Muhsin Yazıcı

Kategori -Avukat Fıkraları

İkna edinceye kadar anam ağladı…

İkna edinceye kadar anam ağladı…

Mafya babasının idam ile yargılandığı davada Temel jüri üyesidir.. Bunu öğrenen babanın adamları hemen Temel’e gelerek:

– Aman! aman!.. ne yaparsan yap. en azından cezasını Müebbette düşür ..” diye tehdit ve baskıda bulunurlar..
Uzun bir yargılamanın sonunda jüri karar için toplantıya çekilir.. uzun tartışma ve münakaşalardan sonra karar açıklanır..”

-Müebbet”.. bunun üzerine mafyanın adamları sevinçle Temel’in boynuna sarılarak kendisini tebrik ederken sorarlar..

“Nasıl başardın!..” diye temel ise kendinden gayet emin ve gururla.
Bütün jüri üyeleri Beraat..beraat !. diye tutturdu.. Onları müebbette
ikna edinceye kadar anam ağladı…”

Sizi yanıltmayayım onu bilmiyorum

 

Sizi yanıltmayayım onu bilmiyorum

Kamu avukatları aşırı iş yükü karşısında özellikle duruşmalarda tam bir dayanışma içinde olurlar.

 

Zaman itibariyle birbiriyle uyumlu olmayan duruşma saatleri karşısında birbirlerine dosyalarını verirler.

Toplu vekâletname olduğu için hukuken sorun çıkmaz. Ancak dosyanın içeriğini bilmeden duruşmaya giren avukat, hâkim tarafından sorulan sorularda çok zor durumda kalır.

Bir keresinde kamu avukatının biri kendi duruşma defterine kaydettiği dava dosyasını kurumda unutmuş. Kurum adliyeye oldukça uzak. Bu arada kendisinin önemli bir işi çıkmış arkadaşına sadece dosya numarasını vererek duruşmasına girmesini istiyor.

Duruşmaya gireceğini söyleyen avukatın dosya hakkında hiçbir bilgisi yok.

Duruşma başlıyor. Hâkim de yeni dosyayı incelememiş. Eviriyor çeviriyor.

“Dosya bilirkişiye gitmiş” diyor sonra avukata soruyor.
Bu dosyayı bilirkişiye niye göndermiştik avukat bey.
Avukat kendinden emin bir şekilde
yanıt veriyor.
İncelenmesi için hâkim bey
Peki, konu neydi?
Dava konusuna ilişkindi.
Davanın tam olarak konusu neydi.”
Dilekçemizde belirtmiştik efendim. 
Hâkim sinirlenir 
Dilekçedeki dava konusunu soruyorum, bende.
 
Sizi yanıltmayım hâkim bey, bir tek onu bilmiyorum.

Kaza görünmez kazadır

 

Kaza görünmez kazadır

Köy hizmetlerinde avukatlık yaparken, iş kazası davalarında mahalline kazanın mahiyetini, iş kazası olup olmadığını sorardık.

 

Bir iş kazası davası nedeniyle Karadeniz illerinden birine sormuştuk.

“Kaza ne tür bir kaza” diye.

Oradan gelen resmi yanıtta:

“Kaza görünmez kazadır.” diye bildirmişlerdi

Adliyenin yolunu bilmezdim

 

Adliyenin yolunu bilmezdim

Avukatın biri Konya’da bir icra takibine gitmiş. Sabah erken saatlerinde otelinden çıkıp, adliyenin yolunu tutmuş. Ancak adliyenin nerde olduğunu bilmiyor. Yol üstünde bir oto tamircisinden sormuş. Adam ilgilenip, adliyeyi tarif etmiş.
Arkadaşım adliyeden icra memurlarıyla birlikte hacze gittiğinde karşısına yol tarif eden oto tamircisi çıkmasın mı? Bir iki işle
mden sonra oto tamircisi kızmış:

“ Yürü git be kardeşim. Sen adliyenin yolunu bilmezken biz öğrettik. Şimdi sende geldin sabah sabah başımıza ekşidin.”

Yalanı dolanı avukat bilir

 

Yalanı dolanı avukat bilir

Hukuk davalarına bakan bir avukat arkadaşım anlatmıştı.
Yaşlı ve dindar görünüşlü biri gelerek, oğlunu Almanya’ya göndermek istediğini, ancak eşinden boşanarak Alman bir hanımla evlendiği takdirde bunun mümkün olacağını öğrendi
ğini söylemiş.
Avukat arkadaşım:

 

“Önce oğlunun eşinden boşanması gerek. Bunun için geçinemediklerini bildirecek iki şahit bul. Boşanma davasını açalım.” demiş.
Yaşlı adam kızarak söylenmiş:

“Yalanı dolanı avukat bilir. Ben nerden bulacağım öyle yalancı şahidi. Beni bu işe karıştırma sen bul.” 


İyi bir avukat tutsaydım

 

İyi bir avukat tutsaydım

Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı.
Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

 

Ancak Bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.
Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.

Arkadaşlığı da iyiydi ha!!

 

Arkadaşlığı da iyiydi ha!!

Bir grup avukat arkadaş bir araya gelip sohbet ederlermiş. Her sohbette değişik konulara girer okuduklarını paylaşırlarmış. Sohbet çok eğlenceli ve bilgilendirici olurmuş.
Avukatlardan biri pek okumaz. Sadece muhabbet ortamı diye bulunmaktan keyf alırmış. Ancak herkesin derinlemesine konuştuğu bir konuda söz edemez sessiz kalırmış ve bu zamanla ağırına gitmeye başlamış.

 

Bir keresinde kendi kendine söz vermiş

 “Hangi konu olursa olsun bende fikir beyan edeceğim.” Diye.
Yine bir araya geldiklerinde konu haksız yere mahkûm olan ünlülerden açılmış. Sokr
at’tan, Galile’den, Bruno’dan, Lauserden dem vurulmuş. Bu bilim ve düşünce adamlarının haksız yere yargılanıp ceza almalarından bahsedilmiş. 

Özel olarak konu Sokrat’ın düşüncesi fikirleri yargılanması ve savunmasında yoğunlaşmış. Kimi Sokrat’ın bir anısından dem vuruyor kimi bir düşüncesinden kimi ise savunmasının harika olduğundan bahsediyormuş.
Bizim hiç okumayan avukat Sokrat’la ilgili bir şey diyememiş ama içinde de ukde kalmış. Sohbet bitmiş tam ayaklandıkları sıra, konuşmayan avukat sesini yükselterek,
Arkadaşlığı da iyiydi ha, demiş. 

Dede torununa masal anlatıyormuş

Dede torununa masal anlatıyormuş

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde anlı şanlı bir ülke varmış. Bu ülkenin insanları çalışkan ve doğru, hâkimleri adil ama avukatları yalancı imiş.”
Torun birden söze girmiş.
Ay dede burası çok komik, bunu bir daha tekrar etsene.

Önce yüreğim soğusun

 

Önce yüreğim soğusun

Temel boşanma davası için avukata gider. Evliliğinin artık çekilmez hal aldığını ve boşanmak istediğini söyler. Bunun üzerine avukat şiddetli geçimsizlikten dava açılacağını bildirerek bir dilekçe hazırlar.

 

Sonra Temel’e okur. Okudukça Temel gerilir, okudukça gerilir. Sonra Temel hızla ayağa kalkıp kapıya yönelir.
Avukat sorar

“Dur nereye gidiyorsun.”

Temel arkasına bakmadan yanıt verir.

“Bu karı bana ne eziyetler etmişte farkında değilmişim. Ben onu bir güzel döveyim, yüreğim soğusun da o zaman dava açalım.” 

Avukat şefkati!

 

Avukat şefkati!


Sıcak bir öğleden sonra zengin avukat limuzininin arka koltuğuna kurulmuş bir durumda giderken, yolun kıyısında çimen yemekte olan iki adam görür.
Şoförüne hemen durmasını söyler ve adamların yanına gider:

 

-“Beyler, neden çimen yiyorsunuz”
Adamlardan biri yanıt verir:

– “Beyefendi biz çok fakiriz, yiyecek alacak paramız yok”
– “Aaaa” der Avukat,

– “O zaman benimle gelin.”
– “Ama beyefendi benim bir karim ve iki çocuğum var!”
– “Olsun önemli değil. Onlar da gelsin” diğer adama döner,

 “Sende bizimle geliyorsun.”
– “Beyefendi benim de bir karim ve 6 çocuğum var ama…”
– “Tamam, problem değil onları da getir.”
Bu sözün üzerine adamlar ailelerini getirir ve hepsi limuzine doluşurlar.
Yolda giderlerken gariban adamlardan biri minnettarlık dolu bir ifadeyle,
– “Beyefendi, bu cömertliğiniz için size ne kadar çok teşekkür etsek azdır, inanın.”
Avukat gülerek yanıtlar:

-“Önemli değil. Arka bahçedeki çimler yeterince uzundur merak etmeyin…”

İyi Avukat!

 

İyi Avukat!

Avukatın biri ölür ve öte tarafa geçer. Cennetin kapısında sorgu meleği avukatın günahlarını dinlemeye baslar:
1) Çevreyi kirleten büyük bir şirketi, suçlu olduklarını bildiğim halde savundum ve beraat ettirdim.
2) Bir seri cinayet katilini, yüksek ücret ödediği için savundum ve idamdan kurtardım.
3) Birçok müşterimden fahiş fiyat aldım.
4) Parası olmayan kadınları savunmak için onlara seks teklif ettim. …ve liste uzadıkça uzar gider.

 

Melek:

– “Bitti mi?” diye sorunca avukat telaşla atılır,

– “Evet! Yalnız bir dakika! Bu arada yaptığım iyilikler ne olacak”.
Bunun üzerine Melek bir süre düşünür:

– “Hımm.. Dur bir bakalım. Bir tarihte dilencinin birine yüzbin lira vermişsin.”

Avukat sevinir

  “Evet! Evet!”,
– “Hmmm” der melek,

– “Bir başka tarihte de boyacı çocuğa ikiyüzbin lira bahşiş vermişsin…”

Avukat yüzünde büyük bir sırıtmayla yanıt verir,

– “Evet! Tabii ki!”

Melek, yanında duran yardımcısına döner ve söyle söyler:

– “Bu herife üçyüzbin lirasını verin ve derhal cehenneme atin!”!!!

Kefenin cebinde

 

Kefenin cebinde 

Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat üç yakın arkadaşını çağırmış yanına… Bir ricada bulunmuş:

 

-“300 bin dolarlık tasarrufum var… Bunu öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye güvenemiyorum. Size şimdi 100’er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin.” Demiş.

Adam ölmüş. Üç arkadaş verdikleri sözü yerine getirmişler.

Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak:

– “Hastanenin acil ihtiyacı vardı… Onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.” demiş.

Papaz:

– “Ben de aynı günahı işledim… Paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum…”

Avukat:

– “Ben sözümü aynen yerine getirdim… Kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum!..” 

Avukat ortalıkta yok

 

Avukat ortalıkta yok

Adam meyhanede kafayı çekmiş, ortalığı birbirine katmış. Karakola götürüldüğünde de camı çerçeveyi indirmiş. Tutup hâkimin karşısına çıkarmışlar. Adam hâkimden özür dilemiş ve:

 

– “Avukatım gelmedi” demiş. Hâkim duruşmayı sonlara bırakmış.

Son duruşma saati geldiğinde avukat hala ortalıkta yok.

Hâkim dosyayı incelemiş ve:

 “Sen hem karakolda, hem savcılıkta, hem de mahkemede suçunu itiraf etmişsin… Tanıklar da var… Avukatın gelip ne söyleyecek?” adam boynunu bükmüş

– “Valla benim 100 milyonumu aldı… Ben de onun gelip ne söyleyeceğini merak ediyorum!..” 

Lüks oto

 

Lüks oto 

Çok havalı ve zengin bir avukat, yeni aldığı lüks spor arabasını ofisinin önüne park eder. Ofisteki arkadaşlarına nasıl gösteriş yapacağını düşünerek arabasından inerken, yoldan hızla geçen bir kamyon sürücü tarafındaki kapıyı kopartır atar. Avukat derhal cep telefonunu açar ve polisi arar. Kısa süre içinde polis olay yerine gelir. Fakat daha tek bir soru sormasına fırsat bırakmadan avukat isterik bir şekilde haykırmaya başlar;

 

– “Daha geçen gün aldığı arabası mahvolmuştur ve kaportacı ne kadar ince iş görse gene de eskisi gibi olmayacaktır. O kamyonun sürücüsü derhal bulunmalı ve yaptığı hasar ona mutlaka ödettirilmelidir!”

Avukat öfkeli şikâyetini nihayet bitirdiğinde, polis bıkkın ve inanamaz bir şekilde başını sallar; 
– “Siz avukatların bu kadar malcanlı olmalarını bir türlü anlayamıyorum… Sahip olduğunuz şeylere öyle bağlanıyorsunuz ki, başka bir şeyi gözünüz görmüyor…” 
– “Nasıl söylersin böyle bir şeyi?” 
– “Sol kolun dirseğinin altından kopmuş.. Görmüyor musun? Kamyon sana çarptığı sırada olmuş olmalı ve sen bana kaportacıdan bahsediyorsun…” 
– “Aman tanrım!.. Rolex’im de gitmiş!..”

Yaratıcı avukat

 

Yaratıcı avukat 

Avukat hırsızlıkla suçlanan müvekkilini yaratıcı bir savunma ile hapisten kurtarmak istemektedir.

 

Avukat yargıca hitaben:

– “Müvekkilim, arabanın camından içeri sadece kolunu sokup çantayı almıştır. Müvekkilimin kolu, müvekkilimin bizzat kendisi değildir. Sadece bir kol tarafından işlenen bir suç için niye bütün bir kişiyi cezalandırıyorsunuz?” der.

Yargıç, gülümseyerek.

– “Peki, o zaman aynı mantıkla gidiyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahkum ediyorum. Müvekkiliniz isterse ona eşlik edebilir.” der.

Müvekkil gülümser. Avukatın yardımıyla takma kolunu çıkartırlar ve dönüp giderler. 

 

Hayırsever avukat

 

Hayırsever avukat 

Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

 

– “Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını;

– “Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

– ”Hayır, hiç bir bilgim yoktu…” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

– ”Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken size niçin vereyim?” 

Tarife

 

Tarife 

Ünlü avukatın yazıhanesine bir müşteri geldi ve; 
– “Size bazı hususlarda akıl danışmak istiyorum.” 
– “Soracağınız iki soru için 10 milyon TL alırım.” 
– “İki soru için 10 milyon TL çok değil mi?” 
– Olabilir dostum. Şimdi ikinci sorunuzu bekliyorum. 

 

Danışma

 

Danışma 

Vatandaş, bir avukatın yazıhanesine gelir. Duvarda büyük harflerle şu uyarı yer almaktadır;

 

– “Danışmadan ücret alınmaz.”

Vatandaş, buna güvenerek sorununu avukata açar, avukat da gerekli bilgiyi vatandaşa verir. Ona çay ısmarlar, tüm bu teşrifattan çok memnun olan vatandaş, avukata teşekkür ederek kapıya yönelir. Tam çıkmak üzereyken avukatın uyarısıyla yerinde durakalır;

– “Danışma ücretini vermediniz!”

Vatandaş şaşırmıştır;

– “Aman avukat bey, şuradaki yazıda danışmadan ücret alınmadığı yazmıyor mu?” Avukat:

 “Eeee, tamam yazıyor, danışmadan ücret almıyoruz. Ama, danışınca ücret alıyoruz. Sen de danıştın, ücreti öde bakalım. danışmasaydın böyle bir şey talep etmeyecektim!..” 

Cep

 

Cep 

Bir Amerikan avukat esprisi: Bir yıl kış o kadar soğuk geçmiş ki, avukatlar ellerini kendi ceplerine sokmak zorunda kalmışlar. 

 

Sandviç

 

Sandviç 

İki avukat birlikte bir lokantaya gitmişler. Çantalarından birer sandviç çıkarıp yemeye başlamışlar. Masalarına yaklaşan garson;

 

– “Burada kendi yiyeceklerinizi yiyemezsiniz!” demiş.

Avukatlar

– “Affedersiniz, bilmiyorduk…” demişler ve sandviçlerini değiş tokuş etmişler. 

Ada

 

Ada 

Bir rahip, bir doktor ve bir avukat deniz kazası sonucu okyanusta anakarayı gören fakat ıssız bir adada mahsur kalmışlar. Adadan kurtulabilmek için tek yol yüzmekmiş ancak deniz aç köpekbalıklarıyla doluymuş.

 

Başka çare olmadığını anlayan üçlüden önce doktor karaya yüzmeye karar vermiş.

Rahip ve avukata dönerek:

– “Ben hayatımı insanları kurtarmaya adadım, bu yüzden de tanrı yardım eder.” demiş ve okyanusa atlamış.

Daha bir kulaç atamadan köpekbalıkları doktoru yemişler.

Rahip avukata:

– “Ben tüm ömrümü tanrıya adadım, o bana yardım edecektir, burada ölemem!” demiş ve atlamış. Tabii köpekbalıkları rahibi de oracıkta yemişler.

Avukat olanları görünce bir değerlendirme yapmış, bu iki adam hayatlarını insanlığa ve tanrıya adadıkları halde öldüler, bense hep kendim için çalıştım bu köpek balıkları beni de kesin yer, ama burada aç susuz yavaş yavaş ölmektense atlayıp hemen ölürüm diye düşünmüş ve kendini okyanusa atıvermiş.

Denizde olağandışı bir hareketlenme olmuş, bütün köpek balıkları

– “Buyur üstat…” demişler ve avukatın geçeceği yolda bir kordon oluşturmuşlar. 

Cinayet davası

 

Cinayet davası 

Mahkemede bir cinayet davası görülüyordu. Adamın katil olduğu hemen hemen kesindi. Bunu fark eden davalı avukatının aklına bir şeytanlık geldi;

 

– “Bayanlar baylar… Hepinize bir sürprizim var!” diyerek saatine baktı…”

 “Tam bir dakika sonra, müvekkilim tarafından öldürüldüğü iddia edilen kişi bu mahkeme salonundan içeri girecek…”

Bunun üzerine hakim, seyirciler, bütün kafalar mahkeme salonunun kapısına döndü… 1 dakika geçti… Hiçbir şey olmadı… Bunun ardından avukat:

– “Bakın…” dedi, “… ortaya bu iddiayı attım ve hepiniz heyecan içinde kapıya bakıp 1 dakika boyunca beklediniz. Bu gösteriyor ki, gerçekten ortada bir ölü olduğuna ve dolayısıyla müvekkilimin katil olduğuna sizler tamimiyle inanmış değilsiniz…”

Bu sözün ardından hakim kararını açıkladı ve adamı suçlu buldu…

Avukat şok içinde:

– “Ama nasıl olur? Az önceki gösteriden hepiniz etkilendiniz… Hepinizin kapıya baktığını gördüm!..”

Hakim:

– “Evet doğru… Hepimiz baktık…” dedi, “… ama müvekkiliniz bakmadı!..” 


Avukat

 

Avukat 

Cennetle cehennem arasında bir sorun çıkmış.

 

Baş melek:

– “Sizi mahkemeye vereceğim!..” biçiminde bir tehdit savurunca baş zebani gülmeye başlamış:

 “Sizin orada avukatı nereden bulacaksın?..”