Muhsin Yazıcı

Kategori -Bu Aşk Bitmez

Ulukaya Şelalesi: Aşk Acısının Dindiren Şelale

Şelaleyle ilgili mitolojik hikayeye göre, geçmişte bölgede yaşayan uzun boylu ve iri vücutlu Selamnos, ormanlık alanda karşılaştığı, çevrede güzelliğiyle ünlü Hera’ya aşık olur.

Hera’nın ailesinin karşı çıkmasına karşın bir süre sonra evlenirler.

Çiftin evliliğinin ilk yıllarındaki mutluluk, Selamnos’un anlaşılamayan ve uzun süren rahatsızlığı nedeniyle zayıf, çelimsiz ve çirkin hale gelmesiyle bozulmaya başlar. Devamı…

Bu Aşk Bitmez

Bu Aşk Bitmez

Türk tiyatro, sinema ve televizyon dünyasında üç kuşak izleyicilerin belleğinde yer edinen usta oyuncu Erol Günaydın, ”aşkım” dediği mesleğini yaşadığı sürece sürdüreceğini belirterek, ”Jübile yapmam” dedi.

Antalya– Tiyatroda Muhsin Ertuğrul, Haldun Dormen, sinemada Lütfi Akad, Atıf Yılmaz gibi unutulmaz isimlerle çalışan, bir televizyon kanalındaki ”Hırsız-Polis” dizisinde sergilediği felçli adam karakterinde, yattığı yerden mimikleriyle oyunculuk dersi veren Erol Günaydın, 46. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali nedeniyle geldiği kentte, büyük ilgi görüyor.

Sanatta 55. yılını kutlayan usta sanatçı Erol Günaydın, ”jübile yapmam” dediği mesleğini ömrü yettiğince sürdüreceğini belirtti.”Aşkım” dediği mesleğine olan sevgisinin tiyatro sahnesinde başladığını vurgulayan Günaydın, sinema ve televizyona ekonomik zorluklar nedeniyle girdiği anlattı.

Ömrünün tiyatroda geçtiğini ifade eden Günaydın, fazla bir kazanç sağlamaması nedeniyle iki tiyatroda birden görev aldığını söyledi.

Günaydın, şöyle konuştu: ”Hem Dormen Tiyatrosu’nda hem Kenter Tiyatrosu’nda oynardım. Birinden ev kiramı verirdim, öbüründen geçimimi sağlardım. Tiyatroya sabah girer, gece çıkardım. O nedenle gündüzü bilmem ben… Gündüz hep provalarda geçirdi. Gün ışığını ancak sabahları uyandığımda görürdüm. Turnelere de dönüşümlü çıkardım, Dormen’i bitirir, Kenterler’le giderdim. Dolu dolu yaşadım ama çok az para aldığımız için yan işler yapmaya mecbur oluyorduk ve tiyatro sezonunun bitmesiyle birlikte yazları sinemayla uğraşıyorduk. Lütfü Akad, Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz gibi güzel insanlarla birlikte olduğum için sinemayı da seviyordum ama vaktimi tiyatro alıyordu. Çünkü tiyatro ‘çok kıskanç’ bir meslek ve başka hiçbir şeye müsaade etmiyor.”‘Yan roller, yan ücret’

Tiyatroların ekonomik olarak zor duruma düşmesi ve kapanmaya başlamalarıyla birlikte TRT’de programlara çıktığını, Ramazan aylarında da meddahlık yaparak geleneksel tiyatroyu halka anlattığını belirten Günaydın, özel televizyonların açılmasıyla dizi filmlerde rol aldığını anlattı.

Günaydın, şunları söyledi: ”Tiyatrolar da kapanınca çok sıkıntıdaydık. Parasızlık aldı, yürüdü. Geçinmek zorundaydık çünkü evlenmiştim, çocuklar vardı. Televizyon o bakımdan yardımcı oldu. Yan roller verdiklerinden yan ücretler ödediler. Büyük paralar kazanmadık ama geçimimizi sağladık. Şimdi bile hala aklım tiyatroda ama yürüyemiyorum biraz zorlanıyorum. Kanser değilken ‘kanser’ deyip ameliyat ettiler beni ama öldüremediler. Kurtulduk, yaşıyoruz. Ufak tefek roller de oynuyorum, hoşuma gidiyor. Küçük rollerdeki insanları oynuyorum çünkü onları oynamayı çok seviyorum. Böyle geçinip gidiyoruz, itiş kalkış…”
 

‘Oyunculuk bitmez’

Ömrü yettiğince oyunculuğa devam edeceğini vurgulayan Günaydın, ”jübile yapmam” diyerek, mesleğine olan sevgisini şöyle ifade etti: ”Tiyatroda jübile olmaz. Bizim mesleğimizde emeklilik yok. Sonuna kadar gideceksin. Her yaşın bir rolü var. Bu yaşımda (77) bile yattığım yerde oynuyorum. Sesimi çıkartmadan, mimiklerle oynuyorum. Oyunculuk bitmiyor… Ölü rolü bile var. Belki öldüğüm zaman da çekecekler, onu da göstereceğiz. Hayat bu… Sonuna kadar devam ediyor. Ben mesleğimden çok mutluyum ve aşığım. Sevdiğim için de yapıyorum. Rol büyükmüş, küçükmüş hiç umurumda değil. Ben bu işi yapayım da, ne olursa olsun…”
 
Eski dostun acısı

Festivalde aldığı Yıldırım Önal Anı Ödülü’nün kendisini için çok değerli olduğuna işaret eden Günaydın, Önal’ın çok iyi dostu olduğunu ifade etti.

Yıldırım Önal’ın ”Altın Portakal” ödülünü parasızlık nedeniyle emanete verdiğini hatırlatan Günaydın, oyuncuların telif konusunda sıkıntılarının çözülememesinden yakındı.

Günaydın, şöyle konuştu: ”Eskiden beri oyuncuların parası ödenmez. Halbuki en helal para, onların parasıdır. Ana sütü gibi hak edilmiştir. Çünkü bir oyuncu için hastalık bile mazeret değildir. Ben 40 derece ateşle sahneye çıktım oynadım, sahnede bayıldım, iğne yaptılar devam ettim. Biz böyle oynarız. Sinemada da öyledir… Demir asa, demir çarık, yaz-kış, dere-tepe demeden çalışırız. Üç kuruş para alacağız, onu da vermezlerse çok büyük günah olur. Düşünün Yıldırımcığım çalışmış, etmiş, parasını ödememişler. Elinde gururla taşıyacağı bir ödül aldı onu da emanete verdi, ‘kaç kuruş verir siniz buna’ diye. Aslında para etmez ama demek ki birisi onu sevdiği için birkaç kuruş vermiş. O beni o kadar yaraladı ki… Yıldırım çok yakın dostumdur. Çok iyi bir insandı. Biz başka türlü sevgilerle bağlıydık. Şimdi mesela bakıyorum çok az arkadaşım kalmış… Gazanfer (Özcan) gitti, Nejat (Uygur) var o da rahatsız, Münir (Özkul) öyle, sesi çıkmıyor. Bunlar yüreğimde yara ama nefes aldıklarını bildiğim için mutluyum. Bütün arkadaşlarımı yitirdim gitti…”
 
Sevgi biriktirdi

Yıllar boyu aşkla sahne aldığı tiyatrodan bir kazancı olmadığını dile getiren Günaydın, ”Maddi olarak hiçbir kazancım yok, borcum da yok, geçinip gidiyorum” dedi. Eskiden borçlandığını ve bu borçları nasıl ödeyeceğini düşündüğünü, ancak bunları ödediğini ve kendisine ait küçük bahçe katı evinde mutlu yaşadığını belirten Günaydın, sözlerini, ”Tiyatrodan maddi olarak hiçbir kazancım yok ama o kadar çok sevgiler kazandım ki parayla alınacak şeyler değil” diye tamamladı.

AA- Cumhuriyet

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.