Muhsin Yazıcı

Prof. Dr. Selçuk Şirin ‘Yetişin Çocuklar’ı ve eğitimi anlattı: Babalar çocuk yetiştirmede yok!

“Biz tüm sorumluluğu anneye yüklüyoruz. Türkiye’de babalar çocuk yetiştirmede yok. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar da mutsuz”

Newyork Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Şirin ile yeni kitabı Yetişin Çocuklar’ı konuştuk.

Okulöncesinden ergenliğe, Türkiye ve dünyada pek çok bilimsel çalışmaya imza atan, ABD Bilimler Akademisi’nin çocuk yetiştirme komisyonunda görev alan Selçuk Şirin, bu kitabın hikâyesini şöyle anlatıyor: “20 yıl önce yazmayı tasarladığım bu kitabı ve notlarımı kendi çocuklarımı yetiştirmeye başlayınca rafa kaldırdım.

Çünkü ebeveyn olmak, çocuk gelişimi üzerine bildiğim her şeyi temize çekmemi sağladı. Şimdi pratikle terbiye edilmiş kuramsal bilgileri paylaşma zamanı. Bu kitapta, içime sinmeyen hiçbir şeyi okura önermiyorum.”

Şirin, “Türkiye’de babalar çocuk yetiştirmede yok. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar da mutsuz” diyor.

  • Sizi bu kitabı yazmaya iten sebep neydi?

Bir tanesi uzmanlık alanımın bu olması. Yirmi yıl önce böyle bir şeyi yazmaya karar vermiştim. Ama kendim baba olunca rafa kaldırdım. Çünkü baba olunca anladım ki kuramsal olanla pratik arasında ciddi bir makas var. O pratiği yaşamak istedim. Yazmayacaktım aslında ama son dönemde Türkiye’de çocuk yetiştirmeyle ilgili bilimsel temeli olmayan şeyler yayılıyor.

  • Ne gibi?

Ödüllerle alakalı şeyler yayılıyor. Ya da bir kişinin kendi tecrübesinden kaynaklı akıl verme durumu var. Bu da toplumdaki ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Biz eskiden beri çocuk yetiştirmeyi kuşaktan kuşağa aktarmayla öğreniyoruz. Çocuk yetiştirme pratiklerimiz de buradan geliyor. Fakat Türkiye ciddi bir kırılma yaşadı. Böyle olunca bir anda bu kültür değişti. Ben buna ebeveynlik krizi diyorum. Aileler geniş aileden çekirdek aileye dönüştü. Mahalle kültürü dediğimiz, herkesin birbirine destek olduğu çocuk yetiştirme pratiği yok oldu. Yirmi otuz yaşında genç bir insan aniden çocuk yetiştirme sorumluluğuna sahip oldu. Ortaya bir ihtiyaç çıktı. Ben de bu boşluğu doldurmak istedim.

  • 21. yy babaların yüzyılı olacak demişsiniz. Bu sözü açar mısınız?

Biz tüm sorumluluğu anneye yüklüyoruz. Çocukta herhangi bir problem olduğunda anneye bakıyoruz. Böyle dememin sebebi bizim çocuk yetiştirmeye dair 21. yüzyılın başında yapılan bilimsel araştırmalarda çoğunun kökeninde anne çocuk ilişkisi mevcut. Fakat son yıllarda babaların da çocuk yetiştirmede aktif rol aldığı üzerine birçok araştırma var. Almayınca çocukların yetişmesinin olumsuz geliştiğine dair birçok araştırma var. Babalar da artık çocuk yetiştirmenin bir parçası. Dolayısıyla cinsiyetçi çocuk yetiştirme devri bitiyor.

  • Türkiye’de babalar çocuk yetiştirmede anneye yardım ediyor mu?

Türkiye’de babalar çocuk yetiştirmede yok. Babaya soruyorlar: “Çocuğun altını değiştirdin mi? Yemek verdin mi?” Cevap hayır. Bu nasıl babalık? Baba olmak emek ister. Arada bir görün, çocukta bir arıza olunca anneye köpür, sorumluluğu da tamamen ona yükle. Bu olmaz. Parayı ben kazanıyorum sorumluluk da annede olsun devri bitti. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar da mutsuz.

  • “Çocuğun eline tablet vereyim sussun” devrindeyiz. Siz de ekran bağımlılığına özellikle dikkat etmek gerektiğini söylüyorsunuz. Bir taraftan da hayatımıza ‘teknolojik saldırı’ var. Çocukların teknolojiyle olan bağını nasıl kurmak gerekir?

Teknoloji olmadan bir çocuğu yetiştirmek mümkün değil. Yasaklamak da çözüm değil. Ekran başında geçirdiği zamanını düzenlemek gerekiyor. Kaç yaşında ekrana maruz kalacak, kaç saat ve nasıl bir içeriğe maruz kalacak bunu incelemek, kontrol etmek gerekiyor. Bir ebeveynin tek başına bununla mücadele etmesinin kolay olmadığını düşünüyorum. Fakat bir ebeveyn olarak sizin onunla mücadele edebilmenizin tek bir yolu var. Kontrol ailede. Ekransız mekânları tespit etmeniz gerekiyor. Örnek verecek olursam günde bir saat izleyecek, yemek ve uyku zamanlarında izlemeyecek. Çocuğun yatak odasında eğer ekran varsa ona büyük kötülük yapıyorsunuz demektir. Telefonunu uyurken odanın dışında tutmanız gerekiyor. Bu şekilde yönetmeniz gerekiyor.

  • Aileler kendi çocuklarıyla başkalarının çocuklarını kıyaslıyor. Bunun çocuğa ilerde nasıl bir zararı olabilir?

Türkiye’de kardeşle kıyaslama, kuzenle, komşuyla kıyaslama var. Dolayısıyla bizim kıyaslamanın çocuklara ne kadar zarar verdiğini iyi anlatmamız lazım. Çocuktaki özgüvenin gelişmemesine sebep olan bir durum. Kişinin kendine özgüveni olmayınca yeni şeylere dahi atılamıyor. Bu kıyaslama hastalığından çıkmamız gerekiyor. Negatiflik üzerinden çocuğu tarif etmemeniz gerekiyor.

  • Dil eğitimi konusuna oldukça önem veriyorsunuz. Bu konuda ne yapılmalı?

Ne kadar dil o kadar kültür. Bu sadece yabancı dil anlamında düşünülmemeli. Çocuklar ne kadar erken yaşta fazla dile maruz kalırlarsa o kadar iyi. Kürtçe ve Türkçe bilmek de, Türkçe ve Ermenice bilmek de olabilir. Aileler çocuklarını bu konuda yönlendirirse daha faydalı olur.

  • Ebeveynlere çocuk yetiştirme konusunda son olarak neler söylemek istersiniz? En çok dikkat edilmesi gereken noktalar neler?

Beş tane nokta var: Çocuğunuzun mizacını iyi tanıyın. Onu tanımadan yetiştiremezsiniz. Çocuğunuzla güvene bağlı bir diyalog kurun. Mükemmel olmaya çalışmayın. Aksi takdirde proje çocuklar yetiştiriliyor. Kendi hayatınızı askıya alıyorsunuz. Çocuğunuzdan bahsederken “Ben onun için ülke değiştirdim” derseniz, çocuğun üstüne büyük bir sorumluluk vermiş oluyorsunuz. Çocuk yetiştirme o kadar da zor bir şey değil. Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçin.

ÇOCUKLARI TELEVİZYON YETİŞTİRİYOR

  • Okulöncesi eğitimimizi nasıl buluyorsunuz?

Okul öncesi eğitime katılım çok düşük. Katılım düşük olunca kaliteyi de tartışamıyoruz. İkincisi, katılımın olduğu yerde kalite düşük. Türkiye ekonomik anlamda bir hikaye yazacaksa okulöncesi eğitimin de evrensel olması gerekiyor. Hem nitelik, hem de nicelik problemimiz var. Evde eğitici gereçler yok. Ya da bu içerikleri verecek eğitim seviyesinde anne ya da baba yok. Öyle olunca çocukları televizyon yetiştiriyor.

***

ÖĞRETMENLER MUTLU DEĞİL

  • Çocukların okul seçimlerinde aileler neye dikkat etmeli?

İlkokulda belirleyici olan okulun binası, mimarisi değil. Okul seçimindeki birinci kriter öğretmen. Herhangi bir okulu seçerken okulu değil öğretmeni seçiyorsunuz. Öğretmeni mutlu olan okullar seçin. Mutlu öğretmenlerden bahsettiniz. Şu an özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı öğretmenlerin mutlu olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayır, bu konuda elimizde veriler de var. Öğretmenler sınıfta neyi yapıp yapamayacağına kendileri karar veremiyor. Öğretmene çok az yetki veriyoruz. Bu durumda da yabancılaşma başlıyor. İşine yabancılaşan insanda da iş tatminsizliği başlıyor.

  • Beceri eğitimi konusunda ne yapmamız lazım?

Biz sadece zekaya odaklı, matematiğe odaklı bir haldeyiz. Şu anki ekonominin geldiği yerde yaratıcılık becerileri en az matematik, fen kadar önemli. Sanat eğitimi özellikle çok önemli. Çocukların farklı alanlardaki başarısını fark edip, keşfedip o yönde müfredat geliştirmek lazım. Çocukların tecrübe edecekleri fırsatlar sunmamız lazım. Bazen okulda, bazen okul dışında olur hiç fark etmez. Çocukların evinde kitap olmuyor. Sene sonu tatillerinde okumayı unutan çocuklar var. Benim de bununla alakalı bir projem var. Çünkü bir milyon çocuğun evinde kitap yok. Çocuk kitapla okula başladığında tanışıyor.

Diğer bir grup da doğduktan sonra evinde kitap olup, kitapla iç içe büyüyen, okula başladığında öğrenmeye hazır olan grup. Bu iki grup arasındaki makas bir daha da kapanmıyor. Bu makasın önüne geçmek için oraya odaklanmış durumdayız. Türkiye’de doğan her çocuğa bir tane altı kitaplık bir set hediye etmek istiyorum. Bunu nasıl yapacağız bilmiyorum ama uğraşıyorum. Kitapları da yazdım, onlar hazır.

https://www.birgun.net/haber-detay/prof-dr-selcuk-sirin-yetiskin-cocuklari-ve-egitimi-anlatti-babalar-cocuk-yetistirmede-yok.html

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.