Muhsin Yazıcı

Kategori -Yamyam fıkraları

Afrika gezisi

Afrika gezisi

Afrika gezisinde bir turist devamlı tamtam çalan yamyamın yanına giderek sordu:

-“Niçin durmadan çalıyorsunuz?”

Yamyam yanıt verdi:

-“Suyumuz hiç yokta…” 

Turist başını salladı:

-“Anladım… Tanrı’dan yağmur yağdırmasını istiyorsunuz…”

Yamyam:

-“Yok canım, muslukçuyu çağırıyorum.”

Esir temel

Esir Temel

Temel, Fransız ve de İtalyan bir gezi sırasında Afrika’da bir kabileye esir düşerler. Yamyamların şefi, her birine bir teklif götürür.– Benden öyle bir şey isteyin ki ben ve kabilem bunu yerine getiremesin. O zaman kurtulursunuz. Yoksa derinizi yüzüp kano yapacağız.Önce Fransız’a sormuşlar. Fransız sadece kendi memleketine özgü bir yemek istemiş. Kabileden bir kaç kişi hemen Fransa’ya gidip yemeği alıp gelmişler ve Fransız’ın derisini yüzüp kano yapmışlar. Sonra İtalyan’a sıra gelmiş. O da bir İtalyan arabası yapmalarını istemiş. Hemen bir iki kişi İtalya` ya gidip bir araba satın alıp geri dönmüşler ve tabi İtalyan’ı da yüzüp kano yapmışlar. Sıra Temel’e gelmiş. Temel kendi memleketinden bir çatal istemiş. Hemen bir kişi gidip Trabzon’a bir çatal almış gelmiş. Ama hepsi merak içinde. Şef sormuş:– Diğerleri daha zor şeyler söylediler. Sen niye sadece çatal istedin? Temel çatalı kapmış ve başlamış orasına burasına batırmaya ve söylenmiş:– …imm kanonuzu! Alın size kano hadi bakiim nasıl yapacaksanız.

Şimdi boku yedik

Şimdi boku yedik

Temel bir gün Afrika’nın vahşi ormanlarında gezerken kaybolur. O geceyi orada geçirmek zorunda kalır ve çadırını kurar. Sabah kalktığı zaman karşısında bir yamyam kabilesi görür. Kabilenin başında kafasında iki tane beyaz tüy olan reis ve yanında şefi vardır. Temel birden içinden: – “Şimdi y*rrağı yedik.” der. O sırada yukardan bir ses: – “Dur! Daha yemedin” der. Temel: -“Nasıl yemedim? Görmüyor musun adamları? Ses: – “Kurtulmak ister misin? der Temel: – “Nasıl yapacağım?” der. Ses: Kafasında tüyleri olan adamı görüyor musun? Onun yanında elinde mızrağı olan şefi var. Senin o mızrağı alıp beyaz tüylü adamın kalbine saplaman gerekiyor. Temel çaresiz atılıp şefin elinden mızrağı alır ve bir hamlede beyaz tüylünün kalbine saplar. Sonra yukardaki ses: – Hıııııh!İşte şimdi y*rrağı yedin!

Hilkat garibesi

Hilkat garibesi

Bir gemi yolculuğu sırasında kaza geçiren Alman İngiliz Fransız ve Türk yamyamların yaşadığı bir adaya sağ salim çıkarlar. Karşılarında yamyamların reisini gören davetsiz misafirlere reis canlarını kurtarabilmeleri için bir tek şanslarının olduğu söyler ve – “Sizi bir goril ile tek başınıza bir kulübeye kapatacağız çıktığınızda gorilden bir çocuk yapabilirseniz yaşamanıza izin vereceğiz” der. Aradan geçen zaman sonunda Alman’ın beraber olduğu goril bir erkek çocuk doğurur ve bunu gören reis şimdiye kadar böyle bir şey görülmediğini söyler ve herkes şaşkınlıktan dona kalır. Arkasından İngiliz’in beraber olduğu goril bir ikiz doğurur ve herkes daha bir şaşkınlık içindedir. Daha sonra Fransız’ın birlikte olduğu goril üçüz doğurur. Durum daha bir akıl almaz olmuştur. Ve sonunda Türk’ün beraber olduğu goril doğurur ve doğan şeyi kimse bir şeye benzetemez. Çocuk ne bir gorile benzemektedir ne de bir insan yavrusuna tam bir hilkat garibesidir. Tüm bu olanlardan sonra şaşkınlık içindeki Reis Türk’e biraz da çıkışarak sen nasıl bir erkeksin arkadaşların hepsi gorilleri hamile bırakırken sen neden bu işi beceremedin diye sorar. Türk sinirli bir şekilde – “Develer bana da onlara verdiğiniz gibi bir dişi goril verseydiniz bizde elbet bu işin altından kalkacaktık” der.

Reisin yatağı

Reisin yatağı

Afrika yolculuğundan dönen bayan, arkadaşına anlatıyordu:— Sorma şekerim… Ormanda gezerken yamyamlar beni yakalamaz mı?— Deme! Vallahi ölürüm! Sonra ne yaptılar?— Reislerine götürdüler. Reis bana, ya kazana girmeyi kabul edersin, ya da benimle yatmayı, dedi. Ne yapayım? Ben de çorba olmaktansa yatmayı tercih ettim.— Kim bilir ne acı çekmişsindir…— Çekmez olur muyum şekerim. Herifin yatağı öyle rahatsızdı ki…

Efendi Manitu

Efendi Manitu

Stresten bıkmış adamın biri, uzun bir deniz seyahatine çıkmış. Fakat şanssızlıktan gemi batmış ve sadece bu adam kurtulabilmiş. Günlerce minik bir tahta parçasının üstünde denizde yol aldıktan sonra minik bir adaya gelmiş. Adam daha ne olduğunu anlamadan yerliler bunu almış götürmüşler. Adam yüzlerce yamyam yerlileri görünce: -” Eyvah, boku yedik.” demiş. Tam ağlayacağı sırada gökten -“Hayır evladım, boku yemedin” diye acayip ve gür bir ses gelmiş. Şaşıran adam: -“Sen kimsin ya?” demiş. Yine aynı gür ses:– “Ben ulular ulusu efendi manitu’ yum.” demiş. İyice şaşıran adam: -“Peki Efendi Manitu, ne yapmam lazım?” demiş. Hemen yanıt gelmiş: -“Şimdi sakin bir şekilde sağ tarafındaki yerlinin mızrağını kap, en önde duran ve başında bir sürü tüy olan büyük yerliye sapla” demiş. Adam hemen can havliyle mızrağı kapıp şef yerliyi öldürmüş. Yine aynı ses son kez gürlemiş:-” İşte şimdi boku yedin evladım!”

Yiyelim mi onu?

Yiyelim mi onu?

Yamyam baba-oğul balta girmemiş ormanda dolaşırken nehirde yıkanan genç ve çok güzel bir kadın gördüler.Oğul sordu:-Ne dersin baba, yiyelim mi onu?Baba bir an düşündükten sonra:-Hayır, bunu eve götürür, onun yerine anneni yeriz! Dedi

Temizlikçi kız

Temizlikçi kız

Bir bilgisayar firmasında 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler. Müdürleri onlara hitaben: – “Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek için firmanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız” der. Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. 4 hafta sonra müdürleri gelir:– “Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız firmadaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sorar.Yamyamların hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner:– “Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?” diye sorar. En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir:– “Ben yedim” Bunun üzerine şef söyle cevap verir.– “Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yeyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!”

Asıl şimdi sıçtın

Asıl şimdi sıçtın

Adamın biri uçakla Afrika’ya giderken uçak arıza sebebi yere düşmeye başlamış…Adam paraşütle atlamış ve yamyamların olduğu pis bir ormana düşmüş… Ormanda korka korka ilerlerken bir anda karşısına önünde bir reisi olan bir kabile çıkar adam şöyle der:-Aha şimdi sıçtım;Gökten bir ses gelir ve şöyle der:-Dur sen hele bir yanındaki mızrağı reise sapla bak bakalım sıçtın mı sıçmadın mı??Bu adam bir mucize olduğunu zanneder ve reise saplar ve reis ölürGökteki ses tekrar gelir ve şöyle der:-Asıl Şimdi Sıçtın..

Ölene kadar makok

Ölene kadar makok

Bir gemi uzun bir yolculuğa çıkıyormuş ama bu gemide bir KAPTAN ve üç TAYFA varmış.Gemi daha sonra fırtınaya yakalanarak batmış ama nasıl olduysa KAPTAN ve Tayfa’ları kurtulmuşlar. Ama sonuç olarak bir adaya düşmüşler hemde yamyamların adasına. Adaya geldiklerinin ilk gününde YAMYAM’LAR bunları yakalar ve bir soru sorarlar.Soru: ÖLÜM MÜ yoksa MAKOKMU diye soru sorarlar.Ve sabaha kadar mühlet verirler. Ertesi gün ilk tayfaya sorarlar ölüm mü yoksa makok mu? Tayfa ölmektense bilmediğim şeyi olurum daha iyi der ve makok diye cevap verir. Ardından adamı bir kere sikerler ve bırakırlar. Diğer tayfaya da aynı soruyu sorarlar ve aynı cevabı alırlar ve onu da yaptıktan sonra serbest bırakırlar. Son tayfada aynı olayları yaşar ve serbest bırakılır. Sonunda KAPTANA gelmiştir KAPTAN çevresindekilere nutuk atarcasına ayağa kalkar ve “Ben bir KAPTAN olarak gururlu ve şerefli biri olarak yaşadım ve yine bu şerefimi hayatım pahasına da olsa vermem, ben ölümü tercih ediyorum der. Bunu duyan kabile reisi;-O zaman buna ölene kadar makok.”

Bunda da bir hayır var

Bunda da bir hayır var

Bir zamanlar Afrika’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı.Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.

Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:

-“Bunda da bir hayır var!”

Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı. Kralın başparmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:

-“Bunda da bir hayır var!”

Kral acı ve öfkeyle bağırdı:

-“Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?”

Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insani yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.

Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.

-“Haklıymışsın!” dedi.

-“Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İste bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum. Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi.”

-“Hayır” diye karşılık verdi arkadaşı.

-“Bunda da bir hayır var.”

-“Ne diyorsun Allah aşkına?” diye hayretle bağırdı kral.

-“Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir.”

-“Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?” Ve sonrasını düşünsene?