Muhsin Yazıcı

“Akıllı insanlara gülmek, aptalların ayrıcalığıdır.” Jean de La Bruyère

Değişime Ne Kadar Açığız! – Kendimce Yazılar

Değişime Ne Kadar Açığız! 

Değişmemiz gerektiğini ifade etmeyenimiz yoktur. Her meslekten ve yaştan olanımız değişmemiz gerektiğinden dem vururuz.

         Değişmesi gereken nedir sorusu, gelir kafamızın içinde çengelli bir kanca gibi takılıp kalır.       

        Gerçekten değişimi istiyor muyuz?

         Değişim deyince ne anlıyoruz?

         Kim ya da kimler değişecek?

         Değişimi kim yönetecek?

         Sorular… sorular …. Sorular!

         Değişim, bir zaman dilimi içinde değişikliklerin tümü denebilmektedir. Yaşantımız içerisinde, trafik kurallarına bakış açımız değişiyor mu? Yemek yeme kültürümüz ne kadar değişip gelişiyor? Tiyatro izleme alışkanlığımızda ne gibi değişiklik oldu? Kitap okumaya karşı alışkanlığımızda bir farklılaşma var mı? Kadın erkek eşitliğinde geçmişe göre farklı düşünüyor muyuz?

         Yani bizler, bir ay, bir yıl, beş yıl önceki bizlerden ne kadar farklıyız?

         Her değişim, karşımıza doğal olarak direnme olgusunu çıkaracaktır. Aslına bakarsak direnmek insanoğlu için var olabilmenin en temel koşuludur. Hastalığa direnmek, güçlüye direnmek, zorluklara direnmek.

         Buradaki direnme, yeni şeyler öğrenmeye, alışkanlıklarımızın gelişmesi için var olması gereken davranış değişiklikleridir.

         Kurumlarda ve bireylerde yeni oluşumlara karşı doğal bir direnme oluşabilmektedir. Bu direnç kültürü ne kadar güçlüyse değişimde o kadar zor ya da sıkıntılı gerçekleşmektedir. Bireyler ve kurumlar için ilerde giderilmesi olanaksız yıkımlara neden olabilmektedir.

        En büyük direncin “Öğrenilmiş Çaresizlik” dediğimiz toplumsal alışkanlığımızdan geldiğini düşünüyorum. Yeniye, farklı olana karşı hep tepkili davranıyoruz.

         En büyük sorunlarımızdan birini köy kültüründen kent kültürüne geçişte yaşıyoruz. Eğitim ve ekonomik sorunlarını çözemeyen kişi ya da gruplar var olabilmek için eskiye sarılarak direnişe geçiyorlar. Bu da toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

        Değişimi kaçıran birey ve kurumlar sorunların kaynağını sürekli kendi dışında arama eğilimine girerler. Bu da gelişimin önünde oluşan en büyük dirençtir. Bu direnç bir zaman sonra olumsuz duygu ve düşüncelerin bulaşıcı hastalık gibi kurumları esir alır.

        Var olanın korunmasına girildiğinde, kaybetmenin ve gerilemenin başlangıcını oluşturuyor.

         Ve bir dizi gerekçeler ortaya koyuyoruz:

        “Burada hiçbir şey değişmez!”
        “Sizin işinizi biz mi yapalım?”
        “Biz bunları çok duyduk!”
        “Görmeden inanmam.”
        “Bunlar güzel düşünceler ama gerçek bu değil.”
        “Bize uymaz bu yollar..,”

        Değişimin dışında kalanlar, güçlerini kaybedenler, gelişim heyecanını yitirenler çevrelerine hep kuşkuyla bakarlar; değişimi sezen, yaratıcı özellikleri ve maceraya açık olanlar arasında bir çatışma kaçınılmaz hale gelir. 

       Çatışmanın kazananı her zaman bellidir: Değişimden yana olanlar kazanır.

       Değişim, kendimize ve yaşadığımız topluma yabancılaşma değildir. Kendi değerlerini ve yaşam kültürlerini koruyamayanlar değişimi gerçekleştiremezler. Yok olup giderler. Asıl değişim var olduğu yaşam biçimini ve koşullarını yeni koşullara uyarlayabilmektir.

       Kazak Ozan Abay değişimi dizelerinde şöyle ifade ediyor:

       Gün ardından doğar gün

       İlerleme değişmez

       Fikir fikri kovalar

       Yele binsen yetişmez!

       Değişim yeni şeyler söylemenin ve yapmanın gereğidir diyen, Mevlana Celaleddin Rumi bakın ne diyor:

       “Dünle birlikte gitti, cancağızım

       Ne varsa düne ait

       Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

       Yeni şeyler söyleyebilmek ve yapabilmek dileğiyle…….

       Muhsin YAZICI 

 

İlk kez kıtaların hareketi kaydedildi

                    İlk kez kıtaların hareketi kaydedildi

 Amerikalıların başını çektiği uluslararası bir bilim adamı ekibi, ilk kez Dünya kabuğunu şekillendiren bir jeolojik olayı kaydetti. Amerikan basınına göre, Purdue Üniversitesi’nden Profesör Eric Calais başkanlığındaki araştırmacılar, birbirinden ayrılan ve yüzeye doğru erimiş kayaları püskürten iki Afrika tektonik plakasının hareketini ölçtüler.  Devamı…

Keloğlan ve sihirli taş

                                          

   Keloğlan Ve Sihirli Taş


 Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul annesi, bu biricik oğlunu “Kel oğlum, keleş oğlum” diye severmiş. Devamı…

Keloğlan İle vefasız arkadaşı

                         Keloğlan İle Vefasız Arkadaşı

Bir varmış, bir yokmuş, hem de Allahın kulu çok­muş, bu kullardan biri de herkesin adını sanını işittiği bizim ünlü Keloğlanmış.

Keloğlan’ın bir arkadaşı varmış. Adı Hüsemmiş.

Yedikleri içtikleri bir gidermiş. Çok samimi imişler.

Böyle imiş ama Hüsem aşırı derecede kıskanç ruh­lu biriymiş. Bir gözünü diğer gözünden kıskanırmış ve çok da çekemez bir yapısı varmış… Devamı…

Tarihe Adlarını Yazdıranlar…

                             Tarihe Adlarını Yazdıranlar…

 — Müzik öğretmeni Beethoven’a; “Besteci olması olanaksız!” demişti. Oysa o, insanlık tarihinin en büyük bestecilerinden birisi oldu. 
— Öğretmenleri Edison’u, hiçbir şey öğrenemeyecek kadar aptal bulurlardı. Edison’un kim olduğunu söyl ememize gerek var mı? 

— Walt Disney, bir gazetenin yazı işleri müdürü tarafından; “İşe yarar fikirleri olmadığı” gerekçesi ile kovulmuştu. Walt Disney, film ve eğlence endüstrisinde devrimler yapmıştır. 
Devamı…

Acele Etmek


Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş. Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş. Devamı…

Zayıflamak isterken canından oldu

          Zayıflamak İsterken Canından Oldu

İngiltere’de yaşayan 40 yaşındaki Jacqueline Henson, LighterLife şirketinin 25 kilo zayıflamasını vaat eden diyet planını yanlış uygulayınca hayatından oldu. Her gün 4 litre su tüketilmesini öngören diyeti abartan Henson iki saatten az bir sürede 4 litre su içince bilincini kaybetti. Ertesi gün de öldü. Devamı…

Mars’ta buz bulundu!

      Mars’ta Buz Bulundu!

NASA’nın Mars’a gönderdiği uzay aracı Phoenix, Mars’ın yüzeyinde buz buldu. Dünyaya en yakın mesafede olan bu gezegende su ve yaşam izi arayan aracın yaptığı bu keşif, görevin yerine getirilmesi yönünde büyük bir başarı oldu.Araçtan arka arkaya gönderilen fotoğraflarda, yüzeyden alınan beyaz toprağın birkaç gün içinde eridiği gözlendi. Devamı…

Sevgiye Hasret


Küçük kız, annesiyle yürürken birden durdu. Yağmur damlacıklarıyla ıslanan gözlüğünü çıkartarak baktığı şey, babasıyla birlikte bisiklette giden bir başka kız çocuğuydu. Bisikletin arka tarafındaki minder üzerine oturan kız, düşmemek için babasına sıkı sıkı sarılmış ve soğuktan pembeleşen yanaklarını onun sırtına dayamıştı. Adamın ara sıra yana dönerek söylediği sözler küçük kızı kıkır kıkır güldürüyordu Devamı…

Aile içi Şiddetin Sudan Nedenleri

       Aile içi Şiddetin Sudan Nedenleri  

 Trabzon’da, bu yılın ilk 9 ayında 213 aile içi şiddet olayı meydana geldi. Tamamına yakını kadınlara yönelik olan şiddetin gerekçeleri arasında traji-komik bahaneler yer alıyor.     

Trabzon’da Emniyet ve jandarma kayıtlarına yansıyan ifadelere göre, mağduru kadın olan aile içi şiddet olaylarının nedenleri arasında sudan sebepler de yer alıyor.

       Mağdurların ifadelerine göre, darp edilmelerine neden olan bazı gerekçeler şöyle: Devamı…

Hansel ve Gretel

                                     Hansel ve Gretel

 

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir oduncu yaşarmış ormanın derinliklerinde. Bu oduncunun Hansel ve gratel adında iki çocuğu varmış. Hansel ve Gratel’in anneleri onlar daha çok küçükken ölmüş, babaları da çok kötü kalpli bir kadını üvey anne olarak başlarına getirmiş.

Üvey anne, hain, kötü kalpli bir kadınmış. Bu fakir hayatı yaşamaktan nefret ediyor, Hansel ve Gratel’e elinden geldiğince kötü davranıyormuş. Devamı…

En Az Yarım Saat, En Fazla Bir Saat Ders Çalışın

           En Az Yarım Saat, En Fazla Bir Saat Ders Çalışın

 

“Eğitimde etkin öğrenme ve ders çalışma yöntemlerinde verimlilik” başlıklı çalışmada, ders çalışma sürelerinin en az yarım saat, en fazla bir saat olarak ayarlanması, her bir saatte 10 dakika ara verilmesi öneriliyor.

         Milli Prodüktivite Merkezi’nin (MPM) hazırladığı “Eğitimde etkin öğrenme ve ders çalışma yöntemlerinde ve rimlilik” başlıklı broşürde, öğrencilere verimli ders çalışma yöntemleri anlatılıyor. Devamı…

Keloğlan ile devler

                                   Keloğlan ile devler

Bir varmış bir yokmuş, eski zamanların birinde, bir nine ile oğlu varmış. Kafası kel olduğundan, herkes o oğlana Keloğlan dermiş.

 Keloğlan, keyfine çok düşkünmüş, sabah erkenden kalkar, akşamlara kadar sinek avlar, fare kovalar, daha güneş batar batmaz, uyuz kediler gibi ocak başına büzülürmüş. İş, güç ne yaparmış, ne de severmiş.

Devamı…

Yoksul Oduncu

        Yoksul Oduncu    

Yoksul bir oduncu, ıssız bir ormanın kıyısındaki küçük bir kulübede karısı ve üç kızıyla birlikte oturuyormuş. Bir sabah yine işine giderken karısına demiş ki “Bugün öğle yemeğimi büyük kızla ormana gönder.

Çünkü öğleye kadar işimi bitiremeyeceğim. Kız yolunu şaşırmasın diye yanıma bir torba darı alıp yollara serpeceğim.” Güneş ormanın tepesine kadar yükselince, kız bir tas çorbayla yola çıkmış. Fakat ormanlarda, kırlarda uçuşan serçeler, çayır kuşları, ispinozlar, karatavuklar, kanaryalar darı tanelerini çoktan toplayıp yemişlermiş. Bu yüzden kız yolu bulamamış. Devamı…

Bremen Mızıkacıları

        Bremen Mızıkacıları

Bir zamanlar yaşlı ve yorgun bir eşek varmış. Sahibinin onu artık daha fazla beslemek istemediği ortaya çıkmış. ” En iyisi buralardan gitmek ” diye düşünmüş eşek. “Bremen’de şarkıcılık yaparım. Bazıları anırmamı pek bir beğenirdi zaten.”
Böylece bir sabah erkenden yola çıkmış. Bir süre yürüdükten sonra iki büklüm bir köpekle karşılaşmış. “Artık sahibime avda yardımcı olamayacak kadar yaşlandım,” demiş köpek eşeğe. ” Sahibimde artık beni beslemiyor.” Eşek gülmüş. ” Benimle Bremen’e gelsene şarkıcı oluruz,” demiş.
Devamı…

Kaplumbağa İle tavşan

        Kaplumbağa İle tavşan

        Tavşanın birisi çok övünüyormuş.

       — Bu ormanda benden hızlı koşan yoktur. Varsa gelsin yarışalım diye söyleyip geziyormuş. Kaplumbağa bir gün:

       – O kadar böbürlenme kendine de o kadar güvenme. Ben senden daha hızlı koşarım. İstersen yarışalım, demiş.

Devamı…

Çam Ağacı

            Çam Ağacı

   Zamanlardan eski zamanlarda, büyük bir ormanda bir çam ağacı varmış. Hani şu yaprakları diken diken olan ama güzel kokan çamdan. Yalnız bu çam ağacı halinden hiç memnun değilmiş.

“Öteki ağaçların ne güzel kocaman kocaman yaprakları var. Benimkiler ise diken diken, kuşlar bile konmaya korkar,” diyormuş.

Öteki ağaçlardan bir ayrıcalığım olsa ormandaki ağaçlar ve hayvanlar beni fark etseler ne iyi olur.”

Masal bu ya Orman Perisi ağacın isteğini duymuş. Gelmiş sormuş, “Söyle bakalım nasıl yapraklar istersin?” demiş. Devamı…