Muhsin Yazıcı

Kategori -Bektaşi Fıkraları

Ne varsa…

Ne varsa…

İleri gelen bir Bektaşi’yi şıkıştırmak için bir dostu sorar:

-“Erenler, Sünnilerin camisi var, Hiristiyanların kilisesi, Yahudinin de havrası var. Peki sizin neyiniz var?”

Bektaşi gevrek bir kahkaha atarak dostuna yanıt verir:

-“İşte onlardan geri ne varsa hepsi bizimdir!”

www.muhsinyazici.com

Size düşmez

Size düşmez

Sözde, Bektaşi’yi topluluk içinde küçük düşüreceklerdi.

Oldukça zengin birisi:

-“Bektaşi Efendi, borcunuz var mı? Diye sordu.

-“Evet, bakkala biraz borcum var.”

-“Canım onu sormuyorum. Namaz borcun var mı?”

Bektaşi kızdı:

-“Namaz borcumu bana Tanrı sorabilir. Size düşen bakkal borcumu sormaktır.”

www.muhsinyazici.com

Eşekliğinden

Eşekliğinden

Dostlarının baskılarına dayanamayan Baba Erenler, camiye gitmiş, hocanın vaazini dinliyordu.

Hoca, içkinin kötülüğünü anlatmak için aklına ne geliyorsa söylüyordu.

Bir ara şöyle dedi:

-“Bir eşeğin önüne, bir kova su ile bir kova şarap koysanız, hangisini içer?”

-“Elbette ki suyu içer.”

-“Peki neden şarabı içmez?”

Bektaşi dayanamayıp seslendi:

-“Neden olacak, eşekliğinden…”

www.muhsinyazici.com

Boş çuval

Boş çuval

Bektaşi’ye sormuşlar:

“Zamanla çok oy alan partilere sonunda ne olur?

Bektaşi:

“Dakka dukka olur demiş”

Çevresindekiler pek anlamamışlar.

Bektaşi’ye tekrar sormuşlar:

“Yahu nedir şu dakka dukka?

“Boş çuval demektir,  içi boşalan çuval dik durmaz ve dakka dukka diye ses çıkarmaya başlar” demiş Bektaşi

www.muhsinyazici.com

Bende zina aleti de var

Bende zina aleti de var

Bektaşi’yi Afyonkarahisar’da elinde rakı şişesiyle dolaşırken yakalamışlar, doğru karakola:

Karakoldan yasağı çıkaran valinin karşısına çıkarmışlar.

Vali:

-“Bre zındık rakı içmeye utanmıyor musun?”

-“Rakı içtiğimi nereden çıkarıyorsunuz?”

-“Elinde rakı şişesi var!”

-“Oooo, işimiz var! Bende zina aleti de var, bunun da mı hesabını soracaksınız!”

Papaz Ve Hoca

Papaz Ve Hoca

Papaz ile hoca kilisenin önünden geçerken karşılaşırlar o sırada kilisenin tepesine bir kuş konar. Papaz:

-“Bu kuşun devamlı kiliseyi pisliyor. Bu kuş sizdendir kesin” diye söylenir.

Hoca:

-“O zaman iki tas koyalım birine şarap birine su koyalım su içerse bizden. Şarabi içerse sizdendir” der.

Papaz teklifi mantıklı bulur. Taslar çan kulesine konur.

Kuş gelir her ikisini de içer.

Bunun üzerine Papaz sorar:

-“Hoca bu ne iştir” diye.

Hoca şöyle bir düşünür ve yanıtı yapıştırır.

“Ne sizden ne bizden bu kuş yüzde yüz Bektaşi’dir” 

Nevale uçtu gitti!

Nevale uçtu gitti!

Bektaşi, toplumdaki aksaklıkları, yanlışları eleştirirken,

Tanrıyı muhatap alır, şikayetlerini Tanrı’ya iletir:
“Nasılsa kader güldü, elime biraz para geçti.

Hemen bir şişe malum, bir de koyun ciğeri

Tuttum evin yolunu, kafamda sigaranın hayali.

Birden iri yarı bir it, saldırıp kaptı ciğeri

Peşinden koşacak güç nerede.

Nevale uçtu gitti!

Öfke topuğumda, döndüm hemen yine Tanrı’ya.

Fakir, fukaranın aşını rızkını yiyen itleri”

www.muhsinyazici.com

5 vakit rahatsız etmem

5 vakit rahatsız etmem

Bektaşi, Tanrı’ya şikâyet eder ama ondan da hep yardım ister:
“Ödeyeceğim bir borç, kavuruyordu içimi!
Kime başvursam, alacağım yanıt dünden belliydi!
Tek imdat eyleyecek, Yüce Tanrı’ydı elbette ki.
Hemen camiye gidip, oturdum önünde duaya:
‘Ey Tanrım!’ dedim.
‘Şu borcun parasını bana lütfet!
Eğer bunlar gibi, beş vakit rahatsız edersem, kahret!’”
www.muhsinyazici.com

Öyle sanıyorlar

Öyle sanıyorlar

Bektaşi Babası’na:   

-Baba erenler, demişler; “Ortadoğu projesi” diye bilinen paketin içindeki ülkelerin bugünkü durumlarıyla, “Arap baharı” diye etiketlendirilen Arap ülkelerindeki iç savaşlar hakkında, sen ne düşünüyorsun; binlerce insan birbirini öldürüp durmakta?
Bektaşi Babası:
-Orta ve Yakındoğu’daki durum, demiş; bana çok sevdiğim bir deli fıkrasını hatırlatıyor.
Ve baba erenler, anlatmaya başlamış o fıkrayı:
-Bir akıl hastanesinin başhekimi, koğuşları denetlerken yemekhaneye de indiğinde; bir yığın delinin, tebeşirle çizilmiş büyük bir dairenin içinde yerlere yatmış; bir yüzüstü, bir arka üstü döne dura sürekli kıvranmakta olduğunu görmüş.
Merakla sormuşlar Bektaşi Babası’na:
-Ee sonra?
-Sadece bir deli, onların dışında masaya oturmuş, elindeki çikolatalı bisküvileri yiyormuş. Başhekim, masada oturmuş, çikolatalı bisküvi yiyen deliye:
“-Bu durum da ne böyle; neden bunlar, tebeşirle çizilmiş büyük bir dairenin içinde kıvranıp duruyorlar, diye sormuş.
Masadaki deli de:
“-O daireyi ben çizdim, demiş; altından ilk geçene de, elimdeki çikolatalı bisküvilerden vereceğime söz verdim.
Bektaşi Babası’na:
-Neden “Ortadoğu projesi”nin bugünkü durumuyla, “Arap baharı” sana bu deli fıkrasını hatırlatıyor, diye de sormuşlar.
-Hatırlatıyor, çünkü tıpkı yere tebeşirle çizilmiş bir dairenin altından geçmek isteyen deliler gibi; geleneksel olarak “kadın hak ve özgürlükleri”yle, “hukuk ve adalet”ten yoksun olan ülkelerde, seçimlerle egemenliği milli iradenin kazanması için, “demokrasi mücadelesi” yaptıklarını sanıyor ve ona inandırılıyorlar.

www.muhsinyazici.com

Kaç yıl oldu

 Kaç yıl oldu

Herkes kaç yıllık evli olduğunu söylüyormuş; sıra Bektaşi’ye gelmiş:

– “Seksen!”

– “Aman baba erenler sen daha elli yaşında değilsin… Nasıl seksen yıllık evli olursun?”

Bektaşi başını sallamış:

– “Sen bizim eve gel de, günlerin nasıl geçtiğini ya da geçmediğini gör!”

www.muhsinyazici.com

Bende böyle geçeceğim

 Bende böyle geçeceğim

Bayram sabah namazından sonra herkes evine kurban kesmeye giderken, Bektaşi’nin elinde bir torik balığı…

Merak etmişler:

– “Hayrola baba erenler torik mi kurban edeceksin?”

– “Herkes kestiği koçun sırtında sırat köprüsünü geçerken, ben de derya kuzusunun sırtında öyle geçeceğim!”

www.muhsinyazici.com

Kalanlara yuh olsun

Kalanlara yuh olsun…

Bektaşi babasının garip bir huyu varmış, her cenazenin arkasından:

– “Yuh olsun, gidene!” dermiş…

Bir gün kendisi hastalanmış, gitmek üzere, münasebetsizin biri laf sokuşturmuş:

– “Her gidene yuh olsun, derdin, şimdi sıra sende!

Bektaşi gözlerini aralamış, fısıldamış:

– “Yuh olsun kalanlara!”

www.muhsinyazici.com

Kabahat sende değil

 Kabahat sende değil

O gün kasaba halkı, nefesi kuvvetli hocanın peşine takılmış yağmur duasına çıkıyor, Bektaşi de peşlerine takılmış, kendi tarlasından geçerken bir dal parçasını toprağa daldırarak başını yukarı kaldırmış:

“Burası benim tarlam, rahmeti eksik etme!”

Gece bir yağmur başlamış, adeta afet!

Sabah yağmur kesilince, herkes gibi Bektaşi de tarlasına koşmuş, göl olmuş göl, ekin filan kalmamış…

Başını kaldırmış:

“Kabahat sende değil, tarlasını gösteren bende!”

www.muhsinyazici.com

Üç Bektaşi namaz kılınca

Üç Bektaşi namaz kılınca

Bir gün üç Bektaşi yan yana namaz kılıyorlarmış.

Birinin başında arı dolaşmaya başlamış. Başında arı dolaşan;

– “Yahu çekil başımdan namazımı bozacaksın!” demiş.

Yanındaki;

-“Bak konuştun namazın bozuldu işte.” demiş.

Üçüncü Bektaşi:

– Neyse ki sizin gibi gafillere uyup konuşmadım yoksa benim de namazım bozulacaktı!…

www.muhsinyazici.com

Bunlardan çok var

Bunlardan çok var

Herif yeni zenginlerden, burnundan kıl aldırmıyor, çalımından geçilmiyor.
Bir gün sırtında yeni aldığı kürk dolaşırken Bektaşi’ye çarpmış…
Bektaşi lahavle çekmiş:
– “Ulan sırtındaki kürk, asıl sahibini de hayvanlıktan kurtaramamıştı…”
Bunlardan o kadar var ki!

www.muhsinyazici.com

İslam’ın Şartı

İslam’ın Şartı


Sofu Bektaşi ye İslam’ın şartını sorar. 

-Biridir. Der Bektaşi. 

Sofu:

-Daha İslam’ın şartının 5 olduğunu bilmiyorsun, birde bilimden dem vuruyorsun. Deyince.

Bektaşi:

– İmanım, haç ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı da biz kaldırdık, geriye kelimeyi şahadetten başka ne kaldı ?.   

 

Gömleğim Kurumasın Diye


Yılın birinde çok kuraklık olur. Köylüler bu yıl açlıktan kırılırız diye yakınırlar. Oradan geçen Bektaşi dervişini görünce, yağmur yağdırması için yardım isterler. Köylülerin üzüntüsünü gören Bektaşi, bir tas su ister ve gelen su ile gömleğini ıslayıp bir tasın üstüne serer. Az sonra kara bulutlar çöker şarıl şarıl yağmur yağmaya baslar.

Bunu gören köylüler:  

– Sen Evliyalar Evliyasısın! Deyip, ayağına kapanırlar. 

Bektaşi:

– Bu isin Evliyalığımla bir ilgisi yok, bu günlerde yukarıda ki ile aram biraz açık, gömleğim kurumasın diye yağdırıyor yağmuru.  

 

Su İle Fazla Oynamaya Gelmez


Bir mecliste Bektaşi’yi namaza davet etmişler, bakmış herkes kalkıyor, O’ da kalkmak zorunda kalmış.

Yanında ki sofu:  

-Erenler sen abdest aldın mı? Diye sormuş. 

Bektaşi:

– İmanım hamurumuz topraktan yoğrulmuş, su ile fazla oynamaya gelmez, demiş.    

 

Cıvıttın Ha


Bir sofu Bektaşi’yi yemeğe çağırmış, yemekten sonrada Namaz kılmaya davet etmiş. Bektaşi hiçte istekli olmasa da yediği yemekten dolayı ev sahibini kırmak istememiş, bir an önce bitirmek için hemen namazgahın başına yürümüş.

Bunu gören ev sahibi:

– Erenler önce abdest alacaksın demiş.

Bektaşi dayanamamış:

– Sende iyice cıvıtın ha…. demiş.. 
 

Herkes Kendinde Olmayanı İster


Bektaşi’nin biri her nasılsa camiye gitmiş, yani başında namaz kılan adam.  

-Allah’ım! Beni dinden, imandan eksik etme, diye dua ediyormuş. Bektaşi’de başlamış duaya.  

– Allah’ım bana bir şişe rakı parası ihsan eyle…

Bunu duyan adam. 

– Bre dinsiz imansız herif , hiç Allah’tan rakı parası istenir mi?.

Bektaşi 

– Kızma be İmanım, herkes kendinde olmayanı ister. Sen biraz daha din, iman istiyorsun. Benim dinim, İmanım tamamdır, onun için bende rakı parası istiyorum. 

 

Mescit ne taraftaydı


Yıllarca dergâhta eğitim görüp, saz çalıp, semah döndüren, Cem yürüten Bektaşi dervişini, Piri var git falanca bölgede kendi dergâhını kur diye salmış. Gideceği yere varan Bektaşi, hemen yoldan çeçen birine;

– Mescit şu tarafta değimliydi hemşerim yahu? diye sormuş.

– Mescit şu tarafta arka sokakta demiş yolcu. Bektaşi; Yahu niye, o yol meyhaneye gitmiyor mu?

Yolcu: 

– Yok tövbe, meyhane soldan aşağıda 3. sokakta demiş.  

Bektaşi sağ ol demiş. Mescide gider gibi yapıp, dönüp meyhaneye dalmış.    

 

Selam Aleyküm Küp


Alevi/Bektaşîlikte her şey usulü erkânı ile yapılır, içki içmekte. Bektaşi bir gün meyhaneye girmiş, bağıran çağıran, döküp deviren, Bektaşi’nin selamını alanı bırak, geldiğini bile duyup gören yok.

Bektaşi kapının arkasında duran yıllanmış şarap küpüne dönüp yüksek sesle; 

– Selamın aleyküm Küp, demiş.. Bir anda meyhanede ses solup kesilmiş, herkes Bektaşi’ye bakıyor.

Biri sormuş;  

– Erenler n’oldu kafayı mı oynatın, burada insanlar varken dönüp küpe selam veriyorsun.

Bektaşi;    

– Bakın, şu küp yılladır içer,   yinede edebiyle oturup, gelen gideni de selamsız bırakmaz, siz iki bardak atınca, kendinizi de unutuyorsunuz, selamı sabahı da.    

 

Hak İçin Olsun Bacım


Bektaşi meyhanede bir masaya oturmuş gel babam, git babam, demini de almış, birazda efkârlanmış, gece geç saatlerde, bu güne kadar hiç görmediği, bir şey; bir dansöz çıkmış ortaya kirmen gibi dönmeye başlamış. Yıllarca dergâhta sadece semahçıları, dönerken gören Bektaşi dervişi, kendini hava kaptırmış; – Gösteriş için değil, Hak için olsun bacım, hak için olsun.. Demeye seslenmiş. 
 

Enel – Batıl mı Demeliydi?


Bir mecliste konuşmacının biri Halacı Mansuru çok över.

Dinleyicilerden biri ;

– Yahu Hiç ‘En-el Hak’ ben Allah’ın denir mi?

Toplantıda bulunan Bektaşî.

– Dur hele efendi. En-el-batıl mi demeliydi.

(Enel-batıl; doğru olmayan, haksiz, inançsız, gerçek dişi, bos) 
 

Ulemanın Gözü Kalmıştır


-Hocayım diye köye gelmişti. Zamanın bilgini olarak geçinirdi.

Bir gün şunları söyledi:

– Ey ümmeti Müslim’in! Cenabil Rabbil Alemin, Ahalinin rızkını üçe ayırmıştır. Bu rızkın birini dilleri ile ikincisini elleri ile ulamalar almıştır. Üçüncü hisse de sair halka bırakılmıştır. Deyince Bektaşi de:

-O hissede de ULAMANIN gözü kalmıştır, dedi.

(Ulâma; seçkin, zengin, üst-sınıf, devletin ileri gelenleri)  
 

Sende mi Çocuklara Uydun?


Mahallenin yaramaz çocukları, gezgin Bektaşi dervişiyle alay edip onu taslamaya başlamışlar. Bektaşi yaramaz çocukların taslarından kaçıp kasabanın dışına kendini zor atmış. Tam bu arada ceviz gibi büyük büyük bir dolu yağmaya başlamış. Bektaşi başını yukarı kaldırmış, hey Allah”im sende mi çocuklara uydun, demiş.  

 

Ben Nasıl Olsa arabayla Giderim


Mahşer günü herkes günahlarını sırtlamış, hesap vermeye gidiyormuş. Bektaşi’nin günahı o kadar çokmuş hiç öyle sırtlamakla cırtlamakla götürülecek gibi değil. Hepsini bir arabaya yüklemişler, üstünde Bektaşi”yi atmışlar.

– Git Allah”in belası, git de günahlarının cezasını çek demişler. Bektaşi türkü söyleyerek giderken yolda yaslı bir nine görmüş. Nineni günahı bir keseden az ama, zavallıcık kendini götüremiyor ki günahlarını taşısın.

Bektaşi seslenmiş:

– Nine, nine”. At o torbayı benimkilerin üstüne. Ben nasıl olsa arabayla gidiyorum. 

 

Gider Gelir


Bektaşi”ye:

-Koskoca ramazan geçti gidiyor, sen hala oruç tutmadın!

-Bu nasıl istir?

Diye sormuşlar.

Bektaşi:

-İmanım, demiş ramazan gider yine gelir. Bu can giderse bir daha zor gelir.  

 

Ancak Bu Kadar olur


Bektaşi”ye sormuşlar.

– Niye bu dünya düz değil de, böyle dağlık tepelik, inişli çıkışlı?

– İmanım diye yanıt vermiş

Bektaşi; 6 günde yaratılan dünya ancak bu kadar olur.

(Kuran İncil gibi dini kitaplarda, tanrının dünyayı 6 günde yaratığı yazılıdır.)   

 

Başka işimiz Yokta


Uzun süre yolda olan Bektaşi’nin mintanı kirlenmiş.

Görenler ayıplamışlar.

-Erenler gömleğin çok kirli yıkasana!.

-Bektaşi nasıl olsa yine kirlenecek değil mi?.

– Sende yine yıkarsın.

-Yine kirlenir.

-Yine yıkarsın…..

Bektaşi dayanmamış.

– Îmanım başka isimiz yokta, biz bu dünyaya gömlek yıkamaya mi geldik. 

 

Zor Ve Kolay Olan


Bektaşi’ye sormuşlar:

-Dünyanın en zor ve en kolay şeyleri nedir?

Bektaşi söyle demiş:

-En kolayı, nasihat vermek, en zoru kendini bilmektir.  

 

Olmaz olur mu?


Biri Bektaşi’ye sormuş.

-Allah var mı?

Baba Erenler:

– Olmaz olur mu, demiş. Yetmiş senedir birbirimizle uğraşıyoruz hep onun dediği oluyor.

Sana Düşen


Bektaşi’yi toplum içinde küçük düşürmek isteyen biri.

-Bektaşi Efendi, borcunuz var mı?

Diye sormuş.

-Evet, bakkala biraz borcum var.

-Canim onu sormuyorum. Namaz borcun var mı?.

Bektaşi kızmış:

-Onu ancak Tanrı sorar, Sana düsen bakkal borcunu sormak.  

 

Gözüm Orasını Seçmiyor


Bektaşi’ye sormuşlar.

– Niye namaz kılmıyorsun?

Kuranı açıp göstermiş.

-Burada ‘namaz kılmayın’ diyor.

-İyi ama üstünde abdestiniz bozulmuşsa namaz kılmayın diye yazıyor.

Bektaşi basını sallamış.

– Valla, benim gözüm orasını seçmiyor.   

 

Olsun


– Ahlâk bozuldu, böyle giderse, Dünyanın altı üstüne gelecek! Der birisi. 

Bektaşi:

– Olsun, bakarsın altı üstünden iyidir.  

 

Çakmak çakıp Durma


Bir yağmur, dolu, sel, Bektaşi’nin bostan tarlasında ne varsa hepsini silip süpürüp alıp götürmüş, daha da hava gürleyip şimşekler çakıyormuş, Bektaşi tarlada saklandığı kulübeden çıkmış gökyüzüne dönüp:

– Daha ne çakmak çakıp duruyorsun, geriye hiç bir şey bırakmadın işte.. Demiş.      

 

Sırat Köprüsü


Sürekli durmadan içki içen Bektaşi’ye hoca sorar ey münafık bu kadar içiyorsun ama yarın obur gün öldüğünde sırat köprüsünü nasıl geçeceksin
Bektaşi gülerek:
-Geçip de ne yapacağım karşıda babamın mor sümbüllü üzüm bağları yok ya bu tarafta kalır içkimi içerim
     

 

Oruç ile Dilber


Güzel için oruç bozulur mu?
Bektaşiye bir gün sormuşlar…
Gelse bir dilberi ahu
Olsa sav mı ramazan
Dilber-i ahumu efdaldir ,
yoksa sav mı ramazan mı?
Bektaşi yanıt verir:
Fırsatı fevketme zinhar…
Sür sefasın dilberin
Olur kazası savmın
Olmaz kazası dilberin….
  

 

Uğursuzluk


Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber aksama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar.

Solaklara seslenir. Saraydan çıkarken, su su tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.

Sultan:
” Bre uğursuz, nabekar!.. Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden aksama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini… “

Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır:

” A devletlûm siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!… “  

 

Yarı Yarıya


Bektaşi’nin birini ramazanda içki içtiği için yaka paça kadıya götürürler. Çakırkeyif Bektaşi’yi görür görmez kadı:
“Behey kafir! Bu yasta hala içiyorsun bu zıkkımı. Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu? ..” der.
“Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır” diye karşılık verir Bektaşi.
Kadı:
“Bunun içine pamuk katarlar”
Bektaşi:
“Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı yarıya su katıyorlar…”
  

 

Yokluk


Bektaşi’nin biri Allahım bana bir içki parası ver diye yalvarıyormuş.
Buna şahit olan bir softa Ulan imanını arttırmasını doğru yola
iletmesini istesene demiş. Bektaşi’de herkes kendinde olmayanı ister
demiş. 
  

 

Kabul Olsaydı


Dilencinin biri, Bektaşi ye:

– “Bir sadaka ver sana dua edeyim.”
Bektaşi on para verdikten sonra dilenciye dönerek:
– “Duanı istemem.”
Dilenci sorar:

– “Neden?”
-“Eğer duan kabul olsaydı, sen dilenci olmazdın!”
  

 

Onun İşine Karışmam


Bektaşi, yolda yürürken bir bok böceğinin, boku yuvarlayarak götürmesine şaşarak;
– Ey! Allah’ım. Evreni, Dünya’yı ve bu kadar canlıyı yarattın da, bu bok böceğini niye yarattın? Demiş ve yoluna devam etmiş.
Gel zaman git zaman, bir gün hasta olmuş. Hastalığına çare bulamamış hekimler. En sonunda bir hekim onu muayene ederek hastalığına teşhis koymuş.
– Eğer Bok böceğini çiğ çiğ yersen iyileşeceksin. Demiş.
Çaresiz Bektaşi dediğini yapmış ve iyileşmiş.
Yine günlerden bir gün Bektaşi deniz yolcuğu yaparken, fırtınaya yakalanmış. Gemilerdeki yolcuların hepsi Allah’a geminin batmaması için çeşitli dualar ederken, Bektaşi Gemi direğinin dibinde oturup sigarasını içmekten başka hiç bir yapmıyormuş. bu gören biri yanına sokulup;
-Be ey! Erenler; gemi batacak ölüp gideceğiz. Neden sende dua etmiyorsun? Demiş.
Bektaşi;
– Ben onun işine karışmam. Bir defasında Allah’ın işine karıştım, bana bok böceğini yedirdi. Şimdi de karışırsam kim bilir ne yedirecek
  

Bir Gün Fazla Tutmuş

 Bir Gün Fazla Tutmuş


Adama sormuşlar:

-Kaç gün oruç tuttun?

-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!

Ayni soruyu, orada bulunan Bektaşi’ye sorunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş:

-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!

Peşin Namaz

 Peşin Namaz


Bektaşi ile bir hoca birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca :

-Namaz saati! Demiş, başlamış kılmaya…

Rekât üstüne rekât, selam üstüne selam… Bektaşinin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :

-Yahu bu ne uzun namaz böyle?

-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda eyledim!

Bektaşi :

-Eh ben de bir namaz kılayım! Demiş ve başlamış namaza…

Ama ne namaz, bitmiyor, sonunda hoca dayanamamış :

-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!

-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım!

Hoca şaşırmış :

-Yahu olur mu böyle şey?

Bektaşi gülmüş :

-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?

Ne yapıyor?

 Ne yapıyor?


Bir gün yolda yaya giden bir Bektaşinin önüne bir atlı çıktı:

– “Baba” dedi, “bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?”

Bektaşi yanıt verdi:

– Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum.

– Şunu öğrenmek istiyorum: Şu anda Allah ne yapıyor?

Sualin münasebetsizliğine içerleyen derviş, hiç belli etmemiş:

– Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.

– Neden?

– Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!

Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş. Adam:

– “Hadi” demiş “söyle bakalım. Allah şimdi ne yapiyor?”

Bektaşi:

– “Ne yapacak” demiş, “atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor” demiş Ve çala kamçı uzaklaşmış.

Neresi Olacak Meyhane

 Neresi Olacak Meyhane


Bektaşi’yi, rica minnet camiye götürmüşler. Hoca başlamış anlatmaya:

-Bir yer vardır ki orada, zengin fakir ayrımı yoktur. Dertli giren neşeli olur. Oraya giren herkesin gönlü ferahtır. Bilin bakalım, burası neresidir?

Bektaşi yanıt vermiş:

-Neresi olacak, meyhane…

Kusur Görmeyiz ki..

 Kusur Görmeyiz ki..


“Sizin hırkalarınızın yenleri neden bu kadar geniş olur?”

Mevlevi açıklamış:

“Başkalarında gördüğümüz kusurları örtmek için.”

O da sormuş:

“Ya sizin hırkalarınızın yenleri niye bu kadar dar olur?”

Bektaşi açıklamış:

“Biz hiç kimsede kusur görmeyiz ki…”

Birbirine Karıştırdın

 Birbirine Karıştırdın


Bektaşi’nin bir uyuz eşeği ile besili bir ineği varmış…

İnekten süt sağıp satıyor, kazandığı paranın yarısıyla uyuz eşeğe arpa alıyormuş.

Eşek bir işe yaramıyormuş. Bir gün dayanamayıp dua etmiş:

-Ey yüce Allahım, beni su eşekten kurtar!

Ertesi sabah ahirin kapısını açmış ki ne görsün? İnek ölmüş eşek kalmış…

Bektaşi o hırsla sokağa fırlayıp milleti basına toplamış:

-Ey ahali su yerde yatan nedir?

-İnektir!

-Ya su ayakta duran uyuz?

-Eşektir!

Bektaşi açmış ellerini yukarıya:

-Ey ulu Allahım, sana kırk yılda bir ricada bulunduk, onda da eşekle, ineği birbirine karıştırdın!

Doğru Söz!

 Doğru Söz!


Bektaşi içiyordu.

Kendisine:

– Sarhoş olmaktan korkmuyor musun, dediler.  O:

– Hayır, benim sarhoşluğumdan kimseye bir zararım dokunmaz ki. Siz asıl içmeden sarhoş olanlardan çekinin.

– Kim onlar?

– Bunlar bir takım sonradan görmelerdir ki, ellerine dünya malı geçtiği için ne oldum delisi olurlar.