Muhsin Yazıcı

Değişim üzerine…

Yeni bir adım atmak, yeni bir söz söylemek, insanların en korktuğu şeydir.

Oysa insana sınır koyan da kendi beynidir.

İnsanın kendisi ve zihni bir şeyi yapabileceğini kestirebildiği kadar başarılı oluyor.

Yüzde yüz inandığı sürece her şeyi yapabilecek güce ve yetkinliğe ulaşabiliyor.

Unutmayalım ki, müzik değiştiğinde dans da değişiyor.

Dansın ve müziğin değişmesi için insanın kendisinin değişmesi lazım.

Oysa değişmeyenler ağır ağır ölürler, kitap okuyamaz, müzik dinleyemez, vicdanlarında hoşgörü barındıramaz hale gelirler. Adeta korku içinde yaşayan ölüler haline dönüşürler.

Toplumda insanlar korkularıyla değil, değerleriyle yaşamalı. Korku toplumlarında sadece baskı altındakiler korkmaz, baskıyı uygulayanların korkusu daha yoğundur. Çünkü onlarda kaybetme korkusu daha üst düzeydedir. Siyasal iktidarların topluma yaptığı baskı, kaybetme korkusundan kaynaklanmaktadır.

Kaybetme korkusu arttıkça baskı artıyor. Ve özgürlük alanı giderek daralarak yok olur.

Özgürlük alanı daraldıkça, korku arttıkça dış güçler ve devletin bekası sorunu çıkar. Oysa, siyasal iktidarın beka sorunu vardır. Kendi bekalarını topluma dayatanlar ister istemez baskıyı arttırırlar. Baskının propagandası içine dini ve milliyetçi duyguları sokarak sonuna kadar sömürürler.

Geleneksel yaşam ve düşünce biçimi değişimin ve gelişimin önünde en büyük engel olduğu gibi baskı propagandasının da bir aracı haline getirilir. Topluma gelecek kaygısı yaşatılır.

Çevremizdekiler genelde, yapılanların iyi olup olmadığına değil, kendilerine faydası olup olmadığına bakarlar. İktidarlar bunu çok iyi bildiklerinden her zaman toplumun önüne otaya takılacakları yemi atarlar.

Çok hırslı insanlar toplumda övülür ve hep başarıya ulaştıkları düşünülür. Ama hırslı insanlar, kendilerini durmadan yıpratan, hiçbir zaman doymayan, başarı için her yolu mubah diyecek kadar ilkelerinden uzaklaşabilen insanlar haline dönüşürler. Eğer siyasal erki eline geçirebilirse bir Hitler ya da Franco’ya dönüşebilirler.

Bir sergide Picasso General Franco karşılaşmışlardır. Aşağıdaki muhabbet geçmiştir.

Picasso, bir eserinde savaşı çizmiş. General Franco görmüş ve sormuş:

-“Bu tabloyu siz mi yaptınız?”

-“Hayır efendim siz yaptınız, eserin gerçek sahibi sizsiniz”

İnsanoğlu bilmediği şeyden korkmuş. Anlamadığı şey her zaman zor gelmiş. Kendini yetersiz hissetmiş. Oysa yapabileceğimiz tek şey emek verip öğrenmektir. Ama biz ne yapıyoruz, daha fazla enerji harcayıp korkmayı ve birilerinin gölgesine sığınmayı tercih ediyoruz.  Milyonlarca insan körü körüne bir tarikat şeyhinin gölgesine korktuğu için sığınıyorlar. Ve o şeyhler kendilerine sığınanları sonuna kadar sömürüyorlar.

Mevlana Celaleddin Rumi ne güzel ifade etmiş değişimi,

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş!
Dünle beraber gitti cancağzım,
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…

Yeni şeyleri söyleme cesareti gösterenler yeni şeyleri arayanlardır.

İbn Rüşt’de der ki: Yumurta dıştan kırılırsa yaşam son bulur, içeriden kırılırsa yaşam başlar; zira önemli dönüşümler hep içten başlar.

Yeni şeyleri söyleyip ve söylediklerinin arkasında duranlar her zaman yumurtayı içeriden kırıp yaşama değer katan olmuşlardır.

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.