Muhsin Yazıcı

Kapanırken benim isteğimle alakası vardı fakat açılırken yoktu öyle mi?

Bilmiyorum. Bilemiyorum şu, özgürlüğümün çepeçevre sarılmış hayatıma nereden başlayacağıma. Benim hikâyem bir kurtuluş hikâyesi değil. Küçük bir kızın hayallerinin çekiçle paramparça edilmesinin hikâyesi.

O kız hayallerinin parçalarını hiçbir zaman toparlayamadı. Sadece cam kırıklarıymış gibi kendisine batmasını ağlayarak izledi. Ve bu kız hala da ağlıyor. Ama şunu söylemeliyim; yalnız ağlamadığımı hissedebiliyorum.

Küçüklüğümde hiçbir şeyden habersiz devam ediyordum hayatıma. Her şey normaldi benim gözümde. Şort giyememem gibi, 11 yaşından sonra sıfır kol giyemem gibi. Adım gibi hatırlıyorum, ilkokul 4. sınıf. Bir arkadaşım vardı, gösteriye şortla gelmişti. Ben annemle beraber bekliyordum gösterinin başlamasını. Arkadaşımın şort giydiğini görünce ‘Anne, bak ne güzel, ben neden giyemiyorum?’ demiştim. Annem kaşlarını çatıp bana bakmış ‘O dinine uymuyor diye sen de mi uymayacaksın, hiç hoş durmuyor’ demişti. Ben ise ağzımı dahi açmamıştım. Oysaki tam o gün, o saat ilk düğüm atılmıştı özgürlüğüme.

Günler sel gibi akıp geçti. Annem arada dokundurma yapıyor, ‘Al şu başörtüsünü dene, sana alıştırma olur’ diyordu. Babam da tam gaz destek veriyordu. 6. sınıf 2. dönem. Arkadaşımın beni heveslendirmesiyle çat diye tesettüre geçtim. Ailem hiçbir şey demedi. Bana liseye kadar müddet vereceklerini ama böyle olursa da destek vereceklerini söylemişlerdi. Ben ise mutlu mesuttum ama 7. sınıfa geçince arkadaşlarımın tuvalete gidip saçlarıyla uğraşması, tişört giymeleri bir süre sonra bende küçük küçük yaralar açmaya başlamıştı. ‘Keşke liseye kadar bekleseydim!’ ya da ‘Kapanmadan önce düşünmem lazımdı’ gibi düşünceler geçiyordu aklımdan.

Bu sayede bir düğüm daha atmıştım. Bu seferki özgürlüğümle beraber saçlarıma da atılmış bir düğümdü. Düşündüm, yaklaşık 3 ay boyunca düşündüm. Açılmak istediğime karar verdim. Annem mutfakta yemek yaparken yanına geldim ve tesettürden konu açtım. Biraz konuştuk, en sonunda laf arasında ‘Anne, açılsam ne olur?’ dedim. O ise bana kötü kötü bakıp epey azarladı. Başaramamıştım. Gece yatağımda yatarken annemle babamın benim hakkımda olan konuşmalarını duyabiliyordum.

Babama ertesi gün tekrar bu isteğimi dile getirdim. Babamsa ‘Bunun senin isteğinle alakası yok’ diyerek kestirip attı. Kapanırken benim isteğimle alakası vardı fakat açılırken yoktu öyle mi?

Ama ben pes etmemiş, inatla konuşuyordum. Bu sefer tesettür ile ilgili kitap aldılar. Okudum, belki fikirlerim değişir diye. Ama hayır, gram değişiklik olmamıştı. Babam artık bana bağırmaya başlamış, ben korkup susmuştum. Aklıma geldiği bir gün yine anneme söyledim. O ise ‘Babana söyle’ dedi. Söyleyemedim. Söylesem de söylemesem de canım acıyacaktı.

Birinde sopa izleri yüzünden, diğerinde başörtüsü yüzünden. Sustum. Hala da susuyorum. Ama dışarı çıktığımda, aynanın karşısına her geçtiğimde kendimden ve her şeyden nefret ediyorum.

Söylüyorum bunu aileme, değer miydi benim nefretimi kazanmanıza? Değmezdi.

Tıpkı rüzgârın saçıma değmeyeceği gibi. Saçlarıma sonsuzluğun düğümü atıldı. Dışarıdaydım ama saçım hapishaneye tıkılmıştı. Hatalarımın ve hatalarının cezalarını çekmeye devam ediyorum. Onlar benim sesimi sadece birkaç gün çekmişlerdi ama ben susmanın bedelini bir ömür çekiyorum.

Kapanırken benim isteğimle alakası vardı fakat açılırken yoktu öyle mi?

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.