Muhsin Yazıcı

Kategori -Günün Öyküsü

Günün öyküsü: Korku ve Kararsızlık..!!?

Aykırı profesör elinde bir fare ve kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı..

Kutunun hava almadığı açıktı..

Salona dönerek:

-“Bu kutuya iki gün kimse dokunmayacak dokunan bu dersi geçemez!” dedi ve salondan çıkıp gitti..

Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Kimisi kutunun içindeki fareyi çıkarmayı düşündü ama cesaret edemedi.. Devamı…

Günün öyküsü: Akıl Okulu

Birgün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan’da şöyle bir haber yayılmış:
– Güzel başkentimizde bir akıl okulu varmış. Her kim o okula giderse orada akıl öğretiliyormuş.

Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş. Kasabanın en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:
– Efendim hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım. Bir insan akıllıysa akılllıdır. Sonradan akıl kazanılır mı hiç? Olacak şey midir? Duyulmuş mudur? Görülmüş müdür? Devamı…

Günün öyküsü: Mutsuz Kral

Bir zamanlar her şeye muktedir, çok zengin ama mutsuz bir kral varmış. Mutlu olmak için ne kadar uğraşsa da mutlu olamıyormuş.

Ülkenin en bilge kişisini huzuruna çağırtıp nasıl mutlu olabilirim diye sormuş.

Bilge:

-“Kralım, mutsuzluktan kurtulmak istiyorsanız; mutlu bir adam bulup onun gömleğini giymeniz gerekir.” Devamı…

Günün Öyküsü: Kuyruğunu Dik Tutan Fare

Ormanın birinde sürekli diğer hayvanlara musallat olan bir fare yaşamaktadır. Fareden çok çeken hayvanlar günün birinde toplanır ve ondan kurtulma görevini “ezeli düşmanı” kediye verir.

Farenin peşine düşen kedi onu bir ağacın altında olacaklardan habersiz beklerken görür, usta bir avcı gibi sessizce yaklaşır arkasından.

Pençesini kaldırır, ama kedinin gölgesini gören fare şimşek hızıyla fırlar. Hızlı bir kovalamaca sonunda düz bir ovaya gelirler. Sağına soluna bakan fare kaçacak yer olmadığını görür. Devamı…

Günün öyküsü: Sevginin mucizesi

(Anne/babaların ve öğretmen arkadaşlarımın mutlaka okumalarını öneriyorum)

Mrzakarm Norbekov

Bir gün gazetede çalsan bir arkadasm telefon ett ve,

-“Hadi denize gidelim. Zamanın var m?” diye sordu.

-“Var” dedim.

 

-“Bir grup psikolog gidiyor, gazeteci olarak onlara katılacağım. İstersen sen de Listeye dahil edeyim, nasılsa psikologsun. Düşünebiliyor musun? Devletin parasıyla Kırım’da otuz beş gün. Deniz, şarap, kebaplar, tatil terapisi…”

Kabul ettim. Beleş kimin hoşuna gitmez, söyler misiniz lütfen? Devamı…

Yaşama dair kısa bir öykü

Kırk yıl önce bugün evlenmişlerdi.

Kadın her zamanki gibi erken kalkmıştı, kocasını 40 yıl boyunca kahvaltı yapmadan evden göndermemişti.

Artık dişleride azalmıştı. Kendi kendine söylendi,

-“Kırk yıl geçti bir defa bile ekmeğin yumuşak tarafını yemedim. Bugün yersem herhalde alınmaz, dile kolay tam 40 yıl…” Devamı…

Günün öyküsü: Önemli olan

Günün öyküsü: Önemli olan

Adam, telaşlı, öfkeli bir halde eşine bağırıp, çağırıyordu. Babalarının sesini duyan iki çocuk ise yataklarından kalkıp salona gelmişti. Babalarının öfkesini görünce, korkmuş, sinmiş halde birer koltukta sessizce oturup kalmıştı. Adam, çocuklara, hanımın üzüntüsüne aldırmadan söylenip duruyordu:

-“Söyledim değil mi(?), söyledim. Bu gün toplantı olduğunu, açık mavi gömleği ütülemeni söyledim.”

-“Kahverengi gömlekle gidiversen ne olurmuş!” Devamı…

Elektrik direğindeki kuşu kurtarmak isterken ellerinden olan çoban: Kanatlarım kırıldı ama pişman değilim

Elektrik direğindeki kuşu kurtarmak isterken ellerinden olan çoban: Kanatlarım kırıldı ama pişman değilim

 “O kanatlanıp uçtu ama benim kanatlarım kırıldı”

Ağrı’da bir güvercini kurtarırken elektrik akımına kapılıp iki kolunu kaybeden 17 yaşındaki çoban Ramazan Taşdemir, “Onu kurtarmaya çalışırken kanatlanıp uçtu. Ama benim kanatlarım kırıldı” diyor. Pişman olmadığını söyleyen Taşdemir, “Hayvanlara karşı vicdanlı olmak lazım. İyileştikten sonra direğe asılı olan bir kuş görsem yine kurtarırım” çağrısını yapıyor. Devamı…

Günün öyküsü: Kendini bilmeyenlere…

Kendini bilmeyenlere…

Genç bir çift yeni bir mahalledeki evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparken, komşu da çamaşırları asıyormuş.

Kadın eşine:

-“Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor,” demiş.

Eşi ona bakmış bir şey söylememiş.

Kadın, komşunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Devamı…

Günüb öyküsü: Beyaz At Ve Hükümdar

Beyaz At Ve Hükümdar

Hükümdarın birinin beyaz bir atı varmış. Hükümdar, bu atını çok severmiş. Bir gün bütün maiyetinin “kendi adamlarının” hazır bulunduğu bir sırada:

–“Bu beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını uçurabilirim. Çok dikkatli olun. Çünkü bu beyaz atı canım kadar seviyorum. Onun ölüm haberi bende kriz geçirtebilir”, demiş. Devamı…

Günün Öyküsü: Aptal Puma Sendromuna Yakalanmak

Günün Öyküsü: Aptal Puma Sendromuna Yakalanmak

Pumayı bilirsiniz. Hani vahşi kedilerin uzak atalarından. Yaklaşık iki metre uzunluğundaki benekli yırtıcı. Birçok özelliği ile ünlüdür bu ormanların harika kedisi. Ama en çok ta hızlı ve kıvrak koşusu ile tanınır. Avının peşinedüştüğü andan itibaren giderek hızlanan ve vücudunun tüm eklem ve kaslarını ortaya koyan hareketlerini seyretmek bir zevktir. Bu ölüm koşusu bazen pumanın , bazen ise hayatı için koşan kurbanın zaferi ile sonuçlanır. Devamı…

Günün öyküsü: Korku ve Kararsızlık

Aykırı profesör elinde bir fare ve kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı. Kutunun hava almadığı açıktı. Salona dönerek: -“Bu kutuya iki gün kimse dokunmayacak dokunan bu dersi geçemez!” dedi ve salondan çıkıp gitti. Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Kimisi kutunun içindeki fareyi çıkarmayı düşündü ama cesaret edemedi. İki gün boyunca ders görülen sınıfta kutu öylece kaldı. Ne olacağını merak ederek iki gün geçirdiler. Devamı…

Günün öyküsü: Kaktüs

Meksika’da çölde yetişen bir tür kaktüs var.
Bu kaktüsün yapraklarında ipeksi bir iplik var ve ipekten daha pahalı bir kumaşın yapımında kullanılır.

Bir gün bir işadamı yatırım yapmaya karar verir.
Büyük bir fabrika yapar.
Kaktüsleri orada daha çok daha bol yapraklı yapmak için her türlü fedakârlığı yaparlar, kaktüsleri bol vitaminler ve zenginleştirilmiş gıdalar gübrelerle beslerler. Devamı…

Günün öyküsü: Sabana koşulan öküz ve merkep

Atatürk, dinlenmek için gittiği İstanbul’daki Florya Köşkünden, yanında yalnızca şoförü ile Küçükçekmece’ye doğru giderken tarlasında sabanla çift süren bir çiftçi görür. Çiftçinin sabanında koşulu olan öküzün yanında, koşulu bir de merkep vardır. Şoförüne;
-“Arabayı durdur”, der.
Arabadan iner. Tarlaya doğru yürür. Çiftçi kendisine doğru geleni görmüştür. Sabanında koşulu olan öküzü ve merkebi durdurur. Atatürk, yanına gelince,
-“Kolay Gelsin Ağa”, der.
-“Sağolasın Bey! Hoşgeldin.”
-“Hoşbulduk ağa. Yoldan geçerken dikkatimi çekti. Öküzün yanına merkep koşmuşsun. Hiç öküzün yanına merkep koşulur mu? Bunlar denk değil.” Devamı…

Günün öyküsü: Çıkar uğruna dini inkar etmek

Küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar.

Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş. İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler. Devamı…

Günün öyküsü: Çizgiyi Kısaltmak

Öğretmen sınıftaki zeki ama aynı zamanda kıskanç öğrenciye sordu:

-“Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?”

Öğrenci:

-“Çünkü, onların beni geçmelerini istemiyorum. En iyi ben olmalıyım!” dedi.

Öğretmen masasından kalkıp, eline bir parça tebeşir aldı ve tahtaya bir çizgi çekti. Öğrencinin yüzüne bakıp:

-“Bu çizgiyi nasıl kısaltırsın?” diye sordu. Devamı…

Büyük İskender’in yanıtı

Büyük İskender’e çevresindeki bilge adamlar nasihat verdi:
-“İmparatorluğu ve adınızı yaşatmak için… Çok sayıda kadın alınız. Çok sayıda erkek çocuğunuz olsun. Böylece isminiz sonsuza kadar yaşasın…”
İskender şöyle yanıt verdi:
-“Babaların anılarını çocuklar yaşatmaz. Liderlerin adını yaptığı iyilikler ve yönetimde gösterdiği adalet ve dürüstlük yaşatır…”

Günün öyküsü: Cahillik ve bilgelik ateşi

Eski zamanlarda Dünya’nın ıssız bir köşesindeki bir ada da birbirlerinden habersiz dört ayrı kabile bulunuyordu. Bu kabileler adaya çok uzun zaman önce gelen bir adam aracılığıyla ateş ile geç de olsa tanışmışlardı.

Bir bilge ve öğrencileri bu adayı incelemek amacıyla gezi düzenlemişlerdi.  Bir gemiyle zor da olsa adaya ulaşmışlar, ilk olarak birinci kabile ile karşılaşmışlardı. Devamı…

İstanbul Yenikapı’nın Bir Hayli İlginç Hikayesi

Yenikapı’nın isminin nerden geldiği hakkında efsaneleşmiş, dilden dile dolaşan meşhur bir hikaye vardır.

İstanbul… Her köşesi buram buram tarih kokan şehir. Geçmişten beri medeniyetler için savaş sebebi olmuş bu güzide şehir. Kıtaları birleştiren bu şehirde semtleri var eden, isimlerini koyan şey hikayeleridir. Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilinmez ama o hikayelerin şehrin havasını değiştirdiği bir gerçek.

İşte Yenikapı’nın hikayesi… Devamı…

Günün öyküsü: Bir Öğretmenin Ağlatan Hatası

Günün öyküsü: Bir Öğretmenin Ağlatan Hatası

2000 yılının aralık ayıydı. Üniversiteden yeni mezun olmuştum. Bir devlet okulunda heyecanla derslere giriyordum. Sınıflardan birinde, şartlı cümleleri anlatırken tahtaya İngilizce bir cümle yazdım.

“Evet çocuklar, tahtada ‘Eğer çok zengin olsaydım anneme… alırdım.’ yazıyor. Cümledeki boşluğu, hayal gücünüzü de kullanarak doldurun. Anlaşıldı mı?” dedim.

Devamı…

Günün öyküsü: Artık Zenginiz

Günün öyküsü: Artık Zenginiz

”Japonya’da 4. yüzyılın sonlarına doğru tahta oturan İmparator Nintoku, yüksek bir kuleye çıkar ve ülkesine bakar.

Gökyüzüne doğru yükselen tek duman dahi göremeyince, halkının yoksul düştüğüne ve bu yüzden hiç kimsenin evinde pirinç dahi pişiremediğini anlar.

Hemen bir ferman çıkaran Nintoku, halkının üç yıl boyunca sadece kendileri için çalışmasını emreder. Sarayda çalışanları bile evlerine gönderir…

Devamı…

Günün öyküsü: Taksici ve para üstü

Günün öyküsü: Taksici ve para üstü

“Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı.

-“Üstü kalsın kardeşim” dedim.

Devamı…

Günün öyküsü: Elma Kokusunu Sever misiniz?

Günün öyküsü: Elma Kokusunu Sever misiniz?

-“Elma kokusunu sever misiniz?”

-“Ya da şöyle sorayım. Hiç elma yerken aslında boğazınızda bir yanma hissettiniz mi?”

-“Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım…”

-“16 Mart 1988 sabahı, elma kokusuyla uyandı Halepçeliler. Sevinçle mutfağa yöneldiler önce. Kokunun mutfaktan gelmediğini görünce camlarını açtılar. Baktılar ki koku dışarıdan daha çok hissediliyor, hemen dışarı akın ettiler merak ve heyecanla. Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyecanla dışarı çıkmış. Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar.

Devamı…