Muhsin Yazıcı

“Akıllı insanlara gülmek, aptalların ayrıcalığıdır.” Jean de La Bruyère

Molasız Dersin Faydası Yok

       Molasız Dersin Faydası Yok        

 Mola vermeden sürekli ders çalışmanın öğrenciye faydası yok. Peki etkin öğrenme yolları nasıl sağlanır…        

Bir öğrencinin başarılı olabilmesi ancak etkin öğrenme ile mümkün. Öğrenci eğer harcanan çaba oranında başarı gösteremiyorsa çalışmalarının verimsizliğinden söz edilmesi. Milli Prodüktivite Merkezi tarafından hazırlanan “Eğitimde etkin öğrenme ve ders çalışma yöntemlerinde verimlilik” başlıklı broşürde, çalışma sürelerinin en az yarım saat, en fazla bir saat olarak ayarlanması, her bir saatte 10 dakika ara verilmesi tavsiye edildi. Devamı…

Etkili Ders Çalışma Yöntemleri

      * Planlı ve programlı çalışma           

       * Zamanın iyi kullanılması ve planlanması           

       * Çalışma ortamının düzenlenmesi           

       * Not tutma           

       * Etkili dinleme           

       * Verimli okuma           

       * Özet çıkarma           

       * Güdülenme           

       * Derse hazırlıklı gelme           

       * Tekrar            Devamı…

Öğretmen Günahları

       ÖĞRETMEN GÜNAHLARI

*Günümüz eğitim sisteminde dışı insan derisi ile kaplanmış ‘robot’ yetiştirme anlayışı vardır.
 *Önce insan sonra öğretmen olmalıyız. ‘Öğrencinin öğretmeni’ olmalıyız evvela.
 *Gelişmiş ülkelerde yetişkinler, en önemli miras olarak çocuklarına sağladıkları eğitimi görüyorlar.


  Hasan YILMAZ
Devamı…

Öğretmenlik Mesleğinin Önemi

            Öğretmenlik Mesleğinin Önemi    

 Özet; Milletlerin ruh ve karakterini şekillendirmede etkin rol oynayan öğretmenlerin bu işlevlerini yerine getirebilmesinde onların üretkenliğinin önemli bir etkisi vardır. Bu işlevini layıkıyla yerine getiren öğretmenler için; bütün bir toplum onların eseridir denilebilir. Öğretmenler, gerekli bilginin kazanılmasını kolaylaştıran, gerekli ortamları hazırlayan bir rol benimsemek durumundadır. Devamı…

Öğretmenlik Mesleği Nedir?

       Öğretmenlik Mesleği Nedir?      

 

 Öğretmenlik mesleği, çeşitli tanımlamalarla nitelendirilmektedir. Bazen de o kadar abartılarak anlatılmaktadır ki, adeta öğretmenlik “kutsal bir meslek” haline getirilmektedir. Öğretmenliği bu hale getirdikten sonra da öğretmenlikte her şey “mübah” hale gelmektedir. Bu abartılar, atasözlerimizde de açıkça kendini göstermektedir. Devamı…

Atannın Anıtkabire Nakli

 


Ulu Önder’in 15 yıl süre ile kaldığı Etnoğrafya Müzesindeki geçici kabri 4 Kasım 1953’de açıldı.       

Geçici kabrin açılmasında; Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, Eski Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Cumhurbaşkanlığı Genel Katibi Nurullah

Devamı…

En Güzel Kalp Kimin?

 Günün Öyküsü: En Güzel Kalp Kimin

Ülkenin birinde etrafında oldukça sevilen genç bir adam, kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi olduğunu ilan etmişti. Gencecik pırıl pırıl bir kalpti. Ne yarası var, ne beresi, ne eksiği, ne çiziği.      

Onu görenlerde bunu hemen onaylamışlardı.       

Derken birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlık bir adam genç adama doğru yürüdü ve:      

-“Neden senin kalbin en güzel oluyormuş ki, oysa senin kalbin benim ki kadar güzel değil” dedi.        

İşte tam o anda kalabalık ve genç adam, yaşlı adamın kalbine doğru baktılar.      

Çok hızlı çarpıyordu, fakat içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda yamalar vardı, onlarında üzeri keskin çentiklerle dolu idi.       

Yaşlı adamın bu yaşlı kalbinin çok acı çektiği belli oluyordu.      

İnsanlar şaşırmıştı, yaşlı adam nasıl bu kalbin en güzel kalp olduğunu söyleyebilirdi ki…      

Genç adam gülerek “şaka ediyor olmalısın” dedi yaşlı adama,        

“Benim kalbim pürüzsüz mükemmellikte iken seninki gözyaşları ve acılardan oluşmuş yara izleri ve yamalarla dolu”      

Buna rağmen hala nasıl benim gencecik ve pırıl pırıl kalbimle kıyaslarsın, bu yaralı bereli kalbini?         

“Doğru” diye yanıt verdi yaşlı adam         

– “Senin kalbin gencecik pırıl pırıl, yarasız beresiz yamasız, mükemmel gözüküyor. Fakat ben yine de bu yaşlı kalbimi asla senin o kalbinle değişmem. O gördüğün kalp senin hayatın kadar anlamlı ve derin izler taşıyor. Her bir yara benim sevgimi verdiğim bir İNSANI gösteriyor.       

Ben sevdiklerime kalbimden parçaları verdim, hem de seve seve. Onlarda kendilerinden bir parça verdiler bana, o yüzden bu parçalar benim verdiğim parçalara bazen tam uymadılar. Bu yamalar o yüzden.          

Fakat ben yine de onların her parçasını tek tek seviyorum, çünkü onların her biri paylaşılan sevgileri, dostlukları, güzellikleri hatırlatıyor bana. Bazen de sevgimin ve dostluklarımın karşılığını alamadım.

O kalbimin içindeki yara dolu boşluklarda bu yüzden ucu kıvrık bıçak gibi ve oldukça da acı verir. Ama hala bosturlar ve başka bir kalplerinde bana sevgi ve dostluklarını verebileceklerini böylece de bu boşlukları doldurabileceklerini gösterir ve benim hala o umutla yasamamı sağlar. 

www.muhsinyazici.com

Neden Bu Site?

        Neden Bu Site?       

       İnsanlar duygu, düşünce, birikim ve deneyimlerini aktarabilmeleri için yazılı kültürü beklemişlerdir. İnsanoğlunun yazılı kültüre geçmesi, insanlık tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur.      

       Göçebe toplumlar ne zaman ki yerleşik yaşama geçtiler, yazıyla ve yazılı kültürle tanıştılar, bilgi ve birikimlerini etkin bir şekilde aktarmaya başladılar.       

       Yazılı kültürü gelişmiş toplumlara bakıldığında, günlük tutma ve anı yazma kültürü inanılmaz derecede gelişmiştir. Her meslek sahibi mesleğinde elde ettiği birikilmeleri aktarmalı. Bir sonraki kuşak bir önceki toplumda yaşamış insanların birikimleri yargılamalı, eleştirmeli ve yararlanmalıdır.       

       Toplumumuza baktığımızda, anı ve günlük tutmanın Batılı toplumlara göre çok zayıf olduğu görülüyor.       

       Yirmi iki yıllık eğitim yaşantım boyunca edindiğim deneyim ve birikimlerimi bir şekilde yazılı hale getirmem gerekiyordu. Bu deneyim ve birikimlerimi, çağımızın getirdiği teknolojiyi kullanarak, karınca kararınca aktarmaya karar verdim.       

       Ne kadar aktarabilirim, bunu şimdilik bilemiyorum. Ama deneme yapmadan başarıp başaramayacağımı da bilemiyorum.       

       Bu siteye, özellikle “Veli Bilgi Paylaşım” toplantılarında edindiğim bilgileri ve oluşturduğum sunuları yükleyeceğim. Ayrıca internetten indirdiğim ve yeniden düzenlediğim bilgileri de ekledim. Bu bilgileri zaman içinde edindiğim ve hangi web sitelerinden aldığımı hatırlayamadığım için kaynak adresleri belirtemedim.  

       Emeği geçen herkese teşekkür ederim.        

       Sayfada yer alan birçok sunuyu kendim hazırladım. Bu sunuları indiren kişiler kendi isimlerini yazarak kullanabilirler. Önemli olan bilgiyi paylaşmalarıdır.        

       Kısa bir süre sonra günlük bölümünü açmak istiyorum. Günlüklerde öğretmenlerin ve eğitim yöneticilerinin/liderlerinin yaşantılarını aktarmaya çalışacağım.       

       Kendisiyle ve yaşadığı toplumla yüzleşemeyen insanların yaşam deneyimi kazanamayacaklarını düşünüyorum.        

       1987’nin Ocak ayında Tutak Lisesi’nde başlayan eğitim yaşantım, Gürpınar 75. Yıl Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda sürmektedir.             

       Tüm meslektaşlarıma, anne-babalara ve öğrencilerimize az ya da çok yardımcı olabileceksem ne mutlu bana….              

       Böylece bu sitenin amacına ulaşmış olacağı kanısına varacağım.              

       Bu sitenin oluşmasında teknik destek veren okulumuz bilgisayar öğretmeni Ali KIVCI Bey’e çok teşekkür ederim. O’nun desteği olmasaydı bu site oluşamayacaktı. Teknolojik olarak birçok şeyi ondan öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum.

       Saygılarımla……      

      01.12.2008 Beylikdüzü / İstanbul

 

 

       YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER 

       yavaş yavaş ölürler      

       Seyahat etmeyenler.      

       Yavaş yavaş ölürler      

       Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,      

       Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.      

       Yavaş yavaş ölürler      

       Alışkanlıklarına esir olanlar,      

       Her gün aynı yolları yürüyenler,      

       Ufuklarını genişletmeyen ve

       değiştirmeyenler,      

       Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile      

       girmeyenler,      

       Bir yabancı ile konuşmayanlar.      

       Yavaş yavaş ölürler      

       Heyecanlardan kaçınanlar,      

       Tamir edilen kırık kalplerin

       gözlerindeki pırıltıyı      

       görmek istemekten kaçınanlar.      

       Yavaş yavaş ölürler     

       Aşkta veya işte bedbaht olup

       yön değiştirmeyenler,      

       Rüyalarını gerçekleştirmek için

       risk almayanlar,      

       Hayatlarında bir kez dahi mantıklı

       tavsiyelerin dışına     

       Çıkmamış olanlar  

 

 

       Pablo NERUDA 

 

İlginç Bilgiler

İlginç Bilgiler


       Bilmemek ne kaybettirir, bilmek ne kazandırır bilinmez ama işte size bir dizi ilginç bilgi…
       Kutup ayılarının solak olduğunu, zürafaların yüzemediğini, sadece dişi sivrisineklerin ısırdığını, yataktan düşerek ölme olasılığının iki milyonda bir olduğunu, salatalığın yüzde 96’sının su olduğunu biliyor muydunuz?
Devamı…

Siyah Duvar

 Günün Öyküsü: Siyah Duvar

Ayni kalp rahatsızlığıyla ayni kaderi paylasan iki yaslı adam ayni odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark biri cam kenarında diğeri ise duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına dışarısını anlatırdı.       

– “Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park bu sabah sakin, iki salıncak dolu iki salıncak bos, dünkü sevgililer yine geldi, ayni yere oturup konuşmaya başladılar, elele tutuştular, ne kadar da yakışıyorlar birbirlerine. Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle onlara eslik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bugünkü yemeklerini arıyorlar, ne güzelde dalıyorlar suya”       

Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarındaki yaslı adam kalp krizi geçirene kadar, iste o anda duvar kenarındaki adam düğmeye bassa kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu, bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu, artik görebilirdi de, işte bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi çağırmadı. Ayni kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi, ama o bunun hakli bir savunma olduğunu düşünüyordu.       

Ertesi gün hastabakıcılar ölen yaşlı adamın yerine kendisini koymaya gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler, iste o günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti.        

Başını kadirdi ve pencereden baktı “Simsiyah bir duvar”

www.muhsinyazici.com

Marangoz

 Günün Öyküsü: Marangoz

 

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım isinden ayrılmak ve esi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek tasarısından söz etti.      

Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.      

Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı iste olmadığını görmek pek kolaydı.           

Bastan savma bir isçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..

İsini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi.        

Diş kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi, “sana benden hediye”.        

Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar mıydı?          

Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatimizi kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız ise elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, soka girerek, kendi kurduğumuz evde yasayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.         

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. “Hayat bir kendin yap tasarımıdır” demiştir biri.        

Bugün yaptığınız davranış ve seçimler, yârin yasayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. 

www.muhsinyazici.com

Son Pişmanlık

 Günün Öyküsü: Son Pişmanlık

Hava gene çok soğuktu. Tommy ve kardeşi çok üşümüştü. Tommy burnunu  hissetmiyordu artik. Eskimiş eldivenlerinden çıkan parmakları da buz kesmişti.

Kardeşi Tommy:

– “Yine o lüks otelin duvarına gidelim,  havalandırmasının olduğu o duvar çok sıcak oluyor”dedi.

Tommy.

– ‘Evet ama biliyorsun otelin sahibi şikayet edince polisler geliyor dedi.       

Kız çok üşümüştü. Öksürerek

-“Lütfen Tommy, çok üşüyorum” dedi.       

Otelin önüne geldiklerinde kapının önünde ki siyah arabayı tanımıştı  Tommy. Bu otel sahibinin arabası idi, otelin havalandırmasının olduğu duvara yaslanıp, ısınıyorlar diye kız kardeşini ve onu sürekli polise şikâyet eden adam bu idi. Gene sinirle etrafa emirler yağdırıyordu, otelin kapısından çıkarken.       

Bir an Tommy karanlıkta bir şeyin adamın paltosunun cebinden düştüğünü gördü, adam arabaya binmişti bile..       

Tommy yerde duran karaltıya doğru yürüdü. Bu otel sahibinin cüzdanı idi. Araba tüm ihtişamı ile hareket ederken :

Toomy’

-“Bayım, bakar mısınız?” diye bağırdı.

Adam Tommy’i görünce

-”Yine mi siz? Ne arıyorsunuz gene burada? Sizi bu otelin etrafında görmeyeceğim bir daha demedim mi ben?” diye bağırdı.      

Tommy adamın suratına baktı ve sakin bir tavırla cüzdanı adama uzattı:

-“Bunu düşürdünüz biraz önce”dedi.       

Adam şaşkın bir ifade ile cüzdanı aldı biraz önce söylediklerine pişman olmuştu ama gene de ”eğer içinden bir sent bile kayboldu ise????” diye sözünü tamamladı.        

”Ben burada iken sayın lütfen”      

Tommy bunları söylerken, adamin suratına öyle bir ifade ile bakmıştı ki, adam cüzdanın da ki parayı saymadan, paltosunu cebine koymak zorunda kalmıştı.           

”Hadi Ann, gidiyoruz!’ dedi kız kardeşine…        

Çocuklar karanlıkta kaybolmak üzere iken adam arkalarından seslendi

-”Dur bir dakika!”       

Tommy arkasını döndü ‘

-‘Ne istiyorsunuz? Bir daha otele yaklaşmamamızı söyleyecekseniz, buna gerek yok, çünkü bir daha gelmeyeceğiz buraya” dedi…           

Adamın o kızgın tavırları yoktu artik yüzünde
-‘Hayır onu söylemeyecektim, eğer is arıyorsan biz de bir kasiyer arıyorduk. Matematik kafan varsa çabuk öğrenirsin”’ dedi.
        

Çocuk arabaya doğru bir iki adim attı.

-”Cüzdanındaki 100, 200 dolar için bana güvenmeyen birisini kasasını teslim alamam yine de teşekkürler” dedi ve kız kardeşi ile oradan uzaklaşırken, adamın bir kez daha söyledikleri sayesinde, düşüncelere dalmasına sebep olduğunu bilemedi.         

Adam uzun zaman o iki kardeşi görebilmek için bakindi durdu, ama çocukları otelin etrafında bir daha göremedi.      

Şehrin arka sokaklarında büyük ihtişamlı arabası ile gezinirken adam, yine tüm siniri ile bağırıyor ve aradıkları adresi bulamamanın öfkesini şoföründen çıkarıyordu.. o sırada bisikleti ile hızla aşağı inen kasketli genci fark etti ve şoförüne”dur biraz su gelen gence adresi soralım. O büyük bir ihtimalle burada oturuyordur.”dedi.      

Şoför arabayı kenara çekti ve pencereyi açtı, yokuş aşağı hızla gelen gence eliyle işaret etti.

-”Bir saniye bir şey sorabilir miyiz??!!” dedi ama genç hiç durmadan yanlarından geçti gitti.        

Adam çok sinirlenmişti söylenmeye başladı ‘

-‘Bunlarda kibarlık ne gezer, bunlar aile terbiyesi görmemişler ki, kenar mahalle çocukları hepsi…”      

Tam bunları söylerken arabanın dikiz aynasından çocuğun biraz ileride çok zorda olsa durup geri geldiğini gördü. Çocuk arabanın yanına gelince durdu ve pencereye eğilerek

-”Özür dilerim. Sizin işaretinizi geç fark ettim, bisikletimin fren bozuk, uzakta durabildim. Bir şey mi soracaktınız?”       

Adam gözlerine inanamadı bu o gece cüzdanını getiren gençti. Tommy’in bu, adamı yaptıkları ve söyledikleri için üçüncü kez utandırışı idi.        

Adam arabadan indi ve Tommy’nin yanına gelerek omzuna elini attı:

-”Bak evlat kaç aydır ben sizi arıyorum. Sana güzel bir teklifte bulunacaktım. Gel benim yanımda çalış, ne kadar para istersen veririm. Ben sende para kazandıkça yavaş yavaş kaybettiğim insanlığımı buluyorum” dedi.        

Çocuk adamın sözünü bitirmesini bekledi ve söyle dedi ‘

-‘Üzgünüm efendim ama insanlığı ve vicdani para ile satın alamazsınız. Hosçakalin!!!”         

Tommy bisikletine binip oradan uzaklaşırken, adam Tommy’nin hala arkasından bakıyordu.        Ve yıllar önce ona ayni teklifte bulunan patronunu teklifini kabul ettiği için ilk kez pişmanlık duymuştu. 

Evet, simdi çok parası vardı, ama insanlığını kaybetmişti. Tıpkı yıllar önce insanca tavırları için Onu seven ve ise alan patronu gibi…         

Bu üç şeyi ihtiyacınız olduğunda para ile satın alamazsınız: İnsanlık, sağlık ve mutluluk… 

www.muhsinyaziic.com

Ölümsüz Kırmızı Güller

 Günün öyküsü: Ölümsüz Kırmızı Güller

Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adastida . Rose. Gül… Kocasının sevgili Rose’u… Her yıl Sevgililer Günü’nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksatmadan.      

Hatta esini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte… Her yıl güllere iliştirdiği karta ayni cümleleri yazardı: Devamı…

Atatürk Dünyada En Büyük Siyasi Lider Seçildi

Atatürk Dünyada En Büyük Siyasi Lider Seçildi

Mustafa Kemal Atatürk içinde Atatürk Dünyada En Büyük Siyasi Lider Seçildi konusu, ABD’deki araştırmaya göre Atatürk, en büyük siyasi lider…. Kentucky Üniversitesi’nden psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Arnold Ludwig tarafından kaleme alınan kitapta, Atatürk, gelmiş geçmiş tüm devlet adamları arasında yapılan “siyasi büyüklük…        

ABD’deki araştırmaya göre Atatürk, en büyük siyasi lider…. 

Kentucky Üniversitesi’nden psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Arnold Ludwig tarafından kaleme alınan kitapta, Atatürk, gelmiş geçmiş tüm devlet adamları arasında yapılan “siyasi büyüklük sıralamasında” birinci oldu.

The New York Times gazetesinin haberine göre, Ludwig’in “Çağın Kralı: Siyasi Liderliğin Doğası” adlı kitabında, son yüzyıla damgasını vurmuş 377 büyük devlet adamı incelendi. Ludwig’in, devlet adamlarının liderlik vasıflarını bilimsel bir objektiflikle ölçme amacıyla kaleme aldığı kitap için 18 yıl çalıştığı belirtildi. 

       Prof. Ludwig, siyasi liderleri değerlendirirken, bir ülkeyi kurtarmak ya da yeniden bir araya getirmek, savaş kazanmak, toprak kazanmak, ekonomiyi düzeltmek, yeni bir ideoloji ortaya atmak, iktidarda kalma süresi ve moral açıdan örnek oluşturmak gibi özellikleri göz önünde tutarak puan verdiğini bildirdi. 

       Bir liderin en fazla 37 puan alabileceğine dikkati çeken Ludwig, bu kriterlerin, liderlerin başarılarını değerlendirmede güvenilir ve tarafsız bir yöntem olduğunu belirtti. Yazar, puanların, liderlerin dünya çapındaki etkileri dikkate alınarak verildiğini, kişisel faziletlerinin hesaba katılmadığını kaydetti. 

       Habere göre, sıralamada Atatürk 31 puanla birinci sırada yer alıyor. Franklin D. Roosevelt ve Mao 30 puanla ikinci, Stalin 29 puanla üçüncü, Mussolini 26 puanla dördüncü, Hitler 25 puanla beşinci, Yaser Arafat da 17 puanla altıncı sırada bulunuyor. Gazete, Bill Clinton, Dwight D. Eisenhower ve François Mitterrand’ın, Arafat’ın birkaç puan gerisinde kaldığını yazdı. 

       New York, AA 

       Siyasi Önderliğin Doğası 
        ARNOLD LUDWIG 

       BRIAN LAMB: Bir psikiyatri profesörü olarak dünya liderleri hakkında yazma amacınız nedir? 

       A. LUDWID: Aslında bu kitap birkaç yıl önce yaptığım 20. yüzyılın en yetenekli kişileri ile ilgili bir ön çalışmaya dayanıyor. “Price of Greatness” (Büyüklüğün Değeri) adı ile basılmıştı. 18 farklı alana değinmiştim, bilim, sanat, müzikal kompozisyonlar, dans vs. Politika da bunlardan biriydi. 

       O çalışmamda çok fazla kişiyi incelememe rağmen, beni en çok şaşırtan alan politika olmuştu, çünkü çok fazla sayıda lider vardı. Projeyi tamamladıktan sonra, siyasi mükemmelliği (büyüklüğü) daha da merak eder hale geldim. Diğer bütün alanlarda ortaya konan somut bir iş var. Bilim adamı araştırma yapar, sonra araştırmalarını kitaplaştırır. Ressam resim yapar, atlet performans sergiler. İş adamı üretir, para kazanır vs. Peki politikacı ne yapar? 

       Ne üretirler. Örneğin bazı insanlar “bu lider mükemmel der” ya da “dehşet”. Siyasi başarıyı nasıl ölçersiniz? Siyasi üstünlük nedir? Böylece çalışmama başladım. Ve yaptığım 20. yüzyılda dünyadaki her bir ülkedeki bütün dünya liderlerini incelemekti. 

        LAMB: 1.941 lider… 

        LUDWIG: Doğru ve 119 ülke… 

       LAMB: 20.yüzyılın 1.941 lideri… 

… 

       LAMB: Kitabın kapağından bahseder misiniz? Neyi anlatıyor? 

       LUDWIG: Siyasi liderler ile maymun türleri arasında bir ilişki olduğunu anlatıyor. Bu oldukça mizahi bir portre, Donald Groller Wilson tarafından yapılmış. Kitapta ulaştığım sonuçların büyük bir çoğunluğunu anlattığına inanıyorum. 

       LAMB: Bir örnek verebilir misiniz? 

       LUDWIG: Örnek vermeden önce bu sonuçlara nasıl ulaştığımı açıklamak isterim. Bu çalışmaya ilk başladığımda siyasi liderler ile maymun türleri –şempanze, babun, maymun vs.- arasında bir mukayese yapmak gibi bir fikrim yoktu. Çalışmam derinleştikçe cevaplayamadığım pek çok soru belirmeye başladı. Örneğin 20. yüzyılda neden bu kadar az kadın lider vardı? 

       LAMB: Kaç lider bulunuyor? 

       LUDWIG: 27 lider. 1941 liderin 27’si kadın. %1.4 ve bunların neredeyse yarıya yakını ya kocalarının karizmasından yararlanan politikacı eşleri ya da kızları. Diğerleri yani kendi çabalarıyla var olanlar % 75’lik bir kısım. 

       20. yy kadınlarının lider olma şansları 100 kişide 1’den daha az.Bu beni çok düşündürdü.Nedeni ise çok zeki ve rekabetçi kadınlar bulunmakta ve sosyal ve kültürel sıkıntılara rağmen çok daha fazlası güçlü mevkilere gelebilmeliydi. 

       Beni düşündüren bir diğer olay da şudur: Pek çok lideri inceledim. Bir liderin ülkesinin en güçlü mevkisinde bulunmasına rağmen zeki olmadığını görmek çok şaşırtıcı bir bulguydu. Çoğu okuma yazma bilmiyordu. Çoğu gerçekten çılgındı. Hatta zihinsel özürlüsü bile vardı. 

       Siyasi liderlik dünyada en güçlü en mevki, bir başka deyişle bir devletin zirvesi. İnsan bu mevkiye nasıl ulaşıyorlar ve neden? 

       Ulaştığım diğer bir bulgu da siyasi liderlerin kaçının bu mevkilere gelirken fiziksel başarı, kahramanlık göstermiş olduğuydu. Savaş, darbe, isyanların içinde yer almışlardı. Gösteri ve protestolardan hüküm giymişlerdi. Çoğu ülke bu gibi durumlarla baş etmek zorundaydı ancak tüm bunlar lider olabilme yolunda önemli adımlardı. Neden? Neden sanat, iş dünyası ya da belirli alanlardaki başarılar ve zeka yerine bunlar gerekliydi? Neden askeri başarı kazanmak önemliydi? 
… 
       LAMB: Bu araştırma ne kadar zamanınızı aldı? 

       LUDWIG: Yaklaşık 18 yılımı aldı. Bulabildiğim her kaynağı inceledim. Biyografilerin her satırını okudum. 1.200’ün üstünde biyografi okudum. 

       LAMB: Amacınız neydi? İnsanlar bu çalışmayı ne yapacak? 

       LUDWIG: Bunun şimdiye kadar liderler üzerine yapılmış en kapsamlı çalışma olduğuna inanıyorum. Siyasi liderler hakkında diğer kitaplardan daha fazla bilgi içeriyor. Liderlerin davranış özelliklerini açıklamak için geliştirdiğim tezimin yanı sıra kaitabın son bölümü benim için önem taşıyor. Son bölümün adı “Warmonger & Peacemakers” (Savaş Kışkırtıcıları ve Barış Yanlıları). İnsanlar bunu okuyacak ve saldırıları, savaşı durdurmak için alternatif yolları inceleyecek. Bu gönülden umuyorum. 

       Çalışma boyunca dikkatimi çeken bir nokta da 20. yüzyılda şiddet ve saldırıların çokluğuydu. Ölü sayıları hakkında insanlardan tahminlerde bulunmalarını istedim, gerçek rakama yaklaşamadılar bile. 20.yüzyılda lider ya da bu liderlerin sosyal politikaları yüzünden başlatılan savaşların sonucunda verilen kayıp 200 milyonun üzerindeydi. Bu şok edici, ürkütücü bir durum, çünkü geliştikçe yıkım gücü daha fazla silahlar geliştiriyoruz. 
… 
       LAMB: Siyasi üstünlük derecelendirmenize göre 20.yüzyılda karşılaştığınız liderler arasında zirvede Atatürk bulunuyor. O’nu Mao ve FDR. İzliyor. 

       Puanlamanıza göre Atatürk 31, Mao 30, FDR 30, Stalin 29, Lenin 28, Ho Chi Minh 27,       De Gaulle 27, Deng Xioping 27, Tito 25, Suharto 25 puan almış. Böyle devam ediyor. 

       LUDWIG: Doğru. 

       LAMB: Peki neden Atatürk? 

       LUDWIG: Önce siyasi üstünlük derecelendirilmesi konusunu açıklamama izin verin. Çalışmaya ilk başladığımda siyasi üstünlüğü değerlendirmek için ölçüler arıyordum. Siyaset bilimcilerini inceledim. Eserleri inceledim. Ancak kültürler arası siyasi üstünlüğü ölçebilmem için bir derecelendirme sistemi bulamadım. 

       Sonra şu soru beni düşünmeye sevk etti: Siyasi üstünlük nedir? Neden herkesin büyük siyasi lider olarak gördüğü insanlara bakmıyorum? “Büyük siyasi bir lideri tanımla” denince akla hangi isimler geliyor? Aklıma gelenler Julius Caesar, Augustus Caesar, Alexander The Great (İskender), Bismarck… 

       LAMB: Onlar ölümsüzler. 

       LUDWIG: Ölümsüzler-siyasi ölümsüzler. Abraham Lincoln, George Washington ve bu çizgideki liderler. Sonuç tam 26 kişi. Çoğu insanın onların siyasi ölümsüzler olduğunu söyleyeceğini düşünüyorum. Ben de şunu sordum; Peki bu ölümsüzlerin ortak noktası neydi? Birkaç ortak özellik belirledim. Her biri bu özelliklere sahipti. 

       Bu özelliklerin 11 tanesini siyasi üstünlük derecelendirmesini geliştirmek için kullandım ve geçerlilik ve güvenilirliklerini ölçtüm. Böylece 11 maddelik siyasi üstünlük derecelendirme sistemim oluştu. 

       LAMB: Nedir bu maddeler? 

       LUDWIG: Askeri zaferler, daha fazla toprak kazanma, sosyal yapılanma, toplumun doğasını değiştirme, ekonomik başarı, ahlak (ahlaki örnek olma örneğin George Washington, Abraham Lincoln gibi.) 

       LAMB: Öyleyse bu çalışmanın kişilere olan hayranlığınız ya da yakınlığınızla bir ilgisi yok. 

       LUDWIG: Hayır, bu çalışma siyasi başarılarla ilgili. 

       LAMB: Bir bakalım. Amerikan başkanlarını okuyacağım. Böylece sizin derecelendirmeyi nasıl uyguladığınızı görelim. 31 en yüksek puan ve Atatürk’e ait. FDR de (30 puanla) Amerikan başkanları arasında liderliğini koruyor. Onu 23 puanla Truman ve Thedore Roosevelt, 22 ile Ronald Reagan, 20 ile William McKinley, 18 ile Dwight Einshower ve LBJ, 15 ile George Bush I, John F. Kennedy ve Bill Clinton, 14 ile Jimmy Carter ve Calvin Coolidge, 12 ile William Howard Taft, 11 ile Gerald Ford, 10 ile Herbert Hoover ve 9 ile Warren Harding izliyor. Bunlar 20. yüzyılın liderleri. 
… 
       LAMB: Bunu yanında sıralamanın en alt sırasında Steyn isimli biri yer alıyor. 1899 yılında kurulan The Orange Free State ile. 2 puan almış. Panama’dan Arias 3 puan, Avustralya’dan Joseph Cook (1941) 5, Liberya’dan Samuel Doe (1980) 5,Quisling 5, Somozalar (baba ve oğul), Juan Bosch, Kanada’dan Kim Campbell (1993) 6 puan almışlar. 

       Bu onların başarı sahibi olamadıklarını mı gösteriyor? 

       LUDWIG: Sadece başarı sahibi olamamaları değil, aynı zamanda bir çürüme anlamına da geliyor. Genellikle onların dönemleri utançla kapandı. 

       LAMB: Atatürk’e dönelim. Neden Atatürk listenin zirvesinde yer alıyor? 

       LUDWIG: Atatürk’ün neler yaptığına bakalım. Şunu belirtmek isterim ki bence O’nu diğer üstün liderler -daha önce bahsettiğim ölümsüz liderler- kapsamına alalım. Atatürk Türkiye’yi kurdu, yarattı. O dönemde var olan Osmanlı İmparatorluğu’na son verdi. O sadece ülkenin kurucusu, yaratıcısı değil, aynı zamanda Türkiye’de çok büyük sosyal değişime neden olmuş bir liderdir. Türkiye’yi demokrasi ile tanıştırdı – bir anlamda askeri bir demokrasi, ancak sonuçta demokrasi- Tarihte bir ilk; din ve devlet işlerini ayırdı. Müslüman bir ülke olmasına rağmen bir takım özgürlüklerin, hakların serbest olduğu birkaç ülkeden biri. Aslında ordu demokrasiyi tehdit edecek bir unsur olursa engellemekle yükümlü. 

       Yani her bir evresinde Atatürk’ün inanılmaz bir etkisi var. Başarıları olağanüstü.

 

Atatürkün Liderlik Sırları

       Atatürk’ün Liderlik Sırları       

       Türk Tarih Kurumu’ndan Prof. Dr. Hikmet Özdemir Atatürk’ün liderlik sırlarını kitap haline getirdi. Kitapta Atatürk’ün liderlik sırları 12 başlık altında şöyle sıralanıyor:       

Başkent Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mehmet HaberalAtatürk’ün Liderlik Sırları” adlı kitaba yazdığı sunuşta kitabı “Atatürk’ün liderlik özellikleriyle insan özelliklerinin birliğini anlamamız bakımından bütünlüklü bir çalışma” olarak niteledi. Kitapta Atatürk’ün liderlik sırları 12 başlık altında şöyle sıralanıyor:

1)     Çalışkan akılcı ve cesur olmak

2)     Vatanına ve ulusuna kendini adamak (idealist olmak)
Devamı…

Mustafa Kemal Atatürkün Liderlik Özellikleri

       MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN LİDERLİK ÖZELLİKLERİ    

  PROBLEM ÇÖZÜCÜ OLMA Mustafa Kemal Atatürk Dedi ki:     

” Zorlukları çözen kimse olmak isteyenlerin ilk yapacakları, olayların içyüzünü bilip, ona uymak olmalıdır.” 

” Biz teori ve laf yerine, is yapmayı tercih ettik.” 

” Simdi sözden ziyade is zamanıdır. Artik benim için söz söylemeye ihtiyaç kalmadi kanaatindeyim. Bundan sonra bizim için faaliyet, hareket ve yürümek lazımdır.” 
 

“Başladığım isi bitirmeliyim.” 

“Tatbik eden, icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir.” 
Mustafa Kemal’den Atatürk’ten Alınacak Dersler :

       *Ele aldığınız konuyu iyice gözden geçirip, onu bütün olasılıkları içinde inceleyin ve en saklı köselerine kadar aydınlatmaya çalısın. Bir problemle uğraşmak, hiç ara vermeden o konuyu düşünmek demektir.
Devamı…

Yaşlı Adam Ve Gürültücü Öğrenciler

 Günün Öyküsü: Yaşlı Adam Ve Gürültücü Öğrenciler

Yaşlı bir adam emekli olduktan sonra bir lisenin yanında küçük bir ev aldı. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirdi ama ders yılı başlayınca huzuru kaçtı.

Okulların açıldığı ilk günden başlayarak öğrenciler, dersten çıkar çıkmaz yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmeliyorlar, anlamsız sesler çıkararak bağırıp, çağırıyorlar, dayanılmaz gürültüler yapıyorlardı.

Çocukların gürültülerinin dinmek tükenmek bilmeyeceğini anlayan yaşlı adam, bu işe bir son verebilmek için kurnazca bir çözüm buldu. Ertesi gün çocuklar öğrenciler okuldan çıkıp, yine dayanılmaz gürültüler yaparak evinin önünden geçerken yaşlı adam dışarı çıktı, onlara bir öneride bulundu.

 –“Siz hepiniz çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz” dedi.

-“Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı biçimde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım. Siz bana gençliğimi anımsatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün bir dolar veririm. Kabul mü?.”

Bu öneri çocukların çok hoşuna gitti. Her gün hem eğleniyorlar, hem bol bol gürültü yapıyorlar, hem de bir dolar para kazanıyorlardı.

Bu durum bir hafta bu biçimde sürdükten sonra bir gün yaşlı adam çocukları yine durdurdu ve onlara kısa bir açıklama yaptı:

“Çocuklar, yaşam pahalılığı, enflasyon beni de etkilemeye başladı” dedi. “Bugünden sonra size ancak elli sent verebileceğim. Beni anlayışla karşılayacağınızı umarım.”

Bu durumdan pek hoşlanmamalarına karşın çocuklar yaşlı adama anlayış gösterdiler ve günlük gürültülerini elli sent karşıladığında yapmayı kabul ettiler. Aradan birkaç gün daha geçtikten sonra yaşlı adam bir gün çocukları yine durdurdu ve onlara bir durum açıklaması daha yapmak zorunda kaldığını bildirdi:

“Bakın, bizim emekli paralarını gününde ödemiyorlar” dedi.

“Durumum biraz sıkışık… Üzülerek söylüyorum ama yapabileceğim başka bir şey yok… Bundan sonra size ancak yirmileş sent verebileceğim… Tamam mı?..  Anlaştık mı?”

Yaşlı adamın bu son önerisi, çocukların hiç de hoşuna gitmedi.

-“Olanaksız bayım” dedi içlerinden biri.

-“Günde yirmi beş sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kusura bakmayın ama biz işi bırakıyoruz.”

www.muhsinyazici.com

Günün Öyküsü: Yarışı Bırakmayın

 Günün Öyküsü: Yarışı Bırakmayın

Hayat uzun bir koşudur. Her adımda yeni bir başlangıç yapabileceğimiz bir koşu.

Bu uzun koşuya hayat maratonu adını da verebiliriz. Maraton ismi eski Yunan”da Maraton meydanında Ispartalıların ve Yunanlıların yaptığı savaştan gelir. Savaş meydanının Atina”ya uzaklığı 42 kilometredir.

Meydanda savaş başladığında Atina”ya haber vermesi için bir kişi yollanır. O koşarak Atina”ya gider, haberi zamanında ulaştırır, fakat ölür. Bu uzaklık daha sonra maraton yarışları için kullanılan mesafe olur.              

Maraton yarışı stratejik bir yarıştır. Yarışa başlarken öne geçmenin bir önemi yoktur. Çünkü yarış uzundur. Yarışın en kritik noktası 20 ile 25. kilometre arasıdır. 20 kilometreden sonra yarışçının kaslarında şiddetli ağrılar başlar.

Ağrılar 25. kilometreye kadar artarak devam eder. 25. kilometre kritiktir. Kendinizi iyi ayarlar ve 25. kilometreyi geçmeyi başarırsanız yarışı bitirebilirsiniz. Bu yarışta 26. kilometre aslında yeni bir başlangıçtır. Önemli olan yeni bir başlangıç için vazgeçmemektir.
 

ÖSS”de milyonlarca adayın yarıştığı bir maratonu andırır. Bu maratonun kritik noktası şubat ayı ile başlar nisan ayının sonlarına kadar sürer. Şubat ayına kadar öğrencilerin çoğunun çalışmaları düzenli ve sınavı kazanmaya yöneliktir.

Bu aydan itibaren maratondan kopmalar başlar. Bazı adaylar sınavı kazanamayacaklarını düşünerek yeni bir başlangıç yapmak yerine başladıkları yarışı bitirmeyi tercih ederler. Oysa bu maratonda her zaman yeni bir başlangıç yapabilirsiniz.

Yeter ki başarılı olacağınıza dair inancınızı kaybetmeyin.

www.muhsinyazici.com