Muhsin Yazıcı

İletişim devrimi ve depremi

Einstein’ın görelilik kuramını öğrendiğimiz ve atom ve enerji alanında fizikçilerin büyük buluşlarını duyduğumuz zaman insan düşüncesinin ve modern fiziğin başarıları karşısında büyük mutluluk duymuş, onların yaratıcılığını göklere çıkarmıştık.

Fizikçilerin ne söylediğini hiç anlamayan cahil milyarlar bu bilgilerin dışında yaşıyorlardı. Fakat İkinci Dünya Savaşı yangını yayıldığı zaman Amerika’da buluşan büyük fizikçiler atom bombası üzerinde çalışmaya başladılar.

Yaptıkları bombalar Nagazaki ve Hiroşima’ya atıldı. 200 bin insan öldürüldü.

Bombayı atan cani ulusal kahraman ilan edildi. 60 milyon kişinin öldürüldüğü İkinci Dünya Savaşı’nda 200 bin kişi Amerikalılara küçük gelmiş olabilir. Günümüzde 100 ya da 1000 kişinin öldürülmesi cinayet kabul ediliyor.

Koşullandırma araçları

Radyo, İkinci Dünya Savaşı’nda önemli bir propaganda aracı olarak kullanıldığı zaman lisede okuyordum. Ülke, Alman ve Rus işgalinden korkuyor, gece uyuyamıyordu. Ekmek karne ile veriliyordu. O altından kalkamayacağımız felaketi atlatan İnönü, bugün ayakta durmamızı sağlayan irade ve zekadır. Bu ülke o cehennemin doğasını bile politik yalanları nedeniyle radyo ya da televizyondan öğrenememiştir.

Babam Alman ve diğer yabancı kanalları dinlemek için bir Alman radyosu almıştı. Alman-Rus savaşını Belgrad radyosundan dinledik. Orada Hitler’in, Goebbels’in nutukları ve sürekli bir Alman propagandası vardı. Kuşkusuz her ulusal radyo kendi yalanlarını söylüyordu. Sonradan o programlar, özellikle savaş ortamında, herkese bir otomat gibi ayni sözleri tekrarlamayı öğretti.

Radyo ve televizyon ortaya çıktığından bu yana, yazılı, sözlü ya da ekranlı toplumların beynini herhangi bir amaca yönlendiren koşullandırma makinesi olarak çalışıyor. Toplumun uygarlık düzeyi ile, ülkeyi yönetenlerin dünya bilgisi ve sağ duyusuna paralel olarak medya bir monopole de dönüşebiliyor. Bu ülkeye göre değişiyor. Demokrasi ve özgürlüğün vitrini de genelde sadece medya. Biz savaş içinde ve sonrasında Türkiye’de yetişen bir kuşak olarak, radyo ve televizyonun sözcülük görevini yerine nasıl getirdiklerini biliyoruz. Onları uzun yıllar sadece iktidar mikrofonu olarak algıladık.

Kamplara ayırıcı rolü

Cahil bir toplumun modern bir aygıttan yayınlanan mesajları sorgulayacak ve yanıtlayacak bir bilgi birikimi yoktur. Toplumun politik olgunluğuna bağlı olarak, ya eleştirmeden ve düşünmeden dışlar, ya da düşünmeden benimser. İletişimin gücü ve tehlikesi kamplara ayırıcı rolüdür.

Bunu Mısır’da, Pakistan’da, Türkiye’de kolayca görürsünüz. Ilımlı İslam diye Amerikan dış politikasının uydurduğu yaftanın altında toplanan İslam devletleri, gelişmemiş medyalarını okumamış milyonlarını yönlendirmek için kullanıyor. Medya iftara çağıran ramazan davulu, ya da namaza çağıran ezan ödevi görüyor.

Fransa ve Almanya gibi kritik düşüncenin daha gelişmiş olduğu ülkelerde medya tek nağme çıkarmaz. Bu konuda karar onların değildir. Fakat bugün atom bombasını yapan bilim insanları nasıl suçlanıyorsa ilerde iletişimi insanlığı yanlış yollara yönlendirmek için kullananlar da öyle suçlanacaklardır.

En büyük devrim: Uygarlık dönüşümü

Ne var ki iletişim ne herhangi gücün ne de politikacıların kontrol edebilecekleri bir araç değil. Elektronik iletişim araçlarının ve onlara bağlı informatik devrimin toplumların etkinlik alanlarında kurduğu evrensel ve küresel bir iletişim ağının oluşumu insanlık tarihinde en büyük devrim, bütün insanlığı bir araya getirecek bir uygarlık dönüşümüdür.

Bunun boyutlarını gelişmiş ülkeler yavaş yavaş anlıyorlar. Gelişmemiş ülkeler Hitler gibi kullanıyor. Üreticiler, büyük şirketler propaganda ve reklam için kullanıyorlar. Ulaşımla iletişim neredeyse entegre oldu. Çin Türkiye’de, Türkiye Çin’de. Uluslararası ticaret, finans elektronik iletişim üzerine kurulu. Politikacıların bunu kontrol edebileceklerini sanmaları sadece cahilliklerinden. Cahillerin beynini yıkaması, eğitimin dengesini bozması gibi gençlik gösterilerine karşın, iletişim dünyaya gerçek insan özgürlüğü getirebilir.

Fakat küresel kapitalizmin programlarına daha bir süre hizmet edeceği de kesin. Fakat iletişim devrimi Sanayi Devrimi’nin tacıdır. Eğer önündeki engelleri aşar, insanları telefonlarının esiri yapmazsa geleceğin bütünleşmiş dünyasının kurucusu olabilir.

Sınır tanımaz evrensel ağ

İletişim devrimin sağladığı neredeyse sonsuz haber ve bilginin hangi süzgeçlerden geçerek ve hangi amaçlarla cahil toplumlara ulaştığı, dünyanın içinde bulunduğu politik ve ekonomik durum düşünülürse, endişe verici bir çıkmazda görünür. Geleneksel dünya, bilginin sadece yayın yolu ile ve sınırlı olarak toplumların küçük bir grubuna ulaşıyordu.

Fakat 20. yüzyıl yarısında radyonun büyük bir propaganda aracı olarak kullanılmaya başlanmasından sonra, iletişim görsel aşamasına ulaşıp, telefon akıl almaz bir kapasiteye sahip olduğu zaman, iletişim hemen hemen sınır tanımaz bir evrensel haber ağı oldu.

Yüzlerce devletin, yüz binlerce örgüt ve şirketin ticari ve politik propaganda, yalan ve kışkırtma amaçlı kullanabildiği bu haberleşme ağı, yaygın ve önüne geçilmez özellikleriyle, etkili bir kışkırtma, denge bozma, yalan yayma aracı olarak atom bombasından daha tehlikeli bir silah niteliği taşıyor.

Bu özellikleriyle dünya yaşamına getirdiği reklam, propaganda ve olumsuz eğitim etkinliği düşünürler için büyük bir endişe kaynağı olmaya başlamıştır. Olasılıkla bugün atom bombasını yapan bilim insanları nasıl suçlanıyorsa, ileride, iletişimi insanlığı yanlış yollara yönlendirmek için kullananlar da öyle suçlanacaklardır. Fakat bu tür öngörülerin bilimsel bir karakteri yok.

İnsanlığı birleştiriyor

Bu açık ve artık farkına varılmış handikaplarına karşın, çağdaş iletişim insanlığı birleştirmektedir. Sonsuz bilgi ile bilgisizlik arasında fark yoktur. Fakat biz etrafımızda bir dünya olduğunu, ve onu bilmesek bile kapı ardında olduğunu hissediyoruz. Etrafımızdaki, kiminin kullandığı, kiminin kullanamadığı bilgisayar, internet gibi küresel araçlar ve verdikleri olağanüstü hizmetler dışında, okumuş, okumamış, fakir, zengin bütün insanların kullandığı televizyon, telefon gibi araçlar var.

İnsanlar bunların nasıl çalıştığını merak etmiyorlar. Fakat telefon kullanıyorlar, televizyon izliyorlar. Telefon onları havadan sudan sözlerle dolu dedikodu yapsalar bile, başka insanlarla, şimdiye kadar olmadığı kadar sürekli ilişkiler içinde tutuyor. Biraz fazla bilen az bileni, bilincine varmadan, aydınlatıyor. Bunun kültürel değerinden çok dolaşma yoğunluğu önemlidir. Çünkü cahil insanın beynini şimdiye kadar olduğundan fazla işgal ediyor. Merakını arttırıp dünyaya daha çok bakmasını sağlıyor. Baktığı dünya şimdiye kadar görmediği kadar çok farklılar içeriyor. Anlamasa bile çevre algısı değişiyor.

Televizyon bir yandan beynini yıkıyor, bir yandan dünyanın bilmediği boyutlarını gösteriyor. Burada kimilerinin sandığı gibi, televizyon sadece politikacı ve kapitalistin egemen olduğu bir ekran değildir. Arkasında seyredenin görsel olarak algıladığı, giderek zenginleşen bir dünya var. Bu fiziksel çevrenin sunduklarıyla örtüşüyor. İnsanlar görsel olarak algıladığı dünyayı zamanla öğrenecekler.

Ve bu birikim, dengeyi değiştiren deprem yaratacaktır.

Doğan Kuban

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

Muhsin Yazıcı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.