Muhsin Yazıcı

Kategori -Makaleler

Eğitim üzerine makaleler…

Seçmen Fiyatları

Siyasiler “Her şeyin bir fiyatı vardır” sözünü çok severler;
Onun da ötesinde bu söze pek güvenirler.
O yüzden seçmeni ikna etmenin değil satın almanın peşine düşerler.
Seçim vaatlerinin yarısı ideolojikse diğer yarısı da hep ekonomiktir.

Doğru ya da yanlış…
Samimi ya da samimiyetsiz…
Türlü vaatlerle dolu konuşmalarda seçmeni en çok ‘nakit’ tekliflerin cezbedeceğinden emindirler.
Her şeyin ve herkesin satılık olduğuna inanıldığı sürece siyaset kirli bir meseledir.  Devamı…

Tarih Bizi Zorluyor – Attila İlhan

Meraklısı bilir, Fransızcada bir deyim vardır: “İ’lerin noktalarını koymak”; herhangi bir olayı adlı adınca yerine koymak, açıkça değerlendirmek anlamına geliyor; Regis Debray, YDD’ci  takımının ağızlarında geveledikleri olumsuz eleştirileri netleştirip, i’lerin noktalarını yerine koymuş, diyor ki:

“… ’daha az devlet, daha çok özgürlük’, ‘daha mütevazı bir devlet ve daha girişimci bireyler istiyoruz.’ Ne demekse bu! Peki, bunun adını neden ‘daha az cumhuriyet istiyoruz’ diye koymuyorsunuz? Yurttaşların özerk olarak var olmalarının, belli bir merkezi otoriteyi gerektirdiğine; ve kamusal çıkarların kendinden emin ve egemen baskı gruplarına hakim olması gereğine inanmıyor musunuz? Cumhuriyet, ne jandarma/devlet, ne işletmeci/devlet; o daha fazlası, çok daha kapsamlı bir program!” Devamı…

Korku kültürü: Korku, halkları ayrıştırıyor ve parçalıyor

Bugün dünyada en hâkim duygu korku. Son yıllarda korku kültürünü toplumun geneline aşılayan medya kanalları, politikacılar ve şirketler, korkuyla beslenen toplumları daha kolay manipüle edebildiklerini görüyorlar. Eskiden toplumları birleştiren, dayanışmayı güçlendiren korku, artık toplumları bölüyor, parçalıyor ve ayrıştırıyor. Devamı…

Bana gerçeği değil, inandığımın doğru olduğunu söyle!

Dünyamızı yakın bir gelecekte çok büyük bir tehlike bekliyor. Bilginin bir öneminin kalmadığı bir süreç dayatılmak isteniyor Doğrunun ne olduğunun gerçeklikle değil de kim neye ne kadar inanıyorsa onunla ölçüldüğü bir süreç. Böyle zamanlarda doğruluk, hakikat, izafi bir kavrama dönüşüyor. Amaç bilgi edinmek olmuyor, öğrenmek olmuyor, amaç inandırmak oluyor ve inandırmak için bilgiye gerek kalmıyor… Devamı…

Ar-ge nedir, nasıl yapılır, yapan nasıl bir insandır? / Ali Akurgal

Eğer, bulunduğumuz teknolojik noktadan ileri gideceksek, eğer gönencimiz artacak ve şu takılıp kaldığımız 10.000$ kişi başı GSYİH rakamını aşacaksak, bu yerli teknolojilerimiz sayesinde olacak. Bunu da argecilerimiz yaratacak. Bu nedenle, dilimize bir kısaltmanın yazılışı olan Ar-Ge’yi artık sözcük olarak almanın zamanı geldi: “ar-ge” kısaltmasını diğer sözcüklerle eş şekilde yazıyorum. Yazım hatası sanılmasın. Devamı…

Sanayi 1.0’ı kaçırdık, Sanayi 4.0’ı kaçırmayalım / Edip Emil Öymen

Dördüncüyü de kaçırmayalım derken, “gerçek” tarihi bilmek gerek. Geriye dönüp bakarsak, çok şey görürüz. Kitaplar, ciltler, tezler, makaleler dolusu. Sadece birkaç örnek:

Osmanlı’da ilk banka, padişahın izniyle 1847’de iki Galata bankeri Jacques Alléon ve  Manolaki Baltazzi tarafından Bank-ı Dersaadet-İstanbul Bankası (Banque de Constantinople) adıyla kuruldu. (Daha önce izinsiz kurulan bir banka kapatılmıştı). Taa Mediciler’den bu yana bankacılığı saymazsak, başlangıç olarak ilk kez kağıt para basan (1695) İngiltere Merkez Bankası’ndan 152 yıl sonra… Osmanlı Merkez Bankası “gibi” çalışan Bank-ı Osmanî-i Şahane ise İngiliz sermayesiyle 1863’te kuruldu. Sonra Fransızlar eklendi. Osmanlı’nın merkez bankası yabancıların yönetimindeydi. Devamı…

Çanlar, ziller ve düdükler kimler için çalıyor? / Prof. Dr. Bozkurt Güvenç

Kent kültürü tarihçilerinden Oscar Lewis, Sanayi Devrimi’nin, matbaadan sonra ve buhar makinesinden önce, şehirlerdeki saat kuleleriyle başladığını savunur. Tabii bunlardan önce de müminleri toplu duaya çağıran kiliselerin çanları, minarelerden yayılan Ezan sesleri vardı.

Saat kulesi, günlük çalışma hayatını, her şeyin var olduğu zaman ve mekân kavramlarımızı değiştirdi. Bilim öncüsü fizikçi Newton’un zaman ve mekân ayırımı, uzay fizikçisi Einstein’da zamanmekan oldu. Bu devrimsel dönüşümün günlük hayatımızdaki sonuçlarını yorumlamaya çalışıyorum. Devamı…

Yılbaşı bir ‘insani-evrensel’dir

Bilinen en eski yılbaşı törenleri milattan önce 2’nci bin yılda Babil’de ortaya çıkar. Bu, Mart ayının sonlarında kutlanan ve 11 gün süren bahar bayramıdır ve yeni yılla aynı gün başlar. Belli ki bunun yolu bugün Nevruz’a kadar çıkmaktadır.

Roma’da da yılbaşı olarak ilkin baharın başlangıcı kabul edilen 25 Mart benimsenmiştir. Sonra milattan önce 153’te Roma senatosu yılbaşını 1 Ocak’a taşıdı. Görüldüğü gibi ortada henüz “İsa-Mesih” yoktur ve 1 Ocak, pagan Roma’da yılbaşı olarak karşımızdadır. Devamı…

İnsanoğluna özgü en yıkıcı 10 davranış

İnsanoğluna özgü en yıkıcı 10 davranış

Hayvanların büyük bir bölümüne kıyasla insanlar kendi türlerine ve bizzat kendilerine zarar veren bir dizi davranışlar sergilerler. İnsanlar yalan söyler, aldatır, çalar, kendi bedenlerini oyup kazıyarak süsler, çok gerilip kendilerini ve elbette başkalarını da öldürürler. İnsanoğlu gibi zeki bir türün görünürde neden öylesine kötücül, kinci, kendine ve başkalarına zarar veren davranışlarda bulunduğu konusunda epey bilimsel veri var. Devamı…

Yaptığınız hurafeye meşruiyet kazandıracak

Yaptığınız hurafeye meşruiyet kazandıracak

Hükümet yasal bir düzenleme ile müftülere / müftülüklere nikah kıyma yetkisi vermeye hazırlanıyor. Gerekçe olarak nikah işlerini kolaylaştırmayı öne sürüyor.

Konunun çok yönlü tartışılması gerekirken, tasarıyı alelacele kanunlaştırma gayreti göze çarpıyor. Bu konu son derece hassas bir konu. Çok büyük yanlışlıkların yapılmakta olduğunu ortaya koymak adına konuya dair bir kaç hususa değinme gereği duyuyorum. Devamı…

Yapay bir gelecek bizi bekliyor

Ben hiç süt liman bir gelecek filmi görmedim. Farkında mısınız? Gelecekle ilgili filmlerin hepsinde büyük bir yozlaşma, insanlıktan çıkma, yokluk, kıtlık, sevgisizlik, esaret var!

Robotlar uzun bir süreden beri hayatımızın içinde, verilen görevleri neredeyse hatasız yerine getiriyorlar. Pek çok fabrika robotik üretime geçtikten sonra gerek üretim hızı ve kalitesi anlamında epey avantaj sağlandı. Üstelik orta-uzun vadede de üretim maliyetlerinin düşürülmesinde önemli rol oynadılar, oynamaya devam ediyorlar. Devamı…

Sınav manyağı olduk! (1)

Sınav manyağı olduk! (1)
TEOG, YGS, LYS, ÜGS derken, sınavla yatar, sınavla kalkar olduk.
Kuzey Irak’ta savaşın eşiğine geldik, kimsenin umurunda değil.
Milyonlarca öğrenci, öğretmen ve velinin kafası karmakarışık.

Lise ve üniversiteye girişte YÖK ve MEB’in bile kesin olarak bilmediği bir sistemle karşı karşıyayız.
MEB ve YÖK açıklama üstüne açıklama yapıp, “Yazılanlar doğru değil” diyor ama doğrusu ne, bunu kendileri de bilmiyor! Devamı…

Neden TEOG değil PISA’yı konuşmalıyız?

Maalesef eğitimde son zamanlarda ana problemleri konuşmak yerine günlük problemleri konuşmak moda oldu. TEOG ile yatıp, öğretmen ataması ile kalkıyoruz, olmayan başarılarımızı konuşup, bir türlü genel problemleri konuşamıyoruz. Bunun iki sebebi var birincisi bu işi iyi yapan ülkeleri takip edemediğimiz için pes etmiş olabiliriz. İkincisi ise kendi yaptığımızı iyi sanıyor olabiliriz. Örneğin Milli Eğitim bakanımız dahil Fen liselerimizi çok başarılı sanıyor. Bu yüzden bence biz ikinci hezeyana kapılmış olabiliriz. Devamı…

Genetik yapımız ve vahşet / Prof. Dr. Bozkurt Güvenç

Yazımın başlığı, Doğan Kubanın bir denemesini hatırlatıyor olabilir. Onun “Antropolojik-Biyolojik Aydınlanma”  yorumuna katılıyorum da, bir sorum var: Vahşet, genetik yapımızda mı yoksa geleneksel kültür yapımızda mı?

Marvin Harris‘in Our Kind (insan türü) ve Maurice Masterlink‘in Arıların Yaşamı  kitaplarını okumadım. Bir insanbilim öğrencisi olarak, Harris’in Antropoloji Kuramının Gelişmesi (1968 ve 2001 güncellemesi) ile Kültür, İnsan ve Doğa: Genel Antropolojiye Giriş (1971) sık sık başvurduğum kaynaklardır. Devamı…

İlahiyat mezunu felsefeci profesör: Deizmin (dinsiz tanrı inancı) yaygınlaşması normal

ODTÜ Fel­sefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Yasin Ceylan gençler arasında yaygınlaşan deizmi anlattı. İslam ve inanç sistemine ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı: İslam mutluluğu erteler. Mutsuz insan ahlaklı olamaz, seve­mez

Geçtiği­miz hafta pek çok yazarın köşesine taşıdığı bu iddia, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından çıkarılan aylık ‘Diyanet’ dergisinin ağustos sayısında “Deizm, Ateizm, Nihi­lizm Kıskacında İnsanlık” konu­sunun işlenmesinin ardından alevlenmişti. Devamı…

Eğitim şart!’ diyoruz, ama önceliğimiz farklı

Kalkınma, sadece ekonomik büyüme olarak anlaşılmamalı. Petrolün bulunduğu birçok ülke, yetişmiş insan gücüne sahip olmadığı için bu kaynaklarından yeterince yararlanamıyor.

‘Ekonomi mi eğitimi, eğitim mi ekonomiyi besler’, bu paradoks hep tartışılır…

Biz, ‘eğitim şart’ dedik, ama önceliği ekonomiye verdik. Bütün hükümet programlarında öncelik hep ekonomiye verildi, eğitim arkadan geldi. Ekonomi düzgün işlerse, eğitimin de iyi olacağı düşünüldü… Devamı…

Aslı Erdoğan’a kapıyı açın / Metin MÜNİR

Aslı Erdoğan’a kapıyı açın / Metin MÜNİR

Hapse atılıncaya kadar – benim kabahatim – Aslı Erdoğan’ın adını duymamıştım.

O içeride iken bütün kitaplarını getirttim,  okudum ve büyük bir yazarla tanışmış oldum.

Yalnızlığın, yer edinememenin, kötü geçen bir çocukluğun hiç geçmeyen bir hastalık olduğunun, şiddetin, eşsiz hikâyecisidir o.

Bu hikâyeler; kahve fincanlarının ve art arda içilen sigaraların yazarının kendi hayatının değişik kesitleridir. Ama, aynı zamanda, iyileşmeyen, yürek parçalayıcı Türkiye hastalıklarını da anlatıyorlar.

Devamı…

Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine

Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)

Geçenlerde rastlantı sonucu TV’de peş peşe birkaç program izledim. İlki, tiryakisi olduğum İz TV yapımı ‘İkinci Yeni’ programı. Kim bilir kaçıncı kez izledim. Turgut Uyar ve Edip Cansever ağırlıklı bir şiir şöleni. İki şairin yaratıları konu alan bir belgesel. O şairlerden ‘geri kalan’lar temeline oturtulmuş bir dönem öyküsü. İnsan, böyle bir programı izleyince -ve elbette, üzerinde yeterince düşününce!-‘Geri Kalan’ söyleminin rehberliği bir yana bırakıldığında adına ‘kültür’ dediğimiz olgunun ne kadar acınası bir sığlığı sergileyebileceğini çok daha iyi anlıyor. Zaten, sanırım bu yüzden, İz TV de ‘her şey iz bırakır…’ söylemini kendine slogan edinmiş.

Devamı…

Atatürk bugün yaşasaydı çağdaş uygarlık seviyesini Doğu’da bulurdu

Atatürk bugün yaşasaydı çağdaş uygarlık seviyesini Doğu’da bulurdu

Türkiye’ye antropoloji bilimini getiren o. ‘Türk Kimliği’ (1992) ve ‘İnsan ve Kültür (1982)’, ‘Kültürün ABC’si’ (2007) isimli eserleri bugün birer başucu kitabı. Bozkurt Güvenç, halen eser veriyor, makaleler yazıyor, her gün saatlerce çalışıyor. Bülent Ecevit’in 1974’te kurduğu hükümette kültür müsteşarı; Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e danışman olarak hizmet verdi. ‘Biz kimiz”, “Nereden geldik nereye gidiyoruz” sorularını yöneltmek için çok önemli bir otorite. ‘Hocaların Hocası’, bizi zarif eşi Melda Güvenç’le beraber Ankara Çankaya’daki evinde ağırladı; giderek kutuplaşan topluma dair sorularımızı yanıtladı.

Devamı…

İntikam duygusu neye yarar?

İntikam duygusu neye yarar?

Evrim sürecinde intikam duygusu oldukça yararlı bir amaca hizmet eder; öyle ki bu beklenti bile insana zevk verir. Peki intikam duygusu neden vardır?

Evrim sürecinde intikam duygusu oldukça yararlı bir amaca hizmet eder; öyle ki bu beklenti bile insana zevk verir. Peki intikam duygusu neden vardır?

Devamı…

Bir zamanlar “padişahlar” ve “müderrisler” Matematikten anlıyor, astrolojiden, doğa bilimlerinden, s

Bir zamanlar “padişahlar” ve “müderrisler”

Matematikten anlıyor, astrolojiden, doğa bilimlerinden, sanattan, dinden. Babası İstanbul kadısı, yani hem yargıç, hem de Osmanlı sistemi sonucu belediye başkanı.

Sinan Hoca öyle bir aileden geliyor.

Ünlü hocalardan ders alıyor, Ali Kuşçu, Molla Gürani gibi.

Sabahtan akşama kadar okuyor, aynı zamanda ders veriyor, yani “müderris,” bugün profesör unvanına denk gelen bir titr.

Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşıyor. Kitaplar yazıyor, şiirler yazıyor, siyasetten ve insan yönetmekten anlıyor.

Devamı…

Çocukları Tarafından Zorbalığa Uğrayan Ebeveynlerin Yaptığı 3 Hata

Çocukları Tarafından Zorbalığa Uğrayan Ebeveynlerin Yaptığı 3 Hata

Uzun bir günün sonu. İşten eve yeni geldiniz, yorgunluktan bitmiş durumdasınız. Kendinizi kanepeye attınız, televizyonun başına geçtiniz ve en sevdiğiniz programın sonunu yakaladınız. Bu sessiz anın tadını çıkarıyorsunuz.

Tam o sırada, çocuğunuz sızlanmaya başlıyor. Akşam yemeğinden önce bir dilim çikolatalı kek istiyor. Ona hayır diyorsunuz.

“Söz vermiştin!” diye ısrar ediyor. “Eve geldiğinde vereceğini söylemiştin.”

Devamı…