Muhsin Yazıcı

‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldular?’

Yazının başlığında kullandığım soru cümlesi bana ati bir cümle değil.

Muhafazakar-dindar medyada neredeyse her gün bir yazar bu soru başlığı altında bir yazı kaleme alıyor.

‘Mahallenin ne kadar bozulduğunu’, ‘Ahlakın ve vicdanın kaybolduğunu’ söyleyip dindar muhafazakar insanları suçluyorlar.

Bu yazarlara göre mahallede derin bir ahlaki kriz yaşanıyor.

Meselenin tuhaf tarafı bu tür serzenişte bulunan yazarların neredeyse tamamı AK Parti iktidarını yıllardır sorgusuz sualsiz destekleyen isimler olması. 

“Ne oldu bize?” “Dindarlar nasıl bu kadar yozlaştı?” gibi sorular sorarak mahalleyi suçlayan yazarlara bir çift sözüm var:

Bozulan mahalle değil sizsiniz.

Daha doğrusu dindarlarda bir yozlaşma, bir vicdansızlık, bir ahlaki çöküş varsa bunun sorumlusu sizsiniz.

Neden mi?

Anlatayım.

Toplumlar bir meseleye dair kanaat edinmek buna bağlı olarak bir tutum belirlemek için itibar ettikleri yazarlara, aydınlara, kanaat önderlerine bakarlar.

Çünkü yazarlar, aydınlar, kanaat önderleri toplumların pusulasıdır.

Bu nedenle sizin yazdıklarınız, söyledikleriniz, aldığınız tavır o insanların da bir tutum belirlemesini sağladı.

Mahallede bir bozulma varsa o bozulma sizin “İktidarı korumak için her şey mubah” anlayışına teslim olmanızla başladı.

Yani “Aman iktidarı kaybetmeyelim” endişesiyle iktidarın yaptığı haksızlıkları, hukuksuzlukları, yolsuzlukları, kabalıkları görmezden gelmenizle dahası önemsiz göstermenizle başladı.

Ekran ekran dolaşıp sabah akşam bu insanlara “Böyle küçük sorunlar önemli değil esas olan iktidarı korumaktır” vaazı verdiniz.

Her gün köşe yazılarınızda insanlara ‘“küçük sorunlarla uğraşmamayı, büyük resme bakmayı’ öğütlediniz.

Mesela Ergenekon- Balyoz davalarında yapılan haksızlıkları, kurulan kumpasları bildiğiniz halde “Vesayetle mücadele ediyoruz, olur böyle şeyler” diyerek insanların haksızlığı mesele etmemesini sağladınız.

Mesela 17/25 Aralık’ta ortaya dökülen korkunç yolsuzluk iddiaları üzerine tek bir söz söylemeyip meselenin darbe kısmını dilinize doladınız.

Bu da yetmedi “Yolsuzluk hırsızlık değildir” fetvası vererek o insanlara esas olan iktidarda kalmaktır, yolsuzluklar teferruattır anlayışını benimsettiniz.

Bir başbakanın seçim meydanlarında evladını kaybetmiş acılı bir anneyi yuhalatması gibi korkunç bir davranışı iktidar mücadelesi olarak gösterdiniz ve toplumun da buna inanmasını sağladınız.

Bu ülkenin evladı gençlerin Gezi ile başlayan haklı isyanını iktidara karşı dış kaynaklı bir başkaldırı olarak gösterdiniz.

O çocukları din düşmanı göstermek için uydurulan Kabataş yalanını, gerçeği bildiğiniz halde hiçbir mahcubiyet duymadan inatla sürdürdünüz.

Ensar Vakfı’nda çocuklara tecavüz gibi korkunç bir rezalet patladığında bile mahallenin çıkarını, iktidarını korumak adına vahim durumu görmezden gelmek gerektiğini söylediniz.

Dahası muhaliflerinizi kast ederek “Onlar daha mı temiz, olur böyle bireysel vakalar” diyerek meseleyi sıradan, normal bir olaymış gibi gösterdiniz.

Demokrasi katledildi sustunuz. Hukuk ayaklar altına alındı “Olur böyle şeyler” dediniz, kurumlar, değerler birer birer yok edilip ‘tek adam’ rejimi kurulurken bunu topluma büyük bir devrim olarak sundunuz.

Yani demek istediğim ekran ekran dolaşıp esas olanın iktidarı korumak, mahallenin yararını gözetmek olduğunu anlatarak insanları bu sakat anlayışa çektiniz.

İktidarı koruma adına yolsuzlukları, hukuksuzlukları, haksızlıkları görmezden gelmeyi o kadar çok vurguladınız, ‘üst akıl’ saçmalığını o kadar çok tekrarladınız ki insanlar size inanıp iktidarı kaybetme endişesiyle akıl almaz haksızlıklara bile duyarsız hale geldi.

Yani dindar-muhafazakar dediğiniz insanlar size güvendi ve sizin dediklerinizi yaptı.

Kişisel çıkarlarınız için bu güveni istismar ettiniz.

Mahalle çıkarını ülke yararından daha önemli gördünüz ve bu anlayışınızı topluma da yerleştirdiniz.

Ülkemiz daha iyi olsun diye, umutla bu iktidara destek olan tertemiz Anadolu insanını kandırdınız, yanlışa sürüklediniz.

Daha vahim olanı ise bütün bunları mahalle yararını gözetiyoruz algısı yayarak küçük çıkarlarınızı korumak için yaptınız.

Yani bilerek çarpıttınız, bilerek yanılttınız.

Peki neye dayanarak böyle ağır bir suçlamada bulunuyorum?

Anlatayım.

Hepimiz birbirimizi tanıyoruz.

Oturduk, konuştuk, dertleştik, arkadaşlık yaptık.

Hanginizin hangi konuda, hangi saikle tavır belirlediğini hepimiz biliyoruz.

Mesela bugünlerde “Dindar mahalle nasıl bu kadar bozuldu”diye yazılar yazan içinizden birine birkaç yıl önce “Bütün bu yolsuzlukları, haksızlıkları nasıl göremezsin, iktidarı savunan yazıları nasıl yazarsın?” dediğimde “Evimin taksiti var şu anda işsiz kalmayı göze alamam” demişti.

Bugünlerde “Mahallede çok büyük sancılar var, büyük çürüme var” diye sızlanan bir başka yazara 3 yıl önce “Bu yolsuzlukları nasıl görmezden geliyorsun, nasıl içine sindiriyorsun?” diye sorduğumda “Ne yapalım şu anda bunları yazacak durumda değiliz” deyip ertesi gün yazısında bana ‘Erdoğan düşmanı’yaftası yapıştırmıştı.

İkili sohbette bana “Erdoğan ülkeyi de mahalleyi de mahvetti”diyen biri iki gün sonra “Erdoğan’a kalkar eller karşısında bizi bulur” şeklinde açıklama yapmıştı.

Zihnimde geçmişe dayalı böyle onlarca örnek var.

Bugünlerde bütün suçu dindar muhafazakar mahalleye atıp, demokrasi, hukuk, özgürlük havarisi kesilen yazarlarla ilgili hatıralar bunlar.

Bütün bunları bildiğim için “Mahalleyi kandırdınız, bile bile yanılttınız” diyebiliyorum.

Amacım sizi suçlamak, mahkum etmek değil.

Neden olduğunuz yıkımın sorumluluğunu kendinizde görmenizi sağlamaya çalışıyorum.

Mahallede bir çürümüşlük, bir vicdansızlık, bir ahlaki zafiyet varsa bunun kaynağının sizin söz ve davranışlarınız olduğunu görmeniz gerekiyor.

Mahalleyi suçlayarak bir yere varmazsınız.

Kendinizle köklü, derin bir hesaplaşmaya ihtiyacınız var.

Mahalle çıkarını ülke yararı üstünde gören anlayışınıza, dindarlığı ahlak zanneden yaklaşımınıza, demokrasi, hukuk, eşitlik, özgürlük gibi değerlere yeterince kıymet vermemenize ve buna neyin kaynaklık ettiğine, zihninizdeki ‘biz ve onlar’ayrımına, ahlaki zafiyetin nereden kaynaklandığına, hangi saikle ülkeyi yıkıma götüren sürecin bir parçası olduğunuza dönük derin bir hesaplaşmaya ihtiyacınız var.

Böyle bir hesaplaşma içine girmeden bütün suçu cennet vaat edip cehenneme sürüklediğiniz, “Büyük Türkiye oluyoruz”“medeniyet kuruyoruz” diye umutlandırıp tanzim satış mağazaları önünde kuyruğa mahkum ettiğiniz, tavsiyelerinizle, önerilerinizle ülkesini koruduğunu sanarak büyük bir yıkımın ortağı yaptığınız o insanların üstüne atarak işin içinden çıkamazsınız.

Onların bir suçu varsa size inanmak, size güvenmek oldu.

LEVENT GÜLTEKİN

‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldular?’

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.