Muhsin Yazıcı

Tanzimat Reformları – Doğan Avcıoğlu

1838 Antlaşması, serbest ticaret şartlarını hazırlamıştı. Tanzimat ise Batı kapitalizmi yararına kurulan bu açık pazar düzeninin gerekli kıldığı idari, mali vb. reformları getirecektir. Batı kapitalizminin Türkiye’de yaslanmak istediği Rum ve Ermenilere imtiyazlı bir durum sağlayacaktır,


1838 Antlaşması gibi, Tanzimat reformları da İngiltere tarafından empoze edilmiştir. Şüphesiz, can ve mal güvenliğinin sağlanması, idarede ve vergi sisteminde reformlara girişilmesi, ticaret, ceza vb. alanlarında yeni kanunlar hazırlanması, toprak sisteminin ıslahı vb., bağımsız kapitalist gelişme yoluna girebilseydi Türkiye’nin de kendiliğinden el atması gereken reformlardı. Ne var ki açık Pazar şartlarında bu reformlar, esas bakımından, Batı kaptalizminin çıkarlarına hizmet etmekten ve Türkiye’yi sömürgeleştirmekten başka sonuç vermemiştir.

Tanzimat, vitrindeki Batılı görünüşe bakılarak, Batılılaşma hareketi diye hala övülür. Hareketin baş mimarı Mustafa Reşit Paşa “büyük” sıfatıyla anılır. Yalnız bu Batılılaşma, sömürge ve yarı-sömürge haline getirilen bütün Avrupa dışı ülkelerde görülen cinsten bir Batılılaşma, bir uydulaşmadır.

Reşit Paşa, Tanzimat’tan sonra bol sayıda örnekleri görülecek olan yeni tip bir devlet adamıdır. Eskiden nüfuzlu paşaların himayesine girilerek idarede kariyer yapılırken, Reşit Paşa, yabancı bir devlete dayanarak kariyer yapma çığrını açmıştır. Reşit Paşa’nın koruyucusu, Türkiye’de uzun yıllar kalan ve kendisine “Sultanların Sultanı” denilen İngiliz Büyükelçisi Lord Stratford Canning’dir. Tanzimat reformlarının gerçek mimarı, Lord Stratford’dur. Lord Stratford’un Türkiye Hatıraları adlı kitapta, “Canning’in yardımıyla kabul edilmiş yasaları uygulamayan paşalar, tepetaklak olurlardı” denilmektedir. Yine aynı kitapta Canning’in Bâbıâli’deki nüfuzu şöyle anlatılmaktadır: “Büyükelçinin kendilerini ziyaret edeceğini öğrenen nazırlar, girecek delik arıyorlardı. Reşit Paşa hariç, Büyükelçinin karşısında yılgınlığa kapılmayan kimse yoktu. Öbür devlet elçileriyle görüşme yapıldığı zaman, oyalama, kaytarma çareleri pekâlâ yürüyordu ama Canning Bâbıâli’de boy gösterdiği zaman, memurları bir korkudur alıyordu. Veziriâzam bile acele toparlanıp arzularını öğrenmek üzere telaş ve tereddütle bu azılı İngilizin yanına koşuyordu.”

Bir İngiliz generalinin “Sultan demek, Lord Stratford demektir” diye övdüğü Büyükelçi, gerçekten Türkiye’de devlet ricalinin kariyerini elinde tutmuştur. Canning, 1853’te karısına yazdığı bir mektupta, “Osmanlı Hükümeti apansız değişiverdi. Reşit’le Sadrazam azledildi. O saat Padişaha çıktım, yeniden vazifeleri başına getirildiler buyurmaktadır. Yine aynı kitapta, Hariciye Nazırı Reşit Paşa’nın gözlerinden yaşlar akarak Büyükelçinin elini öptüğü yazılıdır.

Vezirlik yolu sefarethanelerden geçince, buralara kapılanan devlet adamı türü çoğalmıştır. Reşit Paşa İngiltere’ye yaslanırken Ali ve Fuat Paşa’lar Fransa’ya, Mahmut Nedim Paşa Rusya’ya yönelmiştir. Bir İngiliz yazarı, Sultan Murat’ın hastalığı üzerine yeni bir padişah arandığı sıralarda Abdülhamit’in İngiliz Elçisine nakledeceğini bilerek, iş adamı dostu Mr. Thomson’a “Mümkün olduğu kadar her hususta, İngiltere Hükümeti’nin fikir ve telkinleriyle hareket etmek” niyetini açıkladığını yazmaktadır. O tarihlerdeki İngiliz Büyükelçisi Eliot ve Disraeli, “genç sultanın güzel ümitler verdiği” konusunda hemfikirdirler.

Nüktedan Fuat Paşa, bu sefarethanelere kapılanma politikasının gerekçesini şöyle açıklamaktadır: “Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarımızdan gelen kuvvet cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet hasıl etmeye imkân yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvetler de sefaretlerdir”

Bu siyaset felsefesi pek yabana atılabilecek cinsten değildir. “Aşağıdan bir kuvvet hasıl etmeye imkân yoktur.” Halk tamamen kendi içine kapanmıştır, pasiftir. Köylüler, Yusuf Akçura’nın deyimiyle, protestolarını ancak, “askerden kaçıp dağda saklanmakla” belli etmektedir. Tanzimat paşaları, halk kesiminde ümit görmemektedirler. Saray ise, keyfi davranışlarıyla, güvenli bir kariyere imkân vermemektedir. Halbuki uydu Batıcılık, padişahın iktidarını kısıtlamakta, paşaları padişahın iktidarına ortak yapmaktadır. Paşaların mal ve can güvenliği sağlanmaktadır. Yüksek memurların mirasını Hazine’ye devretme usulü kalkmaktadır. Tanzimat reformları, bu anlamda, paşaların çıkarlarına uygundur.

Tanzimat reformlarının “denetlenmesi”, yabancı devletlere bırakılmıştır. 1839’un ilk reform fermanı, şu sözlerle son bulmaktaydı: “Düvel-i mütehabbe (dost devletler) dahi bu usulün inşallahü taalâ ilelebet bekasına şahit olmak üzere, Dersaadetimizde mukim bilcümle süferaya dahi resmen bildirilsin.” Devletler Tanzimat reformlarının ilelebet yaşayacağına tanık olmak üzere, “onlara resmen bildirilmesi” keyfiyetini reformlar konusunda müdahale hakları bulunduğu biçiminde yorumlamakta gecikmeyeceklerdir. 1856 Paris Antlaşması’yla, reformlar, antlaşma metnine alınarak yabancıların içişlerimize müdahalesi daha sağlam bir teminata bağlanacaktır. 1878 Berlin Antlaşması’yla ise, müdahale hakkı, hiç de diplomatik olmayan en haysiyet kırıcı biçimde ifade edilecektir: “Bâbıâli bu babda ittihaz olunan tedbirleri muayyen zamanlarda devletlere bildirecek ve devletler bu tedbirlerin icrasına nezaret eyleyeceklerdir.” Artık müdahale hakkı perçinlenmiştir. Fakat reformlar konusunda öyle bir fikir karışıklığı vardır ki, Namık Kemal gibi bir vatansever dahi, yabancıların müdahale hakkını savunacaktır: “Tanzimat’ı o zaman efkâr-ı umumiye, himayesine vermek, cellat eline teslim etmek kabilinden olmaz mıydı?”

Tanzimatla, yarı-sömürge ekonomiye yönelişin ve uydu Batıcılığın yolu açılırken, “düvel-i muazzama” Türkiye’ye iki “horoz şekeri” sunmuştur: İmparatorluğun bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün devletlerce garanti edilmesi ve Avrupa amme hukukundan Osmanlı Devleti’nin yararlanması. Fakat Lord John Russel, 1853’te, bağımsızlık ve toprak bütünlüğü garantisinin ne anlama geldiğini şöyle açıklamaktadır: “Osmanlı Devleti’nin istiklaline dokunmak, Devlet-i Âliye’nin son mutedil tarifeleri sayesinde iyi bir hale gelmiş olan Büyük Britanya ticaretinin mutlaka büyük miktarda tenzilini mucip olur.” Tabii ki, toprak bütünlüğü garantisi bir süre sonra işlememiş, imparatorluk paylaşılmıştır. Avrupa amme hukukundan yararlanmaya gelince, bunun anlamı, eşitsizlik yaratan her türlü imtiyazın ve siyasi müdahalelerin son bulması olmak gerekirdi. Nitekim Paris Konferansı’nda Ali Paşa, kapitülasyonların kaldırılabileceğini ümit etmiştir. İstanbul’da Vükela Meclisi, dereyi görmeden paçaları sıvamış ve kapitülasyonlar kalkmış gibi bayram etmişlerdir. Vezirler, Padişaha sundukları bir muhtırada, “Bu imtiyazlar varken, devlet yönetilemez. Bir devlet içinde 15-20 devlet var.” Demişlerdir. Kapitülasyonları kaldırma talebimiz, tabii ki geçiştirilmiştir. Türkiye Avrupa amme hukukundan yararlanmaktadır ama kapitülasyonlarla eli kolu bağlı olmak şartıyla!

Görüldüğü gibi Tanzimat hareketi, hukuk planında dahi Batılılaşma değil, Batı’nın sömürgesi olma hareketidir. Atatürk bunu çok iyi değerlendirmektedir: “…Sultan Abdülmecit zamanında, belki Reşit Paşa’ların tasvibiyle, daha doğrusu dahil-i memlekette isyan ocağını körüklemekte olan gayr-i müslim unsurları memnun etmek zaruretinden, bunların memnuniyetini iltizam eden Avrupa’nın ve garbın karşısında bir şey yapmak lazım geldi. Gülhane Hatt-ı Hümayunu meydana çıktı.” Lord Stratford’un Türkiye anılarında da reformun baş amaçlarından birinin, “reayayı (Hristiyanlar) Sultanın en hür en gözde uyrukları” yapmak olduğu ileri sürülerek, Atatürk’ün görüşü doğrulanmaktadır. O kadar ki “Ermeniler, Rumlar, Amerikan misyonerleri, İzmir ve İstanbul tüccarları, Canning’i nasıl öveceklerini bilemiyorlardı.” Gerçekten İngiliz Büyükelçisinin perde arkasından yönettiği Tanzimat reformlarından Türkiye’de yararlananlar, paşaların yanı sıra, Batı kapitalizminin yerli komisyonculuğu rolünü yüklenen Rum ve Ermeni aracılar olmuştur.

Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni

http://www.muasir.org/2018/04/08/tanzimat-reformlari-do

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.