Muhsin Yazıcı

Üniversiteler işte böyle felç edildi

Ülkemizde hala “bilim” gerekli mi ya da gereksiz mi tartışması yapılmaktadır, gerçekten çok hazin ve traji-komik bir anlayışa sokuldu üniversiteler…

Aşırı dogmatik kültürel ve dinsel yapılanma nedeniyle, özgürlüklerin zerresi olmayan tüm İslam ülkelerinde (Türkiye dahil) üretilen “high-Tech” ürünlerinin toplamı, Güney Kore’de üretilenlerin sadece yarısı kadar bile değildir, gerçekten çok acınası durum mevcuttur ülkemiz adına… Buradan açıkça görüldüğü gibi, dogmatizm ve fanatizm bataklığına saplanan Türkiye’de ve tüm İslam ülkelerinde bilimin yerlerde süründüğünün açık göstergesidir.

Ünlü Fransız Aydınlanma Filozofu Voltair’in dediği gibi, “batıl inanç ve cehaletten beslenen fanatizm, yüzyıllar boyunca bir hastalık oluşturmuştur”. Her türlü dinsel ve laik dogmatizm ve bağnazlık; özgürlüğü yok eder, şiddeti ve faşizmi körükler, emek sömürüsünü kolaylaştırır, insan onuruyla oynar, yaratıcılığı ve üretkenliği yok eder ve asalaklaştırır, özgür insan düşmanıdır, barış düşmanıdır, onurlu ve erdemli insan düşmanıdır, sinsileştirir ve kurnazlaştırır, her türlü çeteleşmeyi kolaylaştırır, iki yüzlülüğü ve takiyyeciliği kışkırtır, dürüstlüğü ve tutarlılığı yok eder, emek ve bilim düşmanıdır. Yukarıda anılan, on sekizinci yüzyıl Fransız Aydınlanma felsefesi ünlü filozofu Voltair’ in “insanlığın özgürleşmesi” için “dogmalar” hakkındaki ünlü deyişiyle: “dogmaların arkasına saklanmak en aşağılık davranıştır” ! Bu nedenle, insanlığın gelişmesinin, bilimin ilerlemesinin, doğanın korunmasının en büyük düşmanı/engeli her türlü dogmatizm(dinsel dogmatizm ya da diğer tüm dogmatizmler), fanatizm ve cehalettir.

AŞIRI DOGMATİKLEŞMİŞ ANLAYIŞ

Ülkemizde hala “bilim” gerekli mi ya da gereksiz mi tartışması yapılmaktadır, gerçekten çok hazin ve traji-komik bir anlayışa sokuldu üniversiteler… Hatta “üniversitelerde”, on bin yıl önce Hz. Nuh’un Nuh Tufanı sırasında kullandığı geminin çok güçlü çelikten yapıldığını, nükleer güçle çalıştığını ve oğullarıyla cep telefonu ile iletişime geçtiği dinsel fantezisinin (Abbasiler zamanındaki bin bir gece masallarındaki uçan halı fantezisi gibi) gerçekmiş gibi inanan sözümona “öğretim üyelerinin” bulunduğu üniversitelerin nasıl bataklığa gömüldüğünün, nasıl zifiri karanlığa büründüğünün, nasıl dogmatikleştiğinin açık bir göstergesidir. Çünkü bu aşırı dogmatikleşmiş anlayış, modern zamanların teknolojisi olan ne çelikten, ne gemi inşa teknolojisi tarihinden, ne bilimden, ne bu gemi ve aletlerde kullanılan bin bir türlü malzemelerden, ne nükleer fizikten ne de cep telefonu teknolojisinden, ne antik çağdan, ne de neolitik çağdan haberi vardır…

BİLİM UMURLARINDA DEĞİL

İç ve dış odakların desteğiyle, tüm bu korkunç dinsel dogmatizm ve fanatizm bataklığına bilinçli bir şekilde sokulduktan sonra, ülke üniversitelerinin dünya sıralamasında ilk beş yüze girememesine şaşıranlar(!) mevcuttur. Üzülerek söylemek gerekirse, şu anda üniversitelerdeki zihniyet Soğuk Savaş döneminde, ABD’nin Yeşil Kuşak doktrinine/ politikasına uygun olarak ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin kışkırtması ve manipülasyonu sonucu, aşırı dinsel dogmatizm bataklığına sürüklenen Afganistan’a çok benzer hale gelmiştir. Zaten şu anda bazı rektör ve dekanların basına yansıyan konuşmalarından açıkça görülmektedir bu felaket durum… Bilime inanmayan, bilim insanlarını şeytanlaştırmaya çalışan, kumpas kuran, aşağılamaya, küçümsemeye çalışan, bilimden hiç anlamayan, bilim tarihi ve felsefesini bilmeyen, bilimin hangi ve nasıl ortamlarda yapılabileceğini hiç bilmeyen, temel bilimleri (matematik, fizik, kimya, biyoloji) dışlayan, ömrü boyunca bilim yapmamış, her türlü dinsel dogma ya da başka dogmaların arkasına saklanan üniversite rektörlerinin mevcut olduğu şu ortamda olumlu bir şey yapabilmek imkansızdır. Bilimin hangi ortamlarda yeşerip dal budak saracağından haberi olmayan ve bilmeyen bu tür rektörler, her şeyi ve “başarıyı”, “bilimsel içerik” değil, “sayı” ile ölçer, sadece parayı ön plana çıkarırlar çünkü kendisi sadece  “çok para kazanmak” amacıyla rektör olmaya çalışmıştır, bilim umurlarında değildir…

BİLİM İNSANLARINA KUMPAS KURMAK

Eğer “bilimsel içerik” yerine “sayı” önemli olsaydı, insanlık için çığır açan icatlar yapan Wilhelm Conrad Röntgen ve Albert Einstein’ın kesinlikle bilim insanı olamamaları gerekliydi çünkü yaptıkları yayınların sayısı çok azdır. Bu iki Nobel fizik ödüllü ünlü bilim insanlarının yaptıkları icatlar; madde/malzeme (inorganik/organik malzemeler) ile ilgili geçmişteki tüm bilgileri alt üst etmiş olup madde/malzeme ile ilgili yepyeni atomik/moleküler düzeyde özellikleri ortaya konulmasında/açığa çıkarılmasında olmazsa olmaz durumlar ortaya çıkarmışlardır. Bu iki büyük bilim insanlarının 1900’lerin başlarında çığır açıcı icatları/buluşları; bugün çok popüler olan nanomalzemeler / nanokristaller / nanobilimin bugünkü olağanüstü boyuta ulaşmasında çok büyük katkılar sağlamıştır. 21. Yüzyılda insanlığın ve bilimin geldiği şu aşamada utanç verici bir şekilde biz neyle uğraşıyoruz ? Bilimi yok etmekle, bilim insanlarına kumpas kurmakla, tam da emperyalizmin maşası “FETÖ” tarikatı taktikleri… Gerçekten hüzün verici ve kahredici bir anlayışa/zihniyete sokuldu üniversiteler… 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden ve yaptıkları tüm “kumpas davalarından” açıkça ortaya çıkmasına rağmen, benzer yıkıcı faaliyetler üniversitelerde sinsi ve kurnazca dolu dizgin devam ettirilmektedir…

TÜMDEN KÖKÜ KAZINIP YOK EDİLMEYE ÇALIŞILMAKTA

Bu kadar dogmatizme, zifiri karanlığa ve skolastisizme batan bir üniversite anlayışında ülke ve insanlık yararına hiçbir şey çıkmayacağı kesindir. Küresel emperyal güçlerin son yüz elli yıldan beri Osmanlı’da, Türkiye’de ve tüm İslam ülkelerinde sinsice her türlü dogmatizmin (özellikle dinsel dogmatizm ve fanatizm), mikro-milliyetçiliğin, etnik milliyetçiliğin, tarikatçılığın yaygınlaşmasını el altından destekledikleri/kışkırttıkları ve “içerdekilerin” de desteğiyle her defasında “başardıkları” gibi, emperyal güçlerin ve “içerdekilerin” desteğiyle “FETÖ” tarikatının sinsice dinsel dogmaların arkasına saklanarak son otuz yıldır artan şiddette yaptığı Türk düşmanlığı, Atatürk düşmanlığı, bilim düşmanlığı, ulus bilinci düşmanlığı, yurtseverlik düşmanlığı, insanlık düşmanlığından da çok açıkça görüldüğü gibi; bu aşırı dinsel dogmatik ve yıkıcı anlayış üniversitelerde aynen devam ettirilerek modernizm adına, çağdaşlık adına, bilim adına ne varsa (rasyonalizm, pozitivizm gibi) tümden kökü kazınıp yok edilmeye çalışılmaktadır.

Arap skolastisizmine zorla sokulmaya çalışılmaktadır. Bilimin, rasyonalizmin ve akılcılığın dışlandığı durumlarda ise emperyal güçlerin oyuncağı ve açık pazarı olunur, barış bozulur, üretim sıfırlanır, ekonomi çöker, cehalet yaygınlaşır, bağnazlık ve dogmatizm zirve yapar, kaos ve düşmanlık artar, mikro-milliyetçilik, etnik milliyetçilik, şoven milliyetçilik, fanatizm, tarikat ve mezhep savaşları ülkede hakim zihniyete dönüşür, aynen tüm İslam ülkelerinde ve Türkiye’de olduğu gibi,,. Böylece beyinlerin, düşüncelerin ve duyguların paramparça olduğu bu durumlarda bırakın “bilim” yapmayı, insanlar birbirlerini yok etmeye kalkarlar, tüm İslam dünyasında yüzyıllardan beri olduğu gibi… Tam da emperyal güçlerin istediği yok etme ve sömürgeleştirme zihniyetinin oluşması…

“FETÖ” TARİKATI

Ortaçağ dinsel dogmatizmine batan bir anlayışla yönetilen üniversitede, özgürlüğün zerresi kalmaz (zaten yok şu anda), özgürlüğün boğulduğu ortamlarda da “bilim” yok olur; biatçılık, bağnazlık, dogmatizm, kurnazlık, takiyye, emek düşmanlığı, taklitçilik, oportünizm, çetecilik, mikro-milliyetcilik, etnik milliyetçilik, bölgecilik, tarikatçılık, iki yüzlülük, yalan, şantaj, şiddet, cehalet, kumpasçılık, paraya tapınma, ulus bilincini yok edilmesi ve çağdışı bilim düşmanlığı anlayışı hakim olur. Emperyal güçlerin maşası olan “FETÖ” tarikatının yaptıklarından açıkça görülmesine rağmen, bu tür tarikatçılık (başka isimler altında da olsa), dogmatizm ve fanatizm ısrarla, inatla ve zorla empoze edilip devam ettirilmektedir üniversitelerde

ÜNİVERSİTELER FELÇ EDİLMİŞ, ÇÖKERTİLMİŞ/ÇÖKMÜŞ DURUMDA

Üniversite olmayan “üniversitelerde” öyle garip, gülünç, ürkütücü ve irrasyonel şeyler oluyor ki, insanı şok ediyor; örneğin bilmek, bilim yapmak, tarih bilinci, entelektüellik, kibarlık, incelik, nezaket, haddini bilmek saygınlığı ve desteğigerektirirken, tam tersi nobranlık, kabalık, lümpenlik, cehalet, küstahlık, şiddete başvurmak, “mobbing”in her türlüsü, paraya tapınmak, kumpas kurmak, mikro-milliyetçilik, etnik milliyetçilik, çetecilik, takiyyecilik, dinsel dogmatizmin ve “kutsal değerlerin” arkasına saklanmak, iki yüzlülük, bilimi yok etmek, “saygınlık” kazandırıyor ve destekleniyor yöneticilerin gözünde…

Zaten üniversitelerin tüm bu korkunç duruma düşmesi çok çeşitli üniversitelerden gelen şok edici haberler de bu durumu doğrulamaktadır. Örneğin, bir öğrencinin “kopya çekmesi gerektiğini” iddia ederek bunu engelleyen genç akademisyen kadını hunharca katletmesi üniversitelerin düştüğü bu karanlık durumu açıkça göstermektedir. Bu “öğrencinin” gururla kopya çekmesi “gerektiğini” açıkça söylemesi ve inanması göstermektedir ki, bu psikolojiyi “büyükleri” olan bazı “öğretim üyelerinden” görmektedir, çünkü çok fazla sayıdaki bu tür “öğretim üyeleri” de benzer yöntemleri kullanarak, “kısa devre yaparak”, zahmetsiz, çabasız “yükselmişlerdir”. Bu tür “öğretim üyeleri”, bazı “kutsal değerlerin” arkasına saklanarak çok kolayca elde etmişlerdir “öğretim üyeliklerini”… En çok arkasına saklanarak kullandıkları dogmalar ve “kutsal değerler” ise mikro-milliyetçilik, etnik milliyetçilik, şoven milliyetçilik, “vatanseverlik” ve/veya tarikatçılıktır.

TAŞRA PALAVRACILARI

Vatanseverlik” kavramı ya da ideolojisine kısaca değinmek istiyorum. Eğer vatandaşlardan birileri “vatansever” olarak desteklenirse, üniversitede geriye kalanlar da otomatik olarak “vatan hainliği” kategorisine girmez mi ?! Bu nedenle, bu “vatanseverlik” ideolojisi düpedüz bir yolsuzluğu, haksızlığı, adaletsizliği, yeteneksizliği örtmek/kamufle etmek ve kamuyu aldatmak için kullanılan / uydurulan bir kandırmacadır açıkçası… Sanki mübarekler Kurtuluş Savaşı ya da Çanakkale Savaşları Kahramanları ! Tam bir acınası durum ülkemiz ve üniversiteler adına…. Tam bir traji-komik, gülünç üçüncü dünya palavrası ve saçmalığı… Aslında taşra palavracıları ya da üçüncü dünya palavracıları bile böyle bir gülünç, absürd duruma düşmezler, daha zeki oldukları için !

Hiçbir şey yapmadan “vatansever” olmak ne kadar güzel(!) ve gerçekten çok kolay kazanılan bir “kutsal unvan !”. Atatürk’e, Kurtuluş Savaşına ve Kuvayi Milliye’ ye neden gece gündüz saldırıldığınabakınca, bu “vatanseverlik” sahtekarlığından kolayca anlaşılmaktadır. Sanki üniversiteler savaşta ! “Gerçek vatanseverlik” ise, ülkenin siyasal bütünlüğü/ulusal birliği tehlikeye düştüğünde, top yekun dış saldırıya maruz kaldığında (Örneğin Kurtuluş Savaşında olduğu gibi), ülkenin ve tüm kişilerin maddi ve manevi tüm varlığını ülke için feda etme halidir…Sonuç olarak görülüyor ki, dinsel dogmatizm ve fanatizm bataklığına saplandıktan sonra, üniversitelerin çöküşü ile birlikte, sadece sahte, palavracı “bilim insanları” değil, sahte “vatansever” ler de türedi üniversite olmayan “üniversitelerde”… Tam da “Sülün Osman” nın1950’ lerde Anadolu’dan ilk defa İstanbul’a gelen saf köylülere Galata Köprüsünü satması kadar “cingöz !” bir fırıldaklık, bu “vatansever” lik şarlatanlığını kullananlar üniversitelerde…

Ahmet Baldan

 

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.