Muhsin Yazıcı

Kategori -Tarih Bilgi Kaynağı

Türkiye müslümanlığı..

Yavuz Sultan Selim 1517’de Mısır’ı fethettikten sonra halifeliği uhdesine almanın yanında, yaklaşık 2000 kadar Arap ve Yahudi dönmesi Müslüman, Eşari İslam ulemasını İstanbul’a getirdi. Bu tarihe kadar Osmanlı-Türk medreselerindeki ulema sınıfı Semerkand-Buhara ekolünün yani Toynbee’nin “Kuzey Müslümanlığı” olarak adlandırdığı ekolün temsilcisi Türk âlimlerdi.
Eldeki bilgilere göre 1538’de yayımlanan bazı fetvalar ve fetvalara dayanan fermanlarda dinimiz İslam’ın nasıl bir taassup belasıyla karşı karşıya kaldığını ve bunun Osmanlı Türkiye’sine ne şekilde zarar verdiğini anlayabiliyoruz. Devamı…

Tarihsel Döngü Teorisi

Tarihsel Döngü Teorisi

lkçağ felsefesinde söz konusu olan, insanların örgütlü toplum içinde yaşadıkları sürece, dairesel bir süreç içinde, aristokrasi, oligarşi, demokrasi türünden yönetim tarzlarının birinden diğerine dönüp durduklarını savunan ve daha sonra İtalyan filozofu G. Vico tarafından canlandırılan tarih anlayışı.

Toplumların varoldukları süre boyunca aynı aşamalardan geçtiğini savunan1 Vicont’ın bu görüşü, 19. ve 20. yüzyılda, tarihsel ilerleme fikrini, yasalı toplumsal ge­lişme düşüncesini reddederek, kültürlerin geli­şigüzel doğduklarını geliştiklerini ve öldüklerini, yani periyodik olarak aynı evrelerden geçtiklerini savunan O. Spengler ve kültürlerin yükselme gelişme ve çöküş dönemleri yaşadıklarını iddia eden A. Toynbee tarafından geliştirilmiştir.  www.muhsinyazici.com

Tarihçi: Tarih Bilimi İle Uğraşan Kişi

Tarihçi:  Tarih Bilimi İle Uğraşan Kişi

Tarihçi “dışsal eleştiri” yoluyla kaynaklarını seçtikten sonra “içsel eleştiri” yoluyla bunları özümlemeye girişir.

Bu aşamanın yöntemlerini de Alman klasik  Tarih, geçmişin olaylarını kaynak malzemelerin eleştirel bir incelemesine dayanarak kronolojik tutarlılık içinde irdeleyen ve genellikle bunların nedenleri konusunda açıklamalarda bulanan bilim dalı. 19. yüzyıl sonlarında çağdaş profesyonel tanımına kavuşmuş, amaç ve yöntemleri belli, özerk bir disiplindir.

Doğa bilimleri gibi dolaysız gözleme dayanmak yerine, eksik ve kusurlu belgesel kayıtlardan ya da anlatılanlardan yola çıkarak akıl yürütme yoluyla geçmişte olanların çıkarsanmasını ve filologlar yetkinleştirmiştir.

Latin şairlerin yapıtlarını yayıma hazırlayan Karl Lachmann çağdaş belge eleştirisinin yaratıcısı sayılır. Bu aşamada tarihçinin eldeki belgelerin dilini anlaması, metinde sonradan oluşmuş bozukluk ve hataları gidermesi, ayrıca yazarların düşünce yapısını kavramaya çalışması gerekir.   

Not: Filoloji: (İng. Philology) yazıya geçen eski dillerle mevcut dillerin eski ve yeni şekillerini inceleyen bilim kolu. Edebi yazılarda,  Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan sesli ya da yazılı simgeler sistemi.

Dil simgelerine “gösterge” adı verilir. Bu göstergeler, saymaca bir nitelik taşır; anlamlan doğal bir bağlantıdan kaynaklanmayıp toplumsal bir anlaşmadan, bireyler arasında üstü kapalı bir uzlaşmadan doğar. Bu tanıma göre dil, yalnızca insan toplumlarında bulunan bir yetenektir. Hayvan türleri de sesler ve beden hareketlerinin yardımıyla birbirleriyle dilbilgisi ve kelimelerin kullanış ve şekil değişiklikleriyle meşgul olur.

Ayrıca dilleri birbirleriyle karşılaştırmalı olarak inceler. Filolojiden günümüzdeki modern  Alm. Grammatik (f), Fr. Grammaire (m), İng. Grammar. Dilleri bütün cepheleriyle konu edinip inceleyen bilmin adı. Arapçada sarf ve nahv ilmi, batı dillerinde ise gramer olarak adlandırılır. Bir dili seslerden cümlelere kadar, ihtiva ettiği bütün dil birliklerini, geniş bir şekilde anlam ve görev olarak inceleyen ilme dilbilgisi denir. Linguistik, yani lisan bilgisi ortaya çıkmıştır.

Yazılı olarak ve akademik çevrede “filoloji” kelimesi hala kullanılıyorsa da, bunun kullanılış sahası genellikle linguistikin kapsamına girer.  

Bu Dilbilim, LİNGUİSTİK olarak da bilinir, dili bir sistem olarak gören ve niteliğini, yapısını, birimlerini ve dönüşümlerini inceleyen bilim dalı. Dilbilim terimi, ilk kez 19. yüzyılda dil incelemelerindeki yeni bir yaklaşımı geleneksel filolojiden ayırmak için kullanılmıştır. Filoloji öncelikle dilin yazılı metinlere yansıyan tarihsel gelişimiyle ilgilenir.  bilim dalı ile uğraşanlara filolog denir.

Filoloji; yazılı belgelerin geçerliğini, gerçek olup olmadıklarını araştıran tarihsel bir bilimdir. Filoloji çalışmalarında, üretildikleri dönemlere ait eski metinleri yeniden oluşturmaya çalışılır.

Üretildikleri dönemlerin etkileri, kaynakları araştırılır, özgün metinler çözülmeye ve yeniden oluşturulmaya, bu arada taklitlerini saptanmaya ve değerleri ölçülmeye çalışılır. TDK güncel sözlüğünde karşılığı Dil Bilim olarak verilmiştir.  

www.muhsinyazici.com

Tarih Sözlük Anlamı

Tarih Sözlük Anlamı

1. Bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz veya gün.

2. Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan; bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim:

“Milletler tarihte fatihlerden fazla adillere bağlıdırlar.”- F. R. Atay.
“Tarihin bir tekerrür olduğu düsturunu da bu cümleler arasında görüyorum.”- H. C. Yalçın.
3. Evrensel tarihin herhangi bir bölümünü ele alan anlatı.4. Bir konuyu geçmişi ve gelişimi içinde inceleyen anlatı:
“Sen bana bir ata yadigârısın, geçmişin tarihini saklayan kutsal bir tomarsın!”- R. H. Karay.
5. Tarih kitabı.6. Tarih dersi:
“Beş senedir tarih okuttuğum için birçok kitapları gözden geçirmeğe mecbur oldum.”- Ö. Seyfettin.
“Ertesi gün, tarih imtihanı vardı.”- Y. Z. Ortaç.

Azeb (Askeri Ordu)

Azeb (Askeri Ordu)

Osmanlı askeri teşkilatında kara ve deniz hafif piyadeleri için kullanılan bir tabirdir.

Arapça’da bekar manasına gelir. XIV-XVI. yüzyıllarda Bizans Latin ve İtalyan kaynaklarında “korsan deniz haydudu” karşılığı kullanılmıştır. Mısır’da şehir muhafazasında görev alan askeri bir grup da bu adla anılmıştır.

Osmanlı’ da azebler yeniçeri teşkilatından önce kurulmuş ve hafif okçu olarak orduya katılmıştır. Azebler deniz ve kara azebleri olmak üzere ikiye ayrılıyorlardı. Kara azebleri XVI. yüzyılın ortalarına doğru kale muhafazasında kullanılmaya başlanmış ve böylece maaşlı bir sınıf haline gelmiştir.

Kale azeblerinin mevcudu kalelerin önemine göre değişiyordu. Deniz azebleri ise görev yaptıkları yerlere göre Tersane-i Amire ve donanma azebleri olmak üzere ikiye ayrılıyordu.

Deniz azebleri kadırgalarda paşa gemilerinde mavnalarda kalitelerde top taş ve at gemilerinde azeb neferi ve reisi olarak bulundukları gibi yelkenci nöbetçi ve kürekçi olarak da bulunuyorlardı. Azebler ihtiyaç durumunda başka görevlerde de kullanılmaktaydılar.

Azeb alınacak kimselerin güçlü kuvvetli ve savaşabilecek kabiliyete sahip olmaları gerekmekteydi. Azeb teşkilatı Sultan II. Mahmud dönemindeki askeri yenilikler sırasında kaldırılmıştır. 

www.muhsinyazici.com

Asakir-i Mansure-yi Muhammedi-ye

Asakir-i Mansure-yi Muhammedi-ye

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması üzerine Sultan II. Mahmut’ un emriyle kuruldu. Yeni eğitim kurallarıyla yetiştirilen askerlik kurumuna verilen addır. Bu yapının başına ilk olarak “Serasker” unvanıyla eski Yeniçeri ağalarından Ağa Hüseyin Paşa getirildi.

Asakir-i Mansure-i Muhammediye Tertip adı verilen sekizer birlikten meydana gelir. Her tertibin başında “binbaşı” adında bir komutan bulunurdu. Bu binbaşılar “baş binbaşı” ya bağlıydı. Her tertip on altı “saf” tı. Her saf bir yüzbaşının komutasındaydı. Her yüzbaşının ikişer “mülazim” yardımcısı vardı.  Her tertipte bir top bulunurdu. Toplara “topçubaşı” denilen bir subay komuta ederdi. On altı saftan oluşan tertiplerin sekizi sağ ve sekizi sol olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Bunlara “sağ kolağaları” ve “sol kolağaları” atanmıştı. Kaynakwh:

İki yıl sonra bu örgüt yeniden düzenlenerek “tertip” lere “alay” ve komutanlarına “miralay” dedindi. “Saf” deyimi “bölük” olarak değiştirildi. Her alay binbaşı komutasındaki üç taburdan meydana getirilmişti. Sol ve sağ kolağası adını alan iki subay bir katip bir sancaktar her bölüğe “yüzbaşı” ve “mülazim” lerden ayrı olarak bir “başçavuş” ve bir “bölük emini” atanmıştır. Her alayda “miralay” yardımcısı bir “kaymakam” bulunurdu. İki alay bir “mirliva” nın ve üç alay bir “ferik” in komutası altındaydı. Miralayın üstü subaylara “paşa” denirdi. Asakir-i Mansure-i Muhammediye’ nin en büyük komutanı “müşir” di.
 www.muhsinyazici.com

Bedesten

Bedesten

Bedestenler zamanlarında önemli birer iktisadi kuruluştu. O devirde günümüzdeki banka ve borsaların görevini görürdü. Her bedesten de onu korumakla yükümlü 12 kişilik bir koruyucu ekibi vardı. Bunlara bölükbaşı denirdi.

Bedesten her sabah duacı başı denilen bölükbaşlarından biri tarafından açılır, akşamları da gene törenle kapanırdı.  Çok değerli mallar, Perşembe günleri öğle namazından önce satılır, bu sırada önemli kişiler de gelir ve halk her yanı doldururdu. Bedestenlerde alış veriş yapan esnafa tacir anlamına da kullanılan Hacegan denilirdi.

İstanbul’da ikisi büyük çarşı içinde, biri de Galata’da olmak üzere üç bedesten vardır. Büyük çarşı içindekilerden eskisine Eski veya Küçük Bedesten, Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığına ise diğerine ise Yeni Bedesten Sandal Bedesteni veya Büyük Bedesten denirdi. www.muhsinyazici.com

Culus Bahşişi

Culus Bahşişi

Cülus Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahlığa seçilen şehzadenin padişahlığının ilan edilmesi için yapılan törene verilen addır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda törenler arasında önemli bir yeri olan Cülus-i Hümayun’un kökü Türk törelerine ve İslam kültürüne dayanmakta ve Oğuz töresinin izlerini taşımaktadır.

Cülus Bahşişi ise cülus töreni sırasında Yeniçerilere verilen bahşişdir. www.muhsinyazici.com

Hz. Muhammed Dönemi

Hz. Muhammed Dönemi


• 571’de Mekke’de doğan Hz. Muhammed 610’da gelen vahiyle peygamberlik yapmaya başlamıştır.
• Mekke’nin önde gelen Kureyş kabilesi dini ve ekonomik üstünlüklerini kaybetmemek için Müslümanlara baskı yapmaya başladılar.
NOT: Hz. Muhammed’in Medinelilerle yapmış olduğu I. ve II. Akabe görüşmeleri sonucunda Mekke’de
sıkışan İslamiyet Medine’de hızla yayıldı ve hicret olayına zemin hazırlandı.
• Hz. Muhammed 622’de Mekke’den Medine’ye göç etti.
Hicret olayının birçok önemli sonucu olmuştur. Bunlar:
1. İlk İslam Devleti Medine’de kuruldu.
1. Müslümanlar güçlendi ve İslamiyet’in yayılması hızlandı.
2. Medine’de yaşayan Yahudilerle bir vatandaşlık antlaşması (Medine Sözleşmesi) imzalandı.
NOT: İslam Devletinin ilk Anayasası olan bu sözleşmeye uymayan Yahudiler zamanla şehirden çıkarıldılar.
4. Hicret olayı Hz. Ömer döneminde Hicri takvimin başlangıcı olarak kabul edildi.
NOT: Bir tarım hayvancılık şehri olan Medine Hicret olayından sonra önemli bir konuma geldi.

HZ. MUHAMMED DÖNEMİ SAVAŞLARI
BEDİR SAVAŞI (624)
• Müslümanların Mekke’de kalan mallarına karşılık zengin bir Mekke kervanını vurmak istemeleri üzerine savaş çıkmıştır.
Savaşın Sonuçları Şunlardır:
1. Müslümanların ilk savaşı ve zaferidir.
2. İslam savaş hukukunun temelleri atılmıştır.
3. Medine sözleşmesine uymayan Beni Kaynuka Yahudileri şehir dışına çıkarılmıştır.

UHUD SAVAŞI (625)
• Mekkelilerin Bedir savaşının intikamını almak istemeleri sonucunda çıkmıştır.
• Müslümanlar, Hz. Muhammed’in stratejisine itibar etmedikleri için kazandıkları bir savaşı kaybetmek zorunda kalmışlardır.
NOT: Dersler alınan bir savaştır. Peygambere itaatin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Savaşı Mekkeliler
kazanmış ancak İslam Devletini yıkamamışlardır.
Savaş sonucunda Hz. Muhammed Mekkelilerle ilişki kuran Nadir Yahudilerini Medine’den çıkardı.

HENDEK SAVAŞI (627)
Hendek savaşının sebepleri arasında:
1. Uhud savaşından sonra Medine’den çıkarılan Yahudilerin Nadir kabilesi ile Medineli Yahudilerin
Mekkelilerin kışkırtması
2. Mekkelilerin İslam Devletini ortadan kaldırmak istemeleri.
İranlı Selman-ı Farisi’nin teklifi üzerine Medine‘nin etrafı hendeklerle çevrilmiş ve savunma savaşı yapılmıştır.
Hendek Savaşının Sonucunda;
1. Mekkeliler savunmaya Medineliler taarruza geçmiştir.
2. Mekkelilerle işbirliği yapan Kureyza Yahudileri şehirden çıkarıldı..
3. İslamiyet Mekke yakınlarındaki Arap Kabileleri arasında yayılmaya başladı.

HUDEYBİYE ANTLAŞMASI (628)
• Hendek savaşından sonra Hz. Muhammed hac görevi yapmak için 1500 kişi ile yola çıktı.
• Ancak Mekkeliler Müslümanların şehre girmesine müsaade etmediler.
• Sonuçta iki taraf arasında Hudeybiye Antlaşması imzalandı.
Antlaşmaya göre;
1. Müslümanlar o yıl Kabe’yi ziyaret etmeyecek,
2. İki taraf arasında 10 yıl savaş olmayacaktı,
3. Mekkelilerden reşit olmadan Müslüman olarak Hz Muhammed’in yanına gelenler iade edilecek, Mekke’ye sığınan bir Müslüman geri verilmeyecekti.
NOT: Müslümanların aleyhine olan bu maddenin uygulanmasında Medine’ye kabul edilmeyen Müslümanlar
Mekke’ye de dönemediklerinden Mekke ticaret kervanlarını vurmaya başladılar. Bunun sonucunda
Mekkeliler Hz. Muhammed’e başvurarak bu maddenin kaldırılmasını istemişlerdir.
Hudeybiye Antlaşması sonucunda:
1. Mekkeli’ler Müslümanları hukuken tanımıştır.
2. Antlaşma Müslümanların zararına gözükmesine rağmen, daha sonra olumlu sonuçlar ortaya çıkarmıştır
3. Kureyşlilerle Müslümanlar arasındaki gerginliğin azalmasına ve İslamiyet’in Mekke’de yayılmasına sebep olmuştur.

HAYBER’İN FETHİ (629)
• Yahudilerin elinden Hayber Kalesi alınmıştır.
NOT: Bu fetih sonucunda Şam ticaret yollarının güvenliği sağlanmıştır.
• Aynı yıl Bizans’la yapılan ilk savaş olan Mute savaşı gerçekleşmiştir.
MEKKE’NİN FETHİ
• Mekkelilerin Hudeybiye Anlaşmasını bozmaları üzerine Hz.Muhammed Mekke’yi fethetti.
Mekke’nin Fethi Sonucunda:
1. Müslümanların en büyük düşmanı olan Mekke Devleti ortadan kaldırıldı.
2. Kabe Müslümanların eline geçti.
3. İslamiyet’in yayılışı hızlandı.

HUNEYİN SAVAŞI VE TAİF SEFERİ
• Müslüman olmayan Arap kabileleri üzerine yapılan seferler sonucunda Müslümanlar Huneyn savaşında Arap Kabilelerini yendiler.
• Daha sonra Taif kuşatıldıysa da alınamadı.
• Ancak bir yıl sonra Taifliler Müslüman oldular.

TEBÜK SEFERİ
• Bizans imparatorluğu Heraklius’un Arabistan üzerine yürüdüğü şekline asılsız haber üzerine Hz. Muhammed son seferi olan Tebük seferini gerçekleştirmiştir.
• Haberin asılsız olduğu anlaşılmış bazı kabileler ele geçirilerek geri dönülmüştür.

VEDA HACCI VE HZ. PEYGAMBERİN ÖLÜMÜ (632)
• Hz. Muhammed 125.000 kişi ile Veda Haccını gerçekleştirmiştir.
• Ashabına Veda Hutbesini okumuştur
Aynı yıl Medine vefat etmiştir. Kabri Ravza’yı Mutahhara denir.

KONU İLE İLGİLİ SORULAR
1. Hz Muhammed (SAV)’e Kureşliler tarafından Muhammedül Emin denilmesine rağmen Peygamberlik geldiğinde Peygamberliğini kabul etmemelerinin nedeni nedir?
2. Hz Muhammed (SAV)’İn emriyle Müslümanlar ilk olarak nereye hicret (göç) etmişlerdir?
3. Akabe Biadlarının İslamiyet’in Yayılışı açısından önemini söyleyin
4. Hicretten sonra Yahudilerle yapılan ‘’ Medine Sözleşmesinin’’ İslam tarihi açısında önemini söyleyin.
5. Kendinden sonra gelen İslam devletlerinin savaş hukukuna da giren ‘’ Savaş ganimetlerinin 1/5’nin devlet hazinesine bırakılma usulü Hz Muhammed(SAV) katıldığı hangi savaştan sonra getirilmiştir?
6. Uhud Savaşı Hz Muhammed (SAV)’in Hangi yönünü ortaya çıkartmıştır?
7. Hendek Savaşını Hz Muhammed (SAV)’in Devlet yönetiminde Hangi yönünü ortaya koymuştur?
8. Hudeybiye Barışı’nın İslamiyet’in Yayılmasına sayladığı yararları söyleyin.
9. Cizye uygulaması hangi savaştan sonra uygulanmaya başlamıştır?
10. Tebük Seferinin nedenini söyleyin?

Boşlukları tamamlayın.
1. İlk Müslüman çocuk…………….’dır
2. Hz Muhammed’ İlk inana kişi eşi……………….’dir
3. Hz Muhammed döneminde yapılan ………………………..Müslümanlar için olumsuz görünse de,olumlu sonuçlanmıştır.
4. Hicret olayının gerçekleşmesiyle ……………………………………kurulmuş oldu.
5. İslamiyet’in doğdu sırada İran da yaşayan insanlar ……………tapıyorlardı.
6. Arap Yarım Adasında putperesliğin yanında tek Allah’a inana ……………de yaşıyorlardı.
7. Hendek Savaşında Medine’nin etrafına hendek kazılma fikri İran asıllı ……………………..çıkmıştır.
8. İslamiyet’in Yayıldığı dönemde Avrupa’da ………………………dini yaygındı.
9. Çölde yaşayan ve hayvancılıkla geçimini sağlayan insanlara…………………….. denir.
10. Hindistanda siyasi birliğin olmamasının nedeni…………………………………..’dir

Aşağıdaki soruları yanına Doğru ise (D) Yanlış İse (Y) yazın
– Hz Muhammed(SAV) 571 Yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.( )
– İlk Müslüman kadın Hz Aişe’dir.( )
– 622 yılı Hicri Takvimin başlangıcı sayılmıştır.( )
– İslam Devleti’nin İlk Anayasası Medine Sözleşmesi sayılır.( )
– Hz Muhammed (SAV)’in ilk savaşı Uhud Savaşıdır.( )
– Mekke’nin Fethinden sonra Hayber’in fethi gerçekleşti.( )
– Cizye uygulaması Hayber’in fethinden sonra başlamıştır.( )
– Tebük Seferi Hz Muhammed’in son seferidir.( )
– Mute Savaşı ile Mekkeliler Müslümanlığı kabul ettiler.( )
– Huneyin Savaşının sonuçlarından biride. Taif Şehrinin fethidir.( )
www.muhsinyazici.com

Dört Halife Devri: 632 – 661

Dört Halife Devri: 632 – 661


• Hz. Muhammed’in vefatından donra dört halife dönemi başlamıştır.
• Halifeler seçimle iş başına geldiklerinden bu döneme Hulafa-i Raşidin dönemide denmiştir.
NOT: Devletinin başkanı olan halifeler dini konuları çok iyi bildiklerinden aynı zamanda din başkanıdırlar.

HZ. EBU BEKİR DÖNEMİ (632-634)
• Halifeliğin ilk yılında:
RIDDE SAVASLARI: Rasûlüllah (s.a.s)’in vefatindan sonra dinden dönüp Islâm devletine savas açanlarin isyanlarinin bastirilmasi için yapilan askerî harekâtlar. Bu savaşlar sonunda Zekat vermek istemeyen ve dinden dönmek isteyen kabileleri itaat altına aldı.
• Yalancı Peygamberleri ortadan kaldırdı.
NOT: Böylece İslam devletinin dağılmasını önledi.
• Peygamberimiz zamanında yazılan Kuran’ı Kerim ayetleri toplanarak kitap haline getirilmiştir.
NOT: Savaşlarda pek çok hafızın şehit düşmesi üzerine heyet Kur’an-ı Kerim kitap haline getirilmiştir
• İlk kez Arap yarımadası dışında fetih hareketleri başlamıştır.
• Müslümanlar Yermük savaşında Bizans ordusunu yenilgiye uğratmışlar böylece Suriye’nin fethi için ortam hazırlanmıştır.

HZ. ÖMER DÖNEMİ (634-644)
• İslam devletinin ikinci halifesidir.
• Adaleti ve doğruluğu ile ün kazanmıştır.
• “Habur’da bir köprü üzerinde bir keçinin ayağı kırılsa hesabı Ömer’den sorulur” sözü meşhurdur.
• Döneminde Arabistan dışında fetih hareketleri hızla devam etmiştir.
1. Suriye’nin fethi Ecnadeyn savaşı (636) ile tamamlandı
2. Kudüs kuşatıldı ancak alınamadı ve kendi isteği ile teslim oldu.
3. Ürdün’ün fethi gerçekleşti.
4. İran ve Irak Sasaniler’le yapılan Kadisiye (636), Celula (637) ve Nihavent (642) savaşları ile tamamlandı.
5. El Cezire (Yukarı Mezepotamya) feth edildi.
6. Azerbaycan feth edildi böylece İslam orduları Kafkaslar ve Hazar Denizine ulaştılar.
7. 640’da Mısır feth edildi
8. Trablusgarp ve Bizans’ın bir kısmı feth edildi.
NOT: Hz. Ömer döneminde İran’ın fethi ile Türklerle Araplar komşu olmuştur.
• Hz. Ömer döneminde devlet teşkilatlanmasına büyük önem verilmiştir.
Bu amaçla;
1. Feth edilen yerler yönetim birimlerine ayrıldı büyük iller oluşturuldu.
2. İlk defa mali ve askeri divan teşkilatı kuruldu.
3. Devlet hazinesi (Beytül mal) oluşturuldu.
4. Eyaletlere kadılar gönderildi.
5. Hicri takvim kabul edildi.
6. İkta sistemi uygulanmaya başlandı.
• Hz. Ömer İranlı bir köle tarafından şehit edildi.

HZ. OSMAN DÖNEMİ(644-656)
• İslam devletinin üçüncü halifesidir.
• Libya’nın tamamı ve Tunus feth edildi.
• İslam orduları Kayseri’ye kadar geldi.
• Doğuda Horasan ve Harzem feth edildi.
• Maveraünnehir ve Kafkasya da Türklerle savaşıldı ve Hazarlar Kafkasya’daki ilerleyişi 652’de durdurdular.
• İlk İslam donanması Suriye valisi Muaviye tarafından kuruldu. Bizans donanması yenilgiye uğratıldı.
• 651’de Kıbrıs ele geçirildi ve vergiye bağlandı.
NOT: Kuran-ı Kerim çoğaltılarak ülkenin her tarafına gönderilmiştir.
• Hz. Osman döneminde mensubu bulunduğu Emevi ailesinin devlet yönetiminde etkili olmaya
başlaması tepkilere yol açtı.
• Sonuçta Hz. Osman değişik illerden gelen şikayetçiler tarafından evinde şehit edildi.
NOT: İslam Devletinde ilk iç karışıklar Hz. Osman döneminde başlamıştır.

HZ. ALİ DÖNEMİ (656-661)
• Dördüncü halifedir.
• Hz. Osman katillerinin bulunması meselesi yüzünden Muaviye, Hz.Ayşe, Talha ve Zübeyir ile arası açılmıştır.
• Cemel vakası (deve olayı) meydana gelmiş ve savaşı Hz. Ali kazanmıştır.
• Şam valisi Muaviye Hz. Ali’nin halifeliğini tanımadı.
• Sonuçta Hz. Ali ile Muaviye’nin ordusu 657’de Sıffin Savaşında karşı karşıya geldi.
• Savaşın uzaması üzerine Hakem Olayı meydana geldi. Bu gelişme iç karışıklıkları arttırdı.
• Hakem olayı sonucunda İslam dünyasında birbirine muhalif üç grup ortaya çıktı.
Bunlar;
1. Hz. Ali taraftarları (Şiiler)
2. Muaviye taraftarları
3. Hariciler
NOT: Hz.Ali başkenti Medine’den İran Kufe’ye taşımakla Medine halkının, hakem olayında halifeliğini ortaya koymakla Haricilerin desteğini kaybetmiştir.
• Hz. Ali Hariciler tarafından Kufe’de şehit edilmiştir.

KONU İLE İLGİLİ SORULAR

1.Dört Halife Dönemine Hulafa-i Raşidin denilmesinin nedenini söyleyin.
2. Halifelerin başlıca görevlerini söyleyin.
3. Hz. Ebu Bekir’in İslamiyet’in günümüze kadar aslının bozulmadan gelmesini sağlayan en önemli çalışmasını söyleyin.
4.Hz Ebu Bekir’in İlk olarak halife seçilmesinin nedenini söyleyin.
5.Türklerle Müslümanlar arasındaki savaşlar hangi halife zamanında başlamıştır?
6.İslam Devletinde ilk huzursuzluklar hangi halife döneminde başlamıştır? Nedeni söyleyin.
7.İslam Devleti hangi halife zamanında hızlı bir büyüme göstererek Kuzey Afrika’da topraklara sahip olmuşlardır?
8. Cemel Vakasının ortaya çıkmasının nedenleri nelerdir? Sonuçlarını söyleyin.
9. İslam’da ilk ayrılık hangi olayla meydana gelmiştir? Söyleyin.
10.Sıffin Savaşının İslam Tarihi üzerindeki etkilerini söyleyin.
11. İran’ın fethini tamamlayan savaşları söyleyin.
12. Hz Ömer’in İslam Devletinin teşkilatlanmasına yaptığı katkıları söyleyin.
13. Zatüs Savari deniz savaşı kimler arasında yapıldı ve bu savaşın İslam tarihi açısından önemi nedir? Söyleyin.
14.Yermük Savaşı’nın İslam Tarihindeki önemi nedir? Söyleyin.
15. Kudüs’ün Fethi’nin Müslümanlar için önemini söyleyin.

Boşlukları doldurun
1. Hz.Ali başkenti Medine’den İran Kufe’ye taşımakla ………………………., Hakem Olayında halifeliğini
ortaya koymakla …………………………. kaybetmiştir.
2. İslam Devletinde ilk iç karışıklar ………………………… döneminde başlamıştır.
3. ……………………….Kuran-ı Kerim çoğaltılarak ülkenin her tarafına gönderilmiştir.
4. ………………………..Savaşlarda pek çok hafızın şehit düşmesi üzerine heyet Kur’an-ı Kerim kitap haline getirilmiştir
5…………………………… İran’ın fethi ile Türklerle Araplar komşu olmuştur.

Yandaki bölüme verilen cümle doğru ise D yanlış ise Y yazın
• Halifeler seçimle iş başına geldiklerinden bu döneme Hulafa-i Raşidin dönemide denmiştir. ( )
• Hz Ebu Bekir Döneminde Peygamberimiz zamanında yazılan Kuran’ı Kerim ayetleri toplanarak kitap haline getirilmiştir. ( )
• İlk İslam donanması Suriye valisi Yezid tarafından kuruldu. ( )
• Hz Ali adaleti ve doğruluğu ile ün kazanmıştır. ( )
• Hz Ali’nin Hz. Osman katillerinin bulunması meselesi yüzünden Muaviye, Hz.Ayşe, Talha ve Zübeyir ile arası açılmıştır. ( )

www.muhsinyazici.com 

Emeviler: 661 – 750

Emeviler: 661 – 750


• Hz Ali’nin şehit edilmesiyle Muavi’ye kendisini halife ilan etti.
• Muaviye döneminde İstanbul ilk kez Araplar tarafından kuşatıldı, ancak alınamadı.
• Muaviye halifeliği sırasında oğlu Yezit’i kendisine veliaht ilan etti.
NOT: Muaviye döneminde halifelik babadan oğula geçen bir saltanat haline dönüştü.
• Yezit döneminde Kerbela olayı meydana geldi. Hz Ali’nin oğlu Hz Hüseyin ve yanındakiler Kerbela’da Yezidin askerleri tarafından şehit edildi.(680)
NOT: Kerbela olayı İslam dünyasında büyük yankılar uyandırdı ve İslam dünyasında kesin ayrılıklara sebep
olmuştur.
• Emeviler ‘in en parlak dönemi Abdülmelik dönemidir.
• Bu dönemde Arapça resmi dil haline getirildi.
• İlk İslam parası basıldı.
• İslam posta teşkilatı kuruldu.
NOT: Abdülmelik’ten önceki halifeler para bastırmışlardır. Ancak bu paralar Bizans ve Sasaniler tarzında
basılmış paralardı.
• Halife Velid döneminde Tarık bin Ziyad İspanya’yı fethetti.
• Ömer bin Abdülaziz Emevilerin en adaletli halifesidir.
• 732’de Müslümanların Avrupa’daki ilerlemesi Puvatya savaşı ile son bulmuştur.
NOT: Emevilerin; Halifeliği saltanat haline getirmeleri, Arapları diğer Müslümanlardan üstün görmeleri hem
diğer kabilelerin hem de Türk ve İran gibi ulusların tepkisine yol açmıştır ve bu dönemde Türkler İslamiyet’e sıcak bakmamışlardır.
NOT: Emeviler her geçtikleri yerleri İslamlaştırmışlar ayrıca İran ve Türkistan dışındaki bölgeleri de Araplaştırmışlardır.
• Sonuçta Horasan’daki Abbasi gizli teşkilatının lideri Ebu Müslim isyan etmiş, zayıflayan Emevilere Abbasiler son vermişler, Emevi ailesinin Abdurrahman adında bir prensi dışında tüm Emevi ailesini öldürmüşlerdir.
NOT: İspanya’ya kaçan Abdurrahman burada Endülüs Emevi Devletini kurmuş ve kendisini halife ilan etmiştir.
NOT: Emevilerin izlediği Arap milliyetçiliği politikası İslamiyet’in diğer milletler arasında yayılmasını yavaşlatmıştır.

ABBASİLER (1750-1258)
• Ebu Abbas tarafından kurulmuştur
• Ebu Cafer Mansur’un halifeliği döneminde Bağdat şehri kuruldu.
NOT: Bu dönemde Helenistik döneme ait eserler Arapça’ya tercüme edilmeye başlandı.
• Abbasilerin en görkemli dönemi Harun Reşit zamanıdır.
NOT: Harun Reşit dönemi Binbir Gece Masallarına konu olmuştur.
• Halife Memun Felsefeye önem verdi.
• Mutasım döneminde Türkler Abbasi devletinde önemli görevler almaya başladılar.
• Mutasım döneminde Türkler için Samarra şehrini kurmuş ve Türkleri buraya yerleştirmiştir.
NOT: Mutasım bu şekilde davranarak Türklerin Araplarla kaynaşarak savaşçılık özelliklerinin kaybolmasını önlemek istemiştir.
• Ayrıca Abbasiler Bizans saldırılarına karşı sınırları korumak için Avasım adı verilen şehirleri kurmuşlardır.
• Abbasiler devletinin zayıflaması ile ortaya çıkan Tevaif-i müluk adı verilen küçük devletçikler çıkmıştır.
• 1258’de Moğol İlhanlı Hükümdarı Hülaga Bağdat’ı alarak Abbasi devletine son verdi.
NOT: Kaçan Ahmet adında bir şehzade Memlükler’e sığınarak Abbasi halifeliğini Memlük çatısı altında devamını sağlamıştır ve bu duruma Yavuz’un Mısır seferine kadar devam etmiştir.

Emevilerle Abbasileri karşılaştırdığımızda;
a. Emeviler Arap milletçiliği politikası izlerken, Abbasiler Arap olmayan milletler eşit
davranmışlardır.
b. Emeviler kendilerine Bizans devlet sistemini örnek alırken Abbasiler Sasani sistemini örnek almışlardır.
c. Abbasiler vezirlik makamını kurmuşlardır
NOT: Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey Abbasi halifesini Şii Büyeyhoğulları tehlikesinden kurtarmış ve Türklerin halifelik otoritesi üzerindeki gücü artmıştır.
NOT: Emevilerle Abbasileri birbirinden ayıran en önemli fark Emevi devletinin Arap devleti olmasına karşılık Abbasilerin tam bir İslam devleti özelliği göstermesidir.

ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ
• Emevi ailesinden Abdurrahman tarafından İspanya”da kurulmuştur.
• III. Abdurrahman Abbasilerden ayrı olarak halife ünvanını kullanmıştır.
NOT: Bu dönemde Abbasi, Endülüs Emevileri ve Şii Fatımi Devleti aynı zamanda halifelik unvanını kullanmışlardır. Bu durum İslam dünyasında siyasi birliğin olmadığının göstergesidir.
• Endülüs Emevileri sınırları genişletmek yerine bilim ve kültüre büyük önem vermişler ve Kurtuba dünyanın en önemli kültür merkezlerinden birisi olmuştur.
• Endülüs Emevileri 1031’de yirmi kadar Tevaif-i Müluk’a ayrılarak yıkıldı.

BENİ AHMER DEVLETİ (1232-1492)
• Endülüs Emevilerinin yıkılması ile kurulan devletlerden en uzun ömürlüsü oldu.
• Başkent Gırnata olan bu devlete Gırnata Devleti de denir.
• İspanyada siyasi birliğinin sağlanması üzerine Beni Ahmer Devletine son verilmiş, Müslüman ve Yahudiler katliama uğramıştır. İslam eserleri tahrip edilmiştir.
NOT: Osmanlı tahtında bulunan II. Bayezıt, Cem Sultan meselesinden dolayı gerekli tepkiyi ortaya koyamamış, az sayıda Müslüman ve Yahudinin kurtarılmasını sağlanmıştır.

KONU İLE İLGİLİ SORULAR
1.Hz Muaviye ile Hz Ali (Keremullahiveche)’in Arasının açılmasının nedenlerini söyleyin?
2. İstanbul hangi İslam devleti zamanında ilk kez kuşatılmıştır?
3. Kerbela olayını çıkmasının temel nedeni nedir?
4. İlk İslam parası kim zaman basılmıştır? Söyleyin
5. İspanya’nın fethi kim tarafından gerçekleştirilmiştir? İslam ordularının Avrupa’daki ilerleyişi hangi savaştan sonra durmuştur?
6. Emeviler döneminde İslamiyet geniş coğrafyalar yayılmış olmasına rağmen İslam dinin oradaki toplumlar arasında yayılmamasının temel nedeni nedir? Söyleyin.
7.Emevilerin Horasanda ilerleyişini durduran Türk devleti hangisidir? Söyleyin.
8.Arap milliyetçiliği politikasının Emevilerin yıkılmasına etkisini açıklayın.
9.İspanyaya kaçan Emevi prensi Abdurrahman’nın İspanyadaki faaliyetlerini açıklayın.
10. Bağdat Şehrinin kurucusu kimdir?
11. İslamiyet’in Helenizm döneminin eserlerini incelediği dönem hangisidir?
12. Türklerin İslamiyet’e girişini hızlandıran savaş hangisidir? Söyleyin.
13. Abbasi halifesi Mutasım’ın Samarra şehrini kurmasındaki amacını açıklayın.
14. Tevaif-i müluk ne demektir?
15. Abbasi devleti hangi devlet tarafından yıkılmıştır.

Aşağıdaki boşlukları doldurun
1. Muaviye döneminde ……………. ilk kez Araplar tarafından kuşatıldı
2. Muaviye döneminde ………………. babadan oğula geçen bir …………………..haline dönüştü.
3. Emeviler ‘in en parlak dönemi …………………… dönemidir.
4. Halife Velid döneminde …………………………… İspanya’yı fethetti
5. Endülüs Emeviler döneminde ……………………….. bilim ve kültür merkezi olmuştur.
Aşağıdaki soruların yanına doğru ise D yanlış ise Y yazın
1. Beni Ahmer Devletinin yıkılmasına Osmanlı tahtında bulunan II. Bayezıt, Cem Sultan meselesinden dolayı gerekli tepkiyi ortaya koyamamış ( )
2. Abbasiler halifelik makamını kurmuşlardır ( )
3. Emevilerle Abbasileri birbirinden ayıran en önemli fark Emevi devletinin Arap devleti olmasına karşılık Abbasilerin tam bir İslam devleti özelliği göstermesidir. ( )
4. Abbasilerin en görkemli dönemi Mutasım zamanıdır ( )
5. 732’de Müslümanların Avrupa’daki ilerlemesi Puvatya savaşı ile son bulmuştur( )
 www.muhsinyazici.com

İslam Kültür Ve Medeniyeti

İslam Kültür Ve Medeniyeti

• İslam kültür ve medeniyetinin oluşmasında çevre kültür ve medeniyetlerin büyük etkisi olmuştur.
 

1. Eski Yunan Kültürünün Etkisi:
• Müslümanlar ele geçirdikleri şehirlerdeki Yunanca yazma eserleri incelediler.
• Harun Reşit, Bizans İmparatorundan Yunanca eserler istemiştir. Bu eserler Arapça’ya tercüme edilmiştir. (Tercümeler Devri) Halife Me’mun Bağdat’ta Beytü’l Hikme’yi kurdu.
NOT: Yunanca’dan Arapça’ya çevrilen eserler genellikle tıp, matematik ve felsefeye ait eserlerdi.
NOT: Bizans sanatı bilhassa mimaride önemli katkılar sağladı.

2. Eski Hint Kültürünün Etkisi:
• Hint kültürünün etkisi daha çok matematik ve geometri alanında olmuştur.
• Hint rakamları İslam dünyasına girmiştir.
• Onlu sistem’de Hindistan dan alınmıştır.

3. İran Kültürünün Etkisi:
• İran etkisi daha çok edebiyat ve güzel sanatlarda oldu.
• İran aracılığı ile Arapça ya kazandırılan ilk eser Kelile ve Dimne’dir.
NOT: İslam medeniyetinin gelişmesinde eski Yunan, Hellenistik, Bizans, Hint, İran kültür ve medeniyetlerinin etkileri olmuştur.

1.DEVLET YÖNETİMİ
• Müslümanlar Medine’de İslam Devletini kurdular.
• Hicretten bir yıl sonra Medine’de halkın görüşleri alınarak Medine sözleşmesi adı verilen ilk yazılı anayasa hazırlandı.
NOT: Yahudilerle Müslümanlar arasında eşitlik sağlayan bu ana yasaya uymayan Yahudiler zamanla Medine’den çıkarıldı.
• İlk dört halife seçimle belirlendiler ve din ile dünya işleri birlikte yürüttüler.
• Halifeler “Şura” denilen bir meclise danıştılar.
• Hz. Ömer döneminde fetihlerle sınırların genişlemesi sonucunda yeni görevler ve görevlilere ihtiyaç duyuldu.
• Divan adı verilen teşkilat mali dengeyi sağlamak, nüfus tespiti yapmak ve defterleri düzenlemekle görevliydi
• Emeviler döneminde halifelik saltanata dönüştü.
• Bu dönemde gösterişli bir hayat tarzı başladı.
• Posta teşkilatı bu dönemde kuruldu.
• Abbasiler halifeye yardımcı olması için vezirlik makamını kurdular.
NOT: Divan teşkilatında asıl fonksiyonları bu dönemde çıktı ve devlet işleri burada görüşüldü.
• Ayrıca Divan-ı İnşa (yazı işleri), Divan-ı Arzulceyş (askerlik), Divanı Haraç (maliye) oluşturuldu.

2.DİN VE İNANIŞ
• İslam Dini Müslümanların hayatlarını düzenleyen bir hukuk sistemi’de getirmiştir.
• İslam hukukunun kaynağı Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamberin söz ve davranışlarından oluşan Sünnettir. Zamanla ortaya çıkan problemler İcma ve Kıyas yoluyla çözülmüştür.
NOT: İslam dini putperestliği tamamen ortadan kaldırmasına rağmen Ehli kitaba geniş hürriyetler getirmiştir. Bu uygulama Hz. Muhammed’in Yahudilerle yaptığı ilk antlaşmayla başladı ve daha sonraki yüzyıllarda da devam etti.

3. SOSYAL VE EKONOMİK HAYAT
• İslam dinine göre bütün Müslümanlar eşit olmalarına rağmen Emeviler döneminde halk sınıflara ayrılmıştır
• En üst sınıf Müslüman Araplar; ikinci sınıf Arap asıllı olmayan Müslümanlar (Mevali), Üçüncü sınıf ehli kitap sahibi Zımmiler, dördüncü sınıf kölelerdi.
• Abbasiler Arap milliyetçiliği politikası izlememişlerdir.
NOT: Bu dönemde Arap olmayan bilim ve düşünce adamları yüksek kültürleriyle Araplardan üstün olduklarını iddia ettiler. Şuubiye hareketi denilen bu akım çeşitli milletlerin kültürleri hakkında orijinal eserlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
• Türklerin Özellikleri adlı eser bu türdendir.
• Müslümanların köle edilmesi yasaktı.
• İslam devletinde ekonomik hayat ticaret, sanayi, tarım ve hayvancılığa dayanıyordu.
• Devlet gelirli Beyt’ül mal denilen devlet hazinesinde toplandı.
• Devletin başlıca gelir kaynakları; Müslümanlardan alınan toprak vergisi öşür, Gayrimüslimlerden alınan toprak vergisi Haraç, sağlıklı Gayrimüslimlerden alınan askerlik görevi karşılığındaki Cizye, zekat, sadaka, savaşlarda elde edilen ganimetin 1/5’i olan pençik, hayvan vergileri, maden, orman, tuzlardan ve gümrüklerden alınan vergiledi.
• Toplanan gelirlerle ordunun masrafları, bayındırlık işleri, hayat kurumlarına, yardıma muhtaç kişilere ve devlet memurlarına harcanırdı.
• Büyük devlet memurlarına maaş yerine arazi verilirdi.
• İpek ve Baharat yolu üzerindeki şehirler önemli ticaret merkezi haline gelmişlerdir.

4. YAZI, DİL VE EDEBİYAT
• İslamiyet’in yayılmaya başlamasıyla Arap Alfabesi’de yayıldı ve İslam ülkelerinin ortak alfabesi haline geldi.
• Emevi halifesi Abdulmelik Arapçayı resmi dil haline getirdi ve zamanla bilim ve kültür dili haline geldi.

5.BİLİM VE SANAT
• İslam Devletinde bilim iki bölüme ayrılmıştır.
1- İslami bilimler: Tefsir (Kur’an ayetlerinin yorumlanması), Kıraat (Kur’an’ın doğru okunması ), Hadis (Hz Muhammed’in sözleri), Fıkıh (İslam hukuku), Kelam(İslamın esasları ve delilleri)
2- Akli bilimler(pozitif bilimler):Tıp, Matematik, Kimya, Felsefe ve astronomidir.
• Ayrıca Tarih, Coğrafya ve fizik alanında önemli eserler ortaya çıkmıştır.
• Cabir ibn-i Hayyan modern kimyanın kurucusu oldu.
• İbn-i Sina’nın Kanun adlı tıp kitabı yüzyıllarca Avrupa’da ders kitabı olarak okutuldu.
• Halife Mem’un döneminde beytül hikme adlı ilk yüksek öğretim kurulu açıldı .(830)
• Endülüs Emevilerin’de Kurtuba medresesi Hıristiyan öğrencilerinde eğitim gördüğü bir yerdi.

KONULU İLE İLGİLİ SORULAR
1. Harun Reşit dönemine tercüme devri denmesinin nedenini söyleyin.
2. İslam medeniyetini etkileyen medeniyetleri söyleyin.
3. İslam devleti hangi olayla kurulduğu kabul edilir? Söyleyin
4. İslam devletinde divan teşkilatının görevlerini söyleyin.
5. İslam devletlerinin hangisiyle birlikte Halifelik makamı saltanatlaşmıştır? Söyleyin.
6. İslam devletinin başlıca gelir kaynaklarını söyleyin.
7. Beyt’ül mal nedemektir? Söyleyin.
8. İslam inancının ana kaynakları nelerdir? Söyleyin.
9. Beytül Hikme nedir? En önemli özelliğini söyleyin.
10. Kurtuba mescidinin en önemli özelliğini söyleyin?

Boşlukları doldurun
• Müslümanlar ele geçirdikleri şehirlerdeki ……………………….. eserleri incelediler.
• Halife Mem’un döneminde …………………………. adlı ilk yüksek öğretim kurulu açıldı
• Emevi halifesi Abdulmelik …………………..resmi dil haline getirdi ve zamanla bilim ve kültür dili haline geldi.
• İran etkisi daha çok ……………………………………… sanatlarda oldu.
• Büyük devlet memurlarına maaş yerine ………………………verilirdi.
Yandaki bölüme verilen cümle doğru ise D yanlış ise Y yazın
• İslam devleti sayı sistemini Hindistan dan aldılar. ( )
• İbn-i Sina’nın Kanun adlı hukuk kitabı yüzyıllarca Avrupa’da ders kitabı olarak okutuldu ( )
• Emevi halifesi Abdulmelik Arapça’yı resmi dil haline getirdi. ( )
• Arap olmayan bilim ve düşünce adamları yüksek kültürleriyle Araplardan üstün olduklarını iddia ettiler. Bu harekete Şuubiye hareketi denildi. ( )
• İlk dört halife baba’dan oğul’a geçen saltanat sistemiyle belirlendiler ve din ile dünya işleri birlikte yürüttüler.

www.muhsinyazici.com

Anadolu Selçukluları Kuruluş Dönemi

Anadolu Selçukluları Kuruluş Dönemi

Anadolu Selçukluları Kuruluş Dönemi: Anadolu Selçuklu Devleti, Kutalmışoğlu Süleyman tarafından iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlı olarak İZNİK başkent yapılarak kurulmuştur.

Abbasi Halifesi’nin gönderdiği “Menşur” sonrası 1077’de bağımsızlık ilan edilerek, Büyük Selçuklulara bağımlılıktan kurtuldular.

Süleyman Şah batıda Bizans yönünde genişleme siyaseti uyguladı, Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’la yaptığı savaşı kaybederek öldü (1086).

Süleyman Şah’ın bağımsızlığına tepki gösteren Büyük Selçuklu Sultanı, onun çocuklarını (Kulan Aslan-l. Kılıç Aslan) başkentine götürdü. Babalarının Ölümünden sonra I. Kılıç Aslan 1092’de İznik’e gelip devletin başına geçti. 1086-1092 yılları bir nevi fetret (belirsizlik) dönemidir

www.muhsinyazici.com

Yeniçağda Türk Devletleri

Yeniçağda Türk Devletleri

  • Memlük Devleti
    Kuruluş: 1250
    Yıkılış: 1517
  • 2- Karamanoğulları
    Kuruluş: 1256
    Yıkılış: 1483
  • 3-II. Dönem Anadolu Beylikleri(Osmanlı hariç)
    Kuruluş: 1256Kaynakwh:
    Yıkılış: 1608
  • 4- Osmanlı İmparatorluğu
    Kuruluş: 1299
    Yıkılış: 1922
  • 5-Akkoyunlu Devleti
    Kuruluş: 1350
    Yıkılış: 1502
  • 6-Timur İmparatorluğu
    Kuruluş: 1370
    Yıkılış: 1507
  • 7-Karakoyunlu Devleti
    Kuruluş: 1380
    Yıkılış: 1469
  • 8-Kazan Hanlığı
    Kuruluş: 1437
    Yıkılış: 1552
  • 9-Kırım Hanlığı
    Kuruluş: 1440
    Yıkılış: 1475
  • 10- Kazak Hanlığı
    Kuruluş: 1465
    Yıkılış: 1737
  • 11-Safevi Devleti
    Kuruluş: 1502
    Yıkılış: 1736
  • 12-Babür İmparatorluğu
    Kuruluş: 1526
    Yıkılış: 1858

1. Dünya Savaşı Ve Osmanlı

1. Dünya Savaşı Ve Osmanlı

Dünyanın büyük devletlerinin Avrupa’da, Ortadoğu’da, Afrika’da ve Uzakdoğu’da geniş bir alanda ve açık denizlerde, o zamana kadar görülmemiş büyüklükte ve uzun süreli savaşına I. Dünya Savaşı denilmektedir.  

I. Dünya Savaşına yol açan nedenleri şunlardır:

1-Ekonomik Rekabet ve Sömürgecilik:

Sömürge edinme ve dış yatırımlarla gelişen ekonomik rekabet, savaşın en önemli sebeplerinden biridir. Sömürgecilik anlayışı, Rönesanstan sonra Sanayi Devrimi ile önem kazanmış, ham madde ve Pazar arayışı gelişmemiş, ham madde kaynakları zengin ülkelerin sömürge olarak kullanılması arzusunu kamçılamıştır. Öncülüğünü İngiltere’nin yaptığı sömürgecilikte İngiltere’yi Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya, Rusya gibi ülkeler izlemiştir. Sömürgecilik kervanına ABD’nin de katılmasıyla sömürgecilik anlayışı Pasifik Okyanusuna da egemen olmuştur. Bunun yanı sıra büyük devletlerin çeşitli ülkelerde maden, demiryolu, deniz işletmeleri vb dış yatırımları da vardır.

2-Avrupa’da Alman-Fransız; Balkanlarda Rus-Avusturya Rekabeti:

Avrupa’daki Alman-Fransız anlaşmazlığı savaşın diğer bir nedenini oluşturmaktadır. Alman milli birliğinin kurulması aşamasında Almanlar Fransızları yenmişler ve yer altı kaynakları açısından zengin Alsace-Lorrainei Fransa’dan almışlardır. Bu tarihten itibaren Fransızlar bunu ulusal bir sorun haline getirmişlerdir.

Diğer yandan Balkanlarda da Rusya ile Avusturya arasında çekişme vardır. Akdenize açılmak isteyen Rusya, Panslavizm politikasıyla Balkanları nüfuzu altına almak istemektedir. Aynı şekilde Avusturya’da Balkanlarda egemenlik kurmak istemektedir. Çıkar çatışması bu iki devlet arasında şiddetli rekabete yol açmaktadır.

3-Milliyetçilik:

1789 Fr. Devrimi ile ortaya çıkan milliyetçilik fikri, ulusal devletler kurma düşüncesini geliştirmiş, bu anlayış daha sonra da Avrupa milletlerinin benimsediği kendi milletini üstün görme politikasının kaynağı olmuştur. Panslavizm, Pan-Germenizm gibi milliyetçi akımların ortaya çıkması bu anlayışın ürünüdür.

1-Osmanlı Topraklarının Paylaşılması İsteği:

Osmanlı toprakları üzerindeki nüfuz mücadelesi ve ileride Hasta Adam ın mirasının ne şekilde paylaşılacağı meselesi, I. Dünya Savaşına yol açan bir diğer önemli nedendir. XIX. Yüzyıl başlarındaki Rus, İngiliz, Fransız rekabetine, yüzyılın sonlarında Almanya’nın da katılması bu rekabeti hızlandırmıştır.

2-Hızlı Silahlanma-Militarizm:

Ulusal birliğini oluşturan Almanya kısa sürede sanayileşmiş ve sanayisinin bir kısmını savaş sanayisine yöneltmiştir. Alman Krupp fabrikalarında büyük toplar, diğer ülkelerini yaptıklarından farklı silahlar yapılırken, tersanelerinde denizaltılar ve savaş gemileri yapılmakta idi. Almanya’nın bu davranışı, diğer Avrupa devletlerini de silahlanma yarışına yöneltmiştir. Bu da militarizmin güçlenmesine ve yönetenlerin yönettikleri halkı savaşa özendirmelerinde etkili olmuştur.

3-Bloklaşma:

Almanya milli birliğini kurduktan sonra, dış politikada farklı bir yol izlemiştir. Alman ulusal birliğinin kurucusu Bismarc, Almanya’yı Avrupa’nın karada en güçlü devleti haline getirmek arzusundadır. Bismarc’in bu arzusunu gerçekleştirmesini engelleyecek tek güç Fransadır. Çünkü Alman ulusal birliği kurulurken Fransızlar, Almanlara yenilmişlerdir.

Bismarc, Fransa’nın en kısa sürede kendisini toparlayacağı ve Almanya’dan bu yenilginin intikamını almaya çalışacağı inancındadır. İşte bu inanç Almanya’yı güçlü devletle Fransaya karşı Almanya’nın yanına çekme arayışına yöneltmiştir. Böylece dünya devletleri arasında ilk kez gruplaşma hareketi başlatılmıştır. 1860-1890 yılları arasında yapılan antlaşmalarla Almanya, Ç.Rusyası, Avusturya-Macaristanı yanına almıştır. Bu birliğe Üçlü İttifak adı verilmiştir. İtalya da daha sonrada Üçlü İttifaka katılmıştır. 1890a kadar Üçlü İttifak da her hangi bir çözülme yaşanmamıştır.

1890da Almanyada bir taht değişikliği yaşanmış yeni imparatorla Başbakan Bismarc arasında dış politikada ciddi görüş ayrılıkları yaşanmaya başlamış, bu yüzden de Bismarc başbakanlıktan istifa etmiştir. II. Wilhelm döneminde Almanya, Ç.Rusyasının kendi yanında yer almasını gereksiz görmüş ve 1890da Ç.Rusyası ile süresi dolan ve yenilenmesi gereken antlaşma yapılmayarak, Rusya devletlerarası alanda Almanyanın karşısına itilmiştir.

Bu durum Rusyayı 1894de Fransa ile anlaşmaya yöneltmiştir. Bu birlikteliğe İngilterenin de katılmasıyla Üçlü İttifaka karşı Üçlü İtilaf bloğu oluşturulmuştur. Zamanla bloklar arasındaki ekonomik rekabet, silahlanma yarışı gerginlik yaratmış, bu gerginlik de I. Dünya Savaşının çıkışında etkin rol oynamıştır.

I. Dünya Savaşının Başlaması-Gelişmesi

Osmanlı Devletinin Savaşa Girmesi

Osmanlı Devleti birkaç asır süren Gerileme Döneminde, özellikle de son yıllarda devletlerarası alanda yalnızlığa itilmiştir. Büyük devletler açısından bir güç olarak görülmemektedir. Buda Osmanlı Devletini, dünyada gruplaşmalar hızla sürerken, ittifak yapabileceği bir ülke bulabilme sıkıntısına sokmuştur. Üçlü İtilaf grubu, Osmanlı Devleti ile ittifak yapmaya sıcak bakmamakta, Osmanlı Devletinin ittifak yapmak zorunda bırakıldığı Üçlü İttifak grubuna dâhil olmak ise Osmanlı Devletine sıcak gelmemektedir. Osmanlı Devletinin Üçlü İtilaf devletlerine ayrı ayrı yaptığı ittifak tekliflerini reddedilmesi, Osmanlı Devletini yalnız kalmamak için Almanyanın dâhil olduğu Üçlü İttifak ile anlaşmaya mecbur etmiştir.

Artık Avrupada bu gerginliği savaşa dönüştürecek bir kıvılcım beklenmektedir. Avusturya-Macaristan veliahdının Saraybosnayı ziyareti sırasında bir Sırplı tarafından öldürülmesi ile beklenen bu kıvılcım çıkmıştır. Bu olayın intikamını almak için Sırbistana savaş açmaya karar veren Avusturya-Macaristan, müttefiki Almanya tarafından cesaretlendirilmiştir. Böylece I. Dünya Savaşı Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında başlamıştır. Rusyanın Sırbistanı yalnız bırakmamak amacıyla savaşa katılması, Almanyanın da Avusturya-Macaristanın yanında savaşa girmesini kaçınılmaz kılmıştır.

Almanya savaşa katıldığını dünyaya ilan etmeden önce, 2 Ağustos 1914 gecesi İstanbulda üst düzey İttihat ve Terakki yöneticileriyle gizli bir ittifak görüşmesi yapmış ve bu görüşme sonunda Osmanlı Devleti ile Almanya arasında gizli bir ittifak anlaşması yapılmıştır. Bu ittifaka göre; Almanyanın savaşta Avusturya-Macaristanın yanında yer alması halinde Osmanlı Devleti de Almanyanın yanında yer alacaktır. Osmanlı topraklarına yönelik bir saldırı halinde, Almanya Osmanlı Devletini koruyacaktır. Bu ittifakla bir anlamda Osmanlı Devletinin kendi ihtiyaç duyduğu anda yanında yer alması imkanını elde eden Almanyanın; 2/3 Ağustos 1914 gecesi I. Dünya Savaşına katılmasıyla savaşın alanı genişlemiştir.

Almanya savaşa girmesi ile birlikte Alman Genel Kurmayının 1900lerde hazırladığı savaş planını uygulamaya koymuştur. Bu plana göre Almanya savaşa girdiği andan itibaren bütün gücüyle Fransa üzerine yüklenecek ve 6 haftalık süre zarfında Avusturya-Macaristan Rus kuvvetlerini oyalayacaktır. 6 haftalık sürenin tamamlanması ile birlikte Fransızların işini bitirmiş olan Almanlar, Avrupa topraklarından geçerek Rusya üzerine yürüyecekler ve Avusturya kuvvetleri ile birlikte Rusyaya kesin darbeyi indireceklerdir.

Almanyanın savaşa katılmasından sonra uygulamaya konan bu plan başarılı olamamış, Almanlar Fransızları yenemedikleri gibi, Fransız topraklarında ağır kayba uğramışlardır. Öte yandan Avusturya da, Rus kuvvetlerini oyalamada yetersiz kalmıştır. Fransızları yenemeyen Almanların, Avrupa topraklarını çiğnemeleri ve Belçikaya saldırmaları, Belçikanın yanı sıra, İngilterenin de Almanyaya karşı savaşa katılmasına yol açmıştır. Kafkasya topraklarında Avusturya ile birlikte, Ruslara yok edici darbeyi indiremeyen Almanların Avrupada uyguladıkları savaş planları tümüyle başarısız olmuştur. Bu başarısızlık Almanları zinde yeni kuvvetler bulmaya ve yeni cepheler açmaya yöneltmiştir.

Almanların bu amaçlan kullanabilecekleri hazırdaki kuvvet Türk kuvvetleri idi. Osmanlı Devletini savaşın içine çekmek için bir mizansen gerekmekte idi. Akdeniz de İngiliz gemileri ile çarpışan ve Türk Boğazlarına giren iki Alman savaş gemisi Türkiyeyi savaşa sokacak bahane oldu. Osmanlı devleti önce bu gemilerin Almanyadan satın alındığını duyurdu. Yavuz ve Midilli adı verilen Alman mürettebatlı, Türk bayraklı bu gemiler, Enver Paşanın bilgisi dâhilinde Karadenize çıkarılmışlardır. Amiral Şusan komutasındaki bu gemilerden Rus kalelerine ateş açılması, Rusyanın bu olayı Osmanlı Devletinin kendisine savaş ilanı olarak değerlendirip karşılık vermesi, Osmanlı Devletinin bir anda kendisini savaşın içinde yer almaya mecbur etmiştir.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Almanyanın Avrupada savaşması, Uzakdoğu da yayılmacı bir politika izleyen Japonyanın işine yaramıştır. Almanyaya 23 Ağustos 1914de savaş ilan eden Japonya, Almanyanın Uzakdoğudaki sömürgelerini ele geçirmiş ve Kasım 1914de savaşı kendi açısından sonuçlandırmıştır.

I Dünya Savaşında Türk Cepheleri

Osmanlı Devletinin savaşa katılmasıyla savaş alanı genişlemiştir. Birçok cephede savaşmak zorunda kalan Osmanlı Devletinin hareket planının esasını, İttifak Devletlerinin Avrupa da ki yükünü hafifletmek oluşturmaktadır. Bu amaçla 3 aşamalı şu plan uygulanacaktır:

Ruslara karşı; Orta Asyadaki ve Kafkasyadaki Müslümanların, halifenin ilan edeceği cihat çağrısı ile harekete geçirilmesi.

İngilizlere karşı; Habeşistan, Sudan, Trablusgarpdaki Müslümanların yine halifenin cihat çağrısı ile harekete geçirilmesi.

Boğazların Türk ve Alman kuvvetlerince ortak savunulması.

Bu planla; Kafkasyada Ruslar, Suveyşde İngilizler meşgul edilerek, Almanya ve Avusturyanın yükü hafifletilecek, İngilterenin Hindistan ile olan deniz yolu bağlantısına engel olunacak ve güneyde ki zengin petrollerden ittifak devletlerinin yararlanması sağlanacaktır. I. Dünya Savaşında bu amaçla Türk Ordusu şu cephelerde savaşmıştır.

1-Çanakkale Cephesi:

İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı savaşılan bu cephede gerçekleşen muharebeler, Türkler açısından savaşın en önemli olayıdır.

Çanakkalede bir cephe açılmasının sebebi, İtilaf devletleri açısından şöyledir: Çanakkale boğazını geçmek, İstanbulu ele geçirmek, Osmanlı devletini savaş içinde çökertmek, sonrada müttefikleri Rusyaya yardımda bulunmaktır. İtilaf devletleri yetkililerinin düşüncesine göre; Osmanlı Devletinin savaş dışı bırakılmasıyla Süveyş kanalı ve Hint Yolu üzerindeki Osmanlı baskısı kalkacak, Balkan Devletlerinin İttifak Devletleri saffında yer almaları önlenecektir.

Çanakkale Savaşlarında Tümen Komutanı M. Kemal Düşmana ilerleme olanağı tanımamış, düşmanın Çanakkaleden geçerek İstanbulu işgal etmesine izin vermemiştir.  Emsalsiz bir zafer olarak tarihe geçen Çanakkale Savaşının sonuçları şöyle sıralanabilir:

A-) İnsan kaybı açısından dünya tarihinde en yüksek kaybın savaşlardan biridir. Yaklaşık olarak 254.000 Türk, 250.000 yabancı olmak üzere toplam 504.000 insanın hayatına mal olmuştur.

B-) Türk Ordusunun hesaba katılmayan savaş gücü, direnme azmi ve başarısı I. Dünya Savaşının uzamasına neden olmuştur.

C-) İstanbul ve Boğazlar mutlak bir istiladan kurtulmuşlardır.

D-) İngiltere ve Fransa boğazları geçip, Rusyaya yardım ulaştıramadıkları için Rusyada sıkıntı artmış, bu da Bolşevik İhtilalının başarıya ulaşmasına ve Rusyanın savaştan çekilmesi Kars, Ardahan, Batumun geri alınması imkânını sağlamıştır.

E-) Türk Milletine moral kazandırmıştır.

F-) Çanakkalede yeni Türk Devletinin ilk temelleri atılmış, Milli Mücadele hareketinin lideri M. Kemalin büyük kabiliyeti ortaya çıkmıştır.

2-Kafkas Cephesi:

Bu cephede Ruslara karşı savaşılmıştır. Enver Paşa komutasında ki 150.000 kişilik Türk ordusu, Sarıkamış Taarruzunu başlatmış ancak taarruz ağır kış şartları yüzünden 100.000 kayıp verilerek, başarısızlıkla sonuçlandırılmıştır. Bu başarısızlıktan yararlanan Rus birlikleri Erzurum, Muş, Bitlis, Trabzon ve Erzincanı ele geçirmişlerdir. 1916 yazında Diyarbakırda ki 16. Kolorduya komutan olarak atanan M. Kemal, Rus birliklerinin Diyarbakır yönündeki ilerleyişlerini durdurmuş, karşı taarruzla Muş ve Bitlisi geri almıştır. 1917 Bolşevik İhtilalı ile Kafkas Cephesinde harekât durmuştur.

3-Kanal Cephesi

Mısırda Osmanlı hâkimiyetini yeniden sağlamak ve Süveyş Kanalını ele geçirerek, İngiltere’nin Hindistan yolunu kesmek amacıyla girişilen Kanal Harekâtı, 1915 yılı başından itibaren iki kol halinde ilerlemişlerdir. Gerekli ulaşım imkânlarının sağlanamaması yüzünden harekât başarısızlıkla sonuçlanmış, karşı taarruza geçen İngilizler, Türk ordusunu geri çekilmeye mecbur etmişlerdir.

4-Filistin Cephesi:

Kanal Harekâtının başarısızlıkla sonuçlanması yüzünden, bu bölgedeki savaşın ağırlık noktası Filistin ve Suriyeye kaymıştır. Bu arada Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile anlaşan ve onlara Suriye, Irak ve Hicazı içine alan, müstakil bir Arap Devleti kurmaları vaadinde bulunan İngilizler, aynı zamanda Siyonistlere de Filistin’de bir devlet kurmaları sözünü vermiştir. Böylece İsrail Devletinin kurulması için gerekli zemin hazırlanarak, Filistin Meselesi olarak bilinen olayların tohumları saçılmıştır.

1917de İngilizlerle Kudüsü ele geçirmişler, 1918de M. Kemal’in komuta ettiği 7.Ordu mevzilerini başarıyla savunmuştur. 8. Orduya bozan İngilizler, M. Kemal Paşanın ordusunu da yok etmek istediler. Bunu anlayan M. Kemal İngilizlere karşı başarılı savaşlar vererek, ordusunu imhadan kurtarmıştır.

5. Irak Cephesi:

1914te Basraya asker çıkaran İngilizler, Abadan petrollerini korumak ve kuzeye doğru ilerleyerek, Ruslarla birleşip Anadoluyu çember içine almak düşüncesindedirler. Ayrıca; Türk kuvvetlerinin İrana girmesini ve Hindistanı tehdit etmesini önlemeyi de düşünmüşlerdir. Kütulamaraya ve oradan da kuzeye ilerleyen İngilizler, 1915 sonlarında kuvvetlerin büyük bölümünü kaybederek, geri çekilmişlerdir. İngilizler karşısında elde edilen bu başarılar uzun sürmemiş, yeniden Basraya kuvvet çıkaran İngilizler, 1917de Bağdata girmişlerdir. 1918de Kerkükü ele geçiren İngilizler, Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada Musul yakınlarına kadar gelmiş bulunmaktadırlar.

6. Galiçya ve Makedonya Cephesi:

Türk kuvvetleri ve müttefiklere yardım amacıyla Osmanlı sınırları dışındaki Galiçya ve Makedonyada savaşmışlardır. Galiçya cephesinde Alman-Avusturya kuvvetlerine yardım eden Türk kuvvetleri Romanya kuvvetlerini yenmişlerdir. Makedonyada da Türk askerleri Bulgar kuvvetlerine yardımcı olmuşlardır.

I. Dünya Savaşı Yıllarında Yapılan Gizli Antlaşmalar

Türklerin I.Dünya Savaşında İtilaf Devletlerine karşı cephe alması, öteden beri İtilaf Devletleri tarafından düşünülen, Osmanlı topraklarının paylaşılması projesini hem kolaylaştırmış, hem de hızlandırmıştır. 1915-1917 yılları arasında yapılan gizli antlaşmalar zinciri ile Osmanlı toprakları, İtilaf Devletleri arasında şu şekilde paylaşmışlardır.

1. İstanbul Antlaşması:

Ruslar, İngiliz ve Fransız donanmalarının Çanakkale Savaşına giriştikleri sırada bu devletleri sıkıştırarak, Boğazlar ve İstanbul ile ilgili bazı isteklerde bulunmuşlardır. 1915 baharında yapılan görüşmeler sonunda İngiliz ve Fransızlar, İstanbul ve boğazları Ruslara vermeyi kabul etmişlerdir. Ayrıca Trakyada Midyeden Eneze çekilen bir hattın doğusunda kalan arazi ile Sakarya ağzından başlayarak Gemlik körfezine inen bir hattın batısında kalan bir toprak parçası da Ruslara veriliyordu. Rusyaya verilecek topraklar arasında Gökçeada ve Bozcaada da vardı. Buna karşılık Ruslarda İngiltere ve Fransanın Anadolu ve orta doğudaki Osmanlı toprakları ile İskenderun körfezi ve Toroslara kadar Çukurova üzerindeki haklarını tanımayı kabulleniyorlardı.

2. Londra Antlaşması:

1915’de Londra da İngiliz ve Fransız ve İtalyanlarla arasında yapılmıştır. Bu antlaşma ile zaten İtalyanın elinde bulunan 12 adada İtalya tam hâkimiyet kazanıyordu. İngiltere, Fransa ve Rusyanın Osmanlı Devletinin Asyadaki topraklarını paylaşmasına karşılık İtalyaya da Antalya bölgesinde buna eşdeğer bir pay verilmesini kabul ediyordu.

3. Sykes-Picot Antlaşması:

Bu antlaşma ile ilgili görüşmeler İtalyanın savaşa katılmasından önce başlamış, ancak; İtalya savaşa katıldıktan sonra sonuçlanmıştır. Bu antlaşma ile Aladağ, Kayseri, Akdağ, Yıldızdağ, Zara, Eğin, Harput ile sınırlanan arazi ile Kilikya, Suriye ve Musul Fransaya bırakılıyordu. Hayfa, Akka limanları ile Irak ve Fransızlara verilen arazinin güneyi de İngiltereye kalıyordu.

4.St.Jean de Maurienne Antlaşması:

Rusyanın 1917 Bolşevik İhtilalı sonucu savaştan çekilmesi üzerine İngiltere ve Fransa İtalya ya daha fazla önem vermeye başlamışlardır. İtalya ile yapılan St.Jean de Maurienne Antlaşması ile İtalya ya Sykes-Picot Antlaşmasını tanıması kaydıyla İzmir ve Konya ya kadar olan bölge veriliyordu. Ancak uygulama da bu antlaşmaya bağlı kalınmamış, İzmire İtalyanlar yerine Yunanlıların çıkarılması kararı verilmiştir.

A.B.D nin I. Dünya Savaşına Katılması

1917 Nisanından itibaren Rusyanın savaşı terk etmesi ile İtilaf kanadında ortaya çıkan boşluğu, savaşa katılan A.B.D doldurmuştur. A.B.Dnin savaşa katılması, Almanyanın 1915den itibaren başlatmış olduğu denizaltı savaşlarının bir sonucudur. İngiltere savaşın başından itibaren donanması ile Almanyayı abluka altına alarak Almanyanın ticari gücünü kırmaya çalışmıştır.

Almanya da, İngilterenin bu ablukasını kırmak için geniş çaplı bir denizaltı savaşı başlatmıştır. 1915 Mayısında iki İngiliz yolcu gemisi (Lusitania ve Arabic) Alman denizaltıları tarafından batırılmış ve birçok Amerikalı yolcuda bu olaylarda hayatını kaybetmiştir. Bu olaylar Amerikan-Alman ilişkilerini gerginleştirmiş ise de, Almanyanın geri adım atması, bir daha bu tür olaylar olmayacağına dahi teminat vermesi üzerine ABD daha ileri gitmemiştir. Buna rağmen 1916da bu kez de bir Fransız yolcu gemisinin Alman denizaltılarınca batırılması ve bu olayda da bazı Amerikan vatandaşlarının ölmesi üzerine, iki devlet arasındaki ilişkilere yeniden gerginlik kazandırmıştır.

Almanya denizaltı savaşlarını sürdürürken, diğer taraftan da İtilaf güçlerine yardım eden Amerikaya karşı, özellikle Lâtin Amerika ülkelerinde Amerikan aleyhtarı faaliyetlere girişmişlerdir. 1917 de Almanya, Amerika ile arası bozuk olan Meksikadan faydalanma yoluna gitmiştir.

Amerika, Almanya’ya karşı savaşı başlattığı takdirde Meksika Almanyanı yanında yer alacak, Almanya Meksikaya ekonomik yardım yapacak ve ayrıca Amerikan topraklarından olan Teksas, Yeni Meksika ve Arizona eyaletlerini Meksikaya verecektir. Buna karşılık Meksika, Japonya ile Almanya arsında aracılık yaparak Amerika ya karşı bir Japon Alman Meksika ittifakını kurulmasını sağlayacaktır.

Bu olayı Amerika’nın dış politikasının esaslarını çizen Monröe Doktrinine aykırı bulan Amerikanın artık sessizce kalabilmesi imkansızdır.1917 de iki Amerikan ticaret gemisinin alman denizatlılarınca batırılması bardağı taşıran son damla olmuş ve 2 nisan 1917 de ABD Almanya ya karşı olarak 1. Dünya savaşına katılmıştır. A.B.D.’nin üstün teknolojisi ile ve zinde kuvvetleri ile yorgun İtilaf Devletlerinin yer alması İtilaf Devletlerinin savaşı kazanma şansını artırmıştır.

Savaşın taraflara çok ağır gelmeye başladığı sırada, herkesin barışa özlem duyduğu bir atmosferi oluşturmayı ABD başkanı Wilson düşünmüş ve 14 maddelik Wilson Prensiplerini açıklamıştır.

Wilson İlkelerine göre; Avrupada milliyetler arası tutularak, siyasi harita bu esasa göre düzenlenecektir. İşgal edilen yerler hemen boşlatılacak, küçük devletlerin bağımsızlıkları büyük devletlerin teminatı ile sağlanacaktır. Osmanlı Devletinin Türklerle mesken kısımlarında Türk hâkimiyeti sağlanacaktır. Ancak; Türk olmayan milletlere muhtar gelişme imkânı sağlanacaktır. Çanakkale Boğazı devamlı olarak bütün milletlerin gemilerine açık tutulacak ve bu durum uluslar arası garanti altına alınacaktır.

Dünya Savaşını Sona Erdiren Antlaşmalar

Rusyanın Bolşevik İhtilâlı üzerine savaştan çekilmesiyle Rusya, Brest-Litovsk Antlaşması ile savaşı sona erdirmiştir. Rusya bu antlaşma ile tüm Doğu Anadoludan çekiliyor; Kars, Ardahan ve Batumu Osmanlı devletine geri veriyordu.

Romanya, Bükreş Antlaşması ile savaşa son vermiştir.

Bulgaristan ile Neuilly Antlaşması yapılmıştır.

Avusturya Saint-German Antlaşmasını,

Macaristan ise Trianon Antlaşmasını imzalayarak,

I Dünya Savaşına son vermiştir.

Almanya ile Versailles Antlaşması yapılmıştır. Osmanlı Devleti ile Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Mondros Mütarekesinin imzalanmasında Wilson Prensiplerinin Osmanlı Devletini ilgilendiren 12. Maddesi etkili olmuştur.  

Antlaşması önemli bazı maddeleri şunlardır.

1) Boğazlar açılacak, bu bölgelerdeki istihkâmlar müttefikler tarafından işgal edilecek.

2) Anlaşma devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durum halinde, herhangi bir stratejik noktayı işgal edebileceklerdir. (7.Madde)

3) Ermenilere bırakılması düşünülen Doğu Anadoludaki altı ilde (Erzurum, Van, Diyarbakır, Bitlis, Sivas, Harput) karışıklık çıktığı takdirde, Antlaşma Devletleri bu bölgeleri de işgal edebileceklerdir.

4) Tüm haberleşme istasyonları Anlaşma Devletlerince denetim altında tutulacaktır.

5) Sınırların denetlenmesi ve iç düzenin korunması için gerekli olacak birlikler dışında, Osmanlı ordusu terhis edilecek, bütün savaş gemileri ordunun araç, gereç ve cephanesine el konacaktır.

6) Tüm liman ve tersanelerden Anlaşma Devletleri yararlanabileceklerdir.

Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere Mondros Mütarekesi tam bir teslimiyet belgesidir. Bu müzakere ile İtilaf Devletlerinin Osmanlı topraklarını istila etmesi kolaylaşmıştır.

1.Dünya Savaşının Sonuçları

a) Siyasi Sonuçları:

Dünya haritası değişmiştir. Avusturya-Macaristan imparatorluğu parçalanmış, Çarlık Rusyası ve Osmanlı Devleti yıkılmıştır. Osmanlı toprakları üzerinde yeni devletler ortaya çıkmıştır. Yeni rejimler doğmuştur. Çarlığın yıkılması üzerine Rusyada ilk kez sosyalist sistem uygulanmıştır. Anadoluda M. Kemalin önderliğinde Milli Mücadele hareketi başlatılarak, Yeni Türk Devletinin temelleri atılmış ve Cumhuriyet idaresine geçiş süreci başlatılmıştır.

b) Ekonomik Sonuçları:

Avrupa, savaş öncesindeki ekonomik gücünü yitirmiş, bu güç A.B.D. ve Japonyaya geçmiştir. Avrupada ekonomi de devlet müdahalesi dönemi başlamıştır. Avrupa Devletleri savaş sonrasında planlı kalkınma dönemi başlamıştır. Avrupada savaş sonrasında yüksek enflasyon yaşanmıştır. Osmanlı devleti ise savaş sonrasında ekonomik açıdan tam olarak çökmüştür. Bu da Osmanlı Devletinin sonunu getirmiştir.

c) Toplumsal Sonuçları

10 milyon insanın ölümüne 20 milyon insanın yaralanmasına ve sakat kalmasına yol açmıştır. Özellikle Avrupada üretici genç nüfusun azalmasına, tüketici nüfusun çoğalmasına, dolayısıyla da ekonominin alt üst olmasına neden olmuştur. Pek çok Batılı ülke savaş sırasında cepheye giden askerlerinin üretimde ortaya çıkardığı boşluğu dolduran ve ekonomik özgürlüklerini kazanan kadınlarına siyasi haklarını tanımak zorunda kalmıştır.

www.muhsinyazici.com

İpeğin Yapılışı Ve İpek Böcekleri

İpeğin Yapılışı Ve İpek Böcekleri

İpek, İpekböceğinin ürettiği yumuşak, parlak bir liftir. İpekböceği bir tırtıldır ve bu lifi kendine koza örmek için üretir. İnsanlar bu liften iplik yapar ve kumaş dokurlar.
İpek çok sağlamdır. Boyanınca da çok gösterişli olur. Bazen ipeğe başka lifler karıştırılarak döşemelik ve perdelik kumaşlar yapılır. İpek dokumacılığı bundan 4.600 yıl önce Çin’de başladı. 16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında İtalya ve Fransa’da büyük gelişme gösterdi. İpek en çok dut ipekböceğinden elde edilir. Bu böceğin dişisi 200-500 yumurta bıraktıktan sonra ölür. Yumurtalardan çıkan minik tırtıllar dut yaprağıyla beslenir.

İpek Böcekleri

Hızla büyüyerek 20-30 günde 7-8 santimetreyi bulur. Büyümesi tamamlanınca yemeyi bırakır ve incecik ipek liften çevresine bir koza örer. İnsanlar ipek elde etmek için üretme çiftliklerinde ipek böcekçiliği yaparlar. Yırtılarak zarar görmesine mani olmak için ipekböceğinin içinden çıkabileceği kadar gelişmesini beklemeden kozalar kaynatılır. Ardından ipek elle ya da makinelerle çözülerek çile haline getirilir. Bir kozadan 450 ile 900 metre arasında kesiksiz iplik çıkabilir. Bu iplikler tezgahlarda dokunarak kumaş yapılır.

www.muhsinyazici.com

İpek Yolu

İpek Yolu

Çin‘den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığıyla Avrupa‘ya kadar uzanan ve dünyaca ünlü ticaret yoludur. Milattan yüzyıllar önce Mısırlılar, daha sonra da Romalılar, Çinlilerden ipek satın alırlardı.
Ulaşım ise, daha sonra İpek Yolu adı verilen güzergâhı izleyen kervanlarla sağlanırdı. İpek endüstrisi, eski çağlardan beri birçok milletin hayatında çok önemli bir yer tutmuştur.
Uzak Doğu‘dan gelen ipek ve baharat, Batı dünyası için, uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynamıştır. İpek, ayrıca Doğu kültürünün Batı tarafından tanınmasını da sağlamıştır. Doğu’nun ipeği ile baharatının kervanlarla batıya taşınması, Çin‘den Avrupa‘ya ulaşan ticaret yollarını oluşturmuştur.
Orta Çağda, ticaret kervanları, şimdiki Çin‘in Şian kentinden hareket ederek Özbekistan‘ın Kaşgar kentine gelirler, burada ikiye ayrılan yollardan ilkini izleyerek Afganistan ovalarından Hazar Denizi‘ne, diğeri ile de Karakurum Dağları’nı aşarak İran üzerinden Anadolu‘ya ulaşırlardı. Anadolu’dan deniz yolu ile veya Trakya üzerinden kara yolu ile Avrupa‘ya giderlerdi.
Doğudan batıya doğru gelişen bu ticari harekette daha önceki çağlardan beri kullanılmakta olan bir yol şebekesinden yararlanılmıştır. Yoğun bir şekilde ipek, porselen, kağıt, baharat ve değerli taşların taşınmasının yanında kıtalar arasındaki kültür alışverişine de imkan sağlayan bu binlerce kilometre uzunluğundaki kervan yolları zaman içinde İpek Yolu olarak adlandırılmıştır.
İpek Yolu Asya‘yı Avrupa‘ya bağlayan bir ticaret yolu olmasının ötesinde, 2000 yıldan beri bölgede yaşayan kültürlerin, dinlerin, ırkların da izlerini taşımakta ve olağanüstü bir tarihsel ve kültürel zenginlik sunmaktadır.
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, İpek Yolu’nun hem bir ticaret yolu, hem de tarihsel ve kültürel değer olarak yeniden canlandırılması gündeme gelmiş, bu yol boyunca inşa edilmiş ve artık kullanılmayan yapıların, yeni işlevler kazandırılarak korunmaları ve yaşatılmaları için çalışmalar başlamıştır.
İpek yolu çeşitli Türk uygarlıklarının ekonomik kaynağı olmuştur..

www.muhsinyazici.com