Muhsin Yazıcı

Dalkavukluk, ahtapotun kolları gibi her tarafı sarmaya başladı

Kurumların en tepesi her yere ve her şeye egemen olmaya başlayınca, yukarıdan aşağıya doğru kademem kademe her yerde (İdarede, bürokraside, belediyelerde, kurumlarda, dairede, üniversitelerde, şirkette, sokakta, kafede…) dalkavukluk derecesinde bağlılık artıyor…

Sayıları da, etkileri de gün gittikçe etkinleşiyor…

Otoriteye teslimiyet ve yaltaklanmak olarak da değerlendirebileceğimiz el etek öpme, dalkavukluk Türk siyasetinin temel hastalıkları arasındadır.

Efendilerine en ufak bir eleştiri getiren milletvekili bir daha ki seçimde kendini dışarıda buluyor.

Bazı insanların karakter ve siyaset biçimine dönüştürdükleri bu omurgasız davranış biçim, yalakalık bir ruh hali ve karakterdir.

Ruhunu satanla, alıcısı arasında değerler bakımından bir bütünlük vardır. Yoksa uyum içinde çalışmaları mümkün değildir.

Yalakaların en büyük özellikleri nelerdir diye sorduğumuzda verebileceğimiz yanıt: “Üstlerine karşı alabildiğine sevecen, diğerlerine karşı, o derece katıdır, o derece uzak ve soğukturlar.”

Yine en önemli özelliklerinden birisi de: “Fırsat eline geçtiğinde altındakilerin ne ürettiğine bakmaksızın acımasızca ezerler…”

Dalkavuk için gerçeğin, adaletin, hukukun hiç bir önemi yoktur. Onun için varsa da yoksa da efendilerinin her türlü ilke ve duruşa ters taleplerine asla “hayır” demezler. Sürekli kabul eder, el ovuşturur, gerdan kırarlar. Çünkü, destekleri oranında yemleneceklerini bilirler”

Dalkavuklar çok kıvraktırlar. Yemlenmedikleri zaman hemen sorun çıkarırlar. Vefası, duruşu, karakteri yoktur. Hayatında çıkar karşılığı olmayan hiçbir işi ve hesabı yoktur.

Yalaka, genellikle sıkı bir narsistir. O, kendi ve efendisinin çıkarına, menfaatlerine şeytani aklına taparcasına âşıktır…

Dalkavuğun özünde bir fikri yoktur. Bir fikri olmadığı için sözlerinin gerçek bir değeri olmadığı gibi aklının, yaşamının sınırları yoktur; o yusyuvarlak bir toptur. Aynı başlığı 10 gazetenin aynı biçimde başlık attığı görülür. Yuvarlanamayacağı mecra, giremeyeceği delik, şeklini almayacağı kap yoktur…

Yalaka için gerçek kıble, çıkarları, önüne atılacak mevki, köşe, ihaledir.

Dalkavuklar, üstlerinin duymak istediklerini anlatır; yalan söyler; çarpıtmalar yapar, gevezelik eder. O, demogoji sanatının ustasıdır. Aynı dille yağ çeker, şirinlikler yapar… Aynı dille, el, ayak, hangi organ önüne çıkarsa yalar.

Dalkavukta ilke yoktur. Efendi ne derse odur. İlkesizlik hayatının kuralıdır…

Efendisi “memleketin bekası” der. Daalkavuk “beka diye yırtınır. Efendi artık “beka” demekten sıkılmıştır, bu defa “Pontus” der. Dalkavuk, yırtınırcasına “Pontus” demeye baaşlamıştır.

Küçük menfaatleri için bütün ülkeyi ateşe verebilir.

Yalaka için vatan yoktur, yurt yoktur, kurum menfaati ve dostlarının değeri yoktur. Her biri geçici birer binek ve araçtır. O, liyakatle tırnaklarıyla dişleriyle hak ederek yükselenler gibi değil, yalaya yalaya yükselmeye çalışır.

Dalkavuk, tutarsız, kimliksiz ve kişiliksiz olmak zorundadır. Rüzgâr gülü gibi hızla yön değiştirmesi gerekir. Dışarıya aksini göstermeye çalışsa da dalkavuğun fikirleri, ilkeleri ve inançları yoktur.

Televizyonlara, gazetelere bakın, onlar zeytinyağı gibi suyun her zaman üstündedirler… Efendileri ve dalkavuklar hiçbir sonuç ve başarısızlıktan sorumlu değildirler. Onlar her koşulda haklıdırlar.

Dalkavuğun Tanrısı çıkarıdır. Onlar baştan ayağa bir ihtiras küpüdür. Kaybettikleri bir seçimi bile Kabul etmezler edemezler. Nasıl olurda kaybederiz diye olmadık mazeretler, olmadık hukuk kuralları uydururlar.

Yalaka, kaostan beslenir; kargaşa onun beslendiği azığıdır, gıdasıdır. Çünkü, kaos ve kargaşada mesleki yetersizlikler görülmez; uzmanlıklara bakılmaz; sadece peçete karakterinde kullanışlı insanlar ve araçlar aranır…

Dalkavukların sardığı kurumlar gelişemezler. Çünkü gerçeklerle anlatılanlar arasında giderek uçurum oluşur. İşler görünürde çok güzel yürür. Gerçekte ise dalkavukların sardığı kurumların içi boştur, anlamsız, plansız ve hedefsiztir. En ufak bir eleştiriyi efendiye isyan ve başkaldırı diye lanetlerler.

Dalkavuk, gevezelik, el çabukluğu ve göz boyama ile kendi ve efendisinin yetersizliğini ve beceriksizliğini saklamakla oldukça yeteneklidir. Başarısızlıklarının her zaman yüzlerce bahanesi vardır. Dış güçler, lobiler, hainler, teröristler hep onlara karşıdırlar. Laf kalabalıkları arasında gerçeği örtmeyi başarmakta oldukça başarılıdır.

Dalkavuklar, asla risk almazlar, tehlikeyi hissettikleri an tekneyi terk eden ilk fare gibidirler. Sorumluluklar ortaya çıktığında bukalemun gibi araziye uyum sağlama yetenekleri çok iyidir.

Dalkavuklar en temel özelliklerinden birisi de, başkalarının başarılarının üstüne atlayıp yağmalamayı da çok iyi bilirler ve fark edilmediklerini zannederler. Kendileri yapmadıkları halde yapmış gibi konuşurlar. Devekuşu yöntemi uyguladıklarından dolayı devasa vucut hep açıkta kalır.

Dalkavuklar ve efendileri yeteneklerini ve kaynakları sadece kendi basit çıkarları için kullanırlar… Diğerlerinin işlerini zorlaştırır, ön açmaz, yol ve çığır açamazlar, açık yolları da kapatırlar… Sürekli bir tıkaç görevi görürler. “Biz kaybettiysek, onları da çalıştırmayız” derler.

Dalkavuk, sırnaşıktır, utanmazdır, yüzü kalındır… Bulunduğu yerde diğer yalakaları bir mıknatıs gibi kendisine çeker. Birbirleriyle çıkarları çatışmadığı sürece kardeşçe ve sürü halinde yaşayabilirler. Aksi halde Cem Küçük – Ahmet Hakan gibi birlikteliği bozmaya tek bir polemik bile yeter. Dışarıya kullandıkları dili acımasızca birbirlerine yöneltirler. Birbirlerini efendilerine ihanetle suçlarlar.

Dalkavuklar, uzmanlık, bilgi, yetenek ve topluma katkılarıyla yükselmezler. Biat ilişkileri ile yükselirler… Dalkavuğun ırkı, cinsiyeti, dini, mezhebi, ideolojisi fark etmez; yalaka yalakadır. Bir zamanların en büyük muhalifi olsa da, çıkarı için Yiğit Bulut gibi değişir.

Dalkavuklar, ödüllendirildikçe azgınlaşıyorlar; bazen öylesine azgınlaşırlar ki, efendileri tarafından azarlanırlar.

Tarih bize şunu göstermiştir ki, etrafı dalkavuklarla sarılı yöneticiler, kurumlar yozlaşmaya, gerçeklerden kopmaya ve sonuçta yılıkmaya mahkümdür.

İnsanın ölümü tatması gibi dalkavukların sardığı kurumlarda yıkılmaya mahkümdür.

 

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.