değiştirip geliştirmek zorundadırlar.

Tarım ve hayvancılık uluslararası tekellerin himayesine sokularak korkunç bir yoksullaşma söz konusudur. Fındık, tütün, üzüm, incir, pancar ve hayvan üreticiliği can çekişir durumdadır. Çalışan kitlenin büyük bir bölümü asgari ücretle geçinme derdindedir. Emek – Sermaye çelişkisi öylesine sırıtmaya başlamıştır ki, kitlelere doğru dürüst bir söylem + program + örgütlenme tarzıyla gidilirse büyük bir kitle ile iletişim kurulmuş olacaktır. Bizde sizin gibi dindarız, biz de bakın şu yörenin ileri gelenini belediye başkanı ya da milletvekili adayı gösteriyoruz, bize oy verin tarzı siyaset sol siyaset değildir. Sağın din + milliyetçilik söylemine karşı bizde dindarız, biz de milliyetçiyiz söylemiyle kitlelerden oy alamazsınız.

Yolsullaşan köylü kitlesine, kentlerde giderek alım gücü düşen alt ve orta alt sınıflara güvence verecek programların, siyaset dilinin, örgütlenme biçimlerinin acilen geliştirilmesi elzemdir.

Sağ sermaye siyasetçilerinin aşındırdığı “Sosyal Devlet”in yeniden etkin hale getirileceğinin ve devletin sosyal devlet olarak tüm yurttaşları koruyacağına kitleler inandırabilmeli. Yoksullara yardım yapacağız, size yiyecek getireceğiz demek sağın siyaset söylemine hizmet etkemekten başka bir işe yaramaz.

Sağın sürekli olarak solculuğu inançsız olmakla hitap ederek mahallenin dışında tutma propagandasını kırmanın tek yolu insanların inançları, yaşam biçimleri ya da giyinme biçimlerini değiştirmek yerine, yoksul kitlelerin emek – sermaye çelişkisi üzerine giderek nasıl sömürüldüklerini, yoksulluğun nasıl bir yaşam biçimine dönüştüğünü anlatmanın bir yolunu bulmak zorundadırlar. Sizin inancınıza, yaşam biçimine saygımız sonsuz, biz sizin daha özgür, insanca yaşayabileceğiniz koşullara ulaşabilmeniz için çocuklarınızın eğitim, sağlık, barına gibi acil gereksinmelerinizi nasıl karşılanacağı, yardıma muhtaç olup yardım bekleyeceğine, devletin bu görevleri sağlayacağına inandırmaktan geçiyor.

Sağ siyaset üreticiler için en büyük tehlike, yoksul kesimlere hitap edecek solcuların varlığıdır. Bilirler ki, emekçilere hitap edecek kişi ya da kurumların varlığı onlar için büyük tehlikedir. Sendikal örgütlenmeye girişen kişiler hemen işyerinden ve mahalleden dışlanmalıdır. Bunun için din + iman + milliyetçilik adına her söyleme girişirler.

Sosyal Demokratlar, Sosyalistler hiç bir zaman kitlelerin inançlarıyla uğraşıyor görüntüsü vermemelilerdir. Siyasallaşmış din söylemine karşı siyaset üretirken çok ama çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü inanç temelli bir tartışmanın sol tarafından kazanılması söz konusu değildir. Siyasallaşmış dinsel anlayışın emek – sermaye çelşkisinde kime hizmet ettiği üzerine yoğunlaşmalı ve ona göre siyaset dili geliştirilmelidir.

KİT’lerin (Kamu İktisadi Kuruluşları) nasıl yağamalandığını, bilerek kapatıldığını, madenlerin uluslararası tekellere nasıl peşkeş çekildiği, yap – devret sistemiyle nasıl bir soygun sistemi kurulduğunu, tarım ve hayvancılık politikalarının büyük tekellerin insafına bırakıldığı çok ama çok iyi anlatılmalı. Öyle üç beş yayın organı ile anlatmanın bir faydası yoktur. Kitlelerin doğrudan iletişim kurmanın bir yolunu bulmak siyaset üretmen biçimi olmalıdır. Bize televizyonlarda, gazetelerde yer vermiyorlar biz ne yapalım söylemi siyaset üretmen biçimi olamaz. Bu olsa olsa teslim bayrağı çekmiş bir sayaset tarzıdır.

Sol siyaset öyle akşam sofralarında devrim yapma biçimiyle yapılmaz. Yaşamın üretildiği her alanda yoksan sizin siyaset üretmen biçiminizin hiç bir anlamı yoktur.

Artık doğru söylemin bir anlamı kalmamıştır. Doğru bir biçimde kitlelere gitmenin bir yolunu bulmak zorunluluğu acil bir şekil haline gelmiştir.

Sağ siyaset, emek – sermaye çelişkisinin farkına vardıkça toplumu dinselleştirmenin derdine düşmüştür. Yaşamın her alanını din kurallarına göre düzenlemenin peşine düşen bu anlayışa karşı insanların nasıl emeklerinin yağamalandığı, sömürüldüğü, dışlandığı hatta aşağılandığını anlatmanın bir yolu bulunamazsa “Türkiye Toplumu” uzunca sürecek bir karanlık döneme grime tehlikesiyle karşı karşıyadır.

“Ayaklar baş mı olcaklar?” Söylemi klasik bir sağ – sermaye söylemidir. Yoksul – emekçi kesimleri aşağılamak, horgörmek sağın/siyasal dincilerin söylem biçimidir.

Dini/inançları, hiç utanmadan, hiç sıkılmadan alınıp satılan bir meta, oya tahvil edilen bir mülk haline getirenlere diyeceğimiz çok şey vardır. Kitlelere, cilalarını kazındığında vahşi kapitalizmin ve uluslararası tekellerin katıksız temsilcileri olduklarını anlatmanın yolu bulunduğunda sol söylemin Türliye’de geniş kitlelere ulaşacağını düşünüyorum.

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun yüzde 18-20 sol kesim var tespitinin çok ama çok üstesinde bir kesime hitap edileceğinin düşünüyorum. Sol ya da sosyalistler siyaset üretme tarzlarını acilen gözden geçirmeliler. Siyaset üretmen yerine, siyaseten köşe kapmaca tarzından vaz geçilmediği sürece kitlelerden uzak kalacaklardır.

Erdal İnönü, SHP genel başkanlığı dönemimde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana giderler.

Garsonun,

-“Birşey almak ister misiniz, efendim” sorusu üzerine Erdal İnönü,

-“Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz” yanıtını verir.

Artık, küçük çelişkiler, köşe kapmacalar, ideolojik jargonlar bir kenara bırakılıp İtalya”daki gibi “Zeytin Dalı” tarzında kitlelerin karşınsa çıkacak siyaset üretimi zorunluluk haline gelmiştir.

Muhsin YAZICI – 26.01.2018

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.