Muhsin Yazıcı

Avrupa’da Aydınlanma Çağı

Aydınlanma düşüncesi ve hareketi, toplumların –özellikle Avrupa toplumlarının- tarihi gelişim sürecinin en önemli dönüm noktalarından birisini oluşturmaktadır. Başka bir deyişle aydınlanma, insanlığın son üç yüzyıllık yaşamına damgasını vurmuş bir harekettir.

Batı tarihindeki en önemli bilimsel, zihinsel gelişme Aydınlanma dönemi ile gerçekleşmiştir. Günümüzdeki çoğu düşünce, kaynağını bu dönemden almaktadır. Aydınlanma, Avrupa Uygarlığının tarihinde 17. yüzyılın son çeyreğinde başlayıp, gelenekçi ve dinci anlayışa karşı ilerlemeciliği, “katı usçuluğa” karşı “duygu-us” dengesini savunan 18. yüzyılın sonlarına kadar uzanan bir döneme işaret etmek veya gönderme yapmak için kullanılan bir kavramdır.

Her şeyden önce Aydınlanma 18. yüzyılda, bireylerin bir şekilde yaşadıkları veya hayata geçirdikleri bir sürece, gerçekleştirdikleri birtakım etkinliklere gönderme yapmaktadır. Bu etkinlikler arasında, akli ve eleştirel bir sorgulama olarak felsefi bilginin, hurafelere, bâtıl inanç, din ve metafiziğe; daha sonra doğa bilimleri, insan bilimleri ve toplum bilimleri diye nitelendirilecek olan bilimler bütününe uygulanmasını gösterebiliriz.

Bu düşünce sistemi ile başlayan yeni döneme ise “Aydınlanma Çağı” denilir. Bu dönemde “aklın kullanılması ile doğru bilgiye ulaşılabileceği” düşüncesi belirleyici olmuş ve yine bu dönemde deney ve gözlem önem kazanmış, doğa bilimlerinde büyük ilerlemeler görülmüştür. 

Aydınlanma Çağı

Aydınlanmanın kökeninde Rene Descartes ile birlikte ortaya çıkan eleştirel bakış açısı yer alır. Aslında Aydınlanma düşünürleri, Rönesans’la birlikte başlayan “insana dönüş” eylemlerinin, bu eylemlerle gelen hümanist ve pozitif bakışın, tüm dogmalardan kurtulmak isteyen ve düşünceyi yeniden topluma indirgemeye çalışan tüm yeni bakış açılarından yararlanmışlardır. Bunlarla beraber, 15. yüzyılda yapılan coğrafi keşifler sonucunda kilisenin dogmaları sarsılmaya başlamıştır.

Özellikle Amerikanın keşfedilmesi ve dünyanın yuvarlak olduğunun ispatlanması kiliseye olan güvenin zayıflamaya başlamasında etkili olmuştur. Çoğu Aydınlanma düşünürü, gerçek aydınlanmanın, vahye ve imanın sırlarına başvurmaktan ziyade, bireysel, sosyal ve politik hayatın problemlerine akıl ve felsefi yöntemleri uygulamak anlamına geldiğini söyler. Buna ek olarak,

Aydınlanmanın din, hurafeler, batıl inançlar ve kilisenin destek verdiği eski politik yapıya karşı sergilediği negatif, yıkıcı ve eleştirel tavır ile yeni bir dünya ve düzen tesis etme amacına yönelik pozitif ve kurucu tutumundan oluşan ikili boyutu bulunduğunu unutmamalıyız.

Hemen hemen bütün Aydınlanma düşünürleri din adamlarına, rahip ve papazlara ve en sonunda da Hristiyanlığa başkaldırmış, klasik inanışın veya Hristiyanlığın yerine ya deizmi -yani akıl yoluyla reformdan geçirilmiş bir yeni dini- ya da ateizmi geçirmişler ve de dünyayı büyüden kurtarmayı, mitosları yıkıp yerine bilimi koymayı amaçlamışlardır. Bundan dolayı Aydınlanma düşünürleri, gerçeklik ve bilgi probleminde ampirik yaklaşım dışındaki bütün yaklaşımların ancak hatalı ve de kötü niyetli olabileceğine inanmaktadırlar.

18.yüzyıl “Aydınlanma Çağı” veya “Akıl Çağı” olarak bilinir. Buradaki “aydınlanma” deyimi, aydınlatan ya da aydınlanan insan veya insanlara değil, dayanaklarını önceki dönemlerden alan çeşitli etkinliklere, özellikle de zihniyet ve fikir değişimine işaret etmektedir.

Bu çağ aynı zamanda önemli sosyal ve ekonomik olayların meydana geldiği bir dönemdir. Bu olayların başında ise Fransız İhtilali ve Amerikanın bağımsızlığını kazanması, yeni makinelerin geliştirilmesiyle ağır sanayinin kurulmaya başlaması ve ticaret hayatındaki canlanma gelmektedir. 15. yüzyıldan itibaren yapılan keşifler ve icatlar, Aydınlanmanın hızını arttırmış, bunun sonunda da “Karanlık Çağ” olarak nitelendirilen Orta çağ sona ermiştir. Deney ve gözlem, aklın uygulama araçları olarak bu dönemde bilimsel yöntemin ilkeleri olarak ortaya çıkmıştır.

Dinin etkisiyle meydana gelen yenileşme hareketleri de dinsel düşüncenin giderek arka plana itilmesi ve Aydınlanmacılık ile birlikte kuruculuk ve egemenlik gücünü kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Rönesans ve Reformla başlayan bu gelişmeler, aydınlanmacılık ile birlikte en üst noktaya ulaşmış ve bundan sonra “Modernizm” dönemi başlamıştır. Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno’nun dediği gibi, “aydınlanma bir kez dış baskılardan kurtulup gelişme olanağı buldu mu, dur durak bilmez.”

Aydınlanma Çağı

Aydınlanma düşüncesinin merkezinde, eşitsizlik ve fakirliğin kader olmadığı; değişmeyen sosyal konumlar ile cinsler arası ilişkilerden doğan ve doğal veya ilahi düzenden kaynaklandığı iddia edilen adaletsizliklerin insan için kader olmadığı düşüncesi yatmaktadır.

Kısaca Aydınlanma, insana insan olduğu için değer verilmesi gerektiği üzerinde durmuştur. Ayrıca insanın özgürleşmesinin önünde yer alan büyük engeller olarak bilinen eski feodal ve geleneksel topluma özgü durağan güç ilişkileri ile dini ideoloji ve kısıtlamaların kaldırılmasını amaçlayan Aydınlanma, sadece halk arasındaki değil; uluslar, hatta kadın-erkek veya diğer ırklar arasındaki eşitsizlik ilişkilerinin de kader olmadığını öğretmektedir.

Aydınlanma, aslında 18. yüzyıldaki siyasal, toplumsal ve ekonomik değişimlerden beslense de, onun esas ilham kaynağı 16. ve 17. yüzyıllarda görünen bilimsel devrimdir.

https://bilgiavm.com/egitim/aydinlanma-cagi-hakkinda-detayli-bilgi/

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.