Muhsin Yazıcı

“Akıllı insanlara gülmek, aptalların ayrıcalığıdır.” Jean de La Bruyère

Dünyada İlk Okul Nerede Açıldı?

Dünyada İlk Okul Nerede Açıldı?

 Dünyada İlk Okul Nerede Açıldı?
Hepimiz biliriz. Okul, insanların, özellikle çocukların ve gençlerin eğitimi için açılmış, onların öğrenim yapmak amacıyla bir araya geldiği bir yerdir.

Bu tanımlamadan iki gerçek ortaya çıkmaktadır: Okul belirli bir yerdir. Bir defada birden fazla çocuğun(veya gencin) eğitim gördüğü, öğrenim yaptığı bir kurumdur.

Modern okulların geçmişi eski Yunanistan ve Roma’ya kadar uzanmaktadır. Fakat eski Yunanistan’da bile, öğretim üyelerinin çocuklara tek tek ders verdikleri bir dönem vardı. Söz konusu okullarda, çocukların, gençlerin topluca ders aldıkları “sınıf diye bir yer yoktu.

Daha sonraları, eski Yunan bilgeleri, filozofları belirli çevrelerde yerleştiler. Ders vermek amacıyla dolaşmaktan vazgeçtiler. Şimdiki anlamıyla okula yakın kurumlar açtılar. Büyük Yunan Filozofa Eflatun, devamlı olarak üç, dört yıllık süreyle, kurslar halinde ders verdiği bir yer kurup, bunu “Akademi” diye isimlendirdi.

Bu “okul”, daha ziyade askeri amaçlarla geçitler, beden eğitimi egzersizleri yapılan jimnazyum’daydı. Bir süre sonra, Aristo da, halka açık başka bir jimnazyum olan “liseum” da kendi okulunu açtı. Nitekim okul karşılığı Almanca “gymnasium”, Fransızca “lycee” deyimi ve İskoç dilinden kökenli “academy”, Eflatun ve Aristo’nun açtığı kuruluşlardan gelmektedir.

Gerçekte, bu okulların ikisi de modern okullara benzemekten uzaktı. Tartışmaların yapıldığı, bazen de konferanslar, hatta söyleşiler halinde ders verilen yerlerdi. 250 yılında, Yunanlılar gramerin bütün gençlere öğretilmesi gereken bir konu olduğunu düşündüler. Gramer okulları açıldı. Bazı ülkelerdeki “gramer olculu “diye tanımlanan orta öğrenim okulları da buradan gelmektedir.

Sonradan Yunanlıların etkisinde kalan Romalılar, modern okullara daha çok benzeyen okullar kurdular. Bir Roma okulunda, çocuklar erken uyanırlar, yabancı bir dil öğrenirler ve iyi davranış,örnek yurttaş olma dersleri alırlardı. Başarısızlıkları,hal ve gidişlerindeki düzensizlik,öğretim üyelerine itaatsizlik de kamçıyla cezalandırılırdı.  

Nefret Edilen İcatlar

Nefret Edilen İcatlar 

Şimdiye kadar yapılan icatlar arasında karaoke makinesi birinci sırada yer alırken, cep telefonu ve internet de listede yerini aldı.

‘Boş orkestra’ anlamına gelen, 1971 yılında Inouue Daisuke isimli Japon bir müzisyen tarafından icat edilen karaoke, 80’li yıllarda dünyanın geri kalanına tanıtılmadan önce ilk Asya’da popüler oldu.

Bir araba stereosunu, bozuk para kutusunu ve amfiyi bir araya getirip patentini almadığı ilginç buluşu, daha sonra Daisuke’ye 100 milyon pound’a mal oldu.

İngiliz İcatlar Derneği’nin Genel Müdürü Kane Kramer, “Karaoke makinesini bu listede en üst sırada görmek açıkçası yüzümü güldürdü” açıklamasında bulunarak, buluşun gerçek anlamda ‘rahatsız edici’ olduğunu savunuyor.

“Bir kere anti sosyal. Belki 10 kişi aynı anda karaoke şarkı söylemek istiyorsunuz ama bu 150 kişinin acı çekmesine neden oluyor”

Karaoke makinesi İngiltere’ye ilk olarak müzik enstrümanları satan Ivor Arbiter ve kızı Joanne tarafından getirildi. 2005 yılında ölen Ivor, 1987 yılınd apop yıldızı olmaya hevesli kızıyla gittiği Japonya’da bir fuarda gördüğü bu ilginç aleti ülkesine ihraç etmeye karar verdi.

Joanne, listede aletin neden bu kadar çok oy alıp da en az popüler olduğuna anlam veremediğini belirtiyor.

Ancak listede yer alan diğer ‘nefret edilen’ buluşların çoğu aslında insanoğlunun pek sık başvurduğu ve kullandığı teknolojik aletler olarak göze çarpmakta.

Yapıştırıcı

 Yapıştırıcı

 En dayanıklı birleştirme aracı  Kaynak, perçin, vida… Bunlar eskiden, cisimlere ait parçaların birleşmesini ve bir arada kalmasını sağlayan araçlardı. Bugün yerlerini hızla yüksek teknoloji ürünü yapıştırıcılar alıyor; 250.000 türüyle çok farklı amaçlara hizmet ediyor. Yapıştırılmış bir otomobili asla kullanmam mı diyorsunuz? Belki şu anda birini kullanıyorsunuzdur bile…

Sümerler, süsleme amacıyla, ahşap ve altını reçine ve karasakızla yapıştırıyorlardı. Gutenberg’in baskı makinesinde basılan İncil’lerin yapıştırılmasında, kazein (ekşi sütten kireç yardımıyla üretilen ve soğuk olarak kullanılan ahşap yapıştırıcısı) ve balık tutkalı kullanılmıştı.

Biz, mobilyalarımızın parçalarını tutturmak ve duvarlara dekoratif kâğıtlar yapıştırmak için tutkal ve zamk kullanıyoruz. Yapışkanlardan mitolojide de söz ediliyor. Havada uçmaya çalışan İkaros, özel hazırladığı kanatların yapımında balmumu kullanmıştı. Suya yakın uçtuğu sürece bir sorun yaşamamış, ancak güneş ışınlarının yoğun olduğu yerlere gelince mum erimişti.

Yani, her ne kadar yapıştırma işleminin nasıl gerçekleştiği uzun süre açıklanamasa da, bu, eski bir teknik kültür. Kimyagerler ve fizikçiler bu gizemi çözmek için, çalışmalara ancak 130 yıl önce başladılar. Çünkü, endüstri sürekli daha güçlü ve daha hızlı yapıştırıcılar talep etmeye başlamıştı. Bu nitelikler, özellikle de seri üretilen maddelerin paketlenme işlemi için çok önemli.

Bilim adamları, zamanla yapıştırıcıların, kutu etiketi yapıştırmak, ayakkabı ile tabanını birleştirmek ya da banyoya fayans döşemekten daha çok işlevi olduğunu keşfettiler. Yüksek teknolojili kimya laboratuarlarında üretilen çağdaş yapıştırıcılar, bugün dev Airbus A380 tipi uçağın gövdesini, yeni 7 serisi BMW’lerin karoserlerini, hatta ameliyathanelerde kopmuş damarları birbirine tutturuyor. Ve 1 saniyede, içi tütün ile dolu 300 küçük kâğıt tabakasını yapıştırarak sigaraya dönüştürüyor: Bu, dakikada 54.000 sigara paketi anlamına geliyor.

Yapıştırıcıların görevi, uzmanların “substrat” olarak adlandırdıkları herhangi iki parçayı birleştirmek. Çıplak gözle bakıldığında bu iki parçanın yüzeyleri pürüzsüz gibi durur; ancak, mikroskop altındaki görünümü pürüzlü ve çatlaktır. Cilalanmış yüzeylerde bile, hiç yoksa birkaç yüz nanometrelik (milimetrenin milyonda biri) pürüzlere mutlaka rastlanır. Bu iki yüzey, üst üste getirildiği zaman, sadece birkaç noktada birbirlerine temas ederler, onun dışında iki parçanın arasında boşluklar ve kavisler bulunur. Temas ettikleri noktalara, iki parçanın molekülleri arasındaki doğal çekim kuvveti, yani adhezyon kuvveti etki eder.

Bu kuvvet, yazı yazarken tebeşirin tahtaya ya da tozların duvara yapışmasını sağlar. Yapıştırıcılarda da gözlenen bu aynı kuvvet şöyle işliyor: Yapıştırıcı, boşluklar ve kavisler arasına akıyor, buraları dolduruyor ve iki parçanın pürüzlü yüzeyinde birbirine temas etmeyen bölgeleri birbirine bağlıyor.

Yapıştırıcı madde ve iki alt yüzeyin molekülleri arasında karşılıklı olarak büyük bir yapıştırma kuvveti doğuyor. Ancak bu etkinin ulaşma mesafesi çok küçük, yaklaşık 0,5 nanometreden daha az. Yüzeyler arasındaki temas alanı büyüdükçe, adhezyon kuvveti de artıyor. Bu nedenle, yüzeylerdeki mikroskobik pürüz, iyi bir yapışmanın temel ön koşulu…

Dünya Tarihi İçin Petrol Ve Önemi

 Dünya Tarihi İçin Petrol Ve Önemi

Petrol konusunda her ülke kendine göre bir söylence uydurmuştur. Bu söylencelerin tek amacı, dünyayı boyunduruğuna alan bu büyülü gücün bulunma şerefine, o ülkeler için Özel bir pay çıkarmaktır.Sözgelişi; Yunanlılar, petrolü ilk bulanın Büyük İskender olduğunu ileri sürerler: “M.Ö. XVI. yüzyıl” başlangıcında Büyük İskender bugünkü Amuderya kıyısına vardığında, askerleri yerden fışkıran yağlı bir madde görmüşlerdi. Bir avuç Örnek alıp rahiplere götürdüler.

Rahipler gerçi bu yağlı maddenin ne olduğu konusunda bir şey diyemediler ama uygun bir yorum da düşürdüler bu, gelecekteki anlı şanlı fakat bir o kadar da zorlu savaşların habercisiydi.Büyük İskender, Amuderya kıyısında rastladığı yağlı maddenin dışında. Mezopotamya petrollerini de “keşfetmişti”. Bu “keşif”; Babilde, o sonsuza kadar sönmeyen ateşi, bir de Babil çevresindeki doğal asfaltı görmesinden geliyordu.

Yunanlıların, Büyük İskender’e bağladıkları bu iyimser söylence kadar İranlıların anlattıkları da ilgi çekicidir: “Büyük İskender de, rahipleri de gerçekte petrolün ne olduğunu hem anlamamışlar, hem de bu yeni maddenin ne işe yaradığına akıl er-dirememişlerdi. Plütark’ın anlattığına göre; petrolü ilk gören Yunanlılar zeytin ağacı bulunmayan bir ülkede nasıl olup da böylesi bir yağ bulunduğuna pek şaşırmışlardı.”

Japonlar, M.S. VII. yüzyılda Honno Adası’nın Eshigo bölgelerinde (bugün oraları petrol alanlarıdır) kuyulardan petrol çıkarır, ulu imparatorlarının sarayını ışıklandınrlarmış. İtalyanlar da Romalı atalarının kuzey İtalya’da o sonsuza kadar sönmeyen ateşi yakmış olduklarını ileri sürerler. Arnavutlara göre; o sönmeyen ateşin yandığı Nymheum’un kendi topraklarında oluşu, şerefin kime ait olduğunu yeterince açıklamaktadır.

Bir başka söylence de, İlk petrolün Mısır, Filistin ve Babilde kullanılmakta olduğu üzerindedir: Duvar yapımı için petrollü harç “Babii’de; yani, bugünkü İrak’ta kullanılıyor ve Babilliler petrolü yakından biliyorlardı. Ünlü Babil Kulesi de bu harçla yapılmıştı.”Bu söylencenin daha da güçlenmesi için dinden de destek alınıyordu: “Musa Peygamber doğduğunda, annesi onu bir sepete koyup Nil Irmağı’na salıvermişti ki, bu, Sina Yarımadası’nda bulunan koyu parafinli asfalttan başka bir şey değildi.” Lût Gölü, bugün hâlâ Filistin’dedir ye üstelik gölün kıyılarıyla dibinde de asfalt vardır. 

Süper Yanardağı Kabarıyor

Süper Yanardağı Kabarıyor

ABD’nin kuzeydoğusunda Wyoming eyaletindeki Yellowstone Milli Parkı’nın altında saklı yanardağ yine gündemde. 2004 yılının ortalarından bu yana rekor hızda kabarmış olan yanardağını inceleyen bilim adamları, “Patlarsa, dünyada yıllarca volkanik kış yaşanabilir” uyarısında bulunuyor.
Devamı…

Ampulün İcadı

Ampulün İcadı

Edison bir dinleme gezisi sırasında metal fabrikatörü ve Amerika  dinamo makinesinin imalatçısı Willam Wallace’ın yaptığı yeni elektrik lambasını gözden geçirmeye davet edildi. Edison tahta çerçeveyle hareket eden iki koldan ibaret basit cihazın karşısına grafit plaka iliştirilmişti. Her iki plakayı birleştiren elektrik akımı ve mavi ışık yayı gibi görünüyordu. Gözleri kamaştıran bu alev, grafit plakaları çabucak eritiveriyordu.
 

Edison bu sahneyi konuşmadan seyrediyordu. Elektrik ışığı! Cidden büyük fikirdi bu! İnsanlık öteden beri geceyi gündüze çevirmeye uğraşmış; bunun için mum, yağ ve nihayet 19.yüzyılın başından beri hava gazı kullanmıştı. Mademki bilim insanlığa elektriği hediye etmişti. Elektriğin ideal bir enerji kaynağı olduğu meydandaydı. Fakat Wallece’in metodu Edison’a doğru bir yol görünmüyordu. Yanındakilere döndü ve “Zannedersem ben daha iyisini yaparım” dedi.Edison’un 40-50 iş arkadaşıyla işe koyulma tarzı, bilim araştırmaları tarihinde eşsizdir. Ara vermeden çalışıyorlardı.

Atölyede yapılan ufak cam ampullerin içerisindeki hava, elektrik akımının kızgın hale getireceği maddenin yanmasına engel olmak için boşaltıyordu. Fakat esas mesele bu maddenin ne olacağı konusundaydı. Kimi maddeler çok az dayanabiliyor, kimileri çok pahalıya mal oluyordu. Hâlbuki Edison öylesine ucuz bir lamba yapmak istiyordu ki, herkes alıp evine takabilsin. Kömürleştirme işleminden geçmiş mukavva, hindistan cevizi kabuğu, mantar, hatta laboratuarı gezmeye gelen bir misafirin kızıl sakalından bir iki tel bile denendi.Durmadan çalışmak yüzünden Edison’un gözleri yanıyor, dayanılmaz sancılar veriyordu. Ama o bunları kimseye söylemiyor, sadece hatıra defterine kaydediyordu.
 
Peşpeşe deneylerin sürdüğü bir gün asistanı “Artık bu işten vazgeçsek!” deyiverdi.
“Niçin?”
“Çünkü şu ana kadar iki bin deney yaptık ve hiçbir sonuç alamadık!”
Edison hemen itiraz etti:
“Bu doğru değil… Evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değildir. Çünkü aradığımız şeyin yaptığımız şeyin yaptığımız bu iki bin deney içinde bulunmadığını öğrenmiş bulunuyoruz.”
 
1879 Kasım’ında Edison bir gece yazı masasının başına oturmuş, sönük bir puroyu emerek ne yapacağını düşünüyordu. Dalgın dalgın ceketinin düğmelerinden birini çevirirken düğme koptu. Üstünden bir iplik parçası sarkıyordu. Birden yerinden fırladı, laboratuara geçti ve teknisyenlerine iplik parçasını gösterdi. ” Böylesini acaba ceyran nakledici olarak kullandık mı hiç? Demek kullanmadık! Öyleyse gidin bir yumak ip alın, ufak parçalar halinde kesin, kömürleştirin ve lambalarınızı takın.”
 
Asistanları sonuç ummamakla beraber hemen dediğini yaptılar. Edison’un bu fikri, bu sahadaki çalışmalarından vazgeçmeden önce başvurulacak son çare olarak görülüyordu.
 
Kömürleştirilen iplikler her seferinde kırılmasına rağmen bu hassas ipliklerden biri kırılmadan lambaların birine takılabildi. Lambanın havası hemen boşaltıldı. Lambaya elektrik verildiğinde iplik kızdı ve tatlı sarı bir ışık meydana geldi. Edison ve arkadaşları ışığı meydana geldi. Edison ve arkadaşları ışığa büyülenmiş gibi bakıyorlar. Acaba ne kadar sürecekti? Ampul saatlerce sönmedi. Süren çalışmalar sonunda  elektrik santrali yapmak, 900 binada elektrik şebekesi kurmak, binlerce sayaç yerleştirmek, duylarıyla beraber 14.000 ampul yapmak gerekti.
 
4 eylül 1882’de meşhur mucidin bir işareti üzerine akım verildiği zaman, bütün mahallenin yüzlerce binasında binlerce elektrik hallenin yüzlerce binasında binlerce  elektrik ampulü yandı ve etrafa parlak, tatlı ışıklar saçılmaya başladı.
 
Edison devrinin en büyük meraklısı ilan edildi. Herkes sadece lambaları değil, onu da görebilmek için akın etti. Edison’u tanımayan kimse kalmadı.
MENLO PARKEdison’un en önemli keşfi Menlo Park, New Jersey’deki ilk endüstriyel araştırma laboratuarıydı. Sürekli olarak teknolojik keşifler ve geliştirmeler-iyileştirmeler yapmak gibi özel bir amaç için kurulmuş ilk kurumdu. Edison birçok icadını resmi olarak bu laboratuarda üretmiş, birçok çalışanı onun direktifleri doğrultusunda bu icatların araştırma ve geliştirmesinde görev almıştır.Elektrik mühendisi William Joseph Hammer, 1879 Aralık’ında Edison’un laboratuar asistanı olarak görevine başlamıştır. Telefon, fonograf, elektrikli tren, demir madeni ayıracı, elektrikli aydınlatma ve diğer birçok icatta büyük katkılarda bulunmuştur. Hammer’ı özel kılansa elektrik ampulünün icadındaki ve bu aletin geliştirme ve testleri sırasındaki çalışmalarıdır. Hummer 1880’de Edison’un lamba çalışmalarının şef mühendisi olmuş, bu mevkiideki ilk yılında Francis Robbins Upton’ın genel müdürlüğünü yaptığı fabrika 50.000 ampul üretmiştir. Edison’a göre Hammer elektrik ampulünün bir öncüsüdür.  

Konservenin Hikâyesi

Konservenin Hikâyesi 

Napolyon savaşları kimyacıların dikkatini bir ihtiyaca daha çekmişti: Yiyecek sıkıntısı. Askerlerin, hele denizcilerin, yiyeceklerini birlikte götürmelerini ve bunların uzun süre dayanmasını sağlamak gerekiyordu. Taze et bulunmadığından eskiden beri fümesi, kurusu ya da salamurasıyla yetinilmekteydi.

Buna reçel ve peynir katmak tek beslenme yolu olarak biliniyordu. Ancak, bu sınırlı imkânlar, savaş geniş bir alana yayılınca ve ulaşım gittikçe zorlaşınca sağlık bakımından kötü sonuçlar vermeye başladı. Hükümet, bilim adamlarına başvurdu. Et ve sebzelerin besleyici niteliklerini ve tazeliklerini kaybetmeden uzun zaman saklanabilmelerini sağlayacak bir yöntem bulana 12.000 franklık bir ödül vaat etti.

Bu ödül 1810′da Nicolas Appert’e (1750–1841) verildi. Bu adam deş Lombards sokağında bir şekerci olup Champagne’da, şarap mahzenlerinde geçen çıraklık yıllarında bu konuyla ilgili bazı gözlemler yapmıştı. Kendi kendine “Yiyecekleri bozan mayalar olduğuna göre, bunları kaynatmak yoluyla yok edilemez mi?” şeklinde düşünüyordu. Bu, Pasteur keşifleri öncesinden dâhice bir esinlenmeydi. Pasteur de “Etudes sur le vın-Şarap Üzerine İncelemeler” adlı kitabında aynı şeyi kabul etmiştir.

Böylece Appert 1795′ten başlayarak yiyecekleri, sıkı sıkı kapatılmış kutularda ve bir Papin kazanının içinde kaynatmaya başladı.Bu yöntemin iyi sonuç vermesinden sonra Appert, orduya yiyecek sağlama işinin sorumlusu oldu. Elli işçinin çalıştığı Massy’deki fabrikasında cam kavanozlar içinde üç aya kadar taze kalan et, balık, sebze ve süt imal etmekteydi.Savaş rastlantıları, bu şişelerden bazılarının İngiliz askerlerinin eline geçmesine yol açtı. Teknisyenler hayretle bunları incelemeye koyuldular ve 1812′de Bermondsey’de aynı yöntemle konserve yapan bir fabrika kurdular. Pratik insanlar olduklarından, ağır ve nazik bir madde olan camın uygun bir malzeme olmadığını düşünerek onun yerine maden kullanmanın çarelerini aramaya koyuldular. 1814′te Donkun ve Hail firması ilk teneke konserve kutularını piyasaya sürdü. Ama bunlar öylesine sağlamdı ki, kalem ve çekiçle açılması gerekiyordu.Konserve sanayinin kurulması yalnız askerleri değil, denizcilerin ve kâşiflerin de çok işine yaramıştı.

Kalitesi de iyi olsa gerekti. Çünkü Parry’nin 1824′te Kuzey Kutbuna götürmüş olduğu, konserveler, 1937′de açıldığında içindekilerin hâlâ yenebilecek durumda olduğu görüldü.Böylece, Appert’in icadından ilk yararlananlar askerler, denizciler ve kâşifler oldular. Konserve yalnız aylar boyu taze yiyecek sağlamakla kalmıyor, az da yer tutuyordu. Yöntem daha da geliştirilebilirdi. Daha sonra ağırlığı hafifletmenin ve aynı hacme daha fazla yiyecek sığdırmanın yollarını aramaya koyuldular. İlk akla gelenler, etin kemiklerini ve buna benzer fazlalıkları ayıklamak oldu.Bu işi de 1838′de Alman Justus Liebig (1803–1873) ele aldı.Liebig otuz beş yaşında olduğu halde dünyanın en ileri gelen kimyacılarından biriydi.

Çocukluğunda kötü bir öğrenci olmuş, hiç bir lise onu kabul etmek istememişti. Babası onu bir eczacının yanına çırak verdiğinde orada da sevilmemiş, ama 1822′de Gay-Lussac laboratuarına girince ilerlemenin yolunu bulmuştu, iki yıl sonra da Humboldt’un tavsiyesi üzerine kendisine

Giessen (Hesse) Üniversitesinde kimya kürsüsü verilmişti. Bundan sonra genç adam kendini araştırmalarına dileğince verebildi. Öğrenciler yetiştirdi, laboratuar kurdu, icatlarda bulundu. Bütün Avrupa’nın gözü şimdi teorik çalışmaların yanında pratik sorunlara da seve seve eğilen, bu doğuştan  

İlk Kâğıt Para Nasıl Ortaya Çıktı?

İlk Kâğıt Para Nasıl Ortaya Çıktı? 

Lidyalılar zamanında icat edilen para, ister madeni İster banknot olsun, İnsan hayatına damgasını vuran en önemli sembollerden biri.

Para kağıt icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanıldı. Tarihteki ilk madeni para basımı I.Ö. VII. yy’ da Anadolu’ da Lidyalılar tarafından gerçekleştirildi.

Dünyanın ilk büyük darphanesi Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul Simkeşhane’ de kuruldu. M.Ö. 118 yılında deri para kullanan Çinliler, İv 806 yılında da ilk kâğıt icat parayı yaptılar Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17. yy sonlarına rastlıyor.

İlk kağıt icat para’nın 1690′ lı yıllarda ABD ve İngiltere hükümetleri tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı biliniyor.

Osmanlı İmparatorluğunda ilk i kağıt paralar idari, sosyal ve yasal reformların gündeme geldiği Tanzimat Döneminde tedavüle çıkarıldı. İlk Osmanlı Banknotları Abdülmecit tarafından 1840 yılında “Kaime-i Nakdıye-i Mutebere” adıyla, bugünkü dille “Para Yerine Geçen Kağıt”, bir anlamda para olmaktan çok faiz getirili borç senedi veya hazine bonosu niteliğinde düzenlendi. Matbaada basılmayan ve elle yapılan bu paraların her birine resmi mühür vurulurdu Osmanlı Yönetimi, 1842 yılından itibaren de matbaada para basmaya başladı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında da 1915 yılından itibaren altın ve Alman hazine bonolarını karşılık göstererek dört yıl boyunca , yedi tertipte toplam 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkarttı Bu banknotlar “evrak-ı nakdiye” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ ne intikal etti ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kağıt para bastırılmadığından 1927 yılının sonuna kadar tedavülde kaldı.  

İlk Televizyon Kaydı

        İlk Televizyon Kaydı 

      Fonovizyon denilen kayıt sistemi 1928 yılında Londra da, John Baird tarafından gerçekleştirildi. Bu sistemle düşük frekanslı sinyaller alüminyum plaklar üzerine kayıt edilebiliniyordu. Ses ve görüntü için iki plak kullanılabildiği gibi, hem ses hem de görüntüyü aynı plak üzerine kaydetmek mümkün oluyordu.

       Baird,in bu buluşu, bugünkü video kaset sisteminin atasıdır. Ancak, ticari açıdan başarılı olabilecek bir üretime geçilebilmesi açısından  dahayli erken bir buluş olmuştur. Yinede en az bir kişinin, Cambridge, den Foster Cooper,in 1931,de Baird,in sistemiyle video izlediği biliniyor.

Önemli Buluşların Tarihi – 1

                       MİLLATTAN ÖNCEKİ BULUŞLAE 

  • 4241- Mısır ilk hassas takvim yapıldı

 

  • 3200 – Tekerleğin ilk kez Mezopotamya’da ve orta Avrupa’da kullanıldığı varsayılır.

 

  • 3200 – Mezopotamya Sümerler yazıyı kullanan ilk halktır

 

  • 3000 – Mısır Hiyeroglif denen yazı sistemi bulundu

 

  • 3000 – Babil’de ilk  toplama makinesi kullanıldı

 

  • 1300 – Suriye Ugaritde ilk alfabe kullanılmıştır.

 

  • 700  – Lidya (Türkiye) ilk para sikkesi kullanıldı.

 

  • 540 – Milet (Batı Anadolu’da liman kenti) THALES geometri okulunu kurdu ve kendi teoremini geliştirdi,

 

  • 450 – Herodotos dünya haritası çizdi,

 

  • 200 – Yunan ARKHİMEDES kaldıraç kanunlarını keşfetti.

 

  • 10  – Roma mimar Vitrivius tarafından ilk kaldırma vinci tasarlandı.

                               MİLATTAN SONRAKİ BULUŞLAR  

  • 999 – Bir keşiş tarafından ilk mekanik saat icat edildi1000~Türk gök bilimci

 

  • BİRUNİ –  13 000 sayfalık araştırmalarını yayımladı.

 

  • 1010 – Türk İbn SİNA 270 kitaplık araştırmalarını yayımladı.

 

  • 1020 – Irak İbn-ül HEYSEM Optik konusunda ayrıntılı araştırmalar kitabını yayımladı

 

  • 1045 – Çin Pi CHENG portatif matbaa harflerini keşfetti

 

  • 1280 – İtalyan ARMATİ gözlüğü icat etti (kontak lens üzerindeki ilk çalışmalar ise Leonardo da vinci tarafından yapılmıştır)

 

  • 1453 –  Polonyalı Keşiş Nicolas KOPERNICUS Dünya ve güneş sistemi kuramını ortaya attı

 

  • 1521 – Türk Piri REİS Kitab-ı Bahriye adını verdiği gerçeğe en yakın Dünya haritasını yayınladı

 

  • 1528 – Türk PİRİ Reis ikinci haritasını yaptı

 

  • 1592 – İtalyan GALİLEO 30 kez büyüten teleskopu yaptı (daha önce Hollandalı gözlükçü Hans lippershey ilk teleskopu bulmuştu)

 

  • 1614 – İskoçyalı John NAPİER Logaritma cetvelini icat etti.

 

  • 1618 –  Alman Johannes KEPLER Güneş sisteminin yasalarını keşfetti.

 

  • 1642 –  Fransız matematikçi Blaise PASCAL ilk toplama makinesini icat etti.

 

  • 1643 – İtalyan Evangelista TORİCELLİ cıvalı barometreyi buldu.

 

  • 1666 – Paris’te Kraliyet Bilimler akademisi kuruldu.

 

  • 1687 – İngiliz İsac NEWTON evrensel çekim yasalarını keşfetti.

 

  • 1492 – İspanyol Kristof KOLOMB Amerika’ya ayak bastı1507 İtalyan Amerigo VESPUCCİ Amerika’nın yeni kıta olduğunu kanıtlar

 

  • 1630 – Türk Hazarfen Ahmet çelebi yaptığı kanatlarla ilk kez uçmayı başaran adam oldu

 

  • 1680 – Türk Lagari Hasan çelebi aya gitme denemesini yaptı

 

  • 1698 – İngiliz thomas SAVERY ilk buharlı makineyi yaptı

 

  • 1704 – İngiliz NEWTON Optik adlı kitabını yayımladı

 

  • 1742 – İsveç Anders CELSİUS sıcaklık ölçümleri için standart geliştirdi

 

  • 1763 – Fransız Claude CHAPPE uzaktan yazma anlamına gelen Telgrafı icat etti

 

  • 1777 – İngiliz James WATT uzun süreli çalışan buharlı makineyi yaptı

 

  • 1778 – Fransız Joseph BRAMAH ilk modern tuvaleti tasarladı ve patentini aldı

 

  • 1783 Fransız MONTGOLFİER kardeşler ilk uçan balonla yolculuk yaptılar

 

  • 1783 – Fransız Louis LENORAD ilk parajütü tasarladı

 

  • 1789 – Fransız Antoine LAVOISIER Oksijeni ve kimyasal adlandırma tablosunu yayımladı

 

  • 1796 – Edvard JENNER çiçek aşısını buldu

 

  • 1799 – İtalyan Alessandro VOLTA ilk elektrik bataryasını yaptı

 

  • 1800 – Fransız Dominique LARREY ilk ambulans fikrini ortaya atmıştır.

 

  • 1804 – İngiliz Richard TREVİTHİCK ray üzerinde 16 Km hızla giden ilk lokomotifi icat etti

 

  • 1816 – İngiliz George MANBY yangın söndürücü bir tüp tasarladı

 

  • 1816 – Fransız Rene LAENNEC ilk tıpta kullanılan stetoskopu icat etti

 

  •  1820 – Danimarkalı Hans OERSTED elektromanyetik akımı keşfetti

 

  • 1826 – Fransız Joseph NIEPCE ilk fotoğraf çekimini başardı

 

  • 1830 – Fransız terzi Berthelemy THIMONNIER ilk dikiş makinesini yaptı (Ancak bu tip makineleri üretip satan ilk kişi Amerikalı Isac SINGER dir)

 

  • 1831 – İngiliz Michael FARADAY elektromanyetik kuramları keşfetti

 

  • 1836  – ABD Samuel COLD kendi adını verdiği tabancayı tasarladı

 

  • 1837  – İngiliz COOKE ve WHEATSTONE ilk elektrikli telgrafı icat ettiler

 

  • 1843 – ABD Samuel MORS kendi adını verdiği bir telgraf kodu tasarladı

 

  • 1846 – ABD dişçi William ORTON ik kez ameliyatında uyuşturma ve ağrıyı azaltmak için eteri kullandı

 

  • 1849 – ABD Walter HUNT ilk modern çengelli iğneyi tasarladı ve patentini aldı

 

  • 1852 – ABD Elisha OTİS ilk Asansörü icat etti

 

  •  1853 – Fransız Charles PRAVAZ ilk deri altı şırıngasını tasarladı

 

  •  1853 – İtalyan Linus YALE kendi adıyla anılan pimli kapı anahtarını icat etti

 

  •  1855 – İskoç James MAXWELL Faraday kanunlarını matematiksel olarak kanıtladı ve kendi kuramını yazdı

 

  • 1859 – İngiliz Charles DARWIN Türlerin kökenleri adlı evrim kuramını yayınladı

 

  • 1860 – Belçika Müh ilk tek zamanlı ve içten yanmalı motor yaptı

 

  • 1867 – ABD Christopher SHOLES gerçek anlamda ilk daktiloyu icat etti

 

  • 1863 – İngiltere Londrada ilk metro çalışmaya başladı

 

  • 1869 – Rus Dimitriy MENDELEYEV Periyodik elementler tablosunu yayımladı

 

  • 1865 – İsveç Alfred NOBEL dinamiti icat etti

 

  • 1876 –  ABD EDİSON tarafından dünyanın ilk Endüstriyel Araştırma Laboratuarı kuruldu. (Edison bu laboratuarda 1093 adet patentli icatta bulunmuştur.)

 

  • 1876 –  Alman Nikolaus OTTO 4 zamanlı motoru yaptı

 

  • 1876 – ABD İskoç asıllı Alexander Graham BELL ilk telefonu icat etmiştir. (Tarihteki İlk uzaktan konuşma denilen Tele-Phone konuşması 10 Mart 1876 – BELL ile yardımcısı Watson arasında yapılmıştır)

 

  • 1877 – ABD Thomas EDİSON Fonograf denilen ses kayıt cihazını icat etti

 

  • 1878 – İngiliz Joseph SWAN elektrik ampulünü icat etti

 

  • 1879 – Alman Ernst von SİEMENS ilk elektrikli treni icat etti

 

  • 1880 – ABD Thomas EDİSON elektrikli ampulü güvenli hale getirerek satışa sundu

 

  • 1882 – Alman Robert KOCH Kolera virüsünü tanımladı

 

  • 1884 – Hiram MAXIM tam otomatik makineli tüfeği yaptı

 

  • 1885 – Alman Karl BENZ 14,5 Km hız yapabilen satış amaçlı ilk arabayı üretti

 

  • 1885 – Alman Heinrich HERTS Elektromanyetik dalgalarının varlığını keşfetti

 

  • 1885 – Fransız Louis PASTEUR kuduz aşısını buldu

 

  • 1887 – ABD Emile BERLİNER Gramafonu (Plak) icat etti ve patentini aldı

 

  •  1888 – ABD George EASTMAN ilk taşınabilir fotoğraf makinesini yaptı

 

  • 1894 – ABD Jesse RENO ilk yürüyen merdiveni tasarladı

 

  • 1894 – Fransız LİMUERE kardeşler ilk sinema makinesini icat ettiler

 

  •  1895 – Alman Wilhelm RONTGEN X ışınlarını keşfetti

 

  • 1896 – İtalyan Guglielmo MARCONİ Radyo dalgalarıyla ilk yayını yaptı

 

  • 1896 – Fransız Antoine BECQUEREL Uranyumun radyoaktif madde olduğunu keşfetti

 

  •  1898 – Danimarkalı Valdemer POULSEN İlk teybi icat etti

 

  • 1900 – Norveç VAALER Kağıt tutturmada kullanılan Ataç ı geliştirdi

 

  • 1901 – ABD GİLETTE ve NİCKERSON körlenince atılan tras bıçağının patentini aldı

 

  • 1901 – İngiliz Hubert BOOTH ilk elektrikli süpürgeyi icat etti

 

  • 1901 – İlk kez okyanus aşırı radyo yayını yapıldı

 

  • 1902 – Polonya Marie CURİEve kocası Pierre CURİE Radyumu keşfettiler

 

  • 1903 – ABD WRIGHT kardeşler ilk motorlu uçağı tasarladılar

 

  • 1903 – Fransız Gustave LİEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı

 

  • 1903 – Hollanda Dr Willem EİNTHOVEN Elektro kardiografi cihazını icat etti

 

  • 1904 – İngiliz John FLEMİNG ilk elektronik vakum tüpü (Diyot) icad etti

 

  • 1905 – ABD Albert EINSTEIN (Musevi asıllı Alman) görecelik kuramını yayınladı. Bu yazısını 1915 ve  1919 da tamamladı

 

  •  1906 – ABD Alva FİSHER ilk çamaşır makinasını icad etti

 

  • 1907 – Kanada Reginald FESSENDEN radyo aracılığıyla ilk insan sesini iletti

 

  • 1907 – Fransız Paul CORNU ilk motorlu helikopteri uçurdu

 

  • 1908 – Alman GEIGER kendi adını verdiği ve Radyasyonun varlığını saptayan cihazı geliştirdi

 

  • 1908 – ABD Henry FORD T modeli adındaki ilk seri üretim otomobili yaptı. İlk üretim bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde 1000 araba üretebiliyordu

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.