Muhsin Yazıcı

Kategori -Makaleler

Eğitim üzerine makaleler…

Sömürge ekonomisinin sömürge hukuku

Yusuf Kemal Bey ve kuşağının yaşadıkları, ülkede hâkim ekonomik sistem ile hukuk sisteminin ayrılmaz diyalektiğinin kanıtı olarak tarihsel dersler içeriyor.

Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı 1908-1909 yılları İstanbul Barosu Başkanı Yusuf Kemal Tengirşek, 1908 İkinci Meşrutiyet sonrası Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda iki dönem Kastamonu Mebusu olarak bulunur. Tarihçiler, 19. Asrı Osmanlı’nın en uzun yüzyılı olarak kabul ederler.Yusuf Kemal Bey, bu uzun yüzyılın son çeyreğinin hem İstanbul, hem Anadolu’dan tanığıdır.  Devamı…

İnsan Zihninin Karanlık Tarafına Işık Tutan Bir Sosyal Psikoloji Kuramı: Bilişsel Çelişki

Psikoloji tarihinde, insanı daha iyi açıklama ve davranışlarının oluştuğu temel kaynağa ulaşma amacıyla birçok deney yürütülmüş, araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaların en önemlilerinden biri ise yaklaşık 60 yıl önce ortaya çıkmış olan “Bilişsel Çelişki” kuramı.

Leon Festinger tarafından ortaya koyulan “Bilişsel Çelişki” kuramına göre, insanlar davranışlarını ve düşüncelerini geçmiş deneyimlerine ve değerlerine göre belirlerler. Devamı…

Türk toplumu zamanın ve dünyanın neresinde?

İnsanoğlu eski çağlardan beri, kendisini sorgulamıştır. Diğer canlılardan farkını belirten kimi tanımlar da bulmuştur. İnsan, konuşan hayvandır. İnsan, sosyal hayvandır. İnsan, alet yapan hayvandır, gibi.

Bu tanımlardan en güzeli, Louis Bolk tarafından yapılmıştır: İnsan eksik doğan bir canlıdır. Bu eksikliğini eğitimle tamamlar. Yani zengin içgüdülerle doğan pek çok hayvan, kısa sürede hayata atılıp yetişkin haline gelebilir. Ataları gibi aynı yuva, aynı hareketler, aynı besinlerle hayatını tamamlar. Devamı…

Öğrenilmiş Cehalet

Öğrenilmiş cehalet kavramını ilk Cumhur Doğan’ın ağzından duydum. Daha önce öğrenilmiş olan ve toplumun kültürünün bir parçası haline gelen bilgiler ve bu bilgilere dayalı oluşturulan kurallar, zaman içinde işlevsiz hele geliyorlar ve fayda yerine zarar vermeye başlıyorlar. “Kızını dövmeyen dizini döver,” sözü bence buna güzel bir örnek. Benim büyüdüğüm ortamda bebekler ishal olunca onlara su vermezlerdi, “su verme içi biraz kurusun,” denirdi. Bu nedenle çok bebek su kaybından öldü, ama anlamadık. Bugün bilimsel kavramlar ile baktığımız zaman kızını dövmenin ve ishal olan bebeğe su vermemenin büyük cehalet olduğunu görebiliyoruz. Devamı…

Bana gerçeği değil, inandığımın doğru olduğunu söyle!

Dünyamızı yakın bir gelecekte çok büyük bir tehlike bekliyor. Bilginin bir öneminin kalmadığı bir süreç dayatılmak isteniyor Doğrunun ne olduğunun gerçeklikle değil de kim neye ne kadar inanıyorsa onunla ölçüldüğü bir süreç. Böyle zamanlarda doğruluk, hakikat, izafi bir kavrama dönüşüyor. Amaç bilgi edinmek olmuyor, öğrenmek olmuyor, amaç inandırmak oluyor ve inandırmak için bilgiye gerek kalmıyor…

Böyle bir dünyada herkes kendi inandığının doğru olduğunu ispatlamak peşinde. Kimse artık gerçek nedir, önemsemiyor. Önemli olan haklı olmak ve haklı olduğunun ispatlanması… Veriler öyle göstermiyorsa, haksız olmayı kabul etmektense haklı olduğunu ispat edecek dataların üretilmesi yoluna gidiliyor ve ALTERNATİF GERÇEKLER yaratılıyor. Devamı…

Kültürel zeka

‘Akademik zekâ’ var. ‘Duygusal zekâ’ var. ‘Sosyal zekâ’ var.
Bu zekâ türleri tanımlanıyor, ölçekler yapılıyor.
Ama ‘Kültürel zekâ’ da olmalı! Tanımlanmalı. Ölçekleri yapılmalı.
Hem bireylerin, hem toplumların ‘kültürel zekâ’sı aslında tutum ve davranışlarıyla ortaya çıkıyor.

Şimdi bakalım:
*Öğrenme yeteneği.
Görebilme yetisi (vizyon).
*Geniş açılı bakabilme kazanımı.
*Değiştirme becerisi.
*Analitik düşünme yetisi.
*Sentezci davranış gücü.
Devamı…

Ortadoğululuk nedir bilir misiniz?

Ülkemiz Ortadoğulu bir zihniyet tarafından, Ortadoğulu bir üslupla yönetiliyor ve görünen o ki yakında tamamen Ortadoğu’ya dönüşeceğiz.

Ortadoğululuk nedir bilir misiniz?

-Ölümü yüceltip güzel yaşamayı aşağılamak Ortadoğululuktur.
-Dini yüceltip bilime kayıtsız kalmak Ortadoğululuktur.
-Lideri yüceltip, iyi sistem kurmayı aşağılamak Ortadoğululuktur. Devamı…

Seçmen Fiyatları

Siyasiler “Her şeyin bir fiyatı vardır” sözünü çok severler;
Onun da ötesinde bu söze pek güvenirler.
O yüzden seçmeni ikna etmenin değil satın almanın peşine düşerler.
Seçim vaatlerinin yarısı ideolojikse diğer yarısı da hep ekonomiktir.

Doğru ya da yanlış…
Samimi ya da samimiyetsiz…
Türlü vaatlerle dolu konuşmalarda seçmeni en çok ‘nakit’ tekliflerin cezbedeceğinden emindirler.
Her şeyin ve herkesin satılık olduğuna inanıldığı sürece siyaset kirli bir meseledir.  Devamı…

Tarih Bizi Zorluyor – Attila İlhan

Meraklısı bilir, Fransızcada bir deyim vardır: “İ’lerin noktalarını koymak”; herhangi bir olayı adlı adınca yerine koymak, açıkça değerlendirmek anlamına geliyor; Regis Debray, YDD’ci  takımının ağızlarında geveledikleri olumsuz eleştirileri netleştirip, i’lerin noktalarını yerine koymuş, diyor ki:

“… ’daha az devlet, daha çok özgürlük’, ‘daha mütevazı bir devlet ve daha girişimci bireyler istiyoruz.’ Ne demekse bu! Peki, bunun adını neden ‘daha az cumhuriyet istiyoruz’ diye koymuyorsunuz? Yurttaşların özerk olarak var olmalarının, belli bir merkezi otoriteyi gerektirdiğine; ve kamusal çıkarların kendinden emin ve egemen baskı gruplarına hakim olması gereğine inanmıyor musunuz? Cumhuriyet, ne jandarma/devlet, ne işletmeci/devlet; o daha fazlası, çok daha kapsamlı bir program!” Devamı…

Korku kültürü: Korku, halkları ayrıştırıyor ve parçalıyor

Bugün dünyada en hâkim duygu korku. Son yıllarda korku kültürünü toplumun geneline aşılayan medya kanalları, politikacılar ve şirketler, korkuyla beslenen toplumları daha kolay manipüle edebildiklerini görüyorlar. Eskiden toplumları birleştiren, dayanışmayı güçlendiren korku, artık toplumları bölüyor, parçalıyor ve ayrıştırıyor. Devamı…

Bana gerçeği değil, inandığımın doğru olduğunu söyle!

Dünyamızı yakın bir gelecekte çok büyük bir tehlike bekliyor. Bilginin bir öneminin kalmadığı bir süreç dayatılmak isteniyor Doğrunun ne olduğunun gerçeklikle değil de kim neye ne kadar inanıyorsa onunla ölçüldüğü bir süreç. Böyle zamanlarda doğruluk, hakikat, izafi bir kavrama dönüşüyor. Amaç bilgi edinmek olmuyor, öğrenmek olmuyor, amaç inandırmak oluyor ve inandırmak için bilgiye gerek kalmıyor… Devamı…

Ar-ge nedir, nasıl yapılır, yapan nasıl bir insandır? / Ali Akurgal

Eğer, bulunduğumuz teknolojik noktadan ileri gideceksek, eğer gönencimiz artacak ve şu takılıp kaldığımız 10.000$ kişi başı GSYİH rakamını aşacaksak, bu yerli teknolojilerimiz sayesinde olacak. Bunu da argecilerimiz yaratacak. Bu nedenle, dilimize bir kısaltmanın yazılışı olan Ar-Ge’yi artık sözcük olarak almanın zamanı geldi: “ar-ge” kısaltmasını diğer sözcüklerle eş şekilde yazıyorum. Yazım hatası sanılmasın. Devamı…

Sanayi 1.0’ı kaçırdık, Sanayi 4.0’ı kaçırmayalım / Edip Emil Öymen

Dördüncüyü de kaçırmayalım derken, “gerçek” tarihi bilmek gerek. Geriye dönüp bakarsak, çok şey görürüz. Kitaplar, ciltler, tezler, makaleler dolusu. Sadece birkaç örnek:

Osmanlı’da ilk banka, padişahın izniyle 1847’de iki Galata bankeri Jacques Alléon ve  Manolaki Baltazzi tarafından Bank-ı Dersaadet-İstanbul Bankası (Banque de Constantinople) adıyla kuruldu. (Daha önce izinsiz kurulan bir banka kapatılmıştı). Taa Mediciler’den bu yana bankacılığı saymazsak, başlangıç olarak ilk kez kağıt para basan (1695) İngiltere Merkez Bankası’ndan 152 yıl sonra… Osmanlı Merkez Bankası “gibi” çalışan Bank-ı Osmanî-i Şahane ise İngiliz sermayesiyle 1863’te kuruldu. Sonra Fransızlar eklendi. Osmanlı’nın merkez bankası yabancıların yönetimindeydi. Devamı…

Çanlar, ziller ve düdükler kimler için çalıyor? / Prof. Dr. Bozkurt Güvenç

Kent kültürü tarihçilerinden Oscar Lewis, Sanayi Devrimi’nin, matbaadan sonra ve buhar makinesinden önce, şehirlerdeki saat kuleleriyle başladığını savunur. Tabii bunlardan önce de müminleri toplu duaya çağıran kiliselerin çanları, minarelerden yayılan Ezan sesleri vardı.

Saat kulesi, günlük çalışma hayatını, her şeyin var olduğu zaman ve mekân kavramlarımızı değiştirdi. Bilim öncüsü fizikçi Newton’un zaman ve mekân ayırımı, uzay fizikçisi Einstein’da zamanmekan oldu. Bu devrimsel dönüşümün günlük hayatımızdaki sonuçlarını yorumlamaya çalışıyorum. Devamı…

Yılbaşı bir ‘insani-evrensel’dir

Bilinen en eski yılbaşı törenleri milattan önce 2’nci bin yılda Babil’de ortaya çıkar. Bu, Mart ayının sonlarında kutlanan ve 11 gün süren bahar bayramıdır ve yeni yılla aynı gün başlar. Belli ki bunun yolu bugün Nevruz’a kadar çıkmaktadır.

Roma’da da yılbaşı olarak ilkin baharın başlangıcı kabul edilen 25 Mart benimsenmiştir. Sonra milattan önce 153’te Roma senatosu yılbaşını 1 Ocak’a taşıdı. Görüldüğü gibi ortada henüz “İsa-Mesih” yoktur ve 1 Ocak, pagan Roma’da yılbaşı olarak karşımızdadır. Devamı…

İnsanoğluna özgü en yıkıcı 10 davranış

İnsanoğluna özgü en yıkıcı 10 davranış

Hayvanların büyük bir bölümüne kıyasla insanlar kendi türlerine ve bizzat kendilerine zarar veren bir dizi davranışlar sergilerler. İnsanlar yalan söyler, aldatır, çalar, kendi bedenlerini oyup kazıyarak süsler, çok gerilip kendilerini ve elbette başkalarını da öldürürler. İnsanoğlu gibi zeki bir türün görünürde neden öylesine kötücül, kinci, kendine ve başkalarına zarar veren davranışlarda bulunduğu konusunda epey bilimsel veri var. Devamı…

Yaptığınız hurafeye meşruiyet kazandıracak

Yaptığınız hurafeye meşruiyet kazandıracak

Hükümet yasal bir düzenleme ile müftülere / müftülüklere nikah kıyma yetkisi vermeye hazırlanıyor. Gerekçe olarak nikah işlerini kolaylaştırmayı öne sürüyor.

Konunun çok yönlü tartışılması gerekirken, tasarıyı alelacele kanunlaştırma gayreti göze çarpıyor. Bu konu son derece hassas bir konu. Çok büyük yanlışlıkların yapılmakta olduğunu ortaya koymak adına konuya dair bir kaç hususa değinme gereği duyuyorum. Devamı…

Yapay bir gelecek bizi bekliyor

Ben hiç süt liman bir gelecek filmi görmedim. Farkında mısınız? Gelecekle ilgili filmlerin hepsinde büyük bir yozlaşma, insanlıktan çıkma, yokluk, kıtlık, sevgisizlik, esaret var!

Robotlar uzun bir süreden beri hayatımızın içinde, verilen görevleri neredeyse hatasız yerine getiriyorlar. Pek çok fabrika robotik üretime geçtikten sonra gerek üretim hızı ve kalitesi anlamında epey avantaj sağlandı. Üstelik orta-uzun vadede de üretim maliyetlerinin düşürülmesinde önemli rol oynadılar, oynamaya devam ediyorlar. Devamı…

Sınav manyağı olduk! (1)

Sınav manyağı olduk! (1)
TEOG, YGS, LYS, ÜGS derken, sınavla yatar, sınavla kalkar olduk.
Kuzey Irak’ta savaşın eşiğine geldik, kimsenin umurunda değil.
Milyonlarca öğrenci, öğretmen ve velinin kafası karmakarışık.

Lise ve üniversiteye girişte YÖK ve MEB’in bile kesin olarak bilmediği bir sistemle karşı karşıyayız.
MEB ve YÖK açıklama üstüne açıklama yapıp, “Yazılanlar doğru değil” diyor ama doğrusu ne, bunu kendileri de bilmiyor! Devamı…

Neden TEOG değil PISA’yı konuşmalıyız?

Maalesef eğitimde son zamanlarda ana problemleri konuşmak yerine günlük problemleri konuşmak moda oldu. TEOG ile yatıp, öğretmen ataması ile kalkıyoruz, olmayan başarılarımızı konuşup, bir türlü genel problemleri konuşamıyoruz. Bunun iki sebebi var birincisi bu işi iyi yapan ülkeleri takip edemediğimiz için pes etmiş olabiliriz. İkincisi ise kendi yaptığımızı iyi sanıyor olabiliriz. Örneğin Milli Eğitim bakanımız dahil Fen liselerimizi çok başarılı sanıyor. Bu yüzden bence biz ikinci hezeyana kapılmış olabiliriz. Devamı…

Genetik yapımız ve vahşet / Prof. Dr. Bozkurt Güvenç

Yazımın başlığı, Doğan Kubanın bir denemesini hatırlatıyor olabilir. Onun “Antropolojik-Biyolojik Aydınlanma”  yorumuna katılıyorum da, bir sorum var: Vahşet, genetik yapımızda mı yoksa geleneksel kültür yapımızda mı?

Marvin Harris‘in Our Kind (insan türü) ve Maurice Masterlink‘in Arıların Yaşamı  kitaplarını okumadım. Bir insanbilim öğrencisi olarak, Harris’in Antropoloji Kuramının Gelişmesi (1968 ve 2001 güncellemesi) ile Kültür, İnsan ve Doğa: Genel Antropolojiye Giriş (1971) sık sık başvurduğum kaynaklardır. Devamı…

İlahiyat mezunu felsefeci profesör: Deizmin (dinsiz tanrı inancı) yaygınlaşması normal

ODTÜ Fel­sefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Yasin Ceylan gençler arasında yaygınlaşan deizmi anlattı. İslam ve inanç sistemine ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı: İslam mutluluğu erteler. Mutsuz insan ahlaklı olamaz, seve­mez

Geçtiği­miz hafta pek çok yazarın köşesine taşıdığı bu iddia, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından çıkarılan aylık ‘Diyanet’ dergisinin ağustos sayısında “Deizm, Ateizm, Nihi­lizm Kıskacında İnsanlık” konu­sunun işlenmesinin ardından alevlenmişti. Devamı…

Eğitim şart!’ diyoruz, ama önceliğimiz farklı

Kalkınma, sadece ekonomik büyüme olarak anlaşılmamalı. Petrolün bulunduğu birçok ülke, yetişmiş insan gücüne sahip olmadığı için bu kaynaklarından yeterince yararlanamıyor.

‘Ekonomi mi eğitimi, eğitim mi ekonomiyi besler’, bu paradoks hep tartışılır…

Biz, ‘eğitim şart’ dedik, ama önceliği ekonomiye verdik. Bütün hükümet programlarında öncelik hep ekonomiye verildi, eğitim arkadan geldi. Ekonomi düzgün işlerse, eğitimin de iyi olacağı düşünüldü… Devamı…

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.