Muhsin Yazıcı

Günün sorusu: Zeybekler neden böyle giyiniyor?

Ege bölgesinde hikayeleri dilden dile ulaşan Çakırcalı Mehmet Ali Efe gibi halka mal olmuş “sosyal eşkıyalar” ele alındı.

Sabri Yetkin’in kaleme aldığı ilk baskısı 1997 yılında yayımlanan “Ege’de Eşkıyalar” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Sabri Yetkin, doktora tezinden yola çıkarak hazırladığı çalışmasında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki eşkıyalık hareketlerine ayna tuttu.

1995 yılı Afet İnan Tarih Araştırma Ödülü’ne layık görülen Sabri Yetkin’in bu çalışması sosyal tarihin sıkça konuşulan fakat az sayıda araştırmanın bulunduğu eşkıyalık hareketleri dönemin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısı içinde okuyucuya aktarıldı.

“Ege’de Eşkıyalar”da, on dokuzuncu yüzyılın ortasından itibaren merkezi otoritesi zayıflamış Osmanlı İmparatorluğu ve eşkıyalar arasında yaşanan olaylar anlatıldı. Kitapta, özellikle Ege bölgesinde hikayeleri dilden dile ulaşan Çakırcalı Mehmet Ali Efe gibi halka mal olmuş “sosyal eşkıyalar” ele alındı.

Kitapta, Halk Edebiyatı’na yansıyan türküler, dönemin ressamlarıyla betimlemeler ve fotoğraflar da yer aldı. Sabri Yetkin çalışmasının “Eşkıyalıkta Giysi ve Semboller” başlıklı bölümünde efe ve zeybek kıyafetin kökenini ve eşyalarının kullanım amacını detaylarıyla anlattı. Zeybek kıyafetinin halkla bütünleştiği, Ege bölgesinde bazı kadınların dahi zeybek kıyafeti giydiğine değinildi.

 İşte “Eşkıyalıkta Giysi ve Semboller” başlıklı o bölüm:

“Eşkıyalığı bir direnç, haksızlık ya da zulümle karşılaştığımızda uysallıkta iktidara ve toplumsal açıdan üstün olana teslim olmama hareketi olarak belirtmiştik. Direnç hareketine girişen insanlar, toplumdaki sıradan insandan farklı olduğunu göstermek için giysi ve eşyalarında ‘sembolizme’ büyük önem vermişlerdir. Eşkıyalıkta ‘sembolizm’, neredeyse dünyanın her tarafında türeyen eşkıyaların başvurduğu bir yöntem olup; neredeyse ‘evrenselliğe’ ulaşmamıştır. Nitekim Türk ‘zeybekler’in; Balkan ‘haiduk’, Yunan ‘klepht’ ve İtalyan ‘banditti’ ve bunun gibilerin aşırı şatafatlı altın, gümüş ve çelik süslemeli giysileri, göz alıcı tüfek, tabanca, kılıç ve kamaları ile batıl inançlarını gösteren eşyaları bu ‘sembolizm’in simgeleridir. Eşkıyalar, bu dış görünüşlerine ait göstergelerle tanınıp biçimlenirler. Kırsal kesim eşkıyasının dış görünüşü ve sembolizm anlayışı; bu adam evcil değildir, korku duyulması ve saygı gösterilmesi gerektiği biçimde topluma bir mesaj vermesi isteğidir.”

“EGE DELİKANLILARININ SEVEREK VE ISRARLA GİYDİKLERİ TARİHSEL BİR GİYSİDİR”

“Ege bölgesindeki eşkıyalık hareketlerine katılan insanlara, bölge insanının ve merkezi otoritenin vermiş olduğu isim ‘zeybek’tir. Bu yüzden Ege eşkıyalarının ‘sembolizm’ kavramını anlayabilmek için ‘zeybek’ kıyafetlerine ve eşyasına başvurmak zorundayız. Zeybek kıyafetinin kökeni konusunda, araştırmacılar pek çok görüş ileri sürmüşler ve bu konuda ortak bir sonuca ulaşamamışlardır. Zeybek kıyafetinin kökeni hakkında iddia edilen görüşlerde, bu giysilerin Antik Yunan kıyafeti oluşundan başlayarak, Orta Asya bozkırlarının geleneksel giysilerinden olduğuna, denizci topluluklarının yaşadıkları ortama uyum sağlayıcı ve dağa uygun giyim olduğuna varıncaya kadar birbirlerine çok ters düşen fikirler ileri sürülmüştür. Bu kıyafetin kökeni her ne olursa olsun, Ege delikanlılarının severek ve ısrarla giydikleri tarihsel bir giysidir. Daha önceki bölümlerde vurguladığımız gibi, devlet tarafından giyilmesi pek çok kez yasaklanmış olmasına rağmen bu giysi uzun yüzyıllar Ege bölgesinde kullanılmış; bugün bile etnografik ve folklorik malzeme olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.

Ege bölgesinde 19. Yüzyıldan itibaren eşkıyalık ile özdeşlik kazanan zeybeklik ve onların giysilerini ve eşyalarını 21 Şubat 1906 tarihli devletin resmi belgesi şöyle betimlemekteydi: “… Mavi çuhadan işlemeli camedan ve feremle ve ayağınızda tozluk arkasında siyah çuhadan abdestlik… ve elinde gümüş işlemeli martini ve belinde gümüş kabzalı revolveri… ve arkasındaki Yörük çantasında bir de bağlama tabir olunan çalgıyı hamil (zeybekler)…”

Belge, Salihli Sart Ilıcaları civarında baskına gelen zeybek çetesinin giysilerini anlatmaktadır. Ancak söz konusu belgede zeybek giysilerine ilişkin birtakım ipuçları verilmekle birlikte, ayrıntıya fazla girilmemiştir. Zeybek giysilerine ve eşyalarına ilişkin çalışmalarda bulunan araştırmacılar, hemen hemen aşağıdaki bilgileri vermektedir.”

“ZEYBEKLER BU ENTERESAN DONUN ALTINA…”

“Bir zeybeğin ya da onların reisi olan efenin giyim-kuşamında sırasıyla şu malzeme bulunmaktadır:

Başa börk veya fes giyerler. Bu fesler uzun, kalın ve bol püsküllü idi ve fesin püskülüne de koza denirdi ve fesin altına ‘terlik’ derlenen işlemeli kumaş takkeler giyilirdi. Fesin üstüne ‘oyalı yemeni’ bir sarık gibi ve bu yemeniler kır çiçekleri şeklinde örülüp, doğanın hemen hemen tüm renklerini yansıtırdı ki, bir anlamda bu yemeniler, yani özgürlüğü simgelerdi. Fes üzerine sarılan oyalı yemenilerin meydana getirdiği kocaman sarık, dağda uyuyacağı zaman efe için yastık görevi gördüğü gibi; ipekten yapılan bu yemeniler -ipek bıçak ve kılıç gibi kesicilerin ağzını körelttiğinden- yakın döğüş esnasında başa gelecek kılıç darbelerine karşı koruyucu miğfer görevini de yapardı.

Efe ve zeybekler, sırtlarına en altta beyaz renkli yakasız ‘ten gömleği’ giyerler ve bunun üzerine ‘zıbın’ denen ince mavi veya kırmızı çizgili ipek bir gömlek daha giyerler. Bunun üzerine de bir çeşit yelek sayılan, mavi veya mor çuhadan yapılmış çapraz düğmeli, kolsuz ‘camedan’ adı verilen bir üstlük giyilir. Camedanın üstüne kolları kopçalı, gerektiğinden iliklenip kol olabilen, siyah ipek (klaptan) veya sırmalı ile işlenmiş bir ‘cepken’ giyilirdi.

Zeybeklerin belden aşağı giyiminde ise ‘potur’ veya şalvar’ adı verilen, mavi, mor çuhadan dikilmiş boyu dizlere kadar olan bir giyilirdi. Bu şalvarın ağı iç metre genişlikte olup, kişiye hareket rahatlığı vermektedir. Zeybekler bu enteresan donun altına, yine çuhadan yapılmış diz kapağının altından, ayaklara kadar uzanan bir de ‘tozluk’ giyerlerdi ki, söz konusu giysiler de üstlükler gibi işlemelidir. Tozluğun altına yün çorap giyen zeybekler, ayaklarına ‘çarık’ ya da ‘kayalık’ denen ayakkabı giyerlerdi.”

“BÜTÜN BİR SİLAH FABRİKASI HALİNDE GENİŞ BİR KUŞAK”

“Zeybekler, geleneksel giysilerinin üzerine, gündelik yaşamda kullanacakları eşyaları da pratik bir biçimde yerleştirirlerdi. Zeybekler, bellerine ‘yorgan kuşak’veya ‘Trablus kuşağı’ olarak adlandıran bir kuşak sararlar, hatta arkaya bel üzerine bir de ufak pamuklu bir kuşak sararlar, hatta arkaya bel üzerine bir ufak pamuklu yastık yerleştirirlerdi. Giyimin aksesuarı olarak görünen bu malzeme; sürekli dağda, ovada hareket halinde bulunan atletik insanların terli vücutlarını koruduğu gibi, söz konusu kuşak ve ufak yastık ormanlarda nemli çimen soğuk kayalar üzerinde uyumak için yastık görevi de yapmaktadır.

Efelerin giyiminde en önemli unsuru, Charles Texier’in ‘bütün bir silah fabrikası halinde geniş bir kuşak’ şeklinde tanımladığı ‘silahlık’ oluşturmaktadır. Silahlık, işlemeli sağlam meşinde yapılmış, dört ile yedi gözden oluşan geniş kuşak şeklinde olup bele takılırdır. Silahlığın içinde yatağan, saldırma veya pala tabir olunan eğri kılıç bulunurdu. Bunun hemen yanında ‘meşe’ denen sağlam bir çelik çubuk vardır. Bu çubuk kendi kesici aletlerini bilemeğe yaradığı gibi, yakın döğüşte düşmanın silahını da köreltmeye yarardı. Ayrıca, bir yaralanma anında mikrop kapmaması için kızdırılan çubuk ile yara dağlanırdı. Silahlığın içinde kesici silahlardan başkaca, çoğunlukla gümüş kabzalı iki tabanca ve bunlara ait mermiler de istiflenirdi.

Silahlıkta, yaralanma zamanı kullanılmak için iki okka kadar temiz yün yapağı bulunduğu gibi, bir miktar da sadeyağı bulundurulurdu. Bir cins dolap olarak nitelendirebileceğimiz bu kuşağın içinde zeybeğin gümüş işlemeleri ‘tütün tabakası’ ve ‘ağızlığının’ yanı sıra ‘kav’, ‘fitilli çakmak’, ‘çakmak taşı’ ve ‘çakmak çeliği’ de yer alırdı.

Zeybeklerin giyiminde belden başlayıp, vücudunu çaprazlamasına saran ‘fişeklik’ de önemli bir yer tutar. Ayrıca bu insanların kolunda gümüşten bir ‘pazubent’ olup, içinde koruyucu muska vardır. Boyunda ise içerinde ufak bir ‘en’am’ ve ‘kur’an’ bulunan hamaylı ve boyundan geçme gümüş köstek ve efelerin yaşam şansı olan gümüş işlemeli tüfekleri, aksesuarları tamamlayan unsurlardır.”

“BAZI ‘KADINLARIN’ BİLE ZEYBEK KIYAFETLERİNE GİRDİKLERİ GÖRÜLMÜŞTÜR”

“Görüldüğü gibi son derece ayrıntılı giysi ve eşyalar, efelerin gündelik ve pratik kullanımlarındaki malzemeler olduğu kadar, böylesine şatafatlı giysiler bir anlamda eşkıyalığın ‘sembolizmi’ olarak da görülmelidir. Bu giysi ve aksesuarlar, Ege eşkıyaları olarak nitelendirdiğimiz zeybeklerin vazgeçilmez malzemeleri olduğu gibi, halk da bu giysileri oldukça benimsemiş, hatta Ege köylerinde bazı ‘kadınların’ bile zeybek kıyafetlerine girdikleri görülmüştür.

Zeybeklerin birçoğu ‘güreş’ sporunu yapmışlardır. Bölgedeki düğün ve şenliklerde gençlerin güreşmesi bir gelenektir zaten. Ünlü efe ve kızanlar da pehlivanların piri olarak edilen Hz. Hamza’nın menkıbeleriyle büyümüşleri gençliklerinde öğrenmişlerdir. Bunun yanı sıra yaşam koşullarının zorluğu ve çiftlik, hayvancılık, çobanlık gibi işler vücutsal olarak gelişmelerini ve dayanaklı olmalarını sağlamıştır.”

Odatv.com

 

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.