Muhsin Yazıcı

Kategori -Genel

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) valilere karne verecek.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) valilere karne verecek.

         Milli Eğitim Bakanlığı, sayıları 11 milyonu bulan ilköğretim çağındaki öğrencilerin durumuna göre illeri değerlendirecek ve bu değerlendirme tablosuna dayanarak 81 il valisine karne verecek.        Valilerin karne notlarını Türkiye genelinde sayıları 11 milyonu bulan ilköğretim çağındaki öğrenciler belirleyecek
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) valilere karne verecek. Bakanlık valilerine sunulmak üzere 81 ilin eğitim sıralamasını ele alan bir karne hazırladı. Valilerin karne notlarını Türkiye genelinde sayıları 11 milyonu bulan ilköğretim çağındaki öğrenciler belirleyecek.

       MEB İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er, valilere verilecek karnelerde özellikle illerin zorunlu eğitimde kat ettikleri aşamanın değerlendirileceğini söyledi. İlköğretim çağ nüfusunun yüzde yüz okullaşması için böyle bir uygulamaya gittiklerini belirten Er, karnelerle illerin okula kaydolmamış 6–14 yaş aralığındaki öğrenci nüfus oranına göre sıralanacağını belirtti. Er, okula gitmeyen 325 bin çocuğu daha okula kazandırmak için çalışacaklarını kaydetti.

       OCAK’TA KARNELER VERİLECEK

       2008 yılı bilgileri üzerinden 1 yıllık olan “il eğitim karnesi” Ocak ayında toplantıya çağrılacak valilere bizzat verilecek. Karnede ayrıca, ilköğretim okullarındaki internet bağlantısı durumu, okuma yazma oranları, 100 Temel Eser okuma istatistikleri, okul öncesi eğitimde okullaşma oranları ile ilgili yüzdeler de değerlendirilecek. Tüm valiler illerinin Türkiye genelindeki durumunu görme şansı yakalarken, daha sonra bu karnelerle il bazında çalışma yürütecek.

       Sınavsız öğrenci alınacak

       Dokuz Eylül Üniversitesi ÖSS’ye girmeden işletme bölümü okumak ve işletme lisans diploması almanın yolunu açtı. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Yönetimi Programı’na kayıt yaptıran öğrencilerin bir yıllık yoğun İngilizce eğitimin ardından iki yıllık mesleki eğitimlerini tamamlayarak işletmecilik sertifikası almaya hak kazanacakları belirtildi. Sertifika ile yetinmeyenlere ise yapılan protokole göre yurt dışından iki üniversiteden diploma alma olanağı doğacak.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) valilere karne verecek.

                   Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) valilere karne verecek.

 

 

 

 

        Milli Eğitim Bakanlığı, sayıları 11 milyonu bulan ilköğretim çağındaki öğrencilerin durumuna göre illeri değerlendirecek ve bu değerlendirme tablosuna dayanarak 81 il valisine karne verecek.        Valilerin karne notlarını Türkiye genelinde sayıları 11 milyonu bulan ilköğretim çağındaki öğrenciler belirleyecek
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) valilere karne verecek. Bakanlık valilerine sunulmak üzere 81 ilin eğitim sıralamasını ele alan bir karne hazırladı. Valilerin karne notlarını Türkiye genelinde sayıları 11 milyonu bulan ilköğretim çağındaki öğrenciler belirleyecek.

       MEB İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er, valilere verilecek karnelerde özellikle illerin zorunlu eğitimde kat ettikleri aşamanın değerlendirileceğini söyledi. İlköğretim çağ nüfusunun yüzde yüz okullaşması için böyle bir uygulamaya gittiklerini belirten Er, karnelerle illerin okula kaydolmamış 6–14 yaş aralığındaki öğrenci nüfus oranına göre sıralanacağını belirtti. Er, okula gitmeyen 325 bin çocuğu daha okula kazandırmak için çalışacaklarını kaydetti.

       OCAK’TA KARNELER VERİLECEK

       2008 yılı bilgileri üzerinden 1 yıllık olan “il eğitim karnesi” Ocak ayında toplantıya çağrılacak valilere bizzat verilecek. Karnede ayrıca, ilköğretim okullarındaki internet bağlantısı durumu, okuma yazma oranları, 100 Temel Eser okuma istatistikleri, okul öncesi eğitimde okullaşma oranları ile ilgili yüzdeler de değerlendirilecek. Tüm valiler illerinin Türkiye genelindeki durumunu görme şansı yakalarken, daha sonra bu karnelerle il bazında çalışma yürütecek.

       Sınavsız öğrenci alınacak

       Dokuz Eylül Üniversitesi ÖSS’ye girmeden işletme bölümü okumak ve işletme lisans diploması almanın yolunu açtı. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Yönetimi Programı’na kayıt yaptıran öğrencilerin bir yıllık yoğun İngilizce eğitimin ardından iki yıllık mesleki eğitimlerini tamamlayarak işletmecilik sertifikası almaya hak kazanacakları belirtildi. Sertifika ile yetinmeyenlere ise yapılan protokole göre yurt dışından iki üniversiteden diploma alma olanağı doğacak.

Yaşayan En Yaşlı Ağaç

       Yaşayan En Yaşlı Ağaç

Dünyanın en yaşlı ağacı İsveç’in Dalarna bölgesinde tespit edildi. Ladin türündeki ağaç 9.550 yaşında. Ladin ağacı, hava şartlarındaki ciddi değişimlere karşı dayanıklılığıyla ve hayatta kalmaya yönelik inatçılığıyla biliniyor.        Umea Üniversitesi Fiziki Coğrafya bölümü öğretim üyesi Profesör Leif Kullman bu konuda şöyle diyor:

       “Ladin ağacı, yıllar boyu İsveç’in dağlık bölgesinde yer alan diğer ağaç türlerine göre daha yeni bir tür olarak görüldü. Bizim elde ettiğimiz sonuçlar ise bu yöndeki görüşlere tamamıyla zıt. Ladin, dağlık alandaki bilinen en eski ağaç türlerinden biri.”

Hasta Arslan

       Hasta Arslan       Hayatının sonuna gelmiş olan Arslan, birazcık nefes alabilmek için, ininin önüne uzanmış yatıyordu… Çok hasta ve nefes nefeseydi.        Tebaasındaki bütün hayvanlar, etrafında toplanarak, onun kuvvetten düştüğünü gördükçe yaklaştılar. Nihayet, artık ölmek üzere olduğunu iyice anladıklarından, her biri ayrı ayrı, içinden şöyle düşündü:       “işte, tam yaptığı haksızlıkların hesap verme zamanı”       Sonra, yaban domuzu, keserleriyle üzerine çullandı, bir yaban öküzü de boynuzlarını biledi.        Fakat bütün bunlara rağmen, arslan hâlâ önlerinde aynı bitkin halde yatıyordu. Bu vaziyeti uzaktan takip eden Eşek, ortada artık korkulacak bir şeyin kalmadığına iyice kanaat getirince, kuyruğunu havaya kaldırarak, yaşlı aslan’a iyice yaklaşıp arka ayakları ile yüzüne vurdu, vurdu. arslan, iki türlü ızdırabının arasından,        İŞTE BU ÇİFTE ÖLÜM!” diye inledi. 

Sınıf Yönetimi – Giriş

       Sınıf Yönetimi

 Eğitim sözcüğünün farklı tanımlarının ortak yanı, onun, davranış değiştirme, davranış oluşturma amaçlı etkinlikler bütünü olmasıdır.  Öğretim, öğrenme, davranışın sağlanması amacıyla yapılan ön çabalardır, insanların öğrenim düzeylerinin göstergesi diplomaları, eğitim düzeylerininki ise davranışlarıdır.        Terli iken soğuk su içmemek,  yemekten sonra dişleri fırçalamak,  ulaşım akımını engellememek için yolun sağından yürümek gerektiğini bilen ama bu davranışları uygun şartlarda yapmayan insan,  öğrenmiş ama eğitilmemiştir.  Öğrenimin yalnızca cahilliği giderdiğini belirten halk deyişimiz de bu yargının farklı bir anlatımıdır.  Toplumsal yaşamımıza bu açıdan baktığımızda, öğrenim düzeyi yüksek olan çok sayıda insanın azımsanmayacak sayıdaki davranışının, bilmesi gereken yasal-düşünsel kurallara,  çoğu kez bilinçsiz olarak uymadığını görürüz. Bu davranışların süreklilik kazanması durumunda o kişiler için, öğretilmiş ama eğitilmemiş denebilir.  Eğitimin önşartı olan öğretim – çünkü rastlantılar dışında, bilmediğimiz bir şeyi yapamayız- ne yazık ki eğitimin garantisi olamamaktadır. Bu durumda, öğrenme için kullanılan kaynakların insanları hedefe yeterince götüremediği söylenebilir.  Kültürümüz, bildiği gibi davranmayanı elbette uygun şartlarda-sırtında kitap yükü taşıyan uzun kulaklı yük hayvanına benzetmektedir: İkisi de taşıdığı bilgiye göre davranmıyor. Bu tür insan, yalnızca geleceğin bilgiye dayalı hizmet düzenekti yapısına değil, bugünün toplumuna bile uygun değildir.  Bilgiyi taşıyan  ama  kullanamayan değil,  nasıl öğreneceğini bilen, gerçek bilgilere ulaşabilen, bildiği gibi  davranan, düşünerek yeni bilgiler üretebilen, sorun çözen insanlara gereksinim vardır.  Nasıl bir öğrenme sağlayalım ki zamanla çabuk unutulmasın, uygun şartlarda davranışa dönüşebilsin sorusunun yanıtı verilmelidir. Nitelikli  bir öğrenmenin  sağlanıp,  bu  bilgilerin  uygun  şartlarda  davranış olarak da gösterilebilmesinin şartlarına ek olarak, öğrenilenlerin yinelenmesi, somutlaştırılması, yapılarak deneyim ve alışkanlık  sağlanması, gerekliliğine inanılıp düşünsel  olarak da eyleme hazır  bulunulması sayılabilir.  Bunların  gerçekleşeceği  düzeneğin  oluşturulup sürdürülmesi, geliştirilmesi, öğretmenlerde sınıf yönetimi becerilerinin bulunmasını gerektirir.  Öğretmenler,  bilgi  taşıyıcı ve aktarıcı değil,  bilgi kaynaklarına giden yollan gösterici, kolaylaştırıcı birer eğitim lideri olmalıdır. Okullarımızın  bir  örnek  ve sınırlanmış yapılan buna uygun olarak değiştirilmeli, yalnızca yaptığını doğru yapan değil, doğru olanı yapan insanlar yetiştirilmelidir.  Eğitim,  yalnızca  okullarda  gerçekleştirilen  bir  etkinlik  değildir,  ama  okul, eğitim amacıyla kurulmuş özel bir çevredir. Okulun varlığı, bu  özel  çevrenin  oluşturulup  denetlenmesi  amacından kaynaklanmıştır.  Okul denen özel çevrenin üç temel işlevinden biri,  

Öğrencileri dış çevrenin güçlüklerinden korumak, onlara  yaşamı kolaylaştırmaktır. Bu işler için yetiştirilmiş büyüklerin -yönetici, öğretmen ve diğer görevlilerin- sürekli denetiminde olan okulda, bu  kişilerin  her  tür  yardım  ve  desteğini  bulan  öğrenciler  için  yaşam,  okulda,  dış çevredekinden daha kolay olacaktır. Okulda bilgilerin verilişi de kolaydan zora, basitten karmaşığa bir düzen içindedir.

 Okulun ikinci işlevi, dış çevrede kolay rastlanabilecek olan istenmeyen davranıştan okuldan içeri sokmayarak, öğrenci davranışlannı temizlemektir. Kumar, alkol, küfür gibi öğrenci için istenmeyen yaşam öğeleri okula  alınmaz,  okulda  hoş görülmez.  Yasal metinler,  bu  davranışların görülebileceği işyerlerinin, okulun yakınında yer almasını yasaklar. Böylece, geleceğin toplumunun istenmeyen davranışlardan arındırılması, genç yaşta bunların zararlı etkileriyle karşılaşmaması sağlanmaya çalışılır.  Dengeleme,  okulun üçüncü işlevidir.   Okulun dışındaki çevrede,  insanların kişisel özellikleriyle açıklanamayacak düzeylerde yaşama farklılıkları görülür. Bu çarpıcı farklar,  toplumun güç dengesini değiştirerek huzurunu,  barışını  bozar, gelişmesini  engeller. Geleceğin toplumunun  barış  ve  huzur  içinde  yaşaması,  bu farkların açıklanabilir, mantıklı bir düzeyde tutulmasına bağlıdır. İşte okul, bu aşın farkların kendi sınırlan içinde sergilenmesine, yaşamasına izin vermeyen, toplumsal yaşamda olmayan dengeyi kendi sınırları içinde kurması gereken bir kurumdur.  Bu nedenle bütün  öğrenciler,  şu veya bu renk ve biçimde  önlük  veya forma giyerler; aynı öğretmenlerden yararlanırlar; aynı  sıralarda  otururlar.  Dış  çevrenin  çok  farklı  şartlarında  yaşayan  öğrenciler, okula geldiklerinde, benzer  şartlarda, yan yana olur, birbirlerinin yaşama biçimlerinden etkilenir, birbirlerini daha iyi tanır, anlarlar. Okuldaki görevliler, okulun bu işlevlerinin farkında olarak davranmalıdır.  Okulun sahip olduğu – olabileceği kaynakların eğitsel amaçlar için kullanımı, eğitim yönetiminin kalitesine bağlıdır.  Bu kalite,  eğitim yönetimi  sıra dizininin (hiyerarşi)  her  basamağında  yer  almalıdır.  Bu basamaklardan biri de sınıf yönetimidir. 

       Sınıf Yönetimi ve Boyutları

 Sınıf yönetimi,  eğitim yönetimi sıra dizininin ilk ve temel basamağıdır.  Sınıf, öğrencilerle yüz yüze olunan bir yerdir.  Eğitimin hedefi olan öğrenci davranışının oluşması burada başlar.  Eğitim için gerekli birincil kaynaklar olan öğrenci,  öğretmen,  program,  kaynaklar,  sınıfın içindedir.  Eğitim yönetiminin kalitesi, büyük ölçüde, sınıf yönetiminin kalitesine bağlıdır.        Etkili bir eğitimin değişkenleri arasında en çok yer  kaplayanlar, sınıf yönetimine  ilişkin  özelliklerdir:  Sınıf  iklimi,  etkileşim  düzeni,  iyi  ilişkiler, öğrenci katılımı, örgütleme, davranış düzeni.  Sınıf yönetimi,  sınıf yaşamının bir orkestra gibi yönetilmesidir. İçinde öğrenmenin gerçekleştiği bir çevrenin oluşturulabilmesi için gerekli olanak ve süreçlerin,  öğrenme düzeninin, ortamının,  kurallarının sağlanması, sürdürülmesidir; öğretmen ve öğrencilerin çalışma engellerinin en aza indirilmesi,  öğretim zamanının uygun kullanılması,  etkinliklere öğrencilerin katılımının sağlanmasıdır;  sınıftaki kaynakların,  insanlann,  zamanın yönetimidir.  Sınıf yönetimi etkinliklerinin bir boyutunu, sınıf ortamının fiziksel düzenine ilişkin olanlar oluşturur: Sınıfın genişliği, sınıf alanının çeşitli etkinliklerin yapımı için bölümlenmesi,  ısı,  ışık,  gürültü düzenekleri,  renkler,  temizlik,  estetik,  eğitsel araçlar,  oturma düzeni,  öğrencilerin  gruplanması,  bunların  başlıcalarıdır.  Fiziksel düzenlemeler,  öğrencinin rahat etmesini  sağlamak,  okul  ve  sınıfın  çekiciliğini artırarak  öğrencinin okula isteyerek gelmesini gerçekleştirmek öğrenmeyi kolaylaştırmak  amaçlan  için  yapılır.  “Eğitim”  olarak  tanımlanan  davranış değişikliği, uygun ortamlarda gerçekleşir.  Sınıf  yönetiminin ikinci boyutunu plan-program etkinlikleri oluşturur. Amaçlar esas alınarak, yıllık, ünite, günlük  planların yapılması,  kaynakların  belirlenip dağılımının  sağlanması,  iş ve işlem  süreçlerinin  belirlenmesi,  araç  sağlama, yöntem  seçme,  öğrenci  özelliklerini  belirleme,  gelişimlerini  izleme ve değerlendirme, öğrenci katılımını düzenleme, bu grupta ele alınabilir. Bu etkinlikler, geçmişi  ve  var  olan  durumu  ele  alarak  geleceği  görme  ve  şekillendirme  amaçlı çabalar olarak görülebilir.  Üçüncü  boyut,  zaman  düzenine  yönelik  etkinliklerdir. Etkili  öğretim, öğrenmeye  ayrılan  zamanın  çokluğuna  ve  etkili  kullanımına  bağlıdır.  Sınıf  içinde  geçirilen  zamanın çeşitli etkinliklere dağılımı, zamanın ders dışı ve bozucu etkinliklerle  harcanmaması, sıkıcılığın önlenmesi, öğrencinin zamanının çoğunu okulda-sınıfta geçirmesinin sağlanması, devamsızlığın ve okuldan  ayrılmaların önlenmesi, bu boyut içinde görülebilir.  Sınıf  yönetiminin  dördüncü  boyutunu  ilişki  düzenlemeleri  oluşturur.  Sınıf kurallarının  belirlenip  öğrencilere benimsetilmesi, sınıf yaşamının kolaylaştırılmasına yönelik  öğrenci-öğrenci, öğrenci-öğretmen  ilişki  düzenlemeleri, özellikle, bir sonraki boyut olan davranışı da şekillendirici etkinliklerdir.  Beşinci boyut, davranış düzenlemelerinden oluşur. Sınıf ortamının istenen davranışı sağlayabilir hale getirilmesi, sınıf ikliminin olumlulaştırılması,  sorunların, ortaya çıkmadan  önce  tahmin  edilmesi  yoluyla  istenmeyen  davranışların önlenmesi,  sınıf  kurallarına  uyulmasının  sağlanması,  yapılmış  olan  istenmeyen davranışların  değiştirilmesi bu boyuta ilişkin olarak söylenebilir. Sınıf yönetimi, başka açılardan da boyutlanabilir.  

       Sınıf Yönetimi Modelleri

 Sınıf  yönetimi  etkinliklerinin  zaman  boyutu,  bu  etkinliklerin  çeşitlenmesini sağlayarak, bunları farklı modellere bağlamayı kolaylaştırır. Bir eğitim yılı bütünü içinde, önce bu bütünün, sonra da gerek-sinim duyulan zamanlarda bütün içindeki tek tek etkinliklerin  veya  et-kinlik  gruplarının,  farklı  modellerle  yürütülmesi gerekebilir.  Model  seçimi  ve  kullanımı,  amaçlara,  kaynaklara  ve  gereksinimlere göre değişir.  Eğitim  alanındaki  gelişmeler,  toplumsal  gelişmelere  de bağlı  olarak,  sınıf yönetimi modellerini baskıcıdan demokratiğe, şekil 14 yönelimliden amaç yönelimliye,  öğretmen ağırlıklıdan öğrenci ağırlıklıya yönlendirmiştir. Bu yönelimlerin seçimi, yine de yönetim  durumuna,  ortama, olaylara,  sınıf  sisteminin  çevresine  göre  kaymalar  gösterebilir.  Örneğin, yönetim  algısı  şekil  ağırlıklı  olan  bir  okulda  öğretmen,  amaç yönelimli modeli kullanmak için bu  şekil özelliklerinde  değişiklik yapmaya kalktığında, okul yönetiminin tepkisiyle karşılaşabilir. Bu tepki aşılamazsa, öğretmenin benimsediği modelde, tepkiye yanıt verici değişimler gerekebilir.  

Sınıf  yönetimi modelleri, tepkisel, önlemsel, gelişimsel ve bütünsel olarak gruplanabilir. Her modelin kullanımında, farklı yöntemler  uygulanabilir.  Örneğin, tepkisel modelin kullanımında, demokratikliğin veya  öğrenci ağırlıklı olmanın seçenekleri, birer yöntem olarak  uygulanabilir: Sınıfa  kitap  ve  defter  getirmeyen bir  öğrenci  davranışının  değiştirilmesi amacı ile tepkisel  modeli  kullanırken, öğrenciyle görüşme,  veliyle  haberleşme,  okul  yönetiminden  yararlanma,  aileye dış  destek  sağlama,  yerel  yönetimlerden  yararlanma,  hukuk  sistemini  devreye alma yöntemlerinden birini veya birkaçını kullanabilir. Yöntem seçimi,  amaçlara, olaya,  tarafların özelliklerine göre  değişir. 

Bu yöntemlerin  kullanılış biçimleri farklı  teknikler olarak görülür: Öğrenciyle görüşme  yönteminde,  doğrudan görüşme  tekniği kullanılarak  kitap  ve  defteri  konu edilip soruna yaklaşılabileceği gibi, asıl konunun o olduğu fark ettirilmeden, başka bir konu ile giriş yapılıp defter ve kitapla ilgili olanlar, sanki  asıl konu o değilmiş gibi ele alınarak dolaylı görüşme tekniği kullanılır.  İkinci teknik, duyarlığı yüksek, çekingen çocuklarda ve açıkça tartışılması rahatsızlık yaratabilecek konularla ilgili konuşmalarda daha uygundur.

 

Tepkisel model, istenmeyen bir düzenleniş sonucuna veya bir davranışa tepki  olan  sınıf  yönetimi  modelidir;  amacı,  istenmeyen  durum  veya  davranışın değiştirilmesidir. Bu anlamıyla, sınıf yönetiminin klasik modeli olduğu söylenebilir, işleyişi, istenmeyen sonuç-tepki  şeklindedir. Düzen sağlayıcı ödül-ceza türü etkinlikleri içerir. Etkinliklerin yönelimi, gruptan çok bireyedir.  Bu.  Modele sık başvurmak zorunda kalan öğretmenin, sınıf yönetimi becerilerinin yüksek olmadığı, diğer üç modeli gereğince kullanmadığı söylenebilir. Modelin zayıf yönlerinden birisi de her tepkinin bir karşı tepki doğurur olmasıdır. Ama sınıfta istenmeyen bir davranış ve  sonuç  oluşmuşsa,  bu  modelin  kullanılmasına  da gereksinim duyulabilir.

 

Önlemsel model, planlama düşüncesine bağlı, geleceği kestirme, istenmeyen davranış ve sonucu, olmadan önleme yönelimlidir. Amacı, sınıf sorunlarının ortaya çıkmasına olanak vermeyici bir düzenleniş ve işleyiş oluşturarak, tepkisel modele gereksinimi azaltmaktır. Bu model sınıf etkinliklerini bir “kültürel sosyalleşme süreci” olarak ele alır, sınıfta, yanlış davranışa olanak vermeyen bir sosyal sistem oluşturmaya çalışır.

Eğitim öncesi düzenlemeleri, istenen davranışın kolayca gösterilebileceği bir ortamı, istenmeyen davranıştan uzaklaştırıcı kuralları, plan ve programları, hazırlıkları içerir.  Etkinlikler bireyden çok gruba yöneliktir.

 Gelişimsel model, sınıf yönetiminde öğrencilerin, fiziksel, duygusal, deneyimsel gelişim düzeylerinin gerektirdiği uygulamaların gerçekleştirilmesini esas alır;  bir uyulamaya geçilmeden önce, öğrencilerin ona bu açılardan hazırlanmasını öngörür. Bu  modeli  dört  basamaktan  oluşturur.   Birinci  basamak, onuncu  yaşa  kadar  süren,  nasıl  öğrenci  olunacağının  öğrenildiği  zamandır, öğretmene  çok    düşer,   İkinci  basamak,  on-oniki  yaş  arası  dönemdir.  Sınıf yönetimine verilen ağırlık azalır, öğrenciler olgunlaşma yolunda, sınıf düzenine uymaya, öğretmeni hoşnut  ermeye  isteklidir.  Üçüncü  basamak,  oniki-onbeş yaşlan arasıdır. Öğrenciler, zevk ve destek almak için birbirlerine bakarlar, yetke görüntüsü verirler. Öğretmeni sıkıntıya sokmayı  seçebilir, bunun sonunda arkadaşlarının beğenisini de kazanabilirler. Sınıf yönetimi kurallarının nedenlerini ararlar.  

Dördüncü basamak lise yıllandır. Öğrenciler, kim olduklarını, nasıl davranmaları gerektiğini anlamaya başlarlar, sosyalleşir, akıllanırlar, yönetim sorunları  azalır. 

 

Çocukta ana baba ve yetişkinlerin etkisi,  yirmi yaş dolaylarına kadar gittikçe azalır, sonra artar. Arkadaşlarının etkisi ise gittikçe artar. Bu iki etkinin kesiştiği oniki yaş dolayı, öğretmen ve ana baba için sıkıntı yıllandır.

 

Sınıf yönetimi algılarını bütünleştiren bütünsel sınıf yönetimi modelinde önlemsel sınıf yönetimine öncelik verme, grubu olduğu kadar bireye de yönelme, istenen davranışa ulaşabilmek için istenmeyenin nedenlerini ortadan kaldırma vardır,  istenen davranışın uygun  ortamlarda  gerçekleşeceği  bilincine  dayanarak ortam  düzenlemeye,  bütün  önlemsel  yönetim  çabalarına  karşın  oluşabilecek istenmeyen  davranışları  düzeltmek  amacıyla  tepkisel  yönetim  araçlarından yararlanmaya  çalışılır. 

Bu etkinlikler sürecinde seçilecek davranış örgüleri, öğrencinin gelişim basamakları ile uyumlu olanlardan seçilir. Bu model için sınıf yönetiminin sistem modeli denebilir. Modelin çevre boyutunda; okul, aile, boş zaman etkinliklerinin yer aldığı arkadaş çevresi vardır.  

       Sınıf Yönetiminde Etkililik

 

Sınıf yönetimi, Öğrencilerin etkili bir davranış örüntüsü kazanmaları yanında, davranışlannı anlama ve yönlendirme yollarını geliştirmelerine de yardıma olmalıdır. Her davranışın  başkaları  üzerindeki  etkilerini kestirebilme, bunları olumlulaştırabilme, insanların “bir topluluğun üyesi” olmaktan çıkıp “bir toplumun üyesi” olmaya yöneldiklerinin temel göstergesidir.

 

Sınıf yönetimi kararlan, öğrencileri kontrolden çok, eğitimin kalite ve sürekliliğini sağlamaya yönelik olmalıdır. İyi bir sınıf yönetimi,  iyi bir öğretime bağımlıdır. 8u anlamda sınıf yönetimi araç, kaliteli bir eğitim amaçtır.

 

Öğrenci başarısının değişkenlerinden biri,  belki  başlıcası  sınıf yönetimidir.

 

Araştırmalar, öğrenci özelliklerindeki farklar kadar,  sınıfın yapı  ve  yönetimindeki farkların  da  başarıyı  belirleyici  olduğunu  göstermiştir. Bir sınıfta başarılı olan öğretmen, benzer öğrencilerin bulunduğu başka bir sınıfta başarısız olmuştur.

 

Sınıf yönetimi,  çok  yönlü  ve  uzun  çabalar  isteyen,  güç  bir  iştir, Hergün saatlerce kalabalık bir öğrenci grubuyla beraber olmak, yapılacak  her  davranışı ayrıntısıyla  planlamak,  gerçekleşmesini  sağlamak,  sınıftaki  her şeyden  her  an haberli  olmak  kolay  değildir.  Öğrenciler, uzun süre oturarak, derse ilgilerini veremezler. Öğretmenin, erken-geç, kolay-güç öğrenen, normal-özürlü öğrencilerle ayrı ayrı ilgilenmesi de gerekir. Sınıfta çok yönlü ve karmaşık bir ilişkiler ağı vardır.

Ne yazık ki bazı öğretmenler bunun farkına bile varamazlar. Sınıftaki herkesin özellikleri, diğerlerinin davranışını etkiler. Öğretmen ve öğrencinin davranışı, sınıfta,  herkesin inceleyebileceği şekilde ortada olduğundan,  insanların duyarlığı,  alınganlığı artabilir.  Sınıfta herkes,  ders dönemi boyunca, herkesin açık denetimindedir.

 

Öğrenciler gelişim evrelerine göre, sınıf yönetimi uygulamaları da değişir,  ilk yıllarda çocuklar, sınıfta kural, işlem dizin ve adetlere daha çok gereksinim duyarlar.

 

Bir-iki yıl içinde bunlar öğrenilmiş olabileceğinden, ağırlıktan azalır. Kural ve işlem dizinler, eğitim için araç olarak kullanılmalıdır. Daha üst sınıflarda gençlik çağı başlar, düzene uyum sorunları artar, öğrenciler, yetişkinlerin yetkesine kızmaya, tavır almaya başlarlar. Özellikle bu çağda öğretmenlerin daha duyarlı davranması gerekir.

 

Emir yerine istek bildiren anlatımlara yönelme, öğrencinin alınganlığını, çekingenliğini hesaba katma, öğretmenin alacağı sesli-sessiz tepkileri farklılaştırır. Daha sonraki yıllarda gençlik çağının aksilikleri geçer, ders konularına yönelim artar.

 

Sınıf ve öğrencilerin özellikleri değiştikçe, yönetsel uygulamalar da farklılaşmalıdır. Düşük yetenekli öğrencilerin çoğunlukta olduğu sınıflarda, daha çok zaman gereksenir.  Kalabalık sınıflar,  daha çok  düzen  çalışması ister. Benzeşik sınıflar, daha az sorun yaratır. Sınıf yönetimi davranışlarının seçiminde bu özellikler dikkate alınmalıdır.

 

Sınıf yönetiminin değişkenleri, öğrenci, öğretmen, ortam, okul ve eğitim yönetimi, çevre olarak sıralanabilir.  Etkili bir sınıf yönetiminin dönümcül (kritik)  öğesi öğretmendir,  çünkü o diğer öğelerin bütünleştiricisi ve bir dereceye kadar da belirleyicisidir. Öğretmenin yeterlikleri artırılıp, bunların kullanımının temel değişkeni olan mesleğe karşı tutumu olumlulaştırılmadıkça, iyi bir sınıf yönetimi beklenemez.

 

Etkili bir sınıf yöneticisi olarak öğretmenin, sınıfı eğitim için hazırlaması, sınıf kural ve süreçlerini belirleyip öğretmesi,  öğretimi düzenleyip sürdürmesi, öğrencilerin uygun davranmasını sağlaması beklenir.

 

Eğitim ortamı, sınıfın fiziksel, davranışsal ve öğretim ortamlarının bileşimiyle oluşur. Amaçlara ulaşmaya en uygun fiziksel düzenlemeler, çok yönlü hazırlıklara dayalı etkili bir eğitim planı, bu planın uygulanışında gözlenmek istenen öğretmen ve öğrenci davranış örüntüleri, ortamın öğeleri olarak görülebilir.

 

Özellikleri, hazır oluşu, beklentileri,  davranışlarıyla öğrenci;  ortam ve olanak sağlayıcı, kolaylaştırıcı, destekleyici olarak okul yönetimi ve çevre, sınıf yönetimini bu alanlar açısından etkilerler.

 

Etkili yönetilen sınıfta, öğrencilerin görevle ilgili olma düzeyi yüksek, bozucu davranışların düzeyi düşük,  öğretim zamanının amaçlar yönünde kullanılış düzeyi yüksektir.  

Çocukları Merak Büyütür

       ÇOCUĞU MERAK BÜYÜTÜR! 

       Çocukların çizdikleri resimlerde doğadaki nesnelerin bazılarının renk değiştirdiğini görürüz. Örneğin kırmızı bir ağaç, mavi bir bulut, sarı bir gökyüzü, kırmızı çimenler, kara bir nehir… Bunu çizen çocuk, bir gün size şöyle bir soru yöneltirse:

 

       “Gökyüzünün rengi neden başka bir renk değil de mavidir?” Ne yanıt verirsiniz? Ben size söyleyeyim. Benim gibi bir gün izin istersiniz ve başlarsınız araştırmaya. Eğer soru Nisan’ın sorusu gibi kazıksa bu bilgiye ulaşmanız için kaynak kıtlığı da çekersiniz.
* * *
       Şimdi bu soruyu ben de size soruyorum: “Gökyüzünün rengi neden başka bir renk değil de mavidir?” Yanıtını bulamazsanız yan sütunda okuyabilirsiniz.
* * *

       Develer, çocukların hep ilgisini çeker. Uzun boyu, eğri boynu, geniş ayakları ve kısa kuyruğuyla. Bir de, başka hiçbir hayvanda bulunmayan sırtındaki kamburu, yani hörgücü hep şu soruyu sordurtur onlara: “Develerin sırtındaki nedir?” “Erzak deposu,” yanıtını aldıklarında da ikinci soru gelir ardından: “Peki, o uzun çölleri yemeden içmeden nasıl geçebiliyorlar? Kaç gün su içmeden durabiliyorlar?”
* * *
       Sanırım fabl öykülerinden; La Fonten, Ezop’tan kaynaklanıyor olsa gerek, çocuklar gibi çevirmenler de cırcırböceği ile ağustosböceğini hep birbirine karıştırmışlardır. Hatta cırcırböceği ile çekirgeyi de karıştıranlar vardır.

 

       Cırcırböceği ile çekirge arasında bir akrabalık olsa da, cırcırböceği arkasındaki uzun iğnesi ve yine başındaki uzun antenleriyle çekirgeden hemen ayrılır ve daha küçüktür. Gelelim cırcırböceğinin nasıl şarkı söylediğine. Öyle ya, bütün yaz şarkı söyleyip kışın aç kalınca karıncaya giden bu hayvanın nasıl şarkı söylediğini çocuk merak ediyor.

        İşte soruların yanıtları
      Gökyüzünün rengi neden mavi?

       Güneş ışığı, atmosferden dünyamıza ulaşmak için yaptığı yolculuğu sırasında önüne çıkan küçük polenler ve toz parçacıkları yüzünden kırılmalara uğrayıp dağılıyormuş. En çok dağılan ışık da mavi renkli ışık olduğu için gökyüzü açık havalarda hep mavi görünüyormuş.

 

       Güneş doğarken ve batarken, güneşin ışınları yeryüzüne ulaşabilmek için daha uzun yolculuk yaptığından, mavi ışık atmosfer tarafından emiliyor, yalnızca kızıl renkli ışık gözüktüğü için gündoğumunda ve günbatımında o kızıllığı görüyormuşuz.

       Develer ne kadar aç ve susuz kalabilir?

       Develerin sırtlarındaki hörgüçlerinde yiyecek depoladıklarını, ayrıca midelerinin bir bölümünü de matara olarak kullandıklarını, uzun süre susuz kalabildiklerini hepimiz biliriz. Bilimsel açıklaması ise şöyle: Devenin midesinde üç bölüm varmış. İlkini otlarken ve geviş getirirken yiyecek depolamak için kullanırmış; ikinci bölümde sindirim sıvısını toplarmış; üçüncü bölümde ise geviş getirilmiş otları öğütürmüş. Ayrıca midenin ilk iki bölümünün duvarlarında da su depolama keseleri varmış.

 

       Yani, anlayacağınız, mükemmel bir mide. Bu midenin bölümleri dolduğunda kaslar yardımıyla kapatılır ve deve suya gereksinim duyduğunda bu keselerden birinin kası gevşer, su dışarı bırakılırmış. Eğer devenin sırtında yük olmazsa yolculuk boyunca 6 ila 10 gün arasında susuzluğa ve açlığa dayanabilirmiş.
Not: Bu yanıtı verdikten sonra çocuktan ikinci bir soru geldi: “Yediklerini hangi keseye koyacağını nasıl biliyor?” İşte bu sorunun yanıtı benim boyumu aşıyor. Bunu da siz bulun.

       Cırcırböcekleri nasıl şarkı söyler?

       Başta açık sözlülükle belirtmeliyim ki, ben de yeni bir şey daha öğrendim. Cırcırböcekleri arasında şarkıyı genellikle erkek cıcırlar söylüyormuş. Her böceğin ses titreşimi ve tonalitesi bir diğerinden farklıymış.

 

       Ve cırcırlar şarkıyı ağızlarıyla değil, kanatlarını birbirlerine sürterek çıkardıkları sesle söylüyorlarmış. Ön bacaklarındaki organlarıyla da sesleri işitiyorlarmış. Yani ön bacakları kulak görevi görüyormuş. Cırcırböcekleri bu şarkıları öyküdeki gibi dalga geçtikleri için değil, eşler birbirini bulmak için söylüyorlarmış.

       Çocuklarla öylesine kaynaştık ki, ben bu yanıtın arkasından şöyle bir yanıtın geleceğini çok iyi biliyordum. Sonunda da geldi: “Yalvaç Abi, bu cırcırböcekleri hiç susmadıklarına göre, demek ki ikide bir birbirlerini kaybediyorlar!” Yazan : Yalvaç UralKaynak : Milliyet

Hindistan Bir Sucu

       Hindistan Bir Sucu       Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.        “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.”        “Neden?.” Diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?” Kova cevap vermiş.        “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.” Sucu şöyle demiş:         “Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.” Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:        “Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?… Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.”        Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Tanrı’nın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.

Atatürk Ve Kadınlar

ATATÜRK VE KADINLAR“Türk kadını; dünyanın en aydın, en erdemli ve en vakur kadınıdır.” diyen Ulu Önder Atatürk seçme ve seçilme hakkındaki fikrini ilk kez Ankara Kız Lisesi’ndeki liseli kız öğrencilerle birlikte oluşturmuştur. Onlara ” bir vatandaşın en büyük hakkı seçilmektir.” demiş ve eklemiştir; “Mebus olmak ister misiniz?”Liseli kız öğrencilerin coşkusuyla beraber orada bulunan herkes yeni bir inkılâbın tarihi anını yaşadıklarını anlamışlardır.

Böyle bir inkılâbın arkasından Atatürk’ün özlemini çektiği meclis, hasretini çektiği meclis, içinde en az 40 bayan bulunduğu Türkiye Büyük Millet Meclis’iydi. Pek az zaman içinde kadınların seçme ve seçilme hakkını öngören kanun kabul edildi.
CUMHURİYET KADINLARINDAN…..
Nene Hatun mermileri sırtlamıştı…. Onlar ise kültürü, sanatı, bilimi sırtladılar… Kara çarşafların altından çıkan kadınlar, geleceği, aydınlığı ve ilerlemeyi yakaladılar…

Süreyya adlı bir kadın… Cesur ve ilericiydi. Lise yıllarında arkadaşlarına cumhuriyet rejiminden söz ettiği için,”gavur” ‘a çıktı adı. Babası Prof. Ahmet Ağaoğlu gibi hukukçu olmak istiyordu. Ancak o günlerde hukuk fakültesine kız öğrenci alınmıyordu. O, her şeye rağmen şansını denemek istedi ve fakültenin rektörü Selahattin Bey’i görmeye gitti. Selahattin Bey bu ısrarcı kızın haline gülerek,”hukuk fakültesine girmek, isteyen üç kız daha getir, fakülteyi size açalım.” dedi. Süreyya kendisi gibi üç kız öğrenci daha bularak hukuk fakültesine adımını attı.
Süreyya Ağaoğlu Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kadın avukat…

Yasaklı Tiyatro
Atatürk ” Türk kadını tiyatro sahnesine çıkmazsa, tiyatro gelişmez ” demişti. O güne kadar sadece Hıristiyan kadınlarına açık olan tiyatro kapıları, ilk kez Türkiyeli kadınlara açıldı ve Afife Jale, Darül Bedai’ye adım attı. Ardından Bedia Muvahhit geçti bu kapıdan… Ve sonra onu yüzlerce kadın tiyatrocu izledi…
Afife Jale Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kadın tiyatro sanatçısı…

Resim de kadın da özgür…
16 yaşında Sanayii Nefise Mektebi resim bölümüne yazılarak, okulun ilk kız öğrencisi olmuştu… Bu nedenle adını heykeltıraş olarak Cumhuriyet Tarihine yazdırdı… Tüm alanlarda olduğu gibi, plastik sanatlarda da Cumhuriyet çok şey kazandırdı kadına…
Sabiha Bengütaş Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kadın heykeltıraş…

Aydınlık ve ileri…
İlk kadın doktor olarak tıp eğitimini Almanya’da görmüştü…Çünkü, sadece erkekler gidebiliyordu üniversiteye.. Doktorluk kadınlara artık sadece bir ideal kadar uzak o ölçüde de yakın…

Safiye Ali Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kadın doktor…

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir ki bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa zincirle bağlı kaldıkça öteki yarısı göklere yükselebilsin?…  

Aile Şiddet ve Çocuk Eğitimi

Aile Şiddet ve Çocuk Eğitimi

Anne Baba Okulu

Aile Çocuk İlişkisiAile, toplumsal yaşamın bir parçası olup, birlikte yaşamanın temellendiği bir kurumdur. İnsan ilişkilerinin şekillenip, sorgulandığı, ailedeki her bireyin bu kurumun bir parçası olduğu ve değişik roller üstlenerek kurumsallaşmaya katkıda bulundukları araştırmalar sonucu ortaya çıkmış bulunmaktadır. Kişilerin bu kurum içinde üstlendikleri roller kendine özgü kişilik ve davranışların gelişmesine neden olur. Bu kişilik ve davranış türlerinin bazıları kalıtsal, bazıları da yaşamdan ve çevreden edinilen alışkanlıklarla ilişkilidir. Aile içindeki roller katı ise dünyayı tek boyutlu gören, kalıplaşmış benlik yapısına sahip insanlar yetişir. Ailedeki roller esnek ise, dünyayı çok boyutta görebilen, hoşgörülü insanlar yetişir. Birey davranışları ile içinde yaşadığı aile ortamını yansıtır. Çocuğun ya da gencin eğitiminde ailenin yerine getirmesi temel değerler vardır.

Bunlar:

a)       Değerli bulunma,

b)       Güven duyma, paylaşma,

c)       Yakınlık ve dayanışma,     

d)       Sorumluluk duyma,  görev alma,

e)       Yaşamla mücadele edebilme duygusu,  

Ailenin sosyo-ekonomik, kültürel yapısı ile aile, kurum ve içindeki ilişkiler, çocuğun kişilik yapısına yansımaktadır. Çocuğun eğitiminde ve sosyalleşmesinde, onun sağlam kişilikli ve olgun davranışlar ortaya koyan bir birey olmasında etkili olmaktadır. Çocuğun kişilik gelişiminde anne ve babaların çocuklara karşı takındıkları olumlu ya da olumsuz tutumlar önemli bir yer tutmaktadır.  

Ayrıca çocuğa toplumsal ilgi göstermek zorundayız. Ailede, anne-babanın yaşamını sürdürmek için çalışmak zorunda olduğu günümüz koşullarında, ailenin çocuklara yönelik ilgisinde bir azalma olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum çocukları içine kapanık, sorunlu ve bencil davranma duygusu içinde yaşama katmaktadır.  

Ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde ve büyük kentlerin varoşlarında “otoriter baba” motifi etkindir. Böylesi ailelerin çocuklarının ruhsal gelişmeleri çok sağlıklı olmamaktadır. Hatta yok denecek kadar azdır. Bu aile yapılarında bütün özgürlükler baba için geçerlidir. Ailenin diğer bireyleri babaya itaat etmektedir.  

Anne ve diğer aile bireyleri yoğun baskı altındadır. Aile ise baskılanmanın sonuçlarını bir “kader gibi” benimseyip yaşadığı hak yoksunluğunu şiddet uygulayıp, baskı kurarak çocuklarına yansıtmaktadır.   Suçlu çocuklar üzerinde yapılan istatistiklerde çocuğun suça itilmesinde otoriter babanın ve annenin baskıcı ve katı disiplin anlayışının yansımalarının ortaya çıktığı anlaşılmış ve belgelenmiştir.Aile içinde şiddet, bir terbiye yöntemi olarak algılanmaktadır. Aileler arasında yapılan anketlerde 100 aileden 34’ünde şiddete başvurulduğu görülmektedir. Her iki aileden birinde ise çocuklar dövülmektedir. Küçükken utanca boğulan, aşağılanan, horlanan ve dayak yiyen çocuk, çevresini sürekli denetim altında tutmaya çalışır, kimseye güvenmez, diğer insanlarla sürekli olumsuz ilişkiler içine girer. Dürüst olmaz, sürekli yalan söylemeye yönelir. Aile içi iletişim kaybolur. Şiddeti bir davranış modeli olarak benimser, yetişkinlerden korkarak büyür.  

Oysa çocuklara zaman ayırmak zorundayız. “Elimde değil ne yapayım, sözden anlamıyor” demeye hakkımız olmadığını düşünüyoruz.  

Anne karnında başlayan ailedeki şiddet uygulamasını ortadan kaldırmak için aile içinde özgürce tartışma ve demokratik davranma ile katılımcılık ilkelerini geliştirip yerleştirmek gerekir.  

Dayak ya da değişik şiddet uygulamalarının çocukta ortaya çıkardığı olumsuzluklar:a) Çocukta kişilik ve kimlik kaybı oluyor, güven ortadan kalkıyor.b) Şiddet çocukları tepkisizliğe, yalnızlığa, çaresizliğe, kararsızlığa, güçsüzlüğe, karamsarlığa itiyor.c) Anne–babanın kötülüğüne inanıyor. Sevilmediği hissine kapılıp ruhsal bunalıma düşüyor, depresyon yaşıyor.d) Dayak sonrası çocuklarda uyum bozuklukları, altını ıslatma, kekemelik, parmak emme ve başkaca fiziksel bozukluklar ortaya çıkıyor. 

B- EĞİTİM SİSTEMİ VE ŞİDDET

   İçinde bulunduğumuz eğitim sistemi çocukları ezen, kişiliklerini bozan, kendine güveni, yaratıcılığı yok eden, ağırlıklı olarak olumsuz insanların yetişmesine olanak tanıyan bir sistemdir.    Eğitim sisteminin bir parçası olan öğretmen de bu sistemden etkilenmektedir. Bu çemberi zorlayan, olumsuzluğu en aza indirmeye çalışan öğretmen sayısı oldukça azdır. Eğitim bilincine ulaşmamış, eğitim psikolojisini bilmeyen öğretmenlerin meslekte çok fazla bulunması eğitimde şiddet olgusunu arttırmaktadır. Her dört öğretmenden biri şiddete yönelmekte, her yüz çocuktan dokuz tanesi okulda şiddetle karşılaşmaktadır.   

Ayrıca şiddet içeren değişik cezalandırma yöntemleri ile (saç, kulak çekme, tebeşir, silgi fırlatma, tek ayaküstünde ve çöp sepetinde  bekletme gibi)  çocukların cezalandırıldıklarına tanık olunmaktadır.     Çocukların duygusal ve kişilik gelişiminde okul yaşamının çok önemli etkisi vardır.   

Çocuk okula başladığında okuldaki bütün iletişim ve ilişkilerini aileden getirdiği özelliklere göre düzenler. Okulun ve öğretmenlerin çocuğun ilişkilerinde, kişilik gelişiminde çok önemli etkisi bulunmaktadır. “Dayatmanın” bir model olarak benimsendiği eğitim sistemimizde dayak, baskı, yasak ve ezbercilik bilinçli bir tercih olarak kullanılmaktadır. Böylesi eğitim sistemleri içinde yetiştirilen çocuklarda sağlıklı bir kişilik gelişiminin oluşmasını beklemek sağlıklı olmasa gerek. Aile içinde otokritik, baskıcı ve dayatmacı ilişkileri yaşayan çocuklar okul ortamında da aynı koşullarda karşılaştıklarında duyarsız, kişiliksiz, silik, kendine güven duymayan, karamsar ve saldırgan bireyler olarak yetişmiş olacaklardır.  

Okul eğitimi yasakçı bir anlayıştan uzak olmalıdır. Eğitim, çocukların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir ortamda yapılmalıdır. Eğitimin temel hedefinin bir iş sahibi olmak, çok para kazanmak ve bireysel yaşamını kurtarmak olmadığı bilinci oluşturulmalıdır. Çocuklarımıza vereceğimiz eğitimde, onların bir iş sahibi olmalarının, para kazanmalarının ve ekonomik yaşamlarını kurtarma fikrinin çok öne çıkarılmaması gerekiyor. Çocuklarımıza sunacağımız eğitim, yaşamın bütün zorluklarına karşı direnebilecek kişilikte insanlar yetiştirmek olmalıdır.

Çocukların ilişkilerinde sevgi duygusunun anlatımı, kavratılması çok önemli bir öğedir. Birey çocukluğunu çocukken yaşamalıdır. Eğitim çocukların en doğal hakkıdır. Bu cezanın uzun vadeli sonucu isyan etme ya da baş eğmedir. Hakkın kullanılması hiçbir biçimde engellenmemelidir. Şiddet ve baskı insanın kişiliğini ve fiziğini bozmaktadır. Fiziksel şiddet, şiddetin bir boyutudur.  

Eğitimi bir terbiye aracı olarak değil, bilim olarak algılamak gerekir. Okullar bireylerin ideallerine ulaşmalarını sağlayan yardımcı kurumlardır. Ayrıca bu idealler arasından seçim yapabileceğimiz bir yer olarak düşünülmelidir. İnsanların dünyaya geldiğinde sevecen, konuşkan, esprili, yaratıcı, korkusuz vb. gibi özelliklere sahip oldukları belirlenmiştir. Çocuğa vereceğimiz eğitim, kendi kişiliğinin gelişmesine saygı duyan, bol seçenekler sunan, bireyin davranışlarını olumlu yönde geliştirmeye açık olan, çocuğu belli kalıplar ve öğrenme modelleri ile sınırlamayan bir tarzda olmalıdır.  

Eğitimde yaygın ve sistematik olarak uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddetin dışında başka cezalandırma şekilleri de uygulanmaktadır.Bunlar;

— Öğrenciyi müdüre gönderme,

— Yerdeki çöpleri toplatma, çöp sepetinin başında nöbet tutturma,

— Velilere şikayet,

— Çocukların adını tahtaya yazma,

— Sınıf arkadaşlarının önünde küçük düşürme,

— Dersten atma veya okulda bekletme,

— Köylerde tuvalet temizlettirme, sınıf sobalarını yaktırma,

— Yapamayacağı işleri yapmaya zorlama (odun, kömür taşıma, sınıf temizleme vb. gibi)

MEBin sınav takvimi

      MEB’in sınav takvimi        

       Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Seviye Belirleme Sınavı, ilköğretim

  ü  6. sınıflar için 13 Haziran 2009,

  ü  7. sınıflar için 7 Haziran 2009 ve

  ü  8. sınıflar için ise 6 Haziran 2009 tarihlerinde yapılacak.

Devamı…

AÜ Kayıt Yenileme

      AÖF´te kayıt yenileme 24 Kasım-22 Aralık arasında 

       Anadolu Üniversitesinin (AÜ) Uzaktan eğitim sistemine göre öğretim yapan Açıköğretim, İktisat ve İşletme fakültelerine kayıtlı öğrencilerin 2008-2009 öğretim yılı kayıt yenileme işlemleri 24 Kasımda başlayacak, 22 Aralıkta sona erecek.

Devamı…

AÜ Kayıt Yenileme

AÖF´te kayıt yenileme 24 Kasım-22 Aralık arasında Anadolu Üniversitesinin (AÜ) Uzaktan eğitim sistemine göre öğretim yapan Açıköğretim, İktisat ve İşletme fakültelerine kayıtlı öğrencilerin 2008-2009 öğretim yılı kayıt yenileme işlemleri 24 Kasımda başlayacak, 22 Aralıkta sona erecek.
Devamı…

Hediye Yasağı Geldi

                   

      Öğretmene Pahalı Hediye Yasağı Geldi           

       24 Kasım’da kutlanacak Öğretmenler Günü öncesinde Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu’ndan, öğretmenlere pahalı hediye alma yasağı geldi       Devamı…

Hediye Yasağı Geldi

      Öğretmene Pahalı Hediye Yasağı Geldi                                                                         

       24 Kasım’da kutlanacak Öğretmenler Günü öncesinde Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu’ndan, öğretmenlere pahalı hediye alma yasağı geldi      

       Devamı…

SBS Puanları Diploma Notlarıyla Karşılaştırılacak

   SBS Puanları Diploma Notlarıyla Karşılaştırılacak        Tarih: 14.11.2008 

  İlköğretim öğrencilerinin yılsonu başarı puanı ile Seviye Belirleme Sınavı’ndan (SBS) aldığı puanın yakın olmasını öngören bakanlık, ‘puanlar arasında bu yıl için 30 ve daha fazla puan farkının olduğu öğrenciler’ belirlenecek

Devamı…

İnternet ve Çocuk

     İnternetin Çocuklara Etkisi…                       16 Kasım 2008 08:5226

       26 ildeki araştırmaya göre; önlem alınmazsa internet, çocuklara ve aileye zararlı. Artık bir internet nesli yetişti ve MSN kullanımında da dünyada 2’nciyiz.  Devamı…

Deneme Sınavları İptal Edildi

        MEB il genelinde SBS denemelerini kaldırdı                          

        Milli Eğitim Bakanlığı, ”amaca hizmet etmediği” gerekçesiyle il genelinde gerçekleştirilen seviye tespit ve başarı değerlendirme sınavlarını kaldırdı. 
Devamı…

OSS Soru Kapsamları

      ÖSS Testlerinin Kapsamı Değiştirildi 

       Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı, ortaöğretimde eğitim süresinin 4 yıla çıkarılması ve haftalık ders çizelgesindeki değişikliklere paralel olarak 2009-ÖSS’deki testlerin kapsamlarını yeniden belirledi.

       Devamı…

OSS Testlerinin Kapsamı Değiştirildi

     ÖSS Testlerinin Kapsamı Değiştirildi  

       Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı, ortaöğretimde eğitim süresinin 4 yıla çıkarılması ve haftalık ders çizelgesindeki değişikliklere paralel olarak 2009-ÖSS’deki testlerin kapsamlarını yeniden belirledi.
Devamı…

Çocuk Ve Spor

     ÇOCUK VE SPOR

 

       Bu bölümde hepimizin en değerli varlığı olan çocuklarımızın ve çocuğun üzerine egzersizin yaptığı etkileri; yetenek ve yetenek seçimi konusunu ve de çocuğun büyüme ve gelişme dönemlerini aktarmaya çalışacağız. 

Devamı…

404

404: Not Found

Sorry, but the content you requested could not be found