Muhsin Yazıcı

Kategori -Atatürk

Atatürk’ün 1919’da Hacıbektaş’a gelişi

Anadolu işgal edilip, Mondros Mütarekesi ile Osmanlı ordusu terhis edilince, Anadolu’da bir iktidar boşluğu oluşuyor. Bir iktidar boşluğu oluşuyor ama, bu iktidar boşluğunda hayat devam ediyor…

Şehirlerde değirmenlerin dönüp, fırınlara un yetiştirilmesi, bozulan su şebekeleri ile kanalizasyonların onarılması, asayişin sağlanıp halkın mal güvenliği ile can güvenliğinin sağlanması yakıcı bir ihtiyaç olarak kendi kendini hissettiriyordu. Devamı…

Mustafa Kemal İngiliz istihbarat raporlarında: Tehlikeli biri ve zıtları desteklenmeli, rakipleri bir araya getirilmeli

BBC Türkçe, İngiliz devlet arşivlerinde yer alan ve gizliliği kaldırılan 100 yıl öncesine ait istihbarat raporlarına ulaştı. Raporlar, Mustafa Kemal’in Samsun’a giderek, milli mücadele ile ilgili kongrelerin düzenlenmesinden hemen sonraki dönemi kapsıyor. İngilizler bu dönemde, Mustafa Kemal’in “tehlikeli” olduğu, hareketin de devrimci nitelik taşıdığı kaygısını dile getiriyor.

Bundan 100 yıl önce hazırlanan İngiliz istihbarat raporları, İngilizlerin Mustafa Kemal Atatürk hakkında bilgi toplama faaliyetlerinin, Mayıs 1919’da Samsun’a gitmesinin ve daha sonra Anadolu’da çeşitli kongrelerle bir mücadele örgütlemeye başlamasının ardından yoğunlaştığını gösteriyor. Devamı…

Bir entelektüel olarak Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk, bilimin ışığında çağdaş, ancak Batıcı değil, Batı karşısında oryantal eğilimlere teslim olmayan, çözümleri kendi iç dinamikleriyle arayan entelektüel bir önderdi.

Milletimizi kulluktan eşit yurttaşlara dönüşümünü gerçekleştirmenin öncülüğünü yapan Mustafa Kemal Atatürk’ü, sonsuzluğa uğurladığımız bir 10 Kasım’da daha sevgi, saygı ve özlem duygularımızla anıyoruz.

***

Sekiz yıl önce,10 Kasım 2011 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘’Bir Entelektüel olarak Mustafa Kemal Atatürk’’ sempozyumu gerçekleştirilmişti.

Sempozyumda  uluslararası üne sahip yerli ve yabancı araştırmacılar Atatürk hakkında özetle şöyle bir değerlendirmeyi yaptılar:

’O, rasyonel düşünen, çağdaş uygarlığı içinden çıktığı toplumu için hedefleyen büyük bir entelektüeldir. O’nun entelektüelliği sadece okumak değil, problem çözme aracıdır.” Devamı…

Yüzüncü yıla yürürken büyük sapma

Ulusal, yani sömürgecilik karşıtı ilkeleri perdelemek, insan değerleri, yani fazilet üzerine kurulmuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal yapısını bütün kurumlarıyla yararcılık ve çıkarcılığa indirgemektir.

Tam bağımsızlık için sömürgeciliğe karşı verilen Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuştur cumhuriyetimiz. Temel ilkesi de kurucusunun ağzından “Cumhuriyet fazilettir” özlü bir söyleyişiyle belirtilmiştir. 1925 tarihli bu belirlenimin ardından gelen tümceler şöyledir. “Cumhuriyet ahlaki erdeme dayalı bir iradedir. Cumhuriyet erdemli namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık, korkuya, tehdide dayalı olduğu için, korkak, aşağılık, tembel, rezil insanlar yetiştirir.” Devamı…

Atatürk’ün çağrıldığı bağ evinde neler konuşuldu

Atatürk, Tanzimat reformuyla tam kurtuluşun sağlanamayacağını bilecek donanımda gerçekçi bir devlet adamıydı. Savaşta kazandığını masada kaybetmek istemiyordu; hedefi tam bağımsız Türkiye idi…

Sosyalist Rosa Luxemburg’un 1900 yılında yazdığı broşürün başlığıydı bu:

Reform mu? Devrim mi?

Soru hâlâ tartışma konusudur.

Peki…

Cumhuriyet ilanı; reform mudur, devrim midir? Devamı…

Mustafa Kemal Atatürk’e Mareşal Rütbesi ile Gazi Unvanı Verilmesi

TBMM’nin, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e ”Mareşal” rütbesi ile ”Gazi” unvanı verişinin 98. yıldönümü törenlerle kutluyoruz.

Sakarya Meydan Savaşı’nın kazanılmasından sonra, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya, Millet Meclisi, 19 Eylül 1921’de kanunla ”Müşir” (Mareşal) rütbesi ile ”Gazi” unvanı verdi. Mustafa Kemal’e, Milli Mücadele’nin başında Erzurum’da bulunduğu sırada, kendisini İstanbul’a çağıran Saray ile 8-9 Temmuz 1919 gecesi yaptığı telgraf görüşmesinde; resmi memuriyetine son verildiği bildirildi. Devamı…

Fesin kavukla, şapkanın fesle mücadelesi

 “İdeal ele geçince, ideal olmaktan çıkar, yaşanır bir şey olur… Bazı şeyler, kanunla, emirle, milletçe omuz omuza boğuştuğunuz halde düzelmezler. Adam fesi atar, şapkayı giyer ama alnında fesin izi vardır. Siz sarıkla gezmeyi yasaklarsınız, kimse sarıkla dolaşmaz. Ama bazı insanlardaki görünmeyen sarıkları yok edemezsiniz. Çünkü onlar zihniyetin içindedir. Zihniyet binlerce yılın birikimidir. O birikimi bir anda yok edemezsiniz, onunla boğuşursunuz. Yeni bir zihniyet, yeni bir ahlak yerleştirinceye kadar boğuşursunuz ve sonunda başarılı olursunuz. Önemli olan boğuşmaktan yorulmamak, umutsuzluğa düşmemektir. Milletler böyle ilerler. Yorulan, umutsuzluğa kapılan yenilir. Biz biliyoruz ki, inandığımız şey doğrudur, yenidir, ileridir. Öyleyse; eskiyi, geriyi, işe yaramazı mutlaka yeneceğiz demektir. Çünkü ilerlemenin başka çaresi yoktur. Yaşamak kanunu budur”.                     

Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1933

 

Kastamonu Gezisi

Atatürk, 23 Ağustos 1925’te ünlü Kastamonu gezisine çıktı. Yöreye ilk kez geliyordu. Yöre halkı onu, “yetenekli bir köylünün görmeden yaptığı bir resimden! İri yarı, pala bıyıklı, elinde iki metrelik bir kılıçla gavurları kesen bir savaşçı”olarak biliyordu. Oysa bambaşka bir insanla karşılaşmışlardı. “Askere benzer bir yanı yoktu, fes yerine başına geçirdiği o şey, ne olabilirdi?”2 Herhalde, gavurluğun göstergesi şapka değildi!.. Devamı…

Tevhid-i Tedrisat Kanunu: Önemi, Nedenleri ve Sonuçları

Tevhid-i Tedrisat Kanunu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün direktifleriyle 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de kabul edilen ve eğitimde birliği ve laikliği esas alan kanundur.

Eğitime büyük önem veren Mustafa Kemal ATATÜRK, her gittiği yerde ve katıldığı her toplantıda, cehaletin ancak eğitim yoluyla ortadan kaldırılabileceğini vurgulamıştır. 22 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere hitaben yaptığı bir konuşmada, “…Cumhurbaşkanı olmasaydım, Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim.” şeklindeki beyanatı, onun eğitime ne kadar önem verdiğinin bir göstergesidir. Devamı…

Atatürk’ün ölümsüzlüğünün sırrı

Ölümsüz olmak ve ölümsüzlüğe ulaşmak, insanoğlunun bitmez tükenmez uğraşılarından birisi. Bu konuda çok mesafe kat edildi ama hala insanoğlu bedenen ölümsüzlüğü yakalamış değil…

Ölümsüz olmak ve ölümsüzlüğe ulaşmak, insanoğlunun bitmez tükenmez uğraşılarından birisi. Bu konuda çok mesafe kat edildi ama hala insanoğlu bedenen ölümsüzlüğü yakalamış değil. Şimdilik, bu hedef hala ulaşılamaz görünüyor. Ama bedenen olmasa da fikren, yaptıkları, ürettikleriyle ve insanoğlu için yarattıkları katma değer nedeniyle ölümsüzlüğü yakalamış insanların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Devamı…

Mustafa Kemal Atatürk’e dair

Dünyanın diğer ulusları kendi koruyucu ve kurucularını nasıl inceleyip değerlendirerek, kendilerinden sonraki kuşaklara örnek bir kişi olarak aktarabilmek için ne denli çaba gösteriyorlarsa,

Biz de Cumhuriyetimizin kurucu kadrosunun mimar ve liderlerini, o denli inceleyip, değerlendirerek hem günümüz insanına, hem de gelecek kuşaklara gerçek değeri ve hakkıyla yansıtıp aktarabilmek zorundayız.

Biraz okuyan, mukayese ve muhakeme eden herkes Atatürk’ün değerinin farkındadırlar.

Farkında olmayanlar, iradelerini şeyhine, körü körüne bağlandığı siyasi ya da ideolojik körlük yüzündendir. Devamı…

Atatürk Diktatör Müydü?

Bütün Sakıncalı Düşünür okurlarına merhaba!

Bu yazıda, yakın tarihimizin en önemli ismini, Mustafa Kemal Atatürk’ü, objektif bir bakış açısıyla ele alacağız. Bilindiği gibi, Atatürk hakkında en çok dile getirilen konulardan biri de, kendisinin bir “diktatör” olup olmadığı konusudur.

Bu konuda, yerli ve yabancı on binlerce tarihçinin kalem oynattığını göz önüne alacak olursak, girizgahını yapmakta olduğumuz konunun ne denli önemli ve tartışmaya uygun olduğunun ancak ayırdına varabiliriz. O halde, tarih biliminin gerekli kıldığı OBJEKTİFLİK ilkesinin ışığı altında, yakın tarihimize doğru gerçekçi bir geri dönüş yapmakta yarar var. Devamı…

Kim Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırıyorsa bilin ki…

Cumhuriyet’in ilanından yaklaşık olarak üç ay önce, 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması ile devletin uluslararası ortamda bağımsızlığı ve egemenliği kabul edilmişti. Halbuki, Almanya dahil Birinci Dünya Savaşı’nın (1914-1918) mağlup hiçbir gücü bu hakka sahip değildi. Şimdi sorun; bu devletin nasıl yapılanacağıydı…

Osmanlı, durup dururken enkaz haline gelmemiş ve yıkılmamıştı. Gerçekten, Avrupalıların dediği gibi hasta adamdı. Esasında; Osmanlı hanedanı dahil Osmanlı’yı yönetenler de bu hastalığın farkındaydı ama hastalığın ne olduğunu tam olarak anlayamıyor ve teşhisi doğru koyamıyorlardı. Devamı…

Sömürgeden bağımsızlığa

Cumhuriyet, sanayileşmeyle ekonomide devrime imza attı.

Cumhuriyet’in ilanının 95. yılında Türkiye, bir kez daha sanayide ve tarımda dışa bağımlılıkla ve yüksek dış borcu nedeniyle ekonomik krizle karşı karşıya.

Osmanlı hanedanı, 1854-1914 yılları arasında 222.7 milyon Osmanlı Altın Lirası’na denk gelen ve çoğu Fransız Frangı cinsinden olan dış borç almıştı. 1881’de kurulan Düyun-u Umumiye ile yabancılar ülkenin gelirlerinin üçte birine el koymuştu. 1535’te başlayan ve giderek artan kapitülasyonlarla ülke yarı- sömürge haline gelmişti. Devamı…

Mustafa Kemal’in Suriye’den İstanbul’a Dönüşü

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkması üzerine Padişah VI. Mehmet Vahdettin 14 Ekim 1918’de Talat Paşa’yı Sadrazamlıktan (Başbakanlıktan) alarak Ahmet İzzet Paşa’ya hükümeti kurma görevini verir.

İşte bu günlerde Mustafa Kemal, Suriye’de VII. Ordu Komutanı olarak bulunuyordu. 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanınca, bu defa Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’na atandı (31 Ekim 1918). Devamı…

377 lider arasında Atatürk birinci oldu

Yıkılan bir devletten yok olmak üzere olan bir milletten, yeni bir devlet kurmayı başaran, Türk Milletini yeniden ayağa kaldıran Mustafa Kemal’in özelliklerini tek tek anlatmak, onu tanımak için daha doğru olacaktır. Şimdi Mustafa Kemal Atatürk’ün, doğuştan bir lider ve büyük devlet adamı olmasını anlatmaya çalışalım.

Çocukluğunda yaşanmış bir olaya baktığımızda Mustafa Kemal’in daha küçükken bile nasıl bir karakteri olduğu hakkında fikir sahibi olabiliriz. Devamı…

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.