Muhsin Yazıcı

Kategori -Muhsin Yazıcı Makaleleri

“Hayır”sızlar

“Hayır”sızlar

Hep haklısınız, hep doğrusunuz, hep en iyisiniz.

Hal böyle olunca da, neden sözünüzün üzerine söz söylensin ki?

İnsanların akıllarını ekmek peynirle yemiş olmaları gerekiyor değil mi, size karşı çıkabilmeleri için?

Zaten, sizin de genel bir tavır olarak kabul buyurduğunuz gibi, ortada eleştiri falan da yok. Hakaret var! Konuşan, eleştiren, karşı çıkan herkes sadece hakaret etmeyi biliyor.

Devamı…

Kum yığınına dönüştürülen değerlerimiz

Kum yığınına dönüştürülen değerlerimiz

Ortak duygunun, birlikteliğin yara alması ve toplumda yaratılan düşmanlık psikolojisi giderek ülkeyi teslim alıyor. “Evet” diyenler yobazlaşıyor, “hayır” diyenler teröristleşiyor…

Artık siz bu söylemin biraz daha sertleştiğinde varacağı yeri düşünün…

Örneğin artık birleşik Irak yok. Şiiler var, Sünniler var, Kürtler var. Irak ile alakalı bir olay olduğunda “Şiiler ne diyor, Kürtler ne diyor, Sünniler ne diyor?” diye bakılıyor. Bu ayrışma o ülkede sorunların çözümünü daha da zorlaştırıyor. Ve ülke gelecek yıllarda üçe bölünerek yıkılacak.

Devamı…

“Evet” ya da “hayır” diyebilmek!

“Evet” ya da “hayır” diyebilmek!

İlk önce diyoruz ki, bü ülkeyi böldürmeyeceğiz.

Güzel bir tümce…

Evet, bu topraklarda yaşayan insanımız kardeşçe yaşayıp inancının gereği neyse onu özgürce yerine getirsin. Tek bir yurttaşımız bile annesinden-babasından dolayı utanmasın; herkes gururla bu ülkede yaşasın…

İtirazı olan var mı?

İtiraz olacağını sanmıyorum…

Devamı…

Bizden hatırlatması

Bizden hatırlatması

Sınıflarda öğrencilerin ellerine idam ipi verilip sosyal medyada sergilendiği bugünlerde evrensel değerlerin, sevginin, hoşgörünün, paylaşımın, farklılığın, kinin, öldürmenin ne olduğunu anımsamakta ve biz eğitimcilerin bu konuyu düşünmesinde ve sorgulamasında yarar olacaktır.

Ve sınıfiçinde manzara, bir eğitim ortamında, 8-10 yaşlarındaki çocukların ellerine idam ipi verilip sosyal medyada yayınlanması kabul edilebilir değil.

Kabul eder ya da eleştirirsiniz; ama şu anda idam cezası yasalarımızda yok. Yasalar değişene kadar da uymak zorundayız.

Her öğretmen kendi inanış, değer ve politik görüşünü öğrencilerine aktarmaya çalışırsa, bu görüş çerçevesinde sınıflarda sevmediği bir diğer görüşe inanan insanlarla ilgili nefret söylemine devam ederse, gelecekte dili, dini, ırkı ne olursa olsun bu ülkede barış içinde yaşayacak çocuklar hayal olacak.

Muhsin Yazıcı / 02.02.2017

Irkçı milliyetçilik ne kazandırıyor?

Irkçı milliyetçilik ne kazandırıyor?

Milliyetçilik, ulus-devletlerin yükselişte olduğu son yüzyıl içinde Avrupa tarihini karartmak dışında pek kimseye fayda getirmedi. 
Milliyetçi söylem, baskın kimlik dışındakilere karşıt, çoğunluk dışındaki kimlikleri ötekileştiren, “iç düşman” ve “dış düşman” gibi olgulardan beslenen bir ideoloji. Her daim düşman yaratarak yükseliyor. Düşman yaratmadığı ve yaratamadığı sürece toplumlar sakin ve rahat ettikleri görülüyor. Bu ideolojinin, son yüzyıl içinde insanlık tarihine çok acı bir faturası oldu. Yahudiler, azınlıklar, Ermeniler, komünistler, gay’ler, Müslümanlar, yerine ve ülkesine göre milliyetçiliğin hedef olduğu çatışma ve savaşlarda bedel ödediler.

Devamı…

Bilinsin istedik

Bilinsin istedik

1608’de teleskop Avrupa’da icat edilmiş, bir yıla kalmadan da Galileo tarafından astronomik gözlemlerde kullanılmaya başlamıştı. Galileo’nun yarattığı bilimsel devrimi, Papa’yla arasında yaşananları vs. duymayan kalmamıştır mı diyorsunuz?

O kadar emin olmayın! Galileo’nun ölümünden 30 yıl sonra, 1672’de medreseli iki Türk astronomunun teleskoptan habersiz oldukları saptanmıştı.

Osmanlı Devleti’nin neden çöktüğünü açık şekilde belli oluyor.

Bilimdışı, hurafelere inanan ve hala müneccimlere danışarak devlet ve savaş yönetenlere ne denmeli?

1716’da, Avusturyalılarla yaptığımız Petrovaradin Savaşı, vezir-i azam Damat Ali Paşa’nın müneccimlere danışması sonucu yitirildi ve yıldız hesaplarını doğru yapamadığı, bu sebeple savaşın kaybedildiği iddiası ile bir molla cezalandırıldı!

Daha da ilginci alnından vurulup şehit düşen Ali Paşa’nın malları müsadere edilirken, bıraktığı kitaplardan felsefe, eski çağ tarihi ve astronomiye ait olanların genel kitaplıklara konulması Şeyhülislâm İsmail Efendi’nin fetvası ile yasaklandı.

Çünkü felsefe, tarih ve astronomi kitapları günah sayılmıştı.

www.muhsinyazici.com

Ne hayaldi ama…

Ne hayaldi ama…

En başından itibaren, “Suriye’nin parçalanmasının, Türkiye’nin bölünmesi anlamına geleceğini”, “Ülkenin Ortadoğu bataklığına saplanacağını”, “hiç bilmediğimiz, tanımadığımız terör ve terörist tiplerle karşılaşacağımızı” yazan, anlatan gazeteci, akademisyen ve siyasetçiler oldu…

Peki ne oldu?…

Bu uyarıları yapanlar, gazeteci kılıklı, dünyadan habersiz, yanaşma tetikçiler tarafından saldırıya uğradı, vatan haini bile ilan edildi!..

Devamı…

Stratejik derinlik rüyası

Stratejik derinlik rüyası
Esad, Esed’e dönüşünce O’nu yıkmak için Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar Suriye’ye demokrasi götürme adı altında ne idüğü belirsiz güçleri silahlandırıp Suriye’ye saldılar … Onların arkasında da “stratejik üst akıl” ABD…
ABD yarı yolda çark edip Rusya devreye girince işler karıştı ve Esed tekrar Esad’a dönüştü.
Ne hayaldı ama Ortadoğu’da yeni Osmanlıcılık oyunu…
Rüya bitti…
Şimdi ise Türk halkı, Ortadoğu bataklığında ağır bedel ödüyor…
Daha dün El Bab’da beş evladımızı şehit verdik…
Muhsin YAZICI / 21.01.2017
www.muhsinyazici.com

Yeni müfredat programları düzenlenirken…

Yeni eğitim müfredat programları düzenlenirken… 
Gelişmiş ülkelerde dersler ilkokuldan itibaren bölgesel ihtiyaçlara göre ortaöğretim sonlanana kadar veriliyor.

Kışları karlı, buzlu geçen bölgelerde çocuklara kayak, buz pateni, kızak kayma gibi dersler verilirken, sıcak bölgelerde bu derslerin yerini yüzme, sutopu gibi sporlar alıyor. Atletizm ise tüm bölgelerin vazgeçilmesi. 

Bizde ise varsa yoksa top peşinde koşturmak. Okullarımızı büyük çoğunluğunda doğru dürüst bir basketbol ya da voleybol sahası olmadığı gibi yer jimnastiği ve aletli jimnastik için gerekli donanıma sahip kapalı salon sayısı da çok az. 

Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullardaki ders müfredatını değiştirirken, bu eksiklikleri de göze alması gerektiğini düşünüyorum.

www.muhsinyazici.com

Eğitim anlayışımız yetersiz

Eğitim anlayışımız yetersiz 
Çocuklarımız, halen yürürlükte olan öğretmen merkezli, ezbere dayanan, takvim ile kısıtlanmış, konuların gerçekten öğrenilip öğrenilmediğini sorgulamayan, öğrenilememiş konuların yeniden ele alınmasına zaman ayırmayan, merkezi sınav takvimine ipotekli, öğretmenliği sınav teknisyenliğine dönüştürmüş olan, öğretmenlerinin niteliği ve niceliği kadar okullarının arasında da dağlar kadar farklılıkları olan bir eğitim sisteminin içinde, kendilerini var etmeye çalışıyorlar.

Bu ortam içinde çocuklarımızın başarılı olmasını beklemek gökten üç elmanın düşmesini beklemekten farklı değil. Çocuklarımız için asla gökten üç elma düşmeyeceği gibi, ilerleme treni kaçıyor ve treni kaçıranların ikinci bir şansı da olmayacaktır. 

www.muhsinyazici.com

Eğitim reformu üzerine düşünceler

Eğitim reformu üzerine düşünceler

Milli Eğitim Bakanlığı gelişen eğitim teknolojileri üzerinde durarak “Fatih Projesi”, “Eba Bilişim Ağı”, “Bilgisayar Laboratuarları” kurarak eğitime katkı yapmayı hedeflenmiştir.

Günümüzde bilgiye ulaşmak değil, ulaşılan bilgiyi analiz etmek, içselleştirmek, yeni bilgiler üretecek ve öğrenciyi eğitecek öğretmen yetiştirmeyi ciddiye almadık, eğitim camiası olarak atladık galiba…

Muhsin YAZICI – 20.01.2017

www.muhsinyazici.com

Eğitim reformu üzerine

Eğitim reformu üzerine

Eğitimin bütün sorunlarını kökten ve bir defada çözme girişimleri, bu konuyla bir biçimde ilgili hemen herkesin hayalidir. 17 milyon öğrenci, 30 milyonun üzerinde veli, onbinlerce eğitim yöneticisinden oluşan bu kitleyi, sistemi bütünüyle ve bir defada yaygın ve köklü değişimlerin gerektireceği “yeni öğrenci”, “yeni öğretmen”, “yeni veli” ve “yeni yönetici” niteliklerini sağlayabilmenin de güçlükleri ortadadır. Hele hele bilimdışı, ideolojik, kendi kalıpları içerisinde davranıp reform diye sunulursa başarı şansı hiç yoktur.

Büyük oranda insan, kaynak ve en önemlisi de zaman kaybına neden olacaktır.

www.muhsinyazici.com

Pozitivizm Nedir?

Pozitivizm Nedir?

Belli çevreler “pozitivizm” anlayışının artık geçerliliğini yitirdiğini, aşılması gerektiğini, özelikle Türkiye Cumhuriyet’i kurulduğunda eğitim ve bilim alanında çok önemsenen pozitivizmin artık geçersiz olduğunu anlatmaya ve eğitim programlarından ayıklamaya çalışıyorlar.

Olguculuk olarak da adlandırılan pozitivizm akımı, felsefi bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Anlatmaya çalıştığı durum herhangi bir durumda sebep-sonuç ilişkilerinde mantığın sadece olgulara dayandırılmasıdır. Pozitivistlere göre, elde edilen en doğru ve sağlam bilgi olgulardan elde edilen bilgidir. Pozitivizme göre olaylar olumlu bir bakış çerçevesi içerisinde değerlendirilir ve buna göre hareket edilir ya da yorum yapılır. Pozitivizm, kendi bilgi sahasını belirli kurallar çerçevesinde oluşturur.

Devamı…

Bizden hatırlatması

Bizden hatırlatması

Cumhuriyet’in kuruluşuna ilişkin bir sorunumuz yok diyorlar ama iktidara yakın Eğitim-Bir-Sen’in görüşü ve önerisi:

 “Ümmetçi bir toplumdan seküler bir Türk ulusu inşa etmeyi hedef aldılar” eleştirisi ve “manevi değerlere uygun müfredat” getirilerek bu sekülerizm/laiklik aşılmalı anlayışı egemen…

Şimdi diyelim ki, sekülerizm düşüncesini aştık, İslamiyet’in hangi mezhebini, hangi tarikatını ve o tarikatın alt kollarından hangisine göre toplum ümmet anlayışı etrafında toplanacaktır. Her cemaat ya da tarikat diğerini adeta sapkın olarak kabul etmekte ve varlıklarına tahammül edememekte…

Laik toplum, toplumsal barışın ve toplumsal birliğin çimentosudur. Eğer bu çimentoyu yok ederseniz adeta toplumu parçalamanın yollarını açarsınız. Ya da bir mezhebin ya da tarikat anlayışını topluma zorla dayatırsınız.

Günümüz dünyasında dayatma ile ne kadar sürer?

İnanç ve yaşam biçimlerine müdahalenin yolu açıldı mı nerede duracağı belli değildir.

Muhsin YAZICI / 17.01.2017

www.muhsinyazici.com

Bugünün Ortadoğusu

Bugünün Ortadoğusu

Süreç, diktatörlük veya askeri-siyasi parti yönetimlerinin yerini dini (İslami) siyasi partiler yer almaya başladığı ve demokrasi şemsiyesi altında halkın iradesinin yansıtılmaya çalışıldığı bunu da “ silahsız devrim” veya “ nitelikli halk hareketi” şeklinde vuku bulduğu bir döneme girilmiş durumdadır.

Önemli olan bu süreçte oluşan yeni İslami partiler veya nitelikli halk organizasyonları/hareketleri, Ortadoğu’da yeni düzende/yeni siyasal yapıda nasıl yer alacağı veya nasıl uyum sağlayacağı, geçmiş siyasal düzlemden hangi açılardan farklılık göstereceği ve etkileri neler olacağı, yeni yapılanma ve oluşum sürecinde hangi uygulamalar, unsurlar ortaya çıkacağı sorularının analiz edilmesi ve yanıtlaması gerekir. Bu soruları bütün çıplaklığıyla yanıtını görmek için Ortadoğu’daki yeni süreci izlememiz gerekmektedir.

Devamı…

Günün yorumu: Ortadoğu bataklığı

Günün yorumu: Ortadoğu bataklığı

Ortadoğu; coğrafyasıyla, sınırlarıyla, fikirleriyle ve akımlarıyla, kaynakları ve kültürüyle, dini yapısıyla, siyasetiyle, ideolojileriyle dünya üzerindeki diğer bölgelerden farklı bir konuma sahiptir. Bu farklı konumlarından dolayı da özellikle Batı devletleri tarafından daima bölgede egemenlik savaşları ve “kendinden olan” birilerinin iktidara yerleştirilmesi, işgallerin gerçekleşmesi vb. olayların yaşanmasına sebebiyet vermiştir. 

Devamı…

Toplama kampları gibi…

Toplama kampları gibi…

Cemaatlerin yurtları adeta toplama kampı gibiler…

Sabah 05.45’de kalkıp hatim indireceksin, sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazı zorunlu kılacaksın. Okuldan çıkış saatine göre yurda geliş saati kesin… Yatış saati: 10.45, 10.30 ya da 11.00, ama zorunlu… Kurala uymayanlara ceza kesin; ev izinlerinde 2 – 5 saatleri geç gönderiliyor.  Hiç bir sosyal faaliyete izin verilmiyor… Kendi etütleri ve vaazları dışında çocukların her hangi bir şeyle karşılaşmasını istemiyorlar.

Adeta yürüyen ruhsal robotlar üretiyorlar…

Tüm yaşamları günah ve sevap ikilemi içinde geçiyor. Ne çocukluklarını ne de gençliklerini yaşayabiliyorlar.

Belli bir yaşa gelip yurttan ayrıldığında adeta birer robot gibi davranan tipler çıkıyor.

15 Temmuz 2016 tarihinde programlanmış robotların ne düzeyde işlere karıştıklarını hep beraber gördük…

Devamı…

Günün yorumu: İlmik

Günün yorumu: İlmik 

 “Asmayalım da besleyelim mi” diyen Netekin Paşa’nın lafından “Asalım, mutlaka asalım”a varan bir yere geldik. 

Üstelik demokrasi naraları atarak buraya geldik…

Kimi asalım?

Vatan hainlerini..!

Vatan hainleri kim?

Kendileri gibi düşünmeyen ve bu ülkeyi kendileri gibi sevmeyenler…

Bilimsel eğitim mi?

Bilimsel eğitim mi? 
Bilimsel eğitimden bahsedeceksek, ülkenin ihtiyaçlarını göz önüne alan bir eğitimi kastetmeliyiz. 
Ülkelerin en önemli zenginlik kaynağıdır insan. 
İnsan cevher kaynağıdır…
Zenginlik kaynağıdır…
Yetenek yaratıcılık kaynağıdır… 
Petrolü işleyen, atomu parçalayan, uzaya giden, tüm buluşları yapan, insandır. 
Bilimle yoğrulmuş tüm ülkeler bunu bilir ve kendi insanının en üst düzeye gelmesi, yaratıcılığını dışavurması için en iyi ortamları hazırlar… 
Dünyada “çağdaşlık yarışı tam da insan kalitesini en üst düzeye yükseltme” yarışıdır diyebiliriz. 

Biz ise bilime açık tüm eğitim kurumlarını kendi ideolojik kaygılarla yok etmenin derdine düştük…

Türk devlet yönetim hastalığı tüm iktidarlarda aynı biçimde günümüze kadar sure geldi. Her iktidar kendi inanç ve düşüncesine göre eğitimi format atmaya çalıştı. Kafalarında oluşturdukları insan tipini yetiştirmek için demokrasiden, haktan, hukuktan, eşitlikten, insan doğasına ve gelişimine uygun bilimsel eğitim anlayışını bir kenara itip adeta robotlaşmış insan yetiştirmenin derdine düştüler.

Varılan yer günümüz Türkiye’sidir.

Uluslararası ‘PİSA’ değerlendirme sonuçlarında insan kalitemiz dünya ortalamasının çok altında yer almakta…

78 milyonluk toplum 300 bin nüfuslu ülke kadar sanatçı ve spor insanı yetiştiremez olduk.

Çok acilen ülke olarak eğitim konusunda toplum ortak bir program ve sistem üzerinde anlaşarak geleceğimizi güvene almamız gerekiyor. Aksi halde tüm kaynaklarımızı heba ettik daha da edeceğiz.

Muhsin YAZICI 

Korkudan korkmak…

Korkudan korkmak…

Birey, kurum ya da toplum korku üzerine hizaya sokulmaya çalışıldığı zaman ‘fırtına öncesi sessizlik’ dönemine girmiş demektir. Korkan ve korkutulan birey ya da toplum ancak geçici bir süre için susturulabilir; kesinlikle uzun süre bastırılması mümkün değildir.

Tarihte yüzlerce kez görülmüştür, görülmektedir.

Devamı…

Yeni eğitim anlayışı nasıl olmalıdır?

Yeni eğitim anlayışı nasıl olmalıdır?

Eğitimde, kültürel, sosyo-ekonomik, fiziksel yeterlilik farklılıklarının belirginleştiği son dönemde, farklılıklara duyarlılık ve hoşgörülülük felsefesi daha da önem kazanmıştır. Artık günümüz dünyasında tek tip insan ve yurttaşlık anlayışı tarihe karışmıştır.

Toplumsal dinamiklerin bir arada barış içinde varlığını sürdürmesinin ve insanların huzur içinde yaşamasının anahtarı okul öncesi dönemden itibaren bu bilincin oluşturulmasında saklıdır. Daha okul öncesinde ırksal ve dinsel anlayışın dayatıldığı bir toplumda farklılıklara saygıyı nasıl öğreteceğiz?

Devamı…

Nasıl bir eğitim?

Nasıl bir eğitim?

Eğitim, üzerinde çok hassaslıkla durulması, kişi ve kurumlarca içselleştirilmesi gereken çok önemli bir konudur.

Davranışların iyiye, güzele dönüşmesi bağlamında gerçekleştirmelerin söz konusu olduğu eğitimin ülkemizdeki önemi artık kavranmalıdır.

Ancak farklılıklara hitap eden eğitimin öne çıkması zorunludur. Her farklılığı ırkına, dinine, ideolojisine bir saldırı gibi gören kafaların var olduğu bir toplumda özgür, bilimsel ve çağdaş eğitimi uygulamak çok ama çok zordur.

Devamı…

At Gözlüğüyle Bakmak

At Gözlüğüyle Bakmak

Kendi siyasal, dinsel, ırksal ya da ideolojik istek ve ideallerini topluma dayatmayı eğitim sanan kişi, kuruluş ve toplumlar gelişmeyi kesmiş ve geri kalmaya başlamışlardır.

Kişi, kuruluş ve toplumlar kafalarında oluşturdukları kendi gerçeklerini topluma dayatınca özgür düşünce, tartışma ortamı, sanat ve bilimin önünde engel olmaya başlıyorlar.

Devamı…

Demokrasi üzerine düşünebilmek!

Demokrasi üzerine düşünebilmek!

Demokrasi, katılımın arttığı, kaynakların toplum çıkarı için kullanıldığı, eşitlik ve hukuk ilkelerinin getirdiği kurallardan toplum yararlandığı sürece güçlenir; dışlanan insanların sayısı arttıkça zayıflar. 

Düşüncelerinden dolayı hakaret gören, aşağılanan insanların yaşadığı toplumda; gerçek demokrasiden söz edilemez. 

Devamı…