Muhsin Yazıcı

30 Ağustos Zaferi İki Kişiyi Çok Üzmüştü!

İngiltere Başbakanı Lloyd George’a haber geldiğinde oturduğu yerden sıçramıştı:

“Doğru olamaz!” diye adeta isyan etti.

Haberi getiren Miss Frances Stevenson “Şimdi Dışişleri Bakanlığı yazdırdı Efendim” dedi.

“Lanet olsun!” diye haykırdı Lloyd George.

Kendisine iletilen notu bir kez daha okudu.

Sonra büyük bir çöküş içinde bir süre sessiz kaldı.

“Askerler uyarmıştı” diye mırıldandı kendi kendine, “Ama ben, Yunanlıların kazanacağına inandım! Adamları teşvik ettim… Şimdi yalnızca Yunanlılar yenilmedi, benim politikam ve saygınlığım da darbe aldı! Bir çıkış yolu bulmalıyım…”

Miss Stevenson, üşümüş gibi büzülen Başbakan’ın bir çocuk gibi çaresiz kalışına üzülmüştü. Karşısındaki adam, bir dünya lideri değil de sanki sokakta kalmış öksüzdü.

“Kahve ister misiniz Efendim? Diye sordu.

Dünya lideri:

“Bana sert bir kahve yap Frances” dedi. “Ama çok sert olsun!”

***                                      ***

30 Ağustos Zaferi’ni öğrendiğinde, oturduğu koltuğa sinip kalan öteki kişi, son Osmanlı Padişahı Vahidettindi.

Haberi kendisine ileten, Mabeyn Başkâtibi Rıfat Bey’di

Padişah kulaklarına inanmadı.

“Doğru mu bu?” diye sordu sıkıntıyla.

Başkâtip saygılı bir biçimde:

“Haberi, İngiliz Yüksek Komiserliği de doğruluyor” dedi.

“Ordu, Yunanlıları gerçekten yenmiş Efendim!”

Vahidettin gözlerini yumarak kendi içine kapandı.

Küçük Mabeyn Dairesindeki odadaydılar.

Padişah, her zamanki koltuğunda oturuyordu.

“Bu milli zaferi kutlamak istersiniz diye düşündüm…” dedi Rıfat Bey.

“Emrinizi almak için rahatsız etmiştim.”

Vahidettin’in donmuş gibi kıpırtısız duran yüzü ekşidi birden; gözlerini açıp öyle sert bir bakış baktı ki Rıfat Bey’e.

Adamın içi titredi.

Bu bakışta, Padişah’ın Milli Zaferden hiç mutlu olmadığı apaçık okunuyordu.

Bugünlerde, son Osmanlı Padişahının adını bir yerlere vermek isteyenlere varsa, bilgisi olsun.

(Necati Güngör)

***                                      ***

Refi Cevad Ulunay Padişah Vahidettin’e bağlı Saray Gazetecisi ve mütareke basınının önde gelen yazarıydı.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin önde gelen üyelerindendi.

Çıkardığı Alemdar Gazetesi’nde Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliyecilere hakaretler yağdırıyor, lanetler okuyordu.

“Kimse çıkıp da bu milletin hali ne olacak demiyor. Azimkâr bir hükümet ricali, demir bir el ile Kuvayi Milliye namı altına sığınan bu haydutların kafasına bir yumruk indiremiyor.”

“Biz Anadolu’daki Kuvayi gayri milliyecilerin işgal kuvvetleriyle baş edebileceğini sanmıyoruz. Salah-ı mevcudiyetimiz için bunların temsilcilerini yok etmemiz gerekir. Millet Anadolu’yu soyup, kasıp kavuran Kuvayı gayri Milliye’ye karşı halifesinin ve tahtının etrafında birleşecektir.”

“Türkler kendi güçleri ile adam olamaz. İngilizler elimizden tutup bizi kurtaracak.”
“İstiklâl diye bağıranlar kötü niyetlidir.”
“Tek çarenin galiplerle uyuşmak ve anlaşmak olacağı bu kafasızlarca ne zaman anlaşılacak?”
“Anadolu’daki milliyetçi hareketi yok etmek, millet için var olma meselesidir…

O alçaklara karşı çıkanlar, İslam’a, halifeye, padişahımıza unutulmaz hizmette bulunmuş olacaklardır.”
“Yunanistan kısa zamanda Mustafa Kemal kuvvetleri denen çapulcuları tamamen tepeleyecektir.”
“Anadolu ile değil, Yunanistan ile anlaşmalıyız. Yunanlılar ne kadar ebedi düşmanımız olursa olsun, bugünkü galiplerimizin bir müttefikidir, onlara karşı yapılacak hareket, İtilaf Devletleri’nin kırgınlığına sebep olur. Gafletin bu derecesi görülmüş, işitilmiş şey değildir!”
“Mustafa Kemal isyancıdır”, cezası ağır olmalıdır!

***                                      ***

Mütareke basınının bu önde gelen yazarı, 4 Şubat 1919’da, Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal Paşa’yı, Şişli’deki evinde ziyaret eder ve onunla bir söyleşi yapar.

O tarihte İstanbul İngilizlerin işgali altındadır.

Gazeteye döndüğünde arkadaşları merak içindedirler ve sorarlar:

“Mustafa Kemal Paşa ne diyor?”

Refi Cevad Ulunay alaylı bir gülümsemeyle yanıtlar:

“Mustafa Kemal Paşa’ya göre, şu sıralarda Anadolu’ya geçilir, orada teşkilat kurulur, milli direniş harekete geçirilirse İngiliz’i de, Fransız’ı da, İtalyan’ı da, Yunan’ı da memleketten kovar, vatan istiklale kavuşur, millet de esaretten kurtulurmuş.

Anladınız mı arkadaşlar?

Bu adam deli değil, zırdeli.”

30 Ağustos Zaferi’ kazanılıp, Türkiye Cumhuriyet’i kurulduktan sonra, Refi Cevad Ulunay da, diğer 150 münafıkla birlikte yakalanıp sürgüne gönderildi.

Af kanunu ile tekrar Türkiye’ye döndüğünde, gazeteciler sorar?

“Mustafa Kemal Atatürk hakkında söylediğin sözler ve büyük yanılgın için pişman mısın?”

Refi Cevad Ulunay açık yüreklilikle yanıtlar:

“Hayır, aslında ben haklıydım. Herkes de benim gibi düşünüyordu.

O günlerde vatanın düşmandan kurtulacağını düşünen tek insan oydu.” (Murat Bardakçı)

***                                      ***

O günün muktedirlerinden bazıları, geç de olsa hatasını anladı, geri dönüş yapmaktan çekinmediler.

Yaptıklarından, söylediklerinden, yazdıklarından utandılar.

Atatürk’ten ve arkadaşlarından özür dileme olgunluğunu gösterdiler.

Ben, aynı olgunluğu günümüz muktedirlerinden de bekliyorum.

“Eş Başkanlığı” yüklendikleri için;

ABD’nin kayığına binip Ortadoğu’nun efendisi olmayı düşledikleri için;

Libya’da, Irak’ta, Suriye’de yanlış üzerine yanlış yaptıkları için;

Süleyman Şah Türbesi’ni bir oraya, bir buraya taşıdıkları için;

Osmanlıya övgü, laik cumhuriyete yergi yağdırdıkları için;

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, annesine, babasına akıl almaz iftiralarda bulunan kişiyi ziyaret ettikleri için;

Türkiye’yi ota, ete muhtaç ettikleri için;

Cumhuriyetin birikimlerini babalar gibi sattıkları için;

Yineliyorum:

Özür dilemek olgunluktur, özür dileyen kişi alçalmaz, tersine yücelir.

***                                      **

O devirde olduğu gibi, bu devirde de 30 Ağustos Zafer’inden memnun olmayan mütareke basını ve o basının yazarları yok mu?

Gani, gani; sürüsüne bereket!

“Keşke Kurtuluş Savaşını Yunanlılar kazansaydı” diyeni de var, “Atatürk kaybetseydi de İngilizler ülkeyi alsaydı” diyeni de!

“Yunanlı gelsin!”, İngiliz gelsin! “Ermeni gelsin ama Atatürk kaybetseydi” diyeni de var, “Atatürk’ü sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum” diyeni de!

Bu tarih yoksulu “insancıklara” Ulunay kim diye sorsan bilmezler.

Sevr’i, Mustafa Kemal’e imzalatırlar.

Osmanlı’nın kaybettiği toprakları, İstiklal Savaşı sonrasında verildiğine inanırlar.

Lozan’ı hezimet görürler.

Ege de başka, Trakya da başka, Doğu da ve Güneydoğu da başka, Akdeniz de başka, Karadeniz de başka devletlerin kurulacağını bilmezler.

Bunlar; güce taparlar, parsa toplamaya bakarlar.

Kul olmak, köle olmak bunların mayasında vardır.

Feslisi de aynı, fessizi de aynı; cüppelisi de aynı yolun yolcusu, cüppesizi de.

Bunlardan özür beklemiyorum.

Devir değişir, devran dönerse, bunların çoğunun, bizden daha ateşli Atatürkçü olacakları mutlaktır.

 

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.