Muhsin Yazıcı

Kategori -Karatepeli fıkraları

Dam direği

Dam direği

Karatepeli gelinin biri ekmek yapmak ister. Bunun için de su testisini ve hamur karacağını yanına alarak un çuvalının yanına gelir. Çuvalın önünde evin dam direği vardır. Gelin, bir elini dam direğinin etrafına sarar. Diğer elini de un çuvalına batırır.

Her iki elini de unlu olarak çekmek ister. Ama arada direk vardır. Gelin bağırarak komşulardan yardım ister. Komşular gelirler. Bir çare bulamazlar. Köyün akıllı hocası Akıllı Mehmet’i çağırırlar. Mehmet elini alnına koyup düşünür ve der ki:

– Arkadaşlar, şimdi direği kesersek dam çöker, gelin de ölür, direği kesen de, ölmektense tek kollu olmak iyidir.

Böylece gelinin bir kolunu keserler.

Kaynak : Hasan Karacalar (50) ilkokul mezunu, çiftçi, Kızyusuflu – Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Bal kovanı

Bal kovanı

Köylüler toplanıp dağdaki kovanlarından bal almaya karar verirler. Beş on kişi bir araya gelip gezmeye başlarlar. Bir tane kovan görürler ve almaya karar verirler. Üstüste çıkarlar. Tam kovana yetişmişken en alttaki:

– Biraz durun, elimi yalayayım, der. Üsttekiler yere düşünce de:

– Ne oldu, der, balı paylaşamadınız mı?

Kaynak : Meryem Sertbaş, ilkokul mezunu, Adana. Durmuş Sert, ilkokul mezunu, Adana.
www.muhsinyazici.com

Değirmen

Değirmen

İki Karatepeli değirmene giderken karşılaşmışlar. Aynı değirmene gidiyorlar ama önce hangisi öğütecek buğdayını. Başlamışlar ben öğütecem, hayır ben öğütecem diye kavga etmeye. Tartışma büyümüş. O sırada birinin aklına bir fikir gelmiş.

– Yolun karşısındaki şu çalı değirmen olsun. Hangimiz önce gidersek o öğütecek buğdayını.

Hemen koşmuşlar çalıya doğru. Önce varan buğdayını kaldırıp boşaltmış çalının dibine. Diğeri de ardından yetişip onun buğdayının üzerine dökmüş buğdayını, hâlâ çekişip durularmış sen öğüteceksin, ben öğütecem diye.

Kaynak : Bekir Uzun, (45), öğretmen, Adana.
www.muhsinyazici.com

Sakatlık çıkacaktı

Sakatlık çıkacaktı

Kırk Karatepeli arkadaş köyde topraktan yapılma harabe bir evin üstüne çıkıp bir o yana bir bu yana koşup eğlenirlermiş.

Dam zaten harabe bir şey. Onların ağırlıklarına dayanamayıp çökmüş. Otuz dokuzu ölmüş. Kalan Karatepeli tozlar arasından çıkıp silkinmiş, üstünü başını düzeltirken

-“Az kaldı” demiş,

-“Bir sakatlık çıkacaktı.”

Kaynak : Mustafa Güneri, öğretmen, 1970, Adana.
www.muhsinyazici.com

Deve yükü

Deve yükü

Karatepeli’nin biri devesine kuru ot yüklemiş. Yolda giderken bakmış ki otun uçları yere sürtünüp gidiyor. Bunların ucunu biraz kısaltayım deyip kibriti çakıp otları tutuşturmuş. Bir de ne görsün, deve alevler içinde kaçmıyor mu! Şaşkına dönen deve sahibi arkasından bağırmaya başlamış:

– Hee haa, kara lök, aklın varsa çamura çök.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren, (58), ev hanımı, Kızyusuflu, Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Deve yavrusu

Deve yavrusu

Karatepeliler, bir gün gezerlerken dağda bir deve yavrusunun ölüsüne rastlar. Başına toplanırlar. Bakarlar, bakarlar, hiçbir şeye benzetemezler. Sonunda Akıllı Mehmet’i çağırırlar. Bu ne olabilir diye sorarlar. Akıllı Mehmet iyice bakar, uzun uzun inceler ve der ki:

– Yahu arkadaşlar, bunu bilmeyecek ne var, Adamın birisi bunu deve yapacakmış. Boynunu eğmiş, tabanını dövmüş fakat mayası küçük gelmiş onun için atıvermiş.

Kaynak : Mehmet Celaloğlu (60), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe – Adana.
www.muhsinyazici.com

Karışan postallar

Karışan postallar

Eskiden Karatepe’nin erkekleri çarşıya giderler. Hepsinin ayağı yalındır. Çarşıdaki dükkanda çizmeye benzer , deriden dikilmiş postallar vardır. Bunlardan birer tane alırlar. Eve geri dönüşte yorulurlar ve dinlenmek için ayaklarını uzatırlar. Fakat bütün ayaklardaki postallar birbirinin aynı olunca, hiç kimse kendi ayağını bilemez. O sırada yoldan geçen bir yolcuya hep birlikte yalvarırlar, yardım isterler.

– Biz ayaklarımızı karıştırdık, ne olur bunları ayırın derler.

– Adam eline bir sopa alıp var gücüyle ayaklarına vurmaya başlar. Canı yanan ayağına sahip olur.

Yolcunun eline öpüp alkış verirler:

– Allah gönderdi seni, derler. “Gelmeseydin halimiz ne olurdu?”

Kaynak : Hasan Karacalar (50), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe, Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Bir vızdan bir bizden

Bir vızdan bir bizden
 

Yaz mevsimi gelince, havaların ısınmasıyla sinekler de çoğalmış. İnsanlar sinekleri kovalamaktan yorulmuşlar.

Bizim Karatepeliler, soruna çözüm bulmuşlar. Biri silahı eline almış, gördüğü sineği öldürmek için. Sinek içlerinden birini omuzuna konmuş.

Adam sineği göstermiş, elinde silah olan arkadaşına. Silahlı adam ateş etmiş sineği vurmuş. Tabi bu arada adam da ölmüş.

Diğerleri sormuşlar:

-“Ya ne yaptın, adamı öldürdün”.

Bizimki:

– “Eee, bir vızdan, bir bizden” demiş.

Kaynak : Salih Öğüten, emekli ilkokul öğretmeni, Adana.
www.muhsinyazici.com

Su değirmeni

Su değirmeni

Adamın biri su değirmeni yapmaya karar vermiş. Değirmenin taşı da bir kayanın başında imiş. Taşı derenin kenarına getirmek istiyormuş. Taşın kenarına halatı bağlamış, bir ucunu da beline bağlamış. Taş yuvarlanmaya başlamış. Tabi onunla birlikte adam da. Böylece derenin kenarına kadar gelmişler.

Kaynak : Meryem Sertbaş, (35) ilkokul mezunu, Adana. Durmuş Sert, (15) ilkokul mezunu Adana.
www.muhsinyazici.com

Ters ceket

Ters ceket

Karatepeli’nin biri, motosikletiyle yolculuğa çıkacaktır. Ancak, hava biraz bozulur. Bunun üzerine adam ceketini rüzgârdan korunmak için ters giyer ve arkadan ilikler. Motosikletle giderken kaza geçirir, yaralanır ve bayılır. Diğer Karatepeliler başına toplanır. Adamın kafasının ters döndüğü kanısında birleşirler ve adamın boynunu ters çevirirler.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren (58) ev hanımı, Kızyusuflu, Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Kuyudaki Ay

Kuyudaki Ay

Dolunay zamanı Karatepeli kadın kuyudan su almaya gitmiş. Ay iyice yükseldiği için şavkı kuyudaki suya vurmuş, kadın yukarıdan bakınca, ayın yüzünü suyun içinde görmüş.

Sanmış ki ay suya düşmüş. Bir çığlık kopartmış. Ne oldu diye yanına gelenlere vaziyeti göstermiş. Başlamışlar ne yapalım diye düşünmeye.

Sonunda kuyuya kanca atıp çıkarmaya karar vermişler. Sallamışlar kancaları kuyuya. Bir tanesinin kancası kuyunun taşına takılmış.

Vargücüyle asılmış çekmiş, çekmiş taş bu güce dayanamayıp portunca, adam sırtüstü yere serilmiş. O vaziyette yatarken gözüne ay ilişmiş.

Sevinerek:

– Bakın ayı havaya çıkarttım, demiş.

Kaynak : Ahmet Karacalar (55), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Boynu uzun boz tanrı

Boynu uzun boz tanrı

Hayatında hiç deve görmemiş Karatepeli’nin karpuz bahçesine bir deve girmiş, bütün karpuzları yemeye, bahçeyi talan etmeye başlamış. Karatepeli:

– Bu ne olabilir, olsa olsa Tanrı dedikleridir, diyerek “Eee” demiş, “Karpuzu bostana veren bu, karpuzdan yeme desek olmaz. Belki gazaba gelir.”

Bir yandan söyleniyor öte yandan da boynunu büküyormuş:

– Ey boynu büyük boz tanrı, sen verdin sen alıyorsun, ben ne yapayım?

Kaynak : Mehmet Celaloğlu, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Döğüş gediği

Döğüş gediği

Karatepeliler bir gün Kadirli pazarına gidiyor. Giderken de bir yerde mola verip konuşmaya başlıyorlar.

Birisi:

– “Ne yiyelim Kadirli’ye varınca” diye soruyor.

Diğeri

-“Tahinle pekmez yiyelim” diyor.

Anlaşıyorlar, karardan sonra öbürü soruyor

-“Ya çomağını kim yiyecek”.

Çomak dedikleri, tahinle pekmezi karıştırırken kullandıkları çomak biçimindeki ekmek. Sen yerdin ben yerdim derken bir kavga çıkıyor. Taşla sopayla saldırıyorlar birbirlerine.

Sonuçta beş, altısı ölüyor. O günden beri oraya döğüş-gediği denir.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren, ev hanımı, Kızyusuflu – Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Uçsa da oğlak uçmasa da

Uçsa da oğlak uçmasa da

İki Karatepeli yaz vakti oturmuşlar. Biri koyun güdüyor, diğeri oğlak. Etraflarına bakarlarken, kuru bir ağacın üstünde oturan kuşu görüyorlar, biri diyor ki:

– Şu kuşu görüyor musun?

– O kuş değil, oğlak, diyor öteki.

Oğlaktı kuştu derken epey bir süre tartışıyorlar. Derken kuş uçup gidiyor. İlk gören:

– Bak işte kuşmuş. Uçtu gitti, diyor.

Diğeri inatçı:

– Uçsa da oğlak, uçmasa da.

Kaynak : Bekir Uzun, öğretmen, Adana.
www.muhsinyazici.com

Papazı uyandırmış

Papazı uyandırmış

Karatepeli’nin biri on tane dam yapmış. Damın üstüne çıkıp saydığında dokuz, indiğinde on sayarmış. En sonunda “Vay açıkgöz hırsız, ben damın tepesine çıkana kadar çaldı, inene kadar yerine koydu” demiş. İnmiş aşağı hırsızı aramaya başlamış. Yolda:

– Sırtı dam yüklü bir adam gördünüz mü, diye sormuş rastladığı birine.

O da:

– Gördüm, az önce geçti, demiş.

Bir değirmene varmış. Girmiş içeri, değirmenciye sormuş. Durumu anlayan değirmenci:

– Sen otur dinlen, demiş, o gâvur hep çalar damları, geçerken sana haber veririm.

Değirmende bir de şapkalı papaz varmış, yatıp uyurlarken değirmenci papazın şapkasını Karatepeli’ye bunun terliğini de papaza giydirmiş. Sonra Karatepeli’yi uyandırmış.

– Kalk yetiş, damı çalan hırsız şimdi geçti demiş.

Karatepeli yola düşmüş. Ay ışığı da arkadan vururmuş. Gölgesi önüne düşüp de başındaki şapkayı görünce almış eline şapkayı “Hay değirmenci” demiş, “Beni uyandıracağına papazı uyandırmış.”

Kaynak : Ahmat Karacalar, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Devenin kaburga kemiği

Devenin kaburga kemiği

Karatepeli çoban yolda bir hallaç yayı bulmuş. Arkadaşlarına göstermiş. Evirmişler, çevirmişler ama ne olduğunu çıkaramamışlar. O sırada akıldaneleri geçiyormuş. Sormuşlar. Adam hiç düşünmeden,

– Bunu bilmeyecek ne var, devenin kaburga kemiği.

Kaynak : Bekir Uzun, öğretmen, Adana.
www.muhsinyazici.com

Öldü bile

Öldü bile

Ağanın birisi uzun süredir hasta yatağında yatmaktadır. Oğlu çift sürmeye gidince ağa vefat eder. Karatepeli genci haberci olarak gönderirler.

Ancak kötü haberi hemen vermemesini, durumun kötüleştiğini söylemesini tembihlerler.

Ağanın oğlu haberci gencin gelişinden şüphelenir,

-“Ne oldu babam mı kötüleşti” diye sorar. Haberci genç “Ne kötüleşmesi” der “öldü bile”.

www.muhsinyazici.com

Karaçalı

Karaçalı

Bir gün dört Karatepeli ormanda yürüyorlar, içlerinden birisi, “Şu Allahın işine bak, ağaçlar ne kadar uzun böyle” diyor. Diğeri de “Ya istesek biz de böyle uzun oluruz” diyor ve birbirlerinin üzerine çıkarak bir ağaç boyu oluyorlar. En alttaki:

– Biraz durun hele, kulağım kaşındı, biraz kaşıyayım, diyor.

O kulağını kaşırken üsttekilerin hepsi arkada bulunan çukura düşüyor. Çukurun içi de karaçalı dolu olduğu için ne kıpırdayabiliyorlar ne de çıkabiliyorlar. Dışarıda bulunana “Git köyden yardım getir” diyorlar. Dışarıdaki gidip adam getiriyor. Gelenler uğraşıyor ama bir türlü çıkaramıyorlar. Ne yapalım derken, içlerinden biri:

– Çukurun içine ateş atalım, çalılar yanar, biz de onları çıkarırız, diyor.

Öyle yapıyorlar. Tabi çalılarla birlikte adamlar da yanmaya başlıyor. Sonunda yana yana iskeletleri görünüyor. Dışarıdakilerden biri:

– Bak şunlara, diyor, dışarı çıkacaklarını anladılar nasıl da sırıtıyorlar.

Kaynak : Hakan Erdur, (21), Ç.Ü. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi, Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

İğneyi bulan buldu

İğneyi bulan buldu

Şehre ilk defa gelen Karatepeli çoban insanları koşuştururken görünce şaşırır. Bir şeyler arıyorlar zanneder. Kendisi de bakınmaya başlar. Tesadüfen bir iğne bulur. Hemen iğneyi alıp yüksekçe bir yere çıkar ve bağırarak:

– Siz arayın daha arayın, iğneyi bulan buldu, der.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Nafiz Köse, grayder operatörü, Salmanlı – Kozan – Adana.
www.muhsinyazici.com

Cinli kavak

Cinli kavak
 

Karatepeliler oldukça meraklı olurmuş. Bir gün çiftçilik yapan bir Karatepeli tarlasındaki bir kavağın kaç adam boyu olduğunu merak eder. Köyün en yaşlı kişisine gider akıl danışır.

Yaşlı köylü : “Bir kişi kavağın en süt dallarından tutunup aşağı sallansın” der. “Başkaları da onun ayaklarından tutunarak aşağı doğru sallansınlar. O zaman kavağın kaç adam boyu olduğunu buluruz.” Hemen öyle yaparlar. Bir kişi kavağın en üst dalından tutunup aşağı sallanır, ikinci kişi de ilk kişinin ayağına tutunur, üçüncüsü de ikinci kişiye tutunur. Bu şekilde kavağın boyunu ölçerlerken ilk çıkan kişi ikinci çıkana:

– Memo Ağa, kurban, burası da emme serinmiş, yayla gibi, der. Hele dur bir cigara tüttüreyim. İlk kişi ellerini bırakınca kavağa çıkan bütün kişiler yere düşer. Kavağın bulunduğu tarlanın sahibi:

– Abo, bizim kavak cinli çıktı. Boyunun ölçülmesini sevmedi, der.

Kaynak : Ersin Soytorun, Fevzi Çakmak Yurdu Kütüphane memuru, Adana.
www.muhsinyazici.com

Kartlamış

Kartlamış

Karatepeli ilk defa gittiği il pazarında gördüğü ama adını bilmediği incirden bir kilo alıp yiyor. Tadını çok beğeniyor. Ertesi hafta pazara gidecek olan komşusuna:

– Pazarda güzel bir yemiş var. Aman bana ondan bir kilo al, diyor.

– Nasıl bir yemiş bu?

– İçi darı gibi, dışı deri gibi.

Pazara giden komşusu araya araya bu tarife uygun olarak patlıcanı buluyor ve alıyor. Dışı deri gibi, kıvırınca da içinde darı gibi tohumları var.

Köye dönünce patlıcanları komşusuna veriyor. Karatepeli ısırıp tadına bakıyor.

– Yahu bir haftada kartlamış be diyor, hem uzamış hem tadı bozulmuş.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Salman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Tarlada atlar var

Tarlada atlar var

Karatepeli yaşlı adam evinin önünde oturmuş. Ufak tefek işlerle meşgul olmaktadır. Evin genç kızı bir yandan evin sahanlığını süpürürken bir yandan da radyo dinlemektedir. Bu arada radyodaki programdan at kişnemeleri gelir. Yaşlı Karatepeli bu sesleri duyunca evin arkasındaki tarlaya atların girdiğin sanır ve kızını çağırır:

– Kızım koş hele, tarlaya atlar girmiş.

Kız seslerin radyodan geldiğini bildiği için babasının haline kıs kıs güler.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Salman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.
www.muhsinyazici.com

Oyun

Oyun

Çobanın biri hiç namaz kılmamış ve kılınırken de görmemiş. Ağası bir gün satmak için kente davar indirmiş. Çobana malı kasaba pınarına yatırmasını söylemiş. O gün de Cuma imiş. Birer ikişer cuma aptesti almaya gelirmiş insanlar. Çoban da gönlünden:

“Herhalde bir ölet var. Bizim azık da az. Ağa kimbilir ne vakit gelecek” diyerek elini yüzünü yıkamış ve davarları Karabaş’a emanet edip bir ihtiyarın arkasından koşmuş, camiye gelmiş, hutbeyi dinlemiş. Daha sonra namaza durulmuş. O da diğerlerine bakarak namaz kılmaya başlamış. Rükûya vardıkları anda bizim Karatepeli birdirbir oynadıklarını sanarak önündeki adamın sırtına atlamış. Neye uğradığını şaşıran adam, arkasını dönmüş ve Karatepeli’ye olanca gücüyle bir tokat atmış. Bizim yankılı hiç tınmamış. O vakte kadar ayağa kalkılmış olduğundan arkasına dönmüş ve o da kendi arkasındakine basmış tokadı. Artık cemaat namazı bir yana bırakıp çobanı dövmeye başlamış. Çoban kaçarken gücünün yettiğince bağırarak:

– Yahu siz ne biçim adamlarsınız be, oyunu siz çıkardınız, siz cıllazıyorsunuz diye dursun, güzel bir dayak yemiş.

Ölet : Ölü, cenaze

Azık : Yol yemeği, kumanya

Tınmak : Üstüne alınmak

Cıllazmak : Oyunda hile yapmak.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 30.12.1934, Pazar, Sayı 3807.
www.muhsinyazici.com

Niye Allah’a sıkıyon

Niye Allah’a sıkıyon

Karatepe’de yaşayan Karaoğulları ve Sarıoğulları denilen iki sülale, arazi yüzünden kavga eder. Kavga öyle bir hal alır ki, silahını, kazmasını, küreğini alan koşar.

Küçük bir tepenin iki yanında, bir tarafta Karaoğulları, bir tarafta Sarıoğulları olmak üzere mevzilenirler.

Karaoğullarından biri, karşı tarafı korkutmak için silahıyla havaya bir el ateş eder. Yanındaki sinirlenir:

– Ulan aklına kodu…mun herifi, der, karşıdaki Sarıoğulları varken niye Allah’a sıkıyon?

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak : Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı – Göksun.
www.muhsinyazici.com

Mantar

Mantar

Karatepe’de zenginin biri hem adamlarının zekâ derecesini ölçmek hem de en akıllısına kızını vermek için bir imtihan yapmayı düşünmüş. Bütün adamlarını toplamış ve “Size bir bilmece soracağım, bilene kızımı verip zenginlik içinde yaşatacağım” demiş.

Tutmalar ağanın nasıl bir bilmece soracağını düşünürken içlerinden de ben bilsem diye geçirirlermiş. Ağa sorusunu sormuş:

– Yerde biten yapraksız nedir?

Gel sen ol da bu işin içinden çık. Bir hayli zihin yormuşlar ama bir türlü akıl erdirememişler. İkinci gün ağa, adamlarını toplamış, bildiniz mi diye sormuş. İçlerinden biri diğerinin kulağına eğilip dert yanmış:

– Ulan ağa bizi mantar ediyor. Yoksa yerde hiç yapraksız biter mi?

Ağa hemen adamı çağırmış:

– Aferin sana, gördünüz mü böyle bir akıllı! Cevap mantardı be mantar, diyerek eşi görülmemiş bir düğünle kızını vermiş.

Mantar et : Oyun et, kandır.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 21.12.1934, Cuma, Sayı: 3800.
www.muhsinyazici.com