Muhsin Yazıcı

Korkutarak Yönetmek

Ne kadar da bizi anlatıyor Balzac 1842 yılında, “Yaşamda Bir Başlangıç”ında Osmanlı’nın son yüzyılından şöyle bahsediyor:

“Bakın, mösyö, Türkler nasıldır? Çiftçisiniz, padişah sizi mareşalliğe atar; görevinizi onun dilediği biçimde yapmazsanız, yandınız, kelleniz kesilir. Padişahın görevlileri görevden alma biçimi budur. Bir bahçıvan valiliğe yükseltilir, bir başbakan yeniden çavuş oluverir. Osmanlılar ilerleme ve kademe yasalarını hiç mi hiç bilmezler!”

Yeri gelir okuma yazması olmayan bir paşa, okullu bir paşayla güç mücadelesine girer. Alaylı-mektepli mücadelesi yıllarca sürmüştür. Bugün İlahiyat Fakültesi – Tarikat mücadelesi benzeri çatışma söz konusuydu.

Yıkılan tüm devletlerin ortak özelliği nedir biliyor musunuz?

En önemli özelliği, yandaş yöneticiler, yakın akrabalar, hiçbir itirazı olmadan koşulsuz bağlanan devlet bürokrasisi…

Zira çöküş dönemlerinde liyakat kayboluyor. Birikim terk ediliyor. İlerlemenin yerini iki göz kırpış arasındaki yükselme alıyor. Çabuk çıkan, çabuk düşer. Süreç sürekli çift yönlü işliyor. Hani atalarımız demiş ya: “Haydan gelen huya gider” misali…

Sen gel, sen git deniyor. Ne giden ne de gelen de liyakat var. Tek özellikleri gözden düşenler ve göze girenler arasında yer değiştirmeler.

Toplum derinden çürürken, devlet giderek içine kapanır. Üst yönetim kendinin korumak için var olan kuralları giderek baskı sistemine dönüştürür. Kurallar sıkılaştıkça polis ve jandarmanın görevi giderek önem kazanır. Bu çark toplumu cendereye alır, tüm enerjisini yok eder. Dalkavukluk kültürünü her yerde yerleşmesine neden olur.

Toplum “korku kültürü”ne mahküm olunca kimse ses çıkaramaz hale gelir. Kimsenin ses çıkaramadığı toplumlar kumdan yığın haline dönüşürler; aralarındaki çimento yok olmuştur. Toplumda dinamizmi sağlayan eleştiri, tartışma, farklı yazma, söyleme ve örgütlenme kültürüdür. Korku kültüründe toplumu geliştirecek bütün etkenler artık baskı halindedir. Baskıya uğrayan kişi ve kurumlar sadece söyleneni yaparlar. Farklı işler peşinde asla koşmazlar.

Eğer toplum desteği düşmeye de başlamışsa, eleştiren karşı çıkan herkes “dış güçlerin”, “terör örgütlerin” işbirlikçisi olarak gösterirler. Artık ülkenin sorunlarını her zaman “dış güçlere” yüklemek bir propaganda aracına dönüşmüştür.

Ortadoğu ülkelerinde her zaman “muhalefet” suçludur.

Aynen bizim ülkemizde olduğu gibi…

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.