Muhsin Yazıcı

Kategori -Tarih Meraklılarına

Prof. Ortaylı: Mübadeleyi Yunanistan istedi, Türkiye kabul etmek zorunda kaldı

Modern Balkan ülkelerinin, bazı tarihi gerçekleri reddetmek gibi ciddi bir arızası var

Tarihçi ve yazar İlber Ortaylı,Şu bir gerçektir. 1924 mübadelesi Venizelos tarafından getirildi” dedi. “Türkiye’de moda bir saldırı başladı; ‘Cumhuriyetçiler etnik temizlik yapmak için mübadeleyi ortaya çıkardılar’ deniyor. Bir kere mübadele iki taraflı bir anlaşmadır. Tek taraflı olmaz” diyen Ortaylı, “Nitekim Venizelos, giriştiği büyük macerada acı gerçeği görünce bu sefer doğruya döndü ve elindeki mevcut Yunanistan’ı kalabalıklaştırmak için Anadolu’daki Helen nüfusu istedi. Büyük devletleri de buna ikna etti ve Türkiye de bunu kabul etmek zorunda kaldı” ifadesini kullandı. Devamı…

Matematik tarihinde 3700 yıllık sır

3700 yıllık kil tabletler bulundu. Babillere ait tabletin antik çağ mimarlarınca tapınaklar, saraylar ve kanalların inşasında kullanıldığını gösterdi.

3700 yıllık bir kil tablet, Babillilerin, trigonometriyi Yunanlılardan 1500 yıl önce geliştirdiklerini ve bugünkü hesaplamamızı değiştirebilecek gelişmiş bir matematik yöntemi kullandıklarını kanıtladı. Devamı…

2. Abdülhamid’in Museviler’in Filistin’den toprak alımına verdiği izin Osmanlı Arşivi’nden çıktı

Tarihçi Doç. Dr.Sezai Balcı ile Prof.Dr. Mustafa Balcıoğlu ikilisi tarafından Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerin gün yüzüne çıkartılmasıyla hazırlanan “Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu” başlıklı çalışmada, Yahudi kökenli Rothschild Ailesi’nin Osmanlı padişahları ile olan gizli ilişkilerine ışık tutuluyor. Devamı…

Halil İnalcık Hoca: Osmanlı Alimi değil, Cumhuriyet Bilgini

Halil İnalcık Hoca: Osmanlı Alimi değil, Cumhuriyet Bilgini

Geçen yıl bugünlerde kaybetmiştik; 25 Temmuz 2016’da aramızdan ayrılmıştı. Oysa bu ilk ölüm yıldönümünde onu anarken karşılaştığım garip bir haber beni yıllar öncesine götürdü: Murat Bardakçı’nın yazdığına göre, “Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla” İnalcık’a “geleneksel ‘ulema kabri’ yapılmış” ve önümüzdeki salı günü de, Prof. İnalcık için Fatih Camii’nde mevlid okunacakmış.

Devamı…

Uşak’ta dünya insanlık tarihini heyecanlandıran gelişme

Uşak’ın Banaz ilçesinde bulunan fosillerin incelenmesi keşif sayılabilecek ‘Paleolitik’ yontma taş çağı olarak adlandırılan dönem insanı ‘Neandertal’ insanların 200 bin yıl önce su kenarlarında yaşadıklarını gün yüzüne çıkardı.

Uşak Kültür ve Turizm İl Müdürü Buğra İnal yaptığı açıklamada, Genel Müdürlüğün, Uşak Üniversitesi’nin ve Ankara Üniversitesi ile koordineli olarak çalışmanın yapıldığını, çalışmalar sırasında Paleolitik yontma taş çağına ait birçok eserin bulunduğunu söyledi. Devamı…

Hipokrat’ın araştırmalarını içeren 1500 yıllık el yazması bulundu

Mısır’daki Azize Katerina Manastırı’nda gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları sırasında, ünlü Yunan Hekim Hipokrat’ın araştırmalarını içeren 1500 yıllık el yazması bulundu.

Sina yarımadasının güney ucunda, Sina Dağı’nın eteklerinde yer alan Azize Katerina Manastırı, dünyanın en eski Hıristiyan manastırlarından biri olma özelliğini taşıyor. Bu yapıda gerçekleştirilen son restorasyon çalışmaları sırasında, ünlü Yunan Hekim Hipokrat’ın bir araştırmasından elde edilmiş tıbbi bir reçete içeren 1500 yıllık el yazması ortaya çıkarıldı. Devamı…

Türkiye müslümanlığı..

Yavuz Sultan Selim 1517’de Mısır’ı fethettikten sonra halifeliği uhdesine almanın yanında, yaklaşık 2000 kadar Arap ve Yahudi dönmesi Müslüman, Eşari İslam ulemasını İstanbul’a getirdi. Bu tarihe kadar Osmanlı-Türk medreselerindeki ulema sınıfı Semerkand-Buhara ekolünün yani Toynbee’nin “Kuzey Müslümanlığı” olarak adlandırdığı ekolün temsilcisi Türk âlimlerdi.
Eldeki bilgilere göre 1538’de yayımlanan bazı fetvalar ve fetvalara dayanan fermanlarda dinimiz İslam’ın nasıl bir taassup belasıyla karşı karşıya kaldığını ve bunun Osmanlı Türkiye’sine ne şekilde zarar verdiğini anlayabiliyoruz. Devamı…

Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa’lı diyor ki;

Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa’lı diyor ki;

Hiçbir devlet tesadüfen yıkılmaz. Ayrıca Osmanlı gibi bir devletin yıkılması sadece diğer devletlerin yıkıcı faaliyetleri ile açıklanamaz. Çünkü devletlerarası yıkıcı rekabet her zaman varlığını korumuştur. Ayrıca kuruluşu kendimize, yıkılışı ise dış güçlere atfetmek doğru bir yaklaşım olamaz.

Osmanlıyı nasıl biz kurduysak yıkılışında da büyük payımız olduğunu unutmayalım.

Bilindiği üzere bir devletin dört temel görevi vardır.

Devamı…

Nereden çıktı şimdi 2. Abdülhamit?

Nereden çıktı şimdi 2. Abdülhamit?

Sultan 2. Abdülhamid, 1876— 1909 arası, Batı’ya karşı teslimiyetçi, Doğu’ya islamcı politikalar uygulayan istibdat dönemi Osmanlı Padişahıydı.

Son dönemde bazı çevrelerde 2. Abdülhamid hayranlığı her nedense (!) yine depreşti ve Osmanlı döneminin en ağır baskı , zulüm ve istibdat simgesi ve müsebbibi biri ilahlaştırılmaya çalışılıyor.

Devamı…

Doğru anlatabilmek: 2. Abdülhamit dönemi

Doğru anlatabilmek: 2. Abdülhamit dönemi

Sayın Başbakan Binali Yıldırım, gençlere 2. Abdülhamid’I doğru anlatamadık demiş. Bizde 2. Abdülhamit için bazı bilgileri aktardık. İstedik ki gençler doğru bilgiler edinsin.

* Sarayına (yani Yıldız Sarayı’na) bir değil, iki ayrı tiyatro salonu birden yaptıran, Avrupa’dan tiyatro kumpanyaları getirten padişahımız ve halife efendimizin adı Ulu Hakan diye de bilinen Sultan 2. Abdülhamid’dir. 
* Fransız tiyatro aktrisi Sarah Bernhardt’ın oyunlarını sarayında temsil ettiren de yine Halife Sultanımız 2. Abdülhamid’dir. 
* Kızlarına klasik müzik orkestrası kurduran, bale yapmalarını teşvik eden ve bale temsilleri icra ettirten de 2. Abdülhamid’dir.
* Babası Halife Sultan Abdülmecid’in ilk kravat takan ve ressamlara poz veren ilk halife olması de rastlantı değildir. Çünkü kendisi Batı modernizmine hayrandı. Belli ki oğlu Abdülhamid’i de yaşam tarzı bakımından etkiledi.

Muhsin YAZICI – 22.01.2017

Macaristan 1941 yılında Amerika’ya savaş ilan eder

Macaristan 1941 yılında Amerika’ya savaş ilan eder

11 Aralık 1941’de 10 milyonluk Macaristan, dünyanın en güçlü ülkesi ABD’ye savaş ilan eder (Almanya ve Japonya’nın müttefiki olduğu için). Ve anlatılanlara göre Franklin D. Roosevelt, savaşın ilk günlerinde bir danışmanına Macaristan’ın bir cumhuriyet mi yoksa krallık mı olduğunu sorar.

Devamı…

Bilgi ve makam…

Bilgi ve makam…

Gazi Eğitim Fakültesinden hocam olan Sayın Prof. Dr. Refik Turan bilgisini, bilimsel anlayışını bir kenara itmişe benziyor.

Kapitülasyonları, Düyun-u Umumiye’yi, Osmanlının son yüzyılını çok iyi bilecek bilgi birikimine sahiptir.

Atatürk’ün kurduğu Türk Tarih Kurumu’nun Başkanı Prof. Refik Turan, bir gazeteye verdiği röportajda “Lozan’la Anadolu’ya sıkıştık” demiş…

Devamı…

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -1

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -1

17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü ve “kuruluş bayramı” günü.

Köy Enstitülerinin temelleri 1935’lerde atılmış, 17 Nisan 1940 tarihinde kabul edilen Köy Enstitüleri Kanunu ile yasal temele oturtulmuştur. 1946 iktidar değişikliği ile özgün ilkelerinden saptırılmaya çalışılan Köy Enstitüsü sistemi, 1950 iktidar değişikliğinden sonra iyiden iyiye yozlaşmış, 1953 yılında programları klasik ilköğretmen okullarınınki ile birleştirilmiş, 1954/6234 sayılı yasa ile de hukuksal varlığı sona ermiştir. Üzerine yapılan tartışmalar bugün bile süren Köy Enstitüleri olgusu, en çok siyasal platformda ele alınmış, yıkılışından sonra eğitim sistemi ve ilkeleri açısından pek fazla incelenmemiştir. O zaman Kanadalı olan Fay Kirby’nin tezi dışında önemli bir çalışma da yapılmamıştır. (F. Kirby, Türkiye’de Köy Enstitüleri, 1962).

Devamı…

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -2

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -2

Köy Enstitüsü Öğretim Programları

Köy Enstitülerinin programları uzun bir evrim süreci geçirerek 1943 yılında kesinleşmiştir. Bu süre içinde Enstitülerin, ortaöğretim programlarından da yararlanarak kendi özelliklerine göre program geliştirmelerine önem verilmiştir. İlkede bütünlük sağlanırken, çevre özelliklerine göre program yapma, eğitim sistemimize ilk kez giren bir anlayıştır. Özellikle üretim koşulları, mevsim özellikleri, öğrencilerin düzeyi bu esnekliği gerekli kılıyordu. Enstitüler, yeterli öğrenci bulamazlarsa, ilkokulun son iki yılını kendi bünyelerinde “hazırlık sınıfı” adı ile açabileceklerdi. Üretim konularını, kendi çevre özelliklerine göre, bilimsel çevrelerden aldıkları teknik yardımla kendileri programlayacakları. Bu tutum sadece bir çağdaş program anlayışı getirmiyor, demokratik bir eğitimin de örneğini veriyordu.

Devamı…

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -3

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -3

Demokratik Eğitim

Tek Parti yönetiminin tüm devlet kuruluşlarına hakim olduğu bir dönemde demokratik eğitim olabilir mi? Olabilmiştir. Eğitim ilkelerinin ustaca düzenlendiği, buna göre uygulamanın yapıldığı bir yerde demokratik eğitim özlemi yaratılabilir. Yeter ki eğiticiler demokrasi kavramını sindirebilmiş olsunlar. Demokrasi özlemi Köy Enstitülerinde önce eşitlik ilkesiyle ortaya konulmuştur. Öğrenciler yapı işlerinde, tarlada çalışırken Enstitü yöneticileri sırtüstü yatamazlar. Öğretmenlerle öğrenciler aynı karavanadan, aynı yemekleri yerler. Büyükler küçükleri ezemezler. Herkesin gücüne göre iş yaptırılır. Enstitü sıkı bir örgütlülük içindedir. Ast-üst ilişkisinden çok, işlevsel bir örgütlenme sağlanmıştır. Bilene saygı gösterilir; çeşitli yönetsel görevlere getirilecek öğrenciler yeteneklerine göre seçilerek getirilirler. Herkes birbirine açık seçik hesap vereceğini bilir. Küme çalışmaları, birlikte iş başarma anlayışı yerleşmiştir. Öğrenci öneride bulunabilir, eleştirebilir. Kısaca, Köy Enstitülerinde yönetenle yönetilen aynıdır.

Devamı…

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -4

Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış -4

Hesaplaşma/Değerlendirme

Köy Enstitüsü sisteminin eğitim hayatımıza getirdiği en önemli katkılardan birisi “hesaplaşmadır”. Eski eğitim kurumlarımızda ve dünyanın birçok yerlerindeki eğitim kurumlarında asttan ‘hesap sorma’ olurken, Enstitülerde ‘hesaplaşma’ vardır. Ötekilerde yönetici ya da öğretmen öğrenciye ya da astlarına hesap sorarken Köy Enstitülerindeki hafta sonu toplantılarında, ya da bir iş ünitesinin bitiminde herkes birbirine hesap soruyordu. Müdür de dahil herkes yaptığı işin hesabını vermek zorundaydı. Başaranlar ödüllerini, başaramayanlar cezalarını (eğitsel anlamda) çekiyorlardı. Bu tutum, demokratik eğitimin en önemli göstergesidir. Ve hiçbir zaman yüksek eğitim kurumlarımızda böylesi olmamıştır. Öğretmenler ve öğretim üyeleri toplantılarında bile hesaplaşma yoktur. Olsa olsa bilgi verme vardır, astın üstüne, öğrencinin öğretmenine hesap vermesi vardır.

Devamı…

1905 Rus Devrimi -1

1905 Rus Devrimi -1

Yirminci yüzyılın en önemli ve büyük devrimi sayılan Rus Devrimi 1905 ve 1917 yıllarında iki aşamada gerçekleşti. Eski Rus takvimine göre 9 Ocak olan 22 Ocak 1905 günü Georgii Apollonoviç Gapon adında bir papazın önderliğinde 140 bin işçinin Çar’a dilekçe vermek için Kışlık Saray’a yaptığı yürüyüşte, askerlerin açtığı ateşle binden fazla işçinin ölmesiyle 1905 Devrimi’nin ilk adımı başlamıştı. İşçilerin istekleri iş gününün sekiz saate indirilmesini, asgari ücretin arttırılmasını ve fazla çalışmanın kaldırılmasını kapsıyordu. Binden fazla işçinin ölümüyle biten yürüyüş Pazar gününe rastladığı için, bu olay Rus tarihine “Kanlı Pazar” olarak geçti.

Devamı…

1905 Rus Devrimi -2

1905 Rus Devrimi -2

Rus-Japon Savaşı’nın Etkisi

1905 Rus Devrimi’ni başlatan kıvılcımlarından biri de hiç kuşkusuz 1904 Şubat’ında başlayıp 1905 Eylül’ünde sona eren Rus-Japon Savaşı idi.

XIX. yüzyılın sonu, emperyalist devletlerin Pasifik’te egemenlik kurmak ve Çin’i bölüşmek için yoğun mücadelelere giriştikleri Açık Kapı Politikası’nın uygulanmakta olduğu bir dönemdi. Çarlık Rusya’sı da bu mücadelenin içinde yer aldı. 1900 yılında Rus birlikleri Japon, Alman, İngiliz ve Fransız birlikleriyle birlikte Çin halkının yabancı sömürgecilere karşı giriştikleri Boxer Ayaklanması’nı acımasızca bastırmışlardı. Çarlık hükümeti, daha önceleri Çin’den Port Arthur kalesini ve Liatong yarımadasını almış, ayrıca Çin topraklarında demiryolu kurma hakkını da ele geçirmişti. Böylece Kuzey Mançurya’da Çin-Doğu demiryolunu kurmuş ve birliklerini, demiryolunu kurma gerekçesiyle oraya yerleştirmişti. Böylece Kuzey Mançurya, Çarlık Rusya’sının işgali altına girmiş oluyordu.

Devamı…

Çin Devrimi -1

Çin Devrimi -1

Çin Devrimi, 1917 Rus Devrimi’nin ardından yirminci yüzyılın ikinci en büyük devrimi sayılmaktadır. Çin devriminin süreci aslında yüzyıla yansımaktadır. Batının devrimci düşünceleri Çin’de 1911’de Sun Yat Sen tarafından, 1949’da da halk cumhuriyeti olarak Mao Zedong tarafından Çin’de uyarlanarak yaşama geçirildi. Mao’nun önderliğinde 1934-35’de gerçekleştirilen “Uzun Yürüyüş” ile başlayan devrim süreci 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması ve Çan Kay Şek hükümetinin Formoza Adası’na (günümüzde Tayvan) sığınmasıyla sonuçlandı.

Devamı…

Çin Devrimi -2

Çin Devrimi -2

Çin Devrim Tarihinde Dönüm Noktası: 4 Mayıs 1919

Çin tarihinin dönüm noktalarından biri 4 Mayıs 1919 oldu. Bu tarihte Pekin’de öğrenciler büyük bir gösteri yaparak Çin’in yarı sömürge durumunda bırakılmasını protesto ettiler ve yabancıların çekilmesini, imtiyazların kaldırılmasını istediler. Binlerce öğrenci hükümet binalarına yürüdü. Batılıların ve Japonların etkisi altındaki hükümet, öğrencilere ateş açtırdı. Olaylar hızla gelişti. Şanghay’da işçiler, Pekin-Hankow demiryolunda çalışanlar, yabancı şirketlerin yönetimindeki maden işçileri Çin tarihinde ilk kez greve başlayarak öğrencileri desteklediler. Burjuva sınıfı da yabancı mallara boykot ilan ederek bu harekete katıldı. Grevler, gösteriler ve karışıklıklar iki ay kadar sürdü. Hükümet tutuklanan öğrencileri serbest bırakıp 28 Haziran 1919’da istifa etti.

Devamı…

Cezayir Devrimi ve Fransızların Cezayir Soykırımı -1

Cezayir Devrimi ve Fransızların Cezayir Soykırımı -1

Fransızlar, Cezayir’i sömürge emperyalizmin başlamasından çok önce ele geçirmişlerdi. Cezayir’in ele geçirilmesini daha önce ilk kez I. Napolyon tasarlamıştı ama bunu gerçekleştiren X. Charles oldu.

Her şey 1827 yılında Cezayir Dayısı Hüseyin Paşa ile Fransız konsolosu General De Faulle arasında geçen sert bir tartışma ile başladı. Bu tartışma Cezayirli tarımcıların Fransa’ya gönderdikleri buğdayların parasının ödenmesi ile ilgiliydi.

Devamı…

Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetlerinin Doğuşu

Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetlerinin Doğuşu

Hıristiyanlığı dünyaya yaymak için çalışan kişilere “misyoner”, bu amaçla yürütülen çalışmalara da “misyonerlik” denilmektedir. Kökeni Latince “göndermek” anlamına gelen ‘mittere’ fiiline dayandırılan “mission” sözcüğü Fransızcadan dilimize geçmiştir. Misyon sözcüğünün sözlük anlamı yetki, vekalet, özel görevdir. Fakat misyon ve misyoner sözcükleri günümüzde sözlük anlamından öte bir anlam kazanmıştır. Hristiyanların, Hristiyan olmayan toplumlarda, onları kendi din ve mezheplerine kazandırmak için açılan kurumlara misyon, insanlara Hristiyanlığı benimsetmek için uğraşan özel eğitimli kişilere de misyoner denmektedir.

Devamı…

Osmanlı Borçları ve Düyun-u Umumiye İdaresi

Osmanlı Borçları ve Düyun-u Umumiye İdaresi

Bir devletin yıl içindeki toplam gelirleri o yıl içindeki toplam harcamalardan fazla ise bütçe açığı oluşması kaçınılmaz bir durumdur. Devletler bütçe açığını kapatabilmek için genelde iki yönteme başvurular. Bunlardan birincisi vergi oranlarını artırmak ve artırmanın yeterli olmadığı durumlarda da yeni vergiler koymak. İkinci ve daha az istenen yöntem ise borçlanmaya gitmektir. Borçlanma tercih edildiğinde bu hem iç hem de dış borçlanma yöntemiyle yapılabilir. Osmanlı İmparatorluğu da 19. yüzyılda bütçe açıklarını kapatabilmek için genellikle ikinci yöntem olan borçlanmaya başvurmak zorunlu kalmıştır.

Devamı…

Osmanlı Devleti’ne “Hasta Adam” Lakabını Kim Taktı?

Osmanlı Devleti’ne “Hasta Adam” Lakabını Kim Taktı?

Osmanlı Devleti’ne “Hasta Adam” lakabının verilmesi, Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşma emeli ve girişimlerinden kaynaklanmış ve Osmanlı Devleti  için Hasta Adam sözünü ilk olarak Çar I. Nikola kullanmıştır.  Bu süreç şöyle yaşanmıştı:

Rusya’nın bir kara devleti olarak kuruluşunun getirdiği “Sıcak Denizler”e inme arzusu Fatih Sultan Mehmet’in 1453’de İstanbul’u almakla Bizans’a son vermesinin Moskova’da doğurduğu “Bizans varisliği” idealinin birinci derecedeki hedefi Osmanlı Devleti olmuş, bunun odağını İstanbul ve Boğazlara yerleşmek teşkil etmişti. Çarlık Rusyası bu hedefe ulaşabilmek için hep “Güney’e doğru” yayılmacı politika takip etmiş, Sıcak Denizler’e yönelik ilk hedefi Karadeniz, Hazar Denizi ve Baltık Denizi’ne inmek olmuştur. Astırhan Hanlıkları’nı ortadan kaldırarak 1556’da Hazar Denizi’ne, İsveç Kralı’nı mağlup ederek 1721’de Baltık Denizi’ne inerek imparatorluk haline gelen Rusya’nın Karadeniz’e ayak basması, 1768-1774 Türk-Rus Harbi’nde Türkiye’nin yenilmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır.

Devamı…