Muhsin Yazıcı

Kategori -Tarih Bilgi Kaynağı

Oltaya gönüllü takılmak

DELİCE..

1951-1952 yıllarında İspanya Hükümeti, Türkiye’den çok yüksek miktarda odun kömürü satın almak istiyor.

O güne kadar İspanya’ya yapılan ihracat kalemleri arasında yer almayan bu talebin bir de özel şartı vardı:

Kömürler İskenderun’dan Saroz Körfezi’ne kadar Akdeniz ve Ege sahillerinde doğada kendiliğinden yetişen “delice” ağacından elde edilmesi isteniyordu.!

Devamı…

İskilipli Atıf Milli Mücadele karşıtıdır / Alev Çoşkun

Çorum Hitit Üniversitesi’nde “İlmi ve İçtimai Yönleriyle İskilipli Mehmet Atıf Efendi” sempozyumu yapılmış.

Bu toplantıda, AKP Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Numan Kurtulmuş konuşmuş ve Cumhuriyet devrimlerini eleştirerek “Türk modernleşmesi dünyada en problemli modernleşmedir” yargısından sonra “İskilipli Atıf Hoca, şapka devrimine karşı kitap yazdığı için asıldı” demiş.

Devamı…

Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi

Türkiye Cumhuriyeti, yeni kurulduğu zamanlarda dünya devletlerinin silahsızlanma adına attığı adımlar nedeniyle bir gelişim hızı yakalamıştır.

Fakat Almanya’nın başlattığı silahlanma çalışmalarının yeniden gündeme gelmesiyle birlikte Türkiye önceki Boğazlar Sözleşmesi’ni kendi kuruluş değerlerine aykırı ve devletin bekasına tehdit oluşturduğu gerekçesiyle değiştirmek istediğini 1923 Lozan Antlaşması’nda imzacı devletlere belirtmiştir.

Devamı…

İttihat ve Terakki ile Kemalizm arasındaki temel fark / Feyziye Özberk

Cumhuriyet’imizin temelinin atıldığı tarihlerden birisi, 17 Aralık 1908, Meclis-İ Mebusan’ın tekrar açıldığı gündür. Mustafa Kemal Atatürk bu temel tarihi gerçeği özlü bir biçimde belirtir: “Eğer Meşrutiyetler olmasa idi, Cumhuriyet olamazdı. Resneli Niyazi gibi Meşrutiyet önderlerine çok şey borçluyuz!..”

2. Meşrutiyet Devrimi’yle farklı bir anlatımla 1908 Hürriyet Devrimi’yle, dönemin büyük devletlerine devamlı tavizler veren, onurlu bir dış politika yürütemeyen Abdülhamid’in baskı rejimine, güçlü bir darbe vurulur.

Meclise seçilen 275 kişiden 160’ı İttihat ve Terakki üyesidir. Ahmet Rıza Bey Birinci Reisliğe seçilir.

Devamı…

Cihan Devleti Osmanlı’da İçler Acısı Bir Anadolu

Ahmet Haşim’in, Anadolu’nun perişan halini anlatan 3 Eylül 1917 tarihli mektubu…

Kurtuluş Savaşı’nın hangi koşullar altında başlatıldığını ve sürdürüldüğünü anlamak için bu mektubu iyi incelemek gerekir. Manisa milletvekili Refik Şevket Bey’e gönderilmiştir.

Ahmet Haşim mektubun başlangıcında şu cümlelere yer veriyor: “Sancağın bütün kazalarını teftişe çıkmıştım. Yirmi gün süren ve nice bağ ve bahçe safalarına rağmen ruhumda hiçbir hakikî lezzetin hatırasını bırakmayan bu devrenin sonunda bu ikinci mektubu gene Niğde’den yazıyorum.” Devamı…

Molla Lütfi niçin öldürülmüştü?

1300-1900 arasında 600 sene yaşayan Osmanlı Devleti, insanlık kültürüne ne verdi?

Bu sorunun cevabı ne yazık ki kocaman bir hiç… Geçmişle övünmeyi sevenlerin yücelttikleri Osmanlı, 600 senede sadece gezgin Evliya Çelebi’yi yetiştirebilmiş.

Bilimde, teknikte koskocaman bir sıfır…

Bu anlayışa karşı çıkanlar ise acımasızca yok edilmişlerdir. Düşünceleri yüzünden katledilen Osmanlı âlimleri içinde en dikkat çekenlerden birisi de Tokatlı Molla Lütfi diye bilinen âlimdir. Bu aydın insan 1495 yılında At Meydanı’nda (Bugünkü Sultanahmet Meydanı) başı kılıçla kesilerek yok edilmiştir. Devamı…

“Hasan Tahsin” aslında kimdi?

Hayatını 15 Mayıs 1919 Yunan işgal kuvvetlerine karşı İzmir’de ilk kurşunu atarak kaybeden ve Osmanlı istihbarat örgütü Teşkilat-ı Mahsus adına Balkanlar’da İngilizler lehine çalışan Buxton kardeşleri takip etme görevi aldığı tarihten şehit edildiği tarih ve bugüne kadar görev kimliğiyle yani Hasan Tahsin olarak bilinen ve anılan Osman Nevres Recep Bey 1888 yılında Selanik’te dünyaya geldi.

Fevziye Mektebinde tanıştığı Cavid Bey’in aracılığıyla İttihat ve Terakki’ye katıldı. Bir süre sonrada bir grup öğrenciyle beraber üniversite eğitimi için Fransa’ya gönderildi. Osman Nevres Sorbonne’da siyaset ve sosyal bilimler bölümüne kaydoldu. Fransa’da bulunduğu yıllarda Paris’in çok renkli ve entelektüel ortamı düşünce yapısını ve dünya görüşünü çok etkiledi. Devamı…

Haçlı emperyalizmin Türk Milleti için verdiği ölüm karar: Sevr Antlaşması / 10 Ağustos 1920

Haçlı emperyalizmin Türk Milleti için verdiği ölüm karar:

Sevr Antlaşması/ 10 Ağustos 1920

                              Filiz Tuzcu – Ağustos 2018

                                              GİRİŞ

SEVR Antlaşmasını gerçek boyutlarıyla kavrayabilmek için Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili “Geçmişten Günümüze Köprü Kurabilen – Tarafsız – Aydınlatıcı Ön Bilgilere” mutlak bir gereksinim vardır; şöyle ki Osmanlı Devletini kim kurdu, Osmanlı hanedanı soy – ırk olarak kimlerden oluşuyordu, zamanla yönetime hangi “yabancı unsurlar” hakim oldu ve o noktadan sonra Osmanlı zihniyeti ve siyaseti nasıl 180 derece yön değişerek “Türk Ve İslâm karşıtlığına” dönüştü ve Osmanlı Devletinin gerçek sahibi olan Türkler nasıl devlet yönetiminden tamamen uzaklaştırılarak, bir zamanlar himayesine aldığı, güvenli, refah ve mutlu bir hayat yaşattığı yabancı kökenli gayrimüslim azlıklardan aşağı bir statüye indirilerek, nasıl ezilmeye ve hor görülmeye başlandı…?

       1938 sonrası Türk Milletinden özellikle gizlenen söz konusu bu tarihi gerçekleri bilmeden, “ne Osmanlı zihniyetini, ne bu zihniyetin Türk Milleti üzerinde bıraktığı ve bugüne kadar derin izlerinin silinemediği son derece olumsuz etkilerini” anlayabilmek mümkün değildir. Bir başka deyişle “Gerçek Osmanlı Tarihini” bilmeden, Osmanlı devletinde hakim konuma gelen yabancı unsurları, onların iç ve dış politikalarını, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş süreci ve nedenlerini, Balkanlar ve Kafkaslarda yaşanan Türk Soykırımını, 1.Dünya Savaşına neden girildiğini, Osmanlıların boyun eğip, hiç itirazsız kabul ettikleri Mondros Ateşkes Antlaşmasını ve  “Türk Milletinin Onurlu Ölüm – Kalım  Mücadelesi  Olan  Kurtuluş  Savaşı Destanımızı” anlamaya imkân yoktur. Devamı…

Sevr ya da Lozan: Esaret ya da Bağımsızlık

Türkiye Cumhuriyetinin “tapu senedi” Lozan Antlaşmasının imzalanmasının 95. yılını kutluyoruz. Kan ve can pahasına Ulusal Kurtuluş Savaşımız sonrası Türk diploması tarihinde 224 yıllık bir boyun eğme döneminden sonra kazanılan en büyük uluslararası siyaset zaferini kutluyoruz.

Lozan zaferimize dudak büken “aydınlarımız” yanında, ülkemizi Sevr esaretine götürenlerin günümüzdeki takipçileri, oturdukları “yönetici” koltuklarından Lozan Zaferimizi tartışmaya açıp zaferin “yenilgi” olduğu iddiasına kadar ilerliyorlar. Dahası bu işi Ulusal Kurtuluş Savaşımızda karşımıza sürülen kukla kuvvetlerin ülkesinde yapacak kadar ileri noktaya götürüp Lozan’ı tartışmaya açıyorlar. Devamı…

Osmanlı Döneminde Maymunlar Neden İdam Edildi?

“Devir III.Murat devri, Osmanlı’nın en şaşaalı yılları…

Yavuz zamanında başlayan Kuzey Afrika’daki fetihlerle beraber daha önce İstanbul’da pek rastlanmayan maymunların sayısı hızla artıyor. Maymunlar gemilerde gözcülük yapıyor, direklere kolayca tırmanıyor, keskin gözleriyle kara ya da başka bir gemi gördüklerinde aşağıya haber veriyorlar. Devamı…

Osmanlı – Alman İlişkilerinde Siyasi, Ekonomik ve Askeri Alanlarda Farklı Düşünceler

ÖZET

Bu çalışmanın amacı, tarihi tarayarak, Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya Krallıkları arası (Prusya Krallığı, Baverya Krallığı gibi) ilişkilerde, 1’ci Dünya Savaşı sonuna kadar vuku bulmuş bazı önemli olayları vurgulamaktır.

Bu çalışmanın önemi, geçen asırda Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya Krallıkları arasındaki devasa siyasî, sosyal, hukuksal ve askerî münasebetleri öne çıkarmaktır.

Devamı…

Türkiye müslümanlığı..

Yavuz Sultan Selim 1517’de Mısır’ı fethettikten sonra halifeliği uhdesine almanın yanında, yaklaşık 2000 kadar Arap ve Yahudi dönmesi Müslüman, Eşari İslam ulemasını İstanbul’a getirdi. Bu tarihe kadar Osmanlı-Türk medreselerindeki ulema sınıfı Semerkand-Buhara ekolünün yani Toynbee’nin “Kuzey Müslümanlığı” olarak adlandırdığı ekolün temsilcisi Türk âlimlerdi.
Eldeki bilgilere göre 1538’de yayımlanan bazı fetvalar ve fetvalara dayanan fermanlarda dinimiz İslam’ın nasıl bir taassup belasıyla karşı karşıya kaldığını ve bunun Osmanlı Türkiye’sine ne şekilde zarar verdiğini anlayabiliyoruz. Devamı…

Tarihsel Döngü Teorisi

Tarihsel Döngü Teorisi

lkçağ felsefesinde söz konusu olan, insanların örgütlü toplum içinde yaşadıkları sürece, dairesel bir süreç içinde, aristokrasi, oligarşi, demokrasi türünden yönetim tarzlarının birinden diğerine dönüp durduklarını savunan ve daha sonra İtalyan filozofu G. Vico tarafından canlandırılan tarih anlayışı.

Toplumların varoldukları süre boyunca aynı aşamalardan geçtiğini savunan1 Vicont’ın bu görüşü, 19. ve 20. yüzyılda, tarihsel ilerleme fikrini, yasalı toplumsal ge­lişme düşüncesini reddederek, kültürlerin geli­şigüzel doğduklarını geliştiklerini ve öldüklerini, yani periyodik olarak aynı evrelerden geçtiklerini savunan O. Spengler ve kültürlerin yükselme gelişme ve çöküş dönemleri yaşadıklarını iddia eden A. Toynbee tarafından geliştirilmiştir.  www.muhsinyazici.com

Tarihçi: Tarih Bilimi İle Uğraşan Kişi

Tarihçi:  Tarih Bilimi İle Uğraşan Kişi

Tarihçi “dışsal eleştiri” yoluyla kaynaklarını seçtikten sonra “içsel eleştiri” yoluyla bunları özümlemeye girişir.

Bu aşamanın yöntemlerini de Alman klasik  Tarih, geçmişin olaylarını kaynak malzemelerin eleştirel bir incelemesine dayanarak kronolojik tutarlılık içinde irdeleyen ve genellikle bunların nedenleri konusunda açıklamalarda bulanan bilim dalı. 19. yüzyıl sonlarında çağdaş profesyonel tanımına kavuşmuş, amaç ve yöntemleri belli, özerk bir disiplindir.

Doğa bilimleri gibi dolaysız gözleme dayanmak yerine, eksik ve kusurlu belgesel kayıtlardan ya da anlatılanlardan yola çıkarak akıl yürütme yoluyla geçmişte olanların çıkarsanmasını ve filologlar yetkinleştirmiştir.

Latin şairlerin yapıtlarını yayıma hazırlayan Karl Lachmann çağdaş belge eleştirisinin yaratıcısı sayılır. Bu aşamada tarihçinin eldeki belgelerin dilini anlaması, metinde sonradan oluşmuş bozukluk ve hataları gidermesi, ayrıca yazarların düşünce yapısını kavramaya çalışması gerekir.   

Not: Filoloji: (İng. Philology) yazıya geçen eski dillerle mevcut dillerin eski ve yeni şekillerini inceleyen bilim kolu. Edebi yazılarda,  Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan sesli ya da yazılı simgeler sistemi.

Dil simgelerine “gösterge” adı verilir. Bu göstergeler, saymaca bir nitelik taşır; anlamlan doğal bir bağlantıdan kaynaklanmayıp toplumsal bir anlaşmadan, bireyler arasında üstü kapalı bir uzlaşmadan doğar. Bu tanıma göre dil, yalnızca insan toplumlarında bulunan bir yetenektir. Hayvan türleri de sesler ve beden hareketlerinin yardımıyla birbirleriyle dilbilgisi ve kelimelerin kullanış ve şekil değişiklikleriyle meşgul olur.

Ayrıca dilleri birbirleriyle karşılaştırmalı olarak inceler. Filolojiden günümüzdeki modern  Alm. Grammatik (f), Fr. Grammaire (m), İng. Grammar. Dilleri bütün cepheleriyle konu edinip inceleyen bilmin adı. Arapçada sarf ve nahv ilmi, batı dillerinde ise gramer olarak adlandırılır. Bir dili seslerden cümlelere kadar, ihtiva ettiği bütün dil birliklerini, geniş bir şekilde anlam ve görev olarak inceleyen ilme dilbilgisi denir. Linguistik, yani lisan bilgisi ortaya çıkmıştır.

Yazılı olarak ve akademik çevrede “filoloji” kelimesi hala kullanılıyorsa da, bunun kullanılış sahası genellikle linguistikin kapsamına girer.  

Bu Dilbilim, LİNGUİSTİK olarak da bilinir, dili bir sistem olarak gören ve niteliğini, yapısını, birimlerini ve dönüşümlerini inceleyen bilim dalı. Dilbilim terimi, ilk kez 19. yüzyılda dil incelemelerindeki yeni bir yaklaşımı geleneksel filolojiden ayırmak için kullanılmıştır. Filoloji öncelikle dilin yazılı metinlere yansıyan tarihsel gelişimiyle ilgilenir.  bilim dalı ile uğraşanlara filolog denir.

Filoloji; yazılı belgelerin geçerliğini, gerçek olup olmadıklarını araştıran tarihsel bir bilimdir. Filoloji çalışmalarında, üretildikleri dönemlere ait eski metinleri yeniden oluşturmaya çalışılır.

Üretildikleri dönemlerin etkileri, kaynakları araştırılır, özgün metinler çözülmeye ve yeniden oluşturulmaya, bu arada taklitlerini saptanmaya ve değerleri ölçülmeye çalışılır. TDK güncel sözlüğünde karşılığı Dil Bilim olarak verilmiştir.  

www.muhsinyazici.com

Tarih Sözlük Anlamı

Tarih Sözlük Anlamı

1. Bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz veya gün.

2. Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan; bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim:

“Milletler tarihte fatihlerden fazla adillere bağlıdırlar.”- F. R. Atay.
“Tarihin bir tekerrür olduğu düsturunu da bu cümleler arasında görüyorum.”- H. C. Yalçın.
3. Evrensel tarihin herhangi bir bölümünü ele alan anlatı.4. Bir konuyu geçmişi ve gelişimi içinde inceleyen anlatı:
“Sen bana bir ata yadigârısın, geçmişin tarihini saklayan kutsal bir tomarsın!”- R. H. Karay.
5. Tarih kitabı.6. Tarih dersi:
“Beş senedir tarih okuttuğum için birçok kitapları gözden geçirmeğe mecbur oldum.”- Ö. Seyfettin.
“Ertesi gün, tarih imtihanı vardı.”- Y. Z. Ortaç.

Azeb (Askeri Ordu)

Azeb (Askeri Ordu)

Osmanlı askeri teşkilatında kara ve deniz hafif piyadeleri için kullanılan bir tabirdir.

Arapça’da bekar manasına gelir. XIV-XVI. yüzyıllarda Bizans Latin ve İtalyan kaynaklarında “korsan deniz haydudu” karşılığı kullanılmıştır. Mısır’da şehir muhafazasında görev alan askeri bir grup da bu adla anılmıştır.

Osmanlı’ da azebler yeniçeri teşkilatından önce kurulmuş ve hafif okçu olarak orduya katılmıştır. Azebler deniz ve kara azebleri olmak üzere ikiye ayrılıyorlardı. Kara azebleri XVI. yüzyılın ortalarına doğru kale muhafazasında kullanılmaya başlanmış ve böylece maaşlı bir sınıf haline gelmiştir.

Kale azeblerinin mevcudu kalelerin önemine göre değişiyordu. Deniz azebleri ise görev yaptıkları yerlere göre Tersane-i Amire ve donanma azebleri olmak üzere ikiye ayrılıyordu.

Deniz azebleri kadırgalarda paşa gemilerinde mavnalarda kalitelerde top taş ve at gemilerinde azeb neferi ve reisi olarak bulundukları gibi yelkenci nöbetçi ve kürekçi olarak da bulunuyorlardı. Azebler ihtiyaç durumunda başka görevlerde de kullanılmaktaydılar.

Azeb alınacak kimselerin güçlü kuvvetli ve savaşabilecek kabiliyete sahip olmaları gerekmekteydi. Azeb teşkilatı Sultan II. Mahmud dönemindeki askeri yenilikler sırasında kaldırılmıştır. 

www.muhsinyazici.com