Muhsin Yazıcı

Kategori -Atatürk

Atatürkten Özdeyişler

ATATÜRKTEN ÖZDEYİŞLER 

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.
——————————————————————————–
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.
——————————————————————————–
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.
——————————————————————————–
Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.
——————————————————————————–
Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.
——————————————————————————–
Egemenlik kayıtsız ve şartsız millettendir
——————————————————————————–
Gerçi bize milliyetçi derler. Ama biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.
——————————————————————————–
Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
——————————————————————————–
Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.
——————————————————————————–
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
——————————————————————————–

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
——————————————————————————–
Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.
——————————————————————————–
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.
——————————————————————————–
Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.
——————————————————————————–
Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkûmdurlar.
——————————————————————————–
Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.
——————————————————————————–
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.
——————————————————————————–
Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.
——————————————————————————–
Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.
——————————————————————————–
Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanı> kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz
——————————————————————————–
Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir. —————————————————————————–
İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?
——————————————————————————–
Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
——————————————————————————–
Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.
——————————————————————————–
Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.
——————————————————————————–
Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti bir kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.
——————————————————————————–
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.
——————————————————————————–
Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.
——————————————————————————–
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
——————————————————————————–
Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.
——————————————————————————–
Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.
——————————————————————————–
Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.
——————————————————————————–
Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.
——————————————————————————–
Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
——————————————————————————–
Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.
——————————————————————————–
Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir. 

Atatürk’ün Kitapları

ATATÜRK’ÜN KİTAPLARI NUTUK

Atatürk’ün kendi kaleminden çıkan bu eser, yine Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayı’nda 36,5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır.
Nutuk ilk defa 1927 yılında, biri asıl metin, diğeri belgeler olmak üzere Arap harfleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Aynı yıl, tek cilt halinde lüks bir baskısı da yapılmıştır. Yazı inkılabından sonra, bu ilk metnin okunması güçleştiğinden, 1934 yılında, Milli Eğitim Bakanlığınca üç cilt olarak yeniden basılmıştır. Nutuk, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezince yeniden basılmıştır.

MEDENİ BİLGİLER (YURTTAŞLIK BİLGİLERİ)

“Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazıları” adlı kitap Prof. Dr. A. Afet İnan tarafından ilk kez 1930’da “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” adıyla yayımlanmıştır. Art arda baskıları yapı> ve uzun yıllar ortaokullarda ders kitabı olarak okutulan “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” in büyük çoğunluğu Atatürk’ün doğrudan doğruya kendisinin kaleme aldığı belgelere dayanmaktadır…

TAKIMIN MUHAREBE TALİMİ

Kitabın özü; seferi tam mevcutlu bir takımın, değişik hava şartları ve çeşitli arazide, basit bir mesele içinde muharebe yöntemlerinin uygulaması, avcı hattı teşkiliyle bir avcı hattının ateş muharebesi üzerinde toplanmaktadır. Atatürk, subayların arazide yetiştirilmesini amaçlayan tatbikatın, önemini vurgulayan bu eserini, 1911 yılında 5. Kolordu Harekat Şube Müdürü iken yazmıştır.

CUMALI ORDUGÂHI

Cumalı Ordugahı; Makedonya bölgesinde, Köprülü – İştip yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu ordugahta, 3. Süvari Tümen Komutanı Tuğgeneral Suphi Paşa’nın komutası altında kurulan bir süvari tugayına eğitim ve manevra yaptırılmıştır. Bu manevraya katı> Mustafa Kemal, “Cumalı Ordugahı” adlı eserini yazmış; süvari, bölük, alay, tugay eğitim ve manevralarını anlatmıştır. 10 gün süren bu tatbikat sırasında tututuğu gözlem notlarını, hazırlanan meseleleri ve komutanların yaptıkları eleştirileri yazmış, bol kroki ile küçük bir broşür haline dönüştürmüştür. 12 Eylül 1909’da tamamladığı bu eseri, Selanik’te 1909 yılında matbaa harfleriyle basılmıştır. Eser; 39 sayfa metin ve 7 adet krokiden oluşmaktadır.

TAKTİK TATBİKAT ve SEYAHATİ

Bu eserinde, bir muharebeyi sevk ve idarede belirli kuralların olamadığını vurgulaması yanında, komutan olan kişinin nitelikleri üzerinde de durmuştur. Bunlar ise; birliğini barışta ve savaşta eğitmek, yönetmek ve gözetmekteki üstün başarı, elindeki kuvvetin eksikliğini giderecek düşünce gücü ve astlarından her konuda üstünlüğü sağlamaktır. Bu eserde ayrıca bir komutanın başarılı olabilmesi için bu kuralları sadece okumuş ve öğremiş olmanın yeterli olamadığı, bunların tatbikatının da önemi belirtilmiştir.

BÖLÜĞÜN MUHAREBE EĞİTİMİ

Bu eser, meskûn yerlerde muharebe, savunma ve taarruz konularını kapsamaktadır. Meskûn yerlerin sınırlayıcı durumlarının muharebeye etkisi, savunma mevziinin seçimi, savunma mevziinin hazırlanması, ateş sahalarının temizlenmesi, ateş taksimi, ateş tutmayan ölü bölgelerin kapatılması ve mevziin işgali gibi savunmanın esasını oluşturan konular işlenmiştir.

SUBAY ve KOMUTAN İLE KONUŞMALAR

“Subay ve Komutan ile Konuşmalar” Atatürk’ün askerliğe ilişkin eserlerinin en önemlilerinden birisidir. Bu eser, Atatürk, 1914 yılında Kurmay Yarbay rütbesiyle Sofya askeri Ataşesi olarak bulunduğu sırada, Nuri conker’in “Zabit ve Kumandan (Subay ve Komutan)” adlı kitabına karşılık olarak yazılmıştır.
Genç subayın, içinde bulunduğu ordudaki aksaklıkları, hataları nasıl sezdiğini; bunlara karşı tepkisiz kalmayarak üst makamlara hatalar ve çözüm yollarını nasıl sunduğunu; ülkenin içinde bulunduğu askeri ve siyasal durumdan duyduğu acılar kitabın birinci bölümünde yer almaktadır.

Atatürk, bir subayın taşıması gereken özveri, ölümü göze alma, emri altındakileri sevk ve idare edebilme, taarruz ruhu, insiyatif özellikleri hakkında, Nuri Conker’in görüşlerine katılmış ve kendi düşüncelerini de çeşitli örneklerle destekleyerek açıklamıştır.

Bunların yanı sıra, Türk kadınının, aslında toplumu yaratmada çok etkili olabilecekken, suskunluğu seçtiğini bütün açıklığıyla ortaya koymaktan kendini alamamıştır. Türk ulusu hakkında ise “kuşkusuz bizim ulusumuzun karakteri de bütün karakterler gibi yükselmeye ve istenen şekle girmeye elverişlidir. Fakat kendi kendisine olmak koşuluyla…”dedikten sonra, dışardan ulusumuzun karakterine yapılmak istenen etkilerin amacına ulaşamayacağını vurgulamıştır.

Subaylarda ve erlerdeki inisiyatif özelliğine eserinde geniş bir bölüm ayıran Atatürk, kendi dönemindeki ile daha önceki dönemlerde Osmanlı ordusunu kıyaslamıştır. Özellikle Trablusgarp Savaşı’nda edindiği deneyimler ile kendiliğinden hareket ve iş görme özelliğinin, olması gereken sınırını göstermiştir.

Atatürk, eserin son bölümünde, Kuzey Afrika’da birlikte çarpıştığı korkusuz ve yiğit silah arkadaşlarını anmış ve onları “yüksek askerlik niteliklerine” sahip insanlar olarak tanımlamıştır. Bu davranışı O’nun diğer bütün üstünlüklerinin yanı sıra insancıl yönüne de tanıklık eder.

GEOMETRİ KILAVUZU

Atatürk’ün ölümünden bir buçuk yıl kadar önce kendi el yazısı ile yazdığı Geometri Klavuzu ( 1936 – 1937 ), dil, bilim, kültür ve eğitim açısından çok önemli, çok değerli bir çalışmadır. Kitap, ilk olarak Kültür Bakanlığı ( o yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’na bu ad veriliyordu ) tarafından yayımlanmıştır.
Kitabın üzerinde yazarın adı yoktur, ama kılavuzun kapağında Atatürk’ün bu çalışma için “Geometri öğretenlere, bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olarak Kültür Bakanlığınca neşredilmiştir” denilmiştir.

Mustafa Kemal tarafından 1932’de Türk Dil Kurumu Başuzmanlığına getirilen, Ankara Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi’nde dilbilim tarihi ve genel bilim dersleri okutan ( 1936 – 1951 ) ve kendisine Atatürk tarafından Dilaçar soyadı verilen Agop Dilaçar, kılavuzun Türk Dil Kurumu Yayınları arasında çıkan yeni baskısına ( 1971 ) yazdığı önsözde “Yazar adı yok, fakat yazının ruhu ve tutumu onun, Atatürk’ten çıkmış olduğunu apaçık gösterir” demiştir.

Atatürk Hakkında Bilinmesi Gereken 30 Özel Bilgi

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN 30 ÖZEL BİLGİ

  1. “ATA” LAFINI SEVMEZDI
    “Atatürk” hitabını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı. Kendisine Ata” diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

 

  1. EN SEVDIGI YEMEK
    Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

 

  1. EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
    Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en bucuk hayaliydi.

  2. BASUCU KITABI “CALIKUSU” YDU.
    Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin’in unlu Çalıkuşu” romanını hep yanında taşır, her gün rastgele bir yerinden acar, birkaç sayfa okurdu.

  3. KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
    Atlardan sonra en sevdiği hayvan kopekti. “Fox” adini verdiği kopeği, Gazi`nin yatağının ayakucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

 

  1. TAM BIR SALON ADAMI
    En sevdiği dans valstı. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

  2. GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
    Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına onculuk edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

  3. DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
    Takim elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takim giymeyi sevmezdi.

  4. OLCULERI
    Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46’ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.

 

  1. RUMELI SIVESI
    Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.

 

  1. HAZIN BIR HIKAYE
    Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.

  2. CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
    Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

  3. PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
    Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

  4. KENDISI TIRAS OLMAZDI.
    Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hos değildi. Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

  5. DUZEN TAKINTISI VARDI
    Evinde, cevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

  6. HOSGORULU LIDER
    Koylunun birinin gazete kâğıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli yanmış,”Âlin bunu kendi içsin” diyerek Atatürk`e
    küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra “Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin” dedi.

 

  1. SIGARA PAZARLIGI
    Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk “sekiz” demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:”Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım”.

  2. “BU NASIL HALKCILIK?”
    Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini
    sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş, “Ne de güzel halkçılık ama” demişti.

  3. “LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!”
    İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini
    kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: “Adam olmak demektir hocam, adam olmak!”

  4. KURBANLARI BAGISLARDI
    Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner ya da kesilmelerini engellerdi.

  5. YABANCI DILE MERAKI
    Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızcayı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya
    Fransızca sözcükler de eklerdi.

  6. FASULYESINE POKER
    Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynarda. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.

  7. KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
    Cephelerde düşmanla göğüs goğuse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

  8. KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
    Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazinin kulaklarının duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esperili bir dille anlatmıştı: “T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar”.

  9. BIR RICASI BAS ACTIRDI
    Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, “Hafız Hanim benim hatırım için basındaki örtüyü acar mısın?” diye sormuştu. Kadın bas örtüsünü açarak, Atatürk`un önünde eğildi ve ellerini öptü.

  10. BILARDO VE YUZME
    Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo oynardı.

  11. EN BASARILI DERS.
    Eğitim hayati boyunca en basarîli dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca surdu.

  12. YAGCILARA GECIT YOK
    Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

  13. SON YILBASI GECESI
    1937’yi 1938’e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.

 

  1. KOSKTEKI GUVERCINLIK
    Kuşları çok severdi. Cankaya Köşkü’nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.

Atatürk’ün Kastamonu Ziyareti ve Bu Ziyaretin Önemi

Atatürk’ün Kastamonu Ziyareti ve Bu Ziyaretin Önemi
Yrd. Doç. Dr. Nezahat Özcan

     ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 57, Cilt: XIX, Kasım 2003   

        Hemen her bakımdan yeni bir yapılanmanın yaşandığı Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk, yurt gezilerine çıkmayı adeta gelenek haline getirmiştir. Atatürk, bu geleneği vefatından dört buçuk ay öncesine kadar da sürdürür. Yurdu gezmek yurdu tanımaktır. Yurdu gezmek, yurdun insanını, coğrafyasını, tanımaktır. Yurdu gezmek, yurdun insanıyla bilişmek, tanışmak, kaynaşmaktır. Yurdu gezmek, yurt için bir şeyler üretmektir. Atatürk’ün yurt gezilerini biraz da böyle değerlendirmek gerekir. Osmanlı coğrafyasından kurtarılabilen anavatan topraklarını tanımak isteyen Yeni Türk devletinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in yurt gezilen, Türk gezi tarihinin en güzel sayfalarını süslemektedir. Çünkü onun yun gezileri, Türk tarihinde yeni başlangıçlar meydana getirmiştir.

Devamı…

Atatürk Ve Kadınlar

       ATATÜRK VE KADINLAR

       “Türk kadını; dünyanın en aydın, en erdemli ve en vakur kadınıdır.” diyen Ulu Önder Atatürk seçme ve seçilme hakkındaki fikrini ilk kez Ankara Kız Lisesi’ndeki liseli kız öğrencilerle birlikte oluşturmuştur. Onlara ” bir vatandaşın en büyük hakkı seçilmektir.” demiş ve eklemiştir; “Mebus olmak ister misiniz?”Liseli kız öğrencilerin coşkusuyla beraber orada bulunan herkes yeni bir inkılâbın tarihi anını yaşadıklarını anlamışlardır.

       Böyle bir inkılâbın arkasından Atatürk’ün özlemini çektiği meclis, hasretini çektiği meclis, içinde en az 40 bayan bulunduğu Türkiye Büyük Millet Meclis’iydi. Pek az zaman içinde kadınların seçme ve seçilme hakkını öngören kanun kabul edildi.
 

       CUMHURİYET KADINLARINDAN…..
       Nene Hatun mermileri sırtlamıştı…. Onlar ise kültürü, sanatı, bilimi sırtladılar… Kara çarşafların altından çıkan kadınlar, geleceği, aydınlığı ve ilerlemeyi yakaladılar…

       Süreyya adlı bir kadın… Cesur ve ilericiydi. Lise yıllarında arkadaşlarına cumhuriyet rejiminden söz ettiği için,”gavur” ‘a çıktı adı. Babası Prof. Ahmet Ağaoğlu gibi hukukçu olmak istiyordu. Ancak o günlerde hukuk fakültesine kız öğrenci alınmıyordu. O, her şeye rağmen şansını denemek istedi ve fakültenin rektörü Selahattin Bey’i görmeye gitti. Selahattin Bey bu ısrarcı kızın haline gülerek,”hukuk fakültesine girmek, isteyen üç kız daha getir, fakülteyi size açalım.” dedi. Süreyya kendisi gibi üç kız öğrenci daha bularak hukuk fakültesine adımını attı.
       Süreyya Ağaoğlu Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kadın avukat…

       Yasaklı Tiyatro Atatürk ” Türk kadını tiyatro sahnesine çıkmazsa, tiyatro gelişmez ” demişti. O güne kadar sadece Hıristiyan kadınlarına açık olan tiyatro kapıları, ilk kez Türkiyeli kadınlara açıldı ve Afife Jale, Darül Bedai’ye adım attı. Ardından Bedia Muvahhit geçti bu kapıdan… Ve sonra onu yüzlerce kadın tiyatrocu izledi…
Afife Jale Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kadın tiyatro sanatçısı…

       Resim de kadın da özgür… 16 yaşında Sanayii Nefise Mektebi resim bölümüne yazılarak, okulun ilk kız öğrencisi olmuştu… Bu nedenle adını heykeltıraş olarak Cumhuriyet Tarihine yazdırdı… Tüm alanlarda olduğu gibi, plastik sanatlarda da Cumhuriyet çok şey kazandırdı kadına…
Sabiha Bengütaş Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kadın heykeltıraş…

      Aydınlık ve ileri…
       İlk kadın doktor olarak tıp eğitimini Almanya’da görmüştü…Çünkü, sadece erkekler gidebiliyordu üniversiteye.. Doktorluk kadınlara artık sadece bir ideal kadar uzak o ölçüde de yakın…

       Safiye Ali Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kadın doktor…

      İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir ki bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa zincirle bağlı kaldıkça öteki yarısı göklere yükselebilsin?…  

 

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.