Muhsin Yazıcı

Günün öyküsü: Sevginin mucizesi

(Anne/babaların ve öğretmen arkadaşlarımın mutlaka okumalarını öneriyorum)

Mrzakarm Norbekov

Bir gün gazetede çalsan bir arkadasm telefon ett ve,

-“Hadi denize gidelim. Zamanın var m?” diye sordu.

-“Var” dedim.

 

-“Bir grup psikolog gidiyor, gazeteci olarak onlara katılacağım. İstersen sen de Listeye dahil edeyim, nasılsa psikologsun. Düşünebiliyor musun? Devletin parasıyla Kırım’da otuz beş gün. Deniz, şarap, kebaplar, tatil terapisi…”

Kabul ettim. Beleş kimin hoşuna gitmez, söyler misiniz lütfen?

Gittim ve kendimi okul öncesi dönemdeki özürlü, öksüz ve şeker hastası çocukların dinlenme ve bakmevinde buldum.

Ilk gün öyle bir sok geçrdm ki..

Deniz nerdeee?

Tatil terapsi nerdeee?

Niçin buraya geldiğimizi kendime sormaya başladım. Psikologların burada ne işi vardı?

Meğer kıyıda, biribirinin eş üç adet dinlenme ve bakımev varmıs. Hepsi ilaçları aynı eczaneden, erzaklar da aynı depodan alıyormuş. Hava, deniz hepsi için aynıymıs!

Niçin yalnızca bir dinlenme ve bakmevindeki çocukların şeker hastalığı iyileşiyor da, diğer ikisnde iyileşmiyordu?

Nedeni ortaya çıkarmak üzere komsyon ardına komisyon gönderiliş, ama her sey kontrol edip hiçbir şey bulamamıslar.

Sonunda,

-“Sadece psikologlar bu dinlenme ve bakmevindeki çocukların iyilesme nedenlerini ortaya çıkarabilir’ denlimis.

-“Beles” olarak bu psikologlar grubuna katılıdıgım için başımı derde sokmustum.

Moskovalı psikologlar iki hafta çalıstılar, bir seyler yazıdılar, dinlendiler ve gittiler.

Ben se orada üç ay saplanıp kaldım, çünkü gerçegi, kazarak bile olsa bulmam gerekiyordu. Ayrca, dört beş yaşındaki çocuklar beni babaları sanarak kulaklarıma ve boynuma atlıyordu. Belki de bunun için onlardan üçünü evlat edindim. Çocukların iyileşmesinin gerçek nedenlerini bulmam gerekiyordu.

Buldum.

Yaklask bir, bir buçuk ay süren gözlemlerim sonucunda bu çocukların oyunlarının diğerlerine göre farklı olduğunu gördüm. Çocukların algılayışında, samimiyetinde ve hayal gücünde bir sır gizlidir.

Onlar nasıl iyileşiyor?

Çocukların hayal gücü nasıl çalışıyor?

Çocuklar hastalığı nasıl karşılıyor?

Hiç!

Kısa bir sürede, aşağı yukarı on gün içinde hastalığa kısa pantalonlar gibi alışıyor ve her şeye uyum sağlıyorlar. Yaradılıstan itibaren değismeyen bir çekim gücü ile çocukların ana baba sevgisne ve korumasına duydukları içgüdüsel ihtiyaç, yokluğuna alışamadıklar yegane şeydir.

Doğa Ana öyle düzenlemis ki, çocuklar daima yetişkinlerin yanında olmalı. Çocukların nasıl bir özelligi vardır? Onlar, özellkle küçük çocuklar, diama ilgiye, sevgiye, okşanmaya açtır.

Ne kadar severseniz sevin, çocuğa az gelir. Iki dakika sonra yine sevilmeye gereksinim duyar. Farz edin baba eve dönmüş, TV’y açmış, çocuk babasına yaklaşıyor.

Baba:

-“Ee, naslsn bakalım? İşler nasıl gıdyor? Günün nasıl geçti? Gel buraya babana bir öpücük ver. Mucuk! Hadi şimdi annenin yanına git, babacıgını rahatsız etme. Anneannene gt!” diyor.

Bitti!

Çocuk büyük bir gereksinim duyduğu seyi alamadı. Annesi ense köküne bir saplak indiriyor:

-“Sıcak fırına sokulma, yanarsn”.

Anneanne ise sevmek, oksamak yerine oturduğu yerden terbiye ediyor:

-“Iy kızlar söyle olmalı. İyi oğlan çocuklar böyle davranmaz.”

Çocuk hastalanınca birdenbire bir mucize gerçekleşiyor. Babası TV’y unuttu bile, çocuğun istedigini yapmaya hazır. Kafasını sıcak fırına sokmasına izin vermeyen, her fırsatta poposuna tokadı basan annecigi çocgunu etrafnda dört dönüyor, ona bakıyor, meraklanıyor. Anneanne ise masallar anlatıyor, sarkılar söylüyor. Dede de bir yerlerden oflayıp puflayıp gelmis ve herkes çocugun basucunda.

Çocuk kaydediyor: Sevgiye açlıgı ve susuzluğu hastalık vastasıyla doyuruyor.

Çocuk kendini yalanla gösteremez, bu yüzden de düşünceler aniden vücudunda somutlaşıyor ve gerçekten agrılar duymaya başlıyor. Anne babasıyla yasayan çocuklar hastalığı okşama, merak, ilgi ve sevgi kaynağı olarak algılıyormuş meğer.

Oksüz çocukların da sevgiye, koruma altında olmaya, doğuştan gelen devasa genetik bir ihtiyacı vardır. Bu yavrular, dinlenme ve bakımevinin çalsanlarına soruyormuş:

-“Niçin onun ana babası var da benim yok?”

Bakıcılar,

-“Senin anne baban zaten yok” diyemiyor ve şöyle yanıt veriyorlarmış:

-“Senin de var”

-“Benimkiler nerede? Neden gelmiyor, beni almıyorlar o zaman?”

-“Anneannem ne zaman gelecek? Ya dedem?”

-“Sen şimdi hastasın, iyileştigin zaman gelir, seni alırlar.” diye karşılık veriyorlarmış.

Bu yalanın çocukların iylesmesine yardım edeceğini orada çalışanlar bile bilmiyormus! Onların bilidigi, hastalığın tedavisi olmadığıydı. Ve çocuklar sevgiye kavuşabilmek için içgüdüsel olarak yol aramaya başlamışlar. Bu büyük içsel çagırı her türlü korkunç hastalıgğı yok etmeye muktedirmis.

Iki üç yasındakı bebek sormaya baslar:

-“Hastalk nedir? Iyileşmek ne demek?”

Ona,

-“Senin kanında fazla şeker var, anlıyor musun? Sen şeker yeme!” derler.

Çocuklar, hemen kendilerini sevgi, sefkat, koruma ve huzur kaynagından ayran hastalık adındaki “Ocü”nün ne olduğunu anlamaya çalısır.

Orada üç yaşındakı, civciv gibi bir kızla ahbap olmusşum.

-“Hastalğının ne olduğunu anlatır mısın, lütfen?” dedim.

Anlattı:

-“Içimde pek çok küp seker birbiri ardından yürüyor. Bunun için de annemle babam bana gelmiyor.”

-“Annen ve babanı çok özledigin zaman onların çabuk gelmesi için ne yapıyorsun?”

Serçe parmağımı avucuna alarak beni avluya götürdü. Orda yaklasık yetmiş tane rengarenk plastik küvet vardı. Sabahleyin bu dinlenme ve bakmevnin çalsanı küvetlere hortumla deniz suyu dolduruyor, günes suyu ısıtıyor, ögle vakti çocuklar kurbağa gibi suda debeleniyordu.

Kız, küvetlerden birine girip bir seyler söylenerek sallanmaya basladı. Güçlükle anladım. Meğer durmadan

-“Ben şekerim, ben şekerim, ben şekerim…” dermiş.

Sordum:

“Niçin ‘ben şekerim’ dyorsun?”

O kocaman açılmış gözlerini hatırlyorum, bir aptala bakar gibi bakyordu.

Nasıl oluyor da bu yetişkin insan en anlamlı şeyi anlamazdı! Seker, suyun içinde erir, kaybolur! Çocukların hayal gücü sonuna kadar çalşıyor, hepsi kendine has bir sekilde oynuyor, oyun da onları iyileştiriyordu.

Bunu bakıcılara anlattığımda hep bir ağzdan bağırdılar:

-“Demek bu yüzden pek çok cocugumuz aynı suya ikinci bir kez girmek istemezmiş!”

Onlar “düsmanlarının” orada erdiğini görüyor ve bu suyun yok olmasını umut edyordu. Anlyor musunuz? Konusa konusa çabucak iyileşme deneyimin, yanı kendi “ebeveyin edinme” yollarını bırbırlerıne aktaryorlardı.

Hayal gücünüzü serbest bırakmaya özen gösterin, bu fantezi içinde kendinizi uyumlu ve mükemmel bir insan olarak görmeye, duyumsamaya ve hissetmeye çalışın.

“Aptalın Deneyimi; Aklını Başına Toplama Rehber” – Sistem Yayıncılık

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.