Muhsin Yazıcı

Türkiye ve Atatürk İslam başkaldırısının lideridir

İslam ülkeleri 20. yüzyıl ortasında sömürge olmaktan kurtuldular. Bağımsız devlet oldular, ama dünyanın paryası durumundalar, savaştan – iç mücadelelerden kavrulan bu ülkelerin öğretim ve sanayileri gelişmemiş. Dünyanın fakir ve ve cahil ülkelerinin başında geliyorlar.

Belki birkaç Afrika devletinin önündeler. Fakat tümü zengin ülkelerin pazarları. Bu durumlarını değerlendirdiklerini gösteren bir çabaları görülmüyor. Çünkü toplum okumamış, bilinçsiz, parçalanmış. Onları bu duruma sokan Batı emperyalizmi kökenli bir küresel mekanizma da çalışıyor.

Batıya yetişmenin tek çare olduğunu Osmanlı devlet adamları 18. yüzyıldan bu yana akıl ettiler. Fakat bugüne baktığımız zaman Türkiye yine İslam âleminin içine yuvarlanmış görünüyor.

İslam dünyasının başarısızlığı sade kendi yetersizliği değil. Afganistan, Irak, Suriye Libya, Sudan gibi ülkelerin yakın tarihi ve geçirdikleri felaketler biliniyor. Bu felaketler açık emperyalist tecavüzlerin sonucudur.

Osmanlının vatansever askerleri

Osmanlı yöneticileri Avrupa ile yarışı kaybettiğimizi 18. yüzyılda anlamışlardı. Bütün düşünceleri savaş üzerinde geliştiği için önce Humbaracı (Topçu) okulunu kurup başına bir Fransız kontunu getirerek iş başladılar. Sonra deniz ve kara mühendishanlerini, Harbiye’yi kurdular. Ordunun yetiştirilmesi devletin öncelikli çabası oldu. Askerler geç Osmanlı çağının okumuş sınıfının kaymağını oluşturdular. Birinci Dünya Savaşını, Çanakkale Zaferi’ni, Kurtuluş Savaşı’nı yapan askerler Osmanlı döneminin son yetiştirdiği vatansever askerler ve onlara destek olan bir avuç sivil, Cumhuriyeti kuran aydın ve bilinçli tek güçtür. Cumhuriyet Mustafa Kemal Paşa ve çevresindeki ordunun savaşarak halkla birlikte kurduğu devlettir. İmparatorluğu kurtaramadılar, ama Türkiye’yi kurtardılar.

Atatürk en yaratıcı lider ve İslam başkaldırısının öncüsü

Atatürk Osmanlı ordusunun yetiştirdiği büyük bir asker ve 20. yüzyıl dünyasının en enteletüel yaratıcı liderlerinden biri olarak, uluslarası değerlendirmelerde hala en önde geliyor. Fakat arkasında özgür kalmak için ölebilen bir Türk halkı olduğunu unutmamak gerek.

Kurtuluş Savaşı Türkiye’yi diğer İslam ülkeleri gibi sömürge olmaktan kurtardı. Cumhuriyet ülkeyi çağdaş dünyaya kattı. Türkiye’nin bunu başarması tarihi bir kimlik birikimidir. Osmanlı halkının bütün cahilliğine karşın gerçekleştirdiği devrim, sadece kendini kurtarmakla kalmadı. İslam ülkelerinin yabancı egemenliğini kırmaları için örnek oldu.

Atatürk bu İslam başkaldırışının öncüsüdür.

Babam da bir Osmanlı subayı idi. Biz Cumhuriyetin ilk kuşağı olarak bu bilinçle yetiştik. 20. yüzyılın ikinci yarısında Cumhuriyet okullarında okuyup bu geçmişi anımsamayan ve unutanlar, Batının İslam dünyası üzerindeki uzun vadeli komplolarına da bilinçsizce çanak tutuyorlar. Türk halkını sultan kulluğundan kurtaran savaş yapılalı neredeyse bir yüzyıl geçti. Eğer hâlâ kul kalmakta israr eden cahiller çıkıyorsa bunu evrensel bir komplonun yansıması olarak görmek gerekir. Türk halkı aptal değildir.

Denge, Pasifik’e kaydı

Türkiye’nin 1950’den sonra geçirdiği aşamalar, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dünya politikasının gelişmeleriyle örtüşür. Bu tarihten sonra dünya politik gündemini Birleşik Amerika ile Sovyet Rusya saptamışlardı. Bunların çatışması yüzyıl sonunda, Çin gibi yeni bir güç odağı yarattı. Komünist Rus rejimi yıkılmasına karşın, dünya politikası ve ekonomisinin ağırlık merkezi Akdeniz ve Atlantik’ten Pasifik’e geçti. Böylece 20. yüzyılın ikinci yarısında, dünyanın jeopolitik dengesi Atlantik’in iki yanındaki Batı ile Pasifik kenarında Doğu Asya arasında oluştu.

Batılı ve Doğulu iki küresel odak arasında asılmış bir çarşaf gibi, Endonezya’dan Fas’a bir islam dünyası var. Türkiye dışında hiçbiri önemli bir uygarlık atılımı yapamamış. Bazı Arap ülkelerinde petrol çıktığı için, 20. yüzyıl başından bu yana Yakındoğu İngiltere ve Amerika vesayeti altında yaşadı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika Türkiye’nin boynuna da İslam şalını doladı. Ülkenin geleceği, Menderes’den bu yana, İslam dünyasına Amerika’nın biçtiği programın parçasıdır Batının stratejik ve ekonomik menfati bu programını gerçekleştirmek için, İslam ülkelerinde cehaletin temelini oluşturan 1200 şeriat ve medrese İslam tutuculuğunu bugüne kadar istismar etmiştir.

İslam toplumlarını kendi aralarında çekişmek için kışkırtan şeriat tuzağı idi. Petrol şeyhlerinin ve Batılı patronların da işine geliyordu. Trump’ın Suudi Arabistan’a uzanan silah tezgahtarlığı Batı’nın İslam programının en son ve açık kanıtıdır. Petrolsüz Türkiye bu tuzağa İslam kozu ile sokulmuştur.

Batı kapitalizmi ve sömürü

Müslüman dünyasının ve Türkiye’nin anlaması gereken, dünyanın tümüyle değişen jeopolitik yapısında, Batı için önemli olanın bugün petrolden çok, İslam dünyasının bir ucuz kapitalist sömürü pazarı olarak kalmasıdır. Dünya güç odakları arasında gelişmemiş cahil ve fakir toplumların müşteri olarak kalmaları Batı kapitalizmini bir yüzyıl daha ayakta tutabilir. Bunu gerçekleştirmek için paraya tapanların yapmayacağı bir şey yoktur. Bu birçok insanın kolaylıkla katıldığı evrensel bir davranıştır.

Fakat fakir toplumların aklı eren insanları için anlaşılabilir bir şey değildir. Çünkü nüfusu artan ve üretemeyen ülkelerin sürekli müşteri olarak yaşamalarının geleceği karanlıktır. Ne var ki bu uzun ömürlü ve yaygın bir davranıştır.

Bu uzun vadeli ekonomik komplo programının yürütülmesi için Müslümanların fakir ve cahil kalması ve birbirleriyle sürekli kavga etmesi, ve tarihi yalanlara inanması gerekmektedir. Fakat bu insanlık dışı bir komplodur. Milyarlarca insanı acımadan, sömürülecek gelişmemiş yaratıklar olarak gören insanlık dışı, iğrenç bir düşünce ve tavırdır. Bunu anlamayan ve Batı politikasının oyunlarına kapılanlar hem İslama hem insanlara kötülük ettiklerini idrak edemeyenlerdir.

İslam bir güç odağı değil, sömürü odağı

Küresel jeopolitik içinde İsrail bir Batı devletidir. Sanayileşmiştir. Geliri adam başına Türkiye’nin dört katıdır. Suudi Arabistan’dan adam başına 10 000 dolar daha fazladır. Kapitalist bir üstür. Bu bir bakıma Ortaçağda Haçlı seferleri döneminde, Yakındoğu’da kurulan Hıristiyan devletleri anımsatır. Gerçi İslam bugünün dünyasında artık bir güç odağı değil, sadece sömürülen bir pazardır. İslam yaşamak istiyorsa yeniden eğitilmek, bilimselleşmek ve sanayileşmek zorundadır.

Sevgili okuyucular,

Gelecek için endişeniz varsa, önce dünyanın yeni jeopolitik yapısında Türkiye’nin konumunun önemli olmadığını fark etmeniz gerekir. Bugünkü alternatif enerji olanakları ve küresel ısınma tehdidi karşısında bütün İslam ülkeleri kuraklık, susuzluk ve açlık tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Küresel ısınma daha büyük bir tehlike arzederse dünyanın en başta harcayacağı insan grubu kara Afrikalılar ve Müslümanlardır. Bunun için ordular da gerekmiyor. Bir iki özel bomba gereken ödevi yerine getirebilir.

Politikacıların, halkın bildiklerinin ve medyanın söyleyebildiklerinin anlamı kalmamıştır. Çıkardığı gürültü ile orantılı olarak medya size gelecekle ilgili doğru bir şey söyleyemez. Artık kapitalist- komünist kavgası da yok. Sanayileşmiş dünyanın harcanacak yabancıları olarak, Müslümanlar acaba uyanabilirler mi?

Doğan Kuban

Yazar hakkında Tüm gönderileri gör Yazar website

admin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * olarak işaretlenmiştir.