Muhsin Yazıcı

Karadeniz Fıkraları-2

 ÇUKUR

Karadeniz’de bir ilçede boş bir arazide bir çukur varmış. Bu çukura yanlışlıkla düşen çok kişi oluyor ve yaralanıyorlarmış. Buna çözüm olarak Fadime demiş ki:

Bir ambulans kiralayalım ve çukura yakın bir yerde beklesin, düşen olunca hemen hastaneye götürsün.Dursun itiraz etmiş: Ha uşağım bu ambulans hastaneye gitmeden Allah göstermesin kötü bir şey olur. En iyisi biz bu çukurun yanına bir hastane yapalım. Bir köşede konuşmaları dinleyen Temel:Sizin gibiler yüzünden bu Karadenizlilerin adı çıkıyor.

Kafanızı çalıştırın biraz. Buraya bir ambulans getirmek ya da hastane yapmak çok pahalı olur. En iyisi biz bu çukuru kapatalım. Bir hastanenin hemen yanına bir çukur açalım.

Çift Katlı Otobüs

Temel’le Dursun iki katlı otobüsle Trabzon’a gidiyormuş. Sigara içmeyen Temel üst kattan, içen Dursun da alt kattan bilet almış. Yolda canı sıkılan Temel cep telefonuyla alt kattaki Dursun’ u aramış.
-Ula Dursun aşağıda havalar nasıl?
Dursun:
-Bizim şoför şekerleme yapayı, otobüs de sağa sola yalpalayıp durayi.
Temel de yukarıyı özetlemiş:
-O da bir şey mi hemşo, burada şoför bile yok. Otobüs çendi çendine cideyi..
 

KONUMUZLA NE ALAKASI VAR

Temel bir gün fotoğrafını çektirmek istemiş. Fotoğrafçıya:
-Ben fotoğraf çektirmek istiyorum. Lakin vesikalık olmayacak
Fotoğrafçı:
-Olur efendim. 24×32’ye ne dersiniz?
Temel:
-768 eder de, bunun konumuzla ne alakası vardır? 
 

Sağır Kim?

Temel doktora gitmiş:
– Doktor bey, Bizum Fadime sağır herhalde, sorularima cevap vermeyi…
— Karınızın sağırlık derecesini ölçelim. Siz bir soru sorun, duymaz ise beş adım yaklaşıp soruyu tekrarlayın. Ne kadar mesafede duyuyor bilelim.
Temel, deneme yapmak için eve gittiğinde Fadime’yi yemek yaparken bulmuş:
– Karıcuğum bugün yemekte ne var?
Ses yok… Beş adım yaklaşıp bir daha sormuş. Çıt yok… Bir beş adım daha yaklaşıp yine sormuş:
– Kiz Fadime saa diyrum, yemekte ne var?
— Bak Temel, dördüncü kez söyliyrum, yemekte hamsili pilav var…

Başhekim Temel

Bizim Temel akıl hastanesinde başhekimdir.. Bir gün Bakan hastaneyi ziyaret eder. Camdan bahçeye bakarken delilerin yüksek bir yerden havuza atladığını görür ve Başhekim Temel’e:
-Bravo… Çok mükemmel. Hastaların sosyal faaliyetlerini düşünmüşsünüz… Bunun için sizi tebrik ediyorum der.
Temel’in koltukları kabarır:
-Sayın Pakanim siz esas o havuzi bi da su doldurduğumuz zaman görün ne sevineyi zavallılar.
Bakanın şaşırır. Temel durumu idare etmeye çalışır:
-Su koysak da fark etmez, onlar yüzme bilmeyi ki…  
   

4 kişilik 

Temel asansöre binmiş. Başlamış beklemeye bir süre sonra dursun binmiş bakmış temel bekliyor oda beklemiş bir kişi daha binmiş ve neden beklediklerini sormuş.

Temel hemen cevap vermiş. – uşagım görmeymisun ha burda 4 kişiliktir yazayi  

EV KAVGASI 

Dursun: ula temel sen niye bizum eve izun almadunda girdun?
Temel: çünku pen pu evin sahipiyum.
Dursun: e tamam ula bu ev senin mi la sen pizum eve girdun.
Temel: ula o ev penum da sen sarhoşsun çalipa.
Dursun: yooo sen her eve girduğunda senin mu olacak daaaaa.
Temel: yok ula neyse poşver pen evime çidiyum.
Dursun: çüle çüle iyi çedeler.
Temel: sanada çüle çüle
 Cemal askere gidiyor diye annesi ağlıyormuş Temel,

-Ne ağlaysan, ceri hatta kalursa pi mesele yok, cephepe ciderse ihi ihtimal var, ya yaralanur ya yaralanmaz. Yaralanursa ya iyileşu ya iyileşmaz. iyileşurse iyi, cepheye tekrar cöndermezler. Ölürse ya cennete cider ya cehenneme. Cennete ciderse iyi, cehenneme cidarsa öyle pi evlat içun ağlamaya değmez…

Kim Duymuyor? 

Adam doktora gider :
-Doktor bey, galiba karımda işitme kaybı başladı. Ne yapabiliriz?
Doktor :


-Eve gittiğiniz zaman, karinizin arkasında, biraz uzakta durun. Normal bir sesle ona soru sorun. Eğer sizi duymazsa biraz daha yaklaşın ve sorunuzu tekrarlayın. Hangi mesafede duyduğunu tespit edelim, ona göre bir tedavi uygularız.

Adam eve döner. Karisi mutfakta yemekle uğraşmaktadır. Adam mutfağın kapısında durur ve normal bir sesle :
– Hayatim, ne yiyoruz bu aksam? diye sorar.
Karisi cevap vermez. Adam bir iki adim atar ve bir kez daha sorar :
– Hayatim, ne yiyoruz bu aksam?
Karisi yine cevap vermez. Adam kadının dibine kadar gelir ve tekrarlar :
– Hayatim, ne yiyoruz bu aksam?
Karisi öfkeyle dönerek cevap verir :
– Üçtür köfte diyorum ya!

 Kraliçe Elizabeth ve Temel 

Temel İstanbul’a gelmiş, yürüyormuş. Bu arada 5 dakikada bir top atışları duyuluyormuş. Merak edip sormuş. “Hemşerim bu top atışları neyin nesi?” diye.

Kraliçe Elizabeth’in gelmesi sebebiyle top atışı yaptırdığı açıklanmış Temel’e. Aradan yarım saat geçmiş ve top atışları halen sürüyormuş.

Temel yine sormuş bir başkasına “Bu top atışları neden?” diye. Aynı cevabı alınca başlamış söylenmeye… “Ulan, yarım saattir bir karuyu vuramadülar be!” 

Karadeniz Fıkraları-1

ADAMI GÖZÜMÜN ÖNÜNE GETİRİRİM
Arkadaşı Karadenizliye sormuş:
-Yalnızken kendi kendine konuşma huyun var mıdır?
—Ben kendi kendime konuşmam, demiş Karadenizli. Adamı gözümün önüne getiririm, öyle konuşurum.

AĞAÇLARADAN GÖREMİYORUM
Temelle Dursun ormanda yürüyorlar. Bir ara Temel Durusuna sesleniyor :
-Dursun ormanın güzelliğine bak.
Dursun:
-Ağaçlardan göremiyorum ki.

AKŞAM SERİNLİĞİNDE
Bir mecliste konuşulurken,
Amerikalı :
-Biz Mars’a gideceğiz, demiş.
Alman :
-Biz yakıtsız giden otomobil üreteceğiz, demiş.
Fransız :
-Atom bombasını etkisiz hale getirecek projelerimiz var, demiş.
Bizim Karadenizli de onlardan geri kalmamak için :
-Biz de güneşe gideceğiz, demiş.
-Güneşe gidemezsiniz, demişler. Güneş yakar.
Karadenizli gülümsemiş :
-O kadar da enayi değiliz, tabi, demiş. Akşam serinliğinde gideceğiz.


ALERJİ
Temel, Cemal’e :
-Fadime’nin kürke alerjisi var.
—Nerden pileysun?
—Ne zaman kürk giymiş pi avrat cörse hastalanayı.

ANLAMLI ANLAMLI
Karadenizlinin biri hemşerisine anlatıyor :
-Dün belediye otobüsüne bindim; yan koltuktaki adam bilet almamışım gibi bana anlamlı anlamlı baktı.
—Sen ne yaptın?
—Bende bilet almışım gibi anlamlı anlamlı ona baktım.

ARABAM DIŞARIDA
Temel kırtasiye’ye girmiş, tezgâhtara :
-Pana pir roman lazum, demiş.
Kırtasiye tezgâhtarı sormuş :
-Efendim agır mı olsun hafif mi?
Temel :
-Fark etmez, nasul olsa arabam dısarudadur.

ARABASINI SATMIŞ
Temel’e rüyasında Allah yürü ya kulum demiş. Temel’de arabasını satmış.

ARİTMETİK
Aritmetik öğretmeni Temel öğrencilerinden şikâyet ediyormuş :
-Derste peş kere peş kaç ediy, diye sorayrum, kırk cevapı alayrum. Hâlbuki peş kere peş yirmi peş, pilemedun otuz

ARKADAŞIN OLDUĞUM İÇİN Mİ?
Adamın biri Karadenizli arkadaşına “eşek” demiş.
Karadenizli sormuş :
-Eşek olduğum için mi arkadaşınım; yoksa arkadaşın olduğum için mi eşeğim?

ASANSÖR
Temel kapıcı, çalıştığı on katlı binanın asansörü bozulunca bir kağıt asıyor, üstünde şu yazılar var :
“Asansör pozuk, en yakın asansör yüz metre ileride, yandaki pinadadur”

ASLAN
Temel hayvanat bahçesinde gezerken açık bulduğu bir kafesten içeri dalmış.
-Hoop, dur ne yapıyorsun, orası aslan kafesi, diye bağırışmışlar. Temel geri dönmüş,
-Sankim aslanınızı yedük, demiş.

ASMAK
Dursun evinden çıktığında birde bakar ki komşusu Temel kendini belinden ağaca asmış halde duruyor. Hemen gidip ipi ağaçtan çözer. Komşusunu ağaçtan indirdikten sonra merakla sorar :
-Ha sen ne yapayudun öyle?
-Hiç kendimi asaydum…
-Ha uşağum, penum pildiğum insan poynundan asılayi.
Temel üzgün ve çaresiz bir halde komşusu Dursun’a baktıktan sonra cevap verir :
-Ben de öyle yapmişudum. Ama ipu poynima pağladığum zaman bi türlü nefes alamayrum.

AŞAĞISI BİR İŞ DÜŞÜNÜYOR
Karadenizliye sormuşlar :
-Neden baştaki saç ağarıyor da, aşağıdaki ağarmıyor?
—Aşağısı bir iş düşünüyor, yukarısı bin iş düşünüyor da ondan, demiş Karadenizli.

ATALARIMIZ TELSİZ TELEFON KULLANMIŞLAR!!!
Temel bilim adamı iken bir arkeoloji araştırmaları konferansına davet edilir.Amerikalılar anlatmaya başlar :
-Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 25 metre aşağı indik ve telefon kabloları bulduk.Öyleyse bizim atalarımız asırlar önce telefon kullanmışlardır.
Sıra Türkiye’ye gelir ve Temel başlar anlatmaya:
-Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 50 metre aşağı indik ama bir şey bulamadık. Öyleyse atalarımız telsiz telefon kullanmışlardır.

AT YARIŞI
At yarışına merak saran Temel bir gün hipodroma gider. Yalnız önünde delicesine bir o yana bir bu yana koşan atlara akıl erdiremez ve dayanamayarak yanındakine sorar.
-Hah hemşerim bu atlar ne deli gibi koşup duruyor.
Adam da :
-1. olana ikramiye var da ondan, der.
Temel de cevap vererek :
-Hah 1. olana para varda ötekiler niye koşup duruyor.

ATTA GİDECEĞİZ
Azrail Temel’in canını almak için gelmişti. Temel hemen bir çare buldu. İşaret parmağını ağzına sokup, ağuk guğuk sesleri de çıkararak bebek taklidi yaptı. Azrail durumu anlamış ve Temel’in oyununu bozmamış, gitmiş. Ertesi ve daha ertesi günü Temel yine aynı numarayı yapmış ve kurtulmuş. Hatta daha ileri giderek kendisine birde emzik bile almış. Azrail yine gelmiş, Temel hemen yerde emeklemeye başlamış. Azrail Temel’e :
-Temel gel attaaaa gideceğiz.

AYAĞIMI DENİZE SOKUP
Temel her gün köyden evine gidince paçaları ıslak gidiyormuş. Bir gün köylünün biri sormuş :
-Ya Temel neden senin paçaların hep ıslak?
Temel akıllı ya :
-Deniz kenarına gittiğim zaman bir sigara içiyorum sonra bu sigarayı denize atıyorum. Ondan sonra söndüğünden emin olmak için ayağımı denize sokup tekrar söndürüyorum.

AYAKKABI
Temel işe girmek için sözlü sınava giriyor. Çok heyecanlı, bir önceki adaya soruyor :
-Ne sorayiler?
—Ayakkabı.
Temel’in sırası geliyor, bilsin diye kolay soruyorlar :
-Dört ayaklıdır, miyav miyav der.
Temel soruyor :
-Bağcıkli midur?

AYNI YAŞTA TEĞİL MİDUR?
Temel yaşlanmış ve sol ayağı devamlı ağrımaya başlamıştır. Ağrılara dayanamayan Temel günün birinde doktora gitmiş :
-Eyi çünler toktor pey.
-Buyrun size nasıl yardımcı olabilirim.
-Pir şiçayetum vardur.
—Anlatın sizi dinliyorum.
-Haçan pubenim sol ayağım tevamli olarak ağrımaktadır.
Temeli kısa bir süre inceleyen doktor teşhisini koyar.
—Efendim sizin sorununuz yaşlılıktan meydana gelmektedir. Yani ayağınızda romatizma vardır. Doktorun bu teşhisini duyan Temel :
-Ula toktor pey madem öyle diyeysunuz ama penum sağ ayağım hiç ağrımıyor o da öbür ayağımla aynı yaşta teğil midur.?????

BANA GÜVENMEYİN
Gazetede şöyle bir ilan çıkmış : “Bir müdür aranıyor. Yüksek tahsilli, İngilizce ve Fransızca bilen, askerliğini yapmış, 30 yaşından gün almamış, boyu 1.85’den yukarı ve bekar olması gerekir…
Temel başvurmuş :
-Ben demiş, yüksek tahsil şöyle dursun ilk mektebi bile zor baturdum. İnciluzce de Fransizca da bilmeyrum.Yaşım 45’den yukarı, boyum 1.67…
-Eeee, demişler.Ne demek istiyorsun?
Temel gayet ciddi :
-Bu ilanı verduğunuz müdürlük işi var ya, ha bu iş için bana güvenmiyesunuz demeye geldim…

BAŞLARINA BİRŞEY GELMİŞ Mİ?
Temel askerdeymiş. Teröristlerin köprünün altına gelip pusu kuracakları haberini almışlar. Temelin bölüğüde teröristlere operasyon düzenlemek için köprüde pusuya yatmışlar. Bir saat olmuş gelen giden yok, iki saat olmuş yok, beş saat olmuş yok. Temel komutanın yanına giderek :
-Komutanım gidip bakıyım başlarına bir şey gelmiş olmasın, demiş.

BENDE BAŞARILI BİR ERKEĞİM
Karadeniz’in erkekleri köy ve kasabalarda genelde önden giderler. Hanımları da bir kaç adım geriden onları takip ederdi. Trabzon’a gelen Musa Ağacık (Star Gazetesi köşe yazarlarından) önden giden adamı görünce dayanamaz durdurarak sorar :
-Beyefendi, sana demokrasi ve hak adına bir soru soracağım.
—Buyur sor?
-Şu geriden gelen teyze hanımınız mı?
—Evet, ne olmuş?
—Demokrasi ve hak adına sen bu vaziyetten utanmıyor musun? Sen önde hanımın arkada.
-Niye utanayım ki? Her başarılı erkeğin arkasında bir hanım yok mudur?
-Vaaar!
-Eeee! Bende başarılı bir erkeğim.

BENDE TUTULDUM
Doktor Temel hastasına sorar :
-Verdiğim ilaçlar iyi geldi mu?
Hasta :
-Neden sordun?
Temel :
-Aynı hastaluğa pende tutildum da ondan.

BEN GERİ DÖNÜYORUM
Temel’e Dursun Karadeniz sahilinde oturuyorlarmış Temel Dursuna demiş ki :
-Gel beraber Amerika’ya yüzelim.
İki kafadar Karadeniz’den başlamışlar yüzmeye. Fıkra bu ya Amerika’ya yaklaşmışlar özgürlük anıtını görmüşler tam bu sırada bizim Temel :
-Dursun ben kesildum geri doneyrum, demiş.

BENİM ABİ DEVAM ET
Adamın biri yeni BMW siyle havalı havalı dolaşıyormuş. Kırmızı ışıkta durmuş. Bir kaç saniye sonra kamyon arkadan SHRANKKKKKK diye vurmuş. Adam dısarı çıkıp bakınca kamyondan Temel inmiş ve başlamış yalvarmaya :
-Abi etme eyleme ben bu üç kuruş maaşla bu arabanın aynasını alamam beni bağışla. Sen büyüksün abi yaptık bi eşşeklik bağışla abi beni.
Adam acımış Temel’e.Tam arabayı tamire götürürken yine bir kırmızı ışıkta durmuş. Yine arkadan kamyon geçirmiş buna. Sinirli sinirli çıkmış adam tekrar. Bi bakmış yine Temel!
Camdan bağırmış :
-Benim abi ben, devam et!

BEN ZATEN 8 FOTOĞRAF MAKİNESİ GETİRMİŞTİM
Temel’in vesikalık fotoğraf çektirmesi gerekir. Arkadaşı Dursun Temel’e :
-Sen şuraya bir çukur kaz ben fotoğraf makinesini alıp geliyorum, demiş. Bir süre sonra Dursun gelmiş bir de bakmış ki Temel 8 adet çukur kazmış. Dursun şaşırmış.
-Niye 8 tane çukur kazdın deyince.
Temel :
-8 adet fotoğraf çekmeyecekmişiz. İşte onun için demiş.
Dursun ise :
-Hiç gerek yoktu. Ben zaten 8 tane fotoğraf makinesi getirmiştim, demiş.

BEYAZ AT BENİM
Temel ile Dursun iki tane at almışlar. Fakat devamlı karıştırıyorlarmış. Hangisi kimin atı belli değil. O yüzden Temel’in aklına parlak bir fikir gelmiş ve atın bir tanesinin kuyruğunu kesmiş. Dursun’un ona inat o da diğer atın kuyruğunu kesmiş. Temel bu sefer atın bir tanesine boya ile işaret koymus. Dursun’da ona inat aynı yere aynı boya ile diğer ata işaret koymuş. Bakmış ki böyle de olmuyor. Temel Dursun’a :
-Ha Tursun bak bu böyle olmayacak Beyaz at benimki, siyah at da seninki olsun, demiş.

BIYIK
Lazistan’ı gezmekte olan turist :
-Allah Allah, burada herkesin bıyığı var, demiş.
Temel, burnuna dikkat çekerek :
-Piz önemli ve değerli şeylerin altını çizeruz.

BİR KUZUDA EVDE
Bir inşaata amele alınacaktır. Alınacak elemanları kalfa Cemal’in seçmesi istenir. Adaylar kalabalıktır. Bu durumda Cemal sınav yapmaya karar verir.
-Pize 1 kisi lazımdur. Pu nedenle sizu imtihan edeceğum. Bir ara gözü Temel’e ilişir. Burnundan tanımıştır. Hemşehrisini işe almak ister. Önce Temeli sınava alır ve sorar.
-Hemşerum söyle baa bakalum.. Sana 3 kuzu verdum, sonra 2 kuzu daha verdum kaç kuzu oldi?
-6 tane oldi. Cemal biraz bozulur ama çaktırmaz.
-Tabi bu soru biraz zor oldu piraz taha kolayini sorayum.
-Sana 2 kuzu verdum, sonra 1 tane taha verdum kaç kuzi oldi ?
-Tört kuzi oldi. Cemal sinirlenir, Ama hemsehrisinide işe almak ister.
-Peçi 1 kuzi verdim, sonra bir kuzi taha verdum kaç etti ?
-Üç etti. Bunun üzerine Cemal iki tokat çakar ve tekrar sorar.
-Pir kuzi verdum, kaç kuzin oldi?
-İçi tane. Cemal iyice sinirlenir ve Temeli iyice döver.
-Ulan hemşeru teyup işe almak istedum, sende tam salakmişsun. Ula sağa pir kuzi vermişsem pir kuzin olur anladun mi?
-Olir mi, der Temel.
-Penum evde bir kuzi de kendumin var.

BİR ŞANS DAHA VER
Öğretmen Temele kafayı takmış.İlla sınıfta bırakacakmış çocuğu diye millet dedikodu yapmış.Öğretmende halkın önünde Temeli sınav yapmaya karar vermiş.Stadta millet toplanmış.Ve öğretmen megafonla Temele sormuş :
-Yedi kere yedi kaçtır?
-Kırk tokuz demiş, Temel.
Bir saniye sonra staddakiler ayağa kalkıp hep bir ağızdan :
-Pi sanş taha ver, pi sanş taha ver, diye bağırmışlar.

BİSİKLET
Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel’e :
-Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
-Kum, demiş. Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
-Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel :
-Bisiklet, demiş

BİZ NE DEDİK
Temel bir gün hâkimin karşısına çıkartılır.
Hakim Temel’e sorar :
-Evladim senin adın ne bakim?
Temel :
-Adım “Temel”, fakat “Z” si yok.
Hakim biran düşünür ve Temel’e dönerek der :
-Evladım, “Temel”de “Z” yok ki!
Temel hemen cevabı yapıştırır :
-Eeeee, biz ne deduk hakim bey?

Bektaşi Fıkraları-2

Yanlışlıkla ağzına girmiş… 

Sofulardan bir zevzek, Bektaşi ile güya alay etmek için ona her rastlayışında rüyalar uydurur söyler ve bu rüyaların konularını da, mutlaka Bektaşi babalarını küçültecek uydurma vakalara ayırırmış.Bir sabah Bektaşi işine giderken bu zevzek herif yine kendisini karşılamış:

— Aman dostum, bu gece öyle bir rüya gördüm ki bayılacaksın.Diye söze başlamış ve rüyasında, bir Bektaşi babasının kendisinin ağzına tükürdüğünü anlatmış.

Bektaşi, rüyayı büyük bir dikkatle dinlemiş.

—Hakikaten, rüya çok mühim… Her halde bizim baba senin suratına tükürecekmiş.

Fakat bu tükürük, yanlışlıkla ağzına girmiş.  

Buyurun cenaze namazına… 

İçkinin şiddetle yasaklanmış olduğu bir zamanda, gizli meyhanelerden birinde demlenen Bektaşi, salına salına giderken, birdenbire  tanıdık bir çehre ile karşılaşmış. Hemen samimi bir tavırla elini o çehre sahibinin omzuna koyarak, sormaya başlamış:

— İmanım! Seni iyice gözüm ısırıyor. Acaba nerede gördüm? Fener deki Çardaklı meyhanede mi?

— Hayır.

— Öyleyse, Tavuk pazarındaki Küplüde.

— Hayır.

— Eh, o halde mutlaka Uzun odalarda.

— Hayır.

— Allah, Allah… bari söyle de meraktan kurtulayım.

— Her halde sen beni selamlık ettiğim zaman görmüş olacaksın.Bektaşi, karşısındaki adamın Padişah olduğunu anlamış. Artık söyleyecek söz bulamamış. Hemen oraya sırt üstü yatarak:

— Ey ahali… ben kalıbı değiştiriyorum. Buyurun cenaze namazına. Diye bağırmış.  

Soğuğu ananın karnında almışsın… 

Bektaşi’nin bir komşusu varmış. Bu adam o derece sevimsizmiş ki, Bektaşi bu adamdan hiç hoşlanmazmış.Bu adam Bektaşi’yi ne zaman görse nezleden şikâyet edermiş.

— Öyle bir soğuk almışım ki, diye söze başlarmış.Bektaşi, dayanamamış.

Nihayet günün birinde:

— Be imanım, bana kalırsa sen asıl soğuğu ananın karnında almışsın.

Diyerek, sevimsiz komşusunun soğukluğunu yüzüne vurmak suretiyle yakasını onun elinden kurtarmış  

Ne kadar değişmişsin! 

Bektaşi bir gün eski dostlarından birine rastlamış.

Evvelce, pek kılık kıyafet düşkünü olan bu dostunu şimdi pek mükellef bir kılıkta görünce garipsemişse de, bir şey sormaya lüzum görmemiş. Yalnız, onunla konuşu konuşa evine gitmek için:

— Azizim! Burada ne bekliyorsunuz? Buyurun, beraber gidelim. Hiç olmazsa eski günlerden konuşuruz, demiş.Fakat adam bu teklifi kabul etmemiş:

— Beni affetseniz. Burada beklemeye mecburum. Diyerek cevap vermiş.Bektaşi nasılsa bir meraka kapılmış. Sormaya başlamış:

— Birini mi bekliyorsun, azizim?

— Evet. Eşeğimi getireceklerdi.

— Eşeği ne yapacaksın?

— Vallahi dostum, şimdi üç adım bile yaya gidemiyorum.

– Yaaa! Demek ki sen, eşek olmayınca üç adım bile gidemiyorsun, ha? Vah, vah, vah.

Meğer ne kadar değişmişsin. 

Onu da yarın yapırım!

Meşhur Kuyucu Murat Paşanın türbedarı gayet keyfin düşkün bir Bektaşi imiş. Zevk aldığı keyif verici şeylerin vaktini bir dakika bile geçirmezmiş.
Bir bayram arifesinde, akşama doğru Bektaşi türbedar keyif verici içeceklerini hazırlamış. Rakısını, esrarlı sigarasını ve macun hokkasını önündeki sofraya sıralamış.

Tam sofraya oturacağı zaman içeriye saray adamlarından biri girmiş:
– Aman! Şevketli efendimiz türbeyi ziyarete geliyor, demiş.

Bunu duyan Bektaşi canı fena halde sıkılarak yerinden kalkmış, hazırladığı şeyleri bir tarafa kaldırarak el pençe divan durup Padişahı beklemeye başlamış.

Biraz sonra, muhteşem bir alayla  Sultan Mahmut gelmiş, türbeye girmiş. Adet olduğu şekilde üç İhlâs bir Fatiha okunduktan sonra Padişah oraya buraya göz gezdirmeye başlamış. Türbedara dönerek :
– Her tarafı bakımsız buluyorum.

Dedikten sonra, emirler vermeye başlamış:
– Şu perdelerin tozunu al.

Türbedar derhal bir merdivene tırmanmış, perdelerin tozlarını almış.
— Şuralarda da örümcekler var.                      
Türbedar derhal tavan süpürgesine sarılmış, örümcekleri de almış.
— Mübarek zatın sandukası üzerindeki örtüler pek de karmakarışık. Şunları da düzelt.

Türbedar derhal sanduka üzerindeki örtüleri indirmiş. Yeniden sermiş.
– Bu muhterem vezirin kavuğu da berbat bir halde. Çabuk, sarığı çöz de yeniden sar.

Alışkın olduğu keyif saatini geçirmiş. Fena halde sersemlemiş olan Bektaşi türbedarın, artık sabrı tükenmiş ve demiş ki:
 – A benim şevketli Hünkârım! Bu herif de yarın bayram selamlığına yetişecek değil ya onu da yarın yaparım
 

Doğru Söz! 

Bektaşi içiyordu. Kendisine:

— Sarhoş olmaktan korkmuyor musun, dediler. O:

— Hayır, benim sarhoşluğumdan kimseye bir zararım dokunmaz ki. Siz asıl içmeden sarhoş olanlardan çekinin.

— Kim onlar?

— Bunlar bir takım sonradan görmelerdir ki, ellerine dünya malı geçtiği için ne oldum delisi olurlar. 

Allah, affeder. Fakat… 

Bir gün Bektaşi’ye sormuşlar:

— Baba erenler, niçin oruç tutmazsınız?

— Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.

— İftara çağırsalar gider misin?– Aaa… Doğrusu ne yapar eder giderim.

— Canım, bu nasıl olur? Allah’ ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetine icabet ediyorsun.

— Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir.

Bir eşref saatine gelirse kulların günahını derhal affedebilir. Fakat insanlar böyle midir ya?

Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için davetlere derhal icabet etmek gerekir. 

Ben çaktım, O çaktı! 

Bektaşi’nin birine sormuşlar:

— Erenler, dün gece ne iş gördün. Bektaşi:

— Hava açıktı. Tepsiyi alıp bahçeye çıktım, derken gökyüzü bulutlandı. Ben çaktım, şimşek çaktı, ben çaktım.

Sonra ben sızmışım. O ne yaptı bilmem!…  

Bektaşi Fıkralar-1

HER ŞEY ALLAH’TAN

(Bir tren kazasının “Takdiri ilahi” , “Her şey Allah’tan” şeklindeki yaklaşımlarla açıklanmasını eleştiren birinin, guruptaki Avni Anıl’a ne düşündüğünü sorması üzerine, Avni Anıl’ın anlattığı fıkradır.)

“Bektaşi’nin biri her gün kasabada ‘Her şey Allah’tan’, ‘Her şey Allah’tan’ diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi’ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi’nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce;

– Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah’tandı.

– Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah’tan da ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum.”

HANGİSİ SARI, HANGİSİ KIRMIZI

(İlhan Selçuk’un bir köşe yazısından alınmıştır.)

Bektaşi -ya da Alevi- iki öküzüyle tarlasını sürermiş; kırmızı öküz az yem yiyip, çok çalışırmış; sarı öküz lanet mi lanetmiş!.. Hem çok yermiş, hem tembelmiş!.. Bir gün öfkelenmiş Bektaşi:

– Ey Allahım, demiş, şu sarı öküzün canını al da kurtulayım..

Baba Erenler ertesi sabah ahıra girince ne görsün, kırmızı öküz sizlere ömür, sarı lanet capacanlı… Dışardan bir çocuk çağırmış Bektaşi, öküzleri göstermiş:

– Ulan, demiş, bunların hangisi sarı, hangisi kırmızı?.. Çocuk göstermiş:

– Bu sarı, bu kırmızı!.. Bektaşi gözlerini göğe çevirmiş:

– İmanım, demiş, bacak kadar çocuk renkleri biliyor da, sen ayıramıyor musun?..

ŞİMDİ YALNIZ KALDIM

Bektaşi dalıp gitmişti. Güzel ve sakin bir havada Tanrıyla baş başaydı. Belli ki Tanrı ile halleşiyordu. Onun dalgınlığını izleyen, yakınındaki masada oturan merakla sordu:

-Dalmış gitmişsin, kimin kimsen yok mu, yalnız mısın? Daldığı âlemden ayrılmak zorunda kalan Bektaşi:

-Asıl şimdi yalnız kaldım, dedi.

ORASINI ALLAH BİLİR

Şarap yapmak yasaklanmış; sıkı bir kontrolle, şarap yapan yakalandığında kellesi vuruluyordu.

Bağ bozumu vakti geldiğinde, Bektaşiüzümlerin suyunu küplere doldurdu. Durumdan haberdar olan hükümdar, Bektaşi’nin küpleri başına geldiğinde, hiddetle sordu:

-Üzüm suyu küplere ne için dolduruldu?

Bektaşi, yakalanmışlığının telaşı ile cevap verir:

-Dolduruyorum ki, orada sirke olsun.

Hükümdar, biraz yumuşayarak yeniden sordu:

-Sirke dersin ama ya şarap olursa!

Hükümdarın yumuşadığını gören Bektaşi:

-Orasını Allah bilir, dedi.

İTİBAR

Softanın biri Bektaşi’nin önüne geçti:

-Ey Erenler; iyisin, hoşsun, ilim irfan sahibisin; bir de oruç tutup, namaz kılsan, bizim nazarımızda da itibarın olur o zaman, dedi.

Bektaşi gülümseyerek:

-Sizin nazarınızda itibar kazanmak için, Tanrı önündeki itibarımı zedeleyemem, dedi.

ALDATMAK

Meyhanelerden çıkmazdı hiç. İçkisini içer, geç vakitte naralar atarak evinin yolunu tutardı. Ne çocuğuna, ne eşine, ne anasına, babasına ve ne de çevresine hayrı dokunmamıştı. “Ayyaş Hamdi” böyle bir yaşamın sonunda rahmetli oldu.

Cenaze namazı kılındıktak sonra İmam sordu:

-Merhumu nasıl bilir siniz?

-İyi insandı… Kimseye kötülüğü olmadı… Toprağı bol olsun… ve benzer cevapları duyan Bektaşi sabredemedi ve yanındakinin kulağına fısıldadı:

-Bizi neyse de, Allahı da aldatmaya yelteniyorlar.

BİR DE SENİN KULUNA BAK

Bektaşi Baba İstanbul’da gezinirken, Padişahın Sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir binanın yakınından geçmekte idi. Binanın önünde şatafatlı bir fayton durmakta idi. Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Adam faytona binerken, Bektaşi meraklanandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu.

—Faytona binen padişah mıdır?

-Hayır  padişahın bir kuludur. Cevabını aldı.

Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama baktı. Sonrada kendi haline baktıktan sonra, ellerine açarak:

-Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak! Diye söylendi.

KABAHAT TARLAYI GÖSTERENDE

Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi’ye ”sen de gel” demişler. Baba Erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak:

– Bizimki de, demiş, burası!..

Duadan sonra bir yağmur bir yağmur, ortalığı seller basmış, Bektaşi’nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:

– Ulan, demiş, kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende..

AKŞAMDAAAAAN, AKŞAMA

Zaptiye başı yolda çakırkeyif rastladığı Bektaşi’yi çevirmiş ve kükremiş:

-Söyle bre zındık, namaz vakti cami mihrabında secdeye vardığın olur mu?

Erenler çok hızlı ve çok vurgulu bir biçimde cevaplamış:

-Her bayram, her bayram.

Zaptiye başı bu kez:

-Peki ey kâfir, şarap zıkkımlanır mısın? Diye sormuş.

Bektaşi suçüstü yakalanmış olmasının ürkekliği ve yalana başvurmanın faydasının olmadığının farkına vararak, eliyle küçümseme işareti yaparak yanıt vermiş:

-Eh, akşamdaaaaan akşama.

                                             

SIRAT KÖPRÜSÜ

Bektaşi kafayı çekmiş. Ayakları birbirine dolana dolana, sağa sola yalpalayarak giden Bektaşi’yi gören komşusu dayanamayıp laf atmış:

-Hey baba erenler, bu halle sırat köprüsünü nasıl geçersin?

Bektaşi istifini bozmadan komşusunu cevap vermiş:

-Sanki karşı tarafta mor sümbüllü bağlarım varda!

OLMAYAN ŞEY

Yolu camiye düşen Bektaşi namazdan sonra:

– Ey ulu tanrım, bana bol bol şarap ver. Diye dua etmiş.

Yanında namazı bitiren kişi de ellerini kaldırmış:

– Rabbim bana iman ver. Diye dua etmiş.

İki duayı da işiten hoca Bektaşi’ye dönmüş:

– Bak herkes iman istiyor tanrıdan sen de şarap istiyorsun. Utanmıyor musun? demiş.

Bunun üzerine Bektaşi hocaya dönüp:

– Ne yapalım hoca efendi herkes kendisinde olmayanı ister. Demiş.

KAYIK KÜÇÜK

Bektaşi kiraladığı kayık ile Eminönü’nden Üsküdar’a giderken, deniz dalgalanmaya, kayık sallanmaya başlar.

Dalgaların, büyük bir fırtınanın başlangıcı olduğunu sezen Bektaşi’nin telaşlandığını gören kayıkçı:

-Ne korkuyorsun yolcu? Korkma. Allah büyüktür! Diye Bektaşi’yi sakinleştirmek ister.

Kayıkçının bu sözüne içerleyen Bektaşi şu yanıtı verir:

-Allah büyüktür amma, kayık küçük!

ALLAH’IN KELAMI

Bir mecliste Kuran’ı Kerim’den söz açılıp, sohbet koyulaşmıştır.

Kuran’ı Kerim’in eşsizliğinden ve olağanüstülüğünden bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışır:

-Evet, Allah’ın kelamı cidden eşsizdir. Amma, yazısı biraz karışıktır!… der.

Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar:

-Karışık mıdır? Nerden biliyorsun?

Bektaşi sakin bir tavırla cevap verir:

-Alnımın yazısından!

CAMİDE VAAZ

Bektaşi’nin yolu camiye düşmüştür. Cami imamı o gün ki vaazında içkinin kötülüklerinden bahsetmektedir. Cami imamı uzun bir vaazdan sonra cemaate birde örnek verir:

-Ey cemaat eşeğin önüne bir kova su, bir kova da rakı koyun hangisini içer? diye sorar.

Bektaşi elini kaldırarak cami imamının sorusunu yanıtlar:

-Hocam suyu içer.

İmam:

Tabi ki suyu içer, peki neden suyu içer? Diye sorunca, Bektaşi cevaplar:

-Neden olacak hocam, eşekliğinden!

İNEĞİDE KURBANA SAYMAZSAM!

Bektaşi bulgurunu kaynatıp, kuruması için sermiş, bir yandan karıştırırken bir yandan da dua edermiş:

-Allah’ım bulgurlarım kurumadan yağmur yağdırma!

Bulgurlar tam kurumaya yüz tutmuşken yağan yağmur, Bektaşi’nin bulgur sergisini su içinde koymuş. Bu zor durumunun üzerinden bir hafta geçmeden, ineğini de ahırda ölü bulan Bektaşi, üst üste gelen kötü olayları kabullenmekte zorlanmış.

Ramazan ayının geldiğini fırsat bilen Bektaşi oruç tutmaya niyet etmiş ve Ramazanın ilk günü, iftara beş dakika kala sigarasını yakmış. Sigarasından içine çektiği dumanı büyük bir keyifle gökyüzüne  üfleyerek:

-Nasıl, illet oluyorsun şimdi bana değil mi? Diyerek kendi kendine söylenmeye devam etmiş:

-Ölen ineği de kurbana saymazsam şerefsizim!

BİTSİN BU DAVA

Gelecek konuklarını nasıl ağırlayacağını kara kara düşünen Bektaşi’nin gözü, Yahudi olan komşusunun keçilerine takılmış. Keçilerden birini çaktırmadan alıp kesmiş. Durumu fark eden Yahudi; “Kadıya gitsem… Kadı da Bektaşi’de Müslüman, ben Yahudi’yim. Davayı kazanamam. Hadi kazandım, Bektaşi’nin nesi var ki, hakkımı alabileyim!… Biz artık Allah’ın huzurunda hesaplaşırız…” düşüncesi ile şikâyetçi olmamış.

Gel zaman git zaman her ikisi de rahmetli olmuş. Yahudi, ahrette Bektaşi’den davacı olmuş. Mahkeme kurulmuş ve Bektaşi’ye sormuşlar:

-Sen Yahudi komşundan habersiz keçisini kesmişsin!

—Kesmedim, demiş Bektaşi.

—Ben gözlerimle gördüm demiş, Yahudi.

Bektaşi “Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.” Diye itiraz etmiş.

—Haklısın ama günahların arasında keçiyi kestiğinde yazılı, demişler.

Bektaşi bu kez, “Mahkeme hâkimi aynı zamanda şahitlik yapamaz.” Diye itiraz etmiş.

—Gene haklısın; o zaman getirin keçiyi ona soralım… Demişler.

Bektaşi son bir çaba ile çözüm yolu önermiş:

-Ne!… Keçi burada mı?….. Verin keçiyi o zaman bu Yahudi’ye… Bitsin bu dava!

FAKİRE CAN GELDİ

Oruç tutan Bektaşi pek fena susamış. Gürül gürül akan çeşmeyi görünce de dayanamayıp ağzını dayayıp kana kana çeşmeden su içmiş. Bu sırada oradan geçen komşusu seslenmiş:

-Aman erenler ne yaptın? Oruç gitti!

Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş :

-Oruç gitti ama fakire de can geldi!

BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ

Adama sormuşlar :

-Kaç gün oruç tuttun?

—Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim! Demiş.

Aynı soru, orada bulunan Bektaşi’ye sorulunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :

-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!

PEŞİN NAMAZ

Hoca ile Bektaşi birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca:

-Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya…….

Rekât üstüne rekât, selam üstüne selam… Bektaşi’nin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :

-Yahu bu ne uzun namaz böyle?

—Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları da kıldım! Demiş hoca.

Yola koyulmuşlar, bir müddet sonra mola verdiklerinde bu kez namaz kılmak için Bektaşi müsaade istemiş ve başlamış namaza…

Ama ne namaz, bitmiyor! Sonunda hoca dayanamamış :

-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!

—Önümüzdeki haftanın namazını kıldım! Diye cevaplamış Bektaşi.

Hoca şaşırmış:

-Yahu olur mu böyle şey?

Bektaşi gülmüş :

-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?

SEN NE İŞE YARADIN

Hoca ile Bektaşi içki içerken yakalanırlar ve Kadı’nın huzuruna çıkarılırlar.

—Şeytana uyduk kadı efendi. Diye af dileyen hocayı, kadı affetmez ve idam cezası verir.

Sıra Bektaşi’ye geldiğinde savunmasını yapar:

-Kadı efendi ben gayri-müslümüm, bana oruç farz değildir.

Kadı Bektaşi’yi serbest bırakır. Bektaşi Kadı’nın huzurundan ayrılırken sorar:

-Kadı efendi, ben de şahadet getirip Müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın?

Kadı efendi düşünür, bir kişiyi Müslüman yapmanın sevabını hesap eder ve Bektaşi’nin teklifini kabul eder, Hocayı da affeder.

Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hoca Bektaşi’ye kızgınlıkla sorar:

-Sen ne biçim adamsın be, bir Hıristiyan bir Müslüman oluyorsun! Sen de hiç iman yok mu?

Bektaşi gülerek cevaplar:

-Gâvur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım. Peki, sen ne işe yaradın?


HALİM MECALİM YOK

Sohbet sırasında Bektaşi’ye sormuşlar:

-Baba Erenler niçin oruç tutmazsın?

Bektaşi’de mazeret hazırdır:

-Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.

Bektaşi’yi zorda bırakmak için bir soru daha sorarlar:

-İftara çağırsalar gider misin?

—Doğrusu ne yapar eder giderim.

Bektaşi’nin bu cevabına itirazlarını bildirirler:

-Bu nasıl olur? Allah’ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetini kaçırmıyorsun!
Bektaşi’nin cevabı hazırdır:

-Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir ve affedicidir. Fakat insanlar böyle midir? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için kulların davetlerini kaçırmamak gerekir.

ALTI ÜSTÜNDEN İYİDİR

Adamın biri, sohbetlerinde gündelik yaşamdaki olumsuzluklardan örnekler vererek:

-Böyle giderse kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek…..diyerek hiç durmadan çevresindeki insanları karamsarlığa itiyormuş. Bu konuşmalardan birisini duyan Bektaşi dayanamayıp cevap vermiş:

-Gelsin imanım demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.

KERAMET ALÇAK GÖNÜLLÜLÜKTE

Sofunun birisi Bektaşi’yi denemek ister.

—Baba Erenler, sizler için kerametli diyorlar. İsterse Ağacı bile ayağının yanına getirir diyorlar. Bize de gösterinde bizde görelim, der.

Baba Erenler, kendisi ile alay edilmek istendiğini fark ederek, Sofuya bir ders vermek gerektiği düşünür ve ağacı çağırmaya karar verir:

-Ağaç gel der, fakat ağaçta hareket yok.

—Ağaç gel der, fakat yine gelmez.

—Ağaç gel der, üçüncü çağırışında da ağaçta hareket yoktur. Bunun üzerine, Bektaşi ağacın yanına gider ve derki:

-Eğer ağaç bize gelmezse biz ağaca gideriz. 

Başarının Sırrı

Tarihte şöyle anlatılır…

Bir savaşta komutanın ordusu savaşı kaybeder ordu dağılır.
Komutanda kaçarak bir mağaraya sığınır. Mağarada oturup düşünürken bir karıncanın duvara doğru yürüdüğünü görür.
 Karınca bulduğu küçük bir arpa tanesini ağzına alıp duvara tırmanmaya çabalıyormuş. İlk çabası daha işin başındayken boşa çıkmış.
     


Devamı…

Kendinize Engel Olmayın.

1950″li yıllarda kamuoyunda; doktorların araştırmalarına dayanarak “bir mil dört dakikanın altında koşulamaz, bu insan fizyolojisi açısından mümkün değildir” yargısı vardı.

Bu görüşler atletizmle uğraşan atletleri ve atletizm otoritelerini etkilemiştir. Atletizm otoriteleri ve atletler bu görüşün etkisinde kalarak bir mili dört dakikanın altında koşmayı hiç düşünmediler. Yarışmalarda bütün atletler artık rekor kırmak için değil sadece birinci olmak için koşuyorlardı.       Devamı…

Nasıl Zamanın Efendisi Olursunuz?

 

Siz mi zamanınızı yönetiyorsunuz, yoksa zaman mı sizi yönetiyor? Akşam olduğunda o gün yapmanız gereken işleri yetiştiremediğinizi görüp kendinize kızıyor musunuz? İşleriniz zamanında bitmiyor, hep bir şeyleri yetiştirmek için koşuşturmaktan sürekli yorgun musunuz? Başarılı insanların ortak özelliklerinden biri, zamanlarını çok iyi değerlendiriyor olmalarıdır. Lee İacocca, yöneticilik hayatını anlattığı kitabında şöyle söylüyordu: Devamı…

Devrimleri


Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir devrimciydi. O dönemlerde, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi ve kültürel açıdan gelişmiş toplumların aktif bir üyesi olabilmesi için, modernize edilmesi çok önemli idi. Mustafa Kemal ülkesindeki yaşamı modernize etmiştir. Devamı…

Askerlik Dönüşü


Askerliğini bitirmiş olan genç askerliğini yaptığı şehirden ailesini aradı:

—Anne baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.

—Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz, diye cevapladılar. Oğulları,

-Bilmeniz gereken bir şey var diye devam etti. Devamı…

Başarı nedir?

Başarı nedir?       

Başarı deyince aklımıza farklı şeyler gelir. Toplumun gözünde başarı iyi maddi gelir getiren bir kariyer, büyük bir ev, lüks bir arabadır.      

Aslında bunlar başarılı olmanın tanımı değildir.        

İsterseniz Ralph Waldo Emerson’ın başarı tanımına kulak verelim:        

   ·  Sık sık gülmek ve çok sevmektir.        Devamı…

Çocuk Ve Ev Ödevi

ÇOCUK VE EV ÖDEVİ    

 Ev ödevleri çocukların sorumluluk duygularını ve öz disiplinlerini geliştirmeleri için önemli bir fırsattır. Ancak, okuldan eve getirilen her ödev beraberinde bir sürü soru, kargaşa ve olumsuz duyguyu da birlikte getirebilir ve bunlar sizinle çocuğunuz arasında bir tartışma için yeterlidir.   


Devamı…

Test Çözme Teknikleri

ÖSS ve OKS test tekniğine dayalı sınavlardır. Bu sınavlarda başarılı olmak test çözme becerisi kazanmayı gerektirir. Çünkü bu sınava müracaat eden aday sayısı her yıl artmakta kontenjanlarda sınırlı kalmaktadır.       

Yani kazanmak her yıl bir önceki yıla göre daha da güçleşmektedir. Bu güçlüğün üstesinden gelmek için adayın sınav süresince yaptığı netlerin yüksek olması gerekir.        Devamı…

Annelere Mektup

ANNELERE MEKTUP       

 Çocuğunuz 1991 doğumlu ve ilköğretimin sekizinci sınıfında ise, bu öğretim yılında yaşayacaklarınız bugüne kadar yaşadıklarınızdan daha farklı olacaktır. Çünkü karşınızda, hem kendi kişiliğini, kimliğini bulmaya ve çevresine kanıtlamaya çalışan, hem yaşadığı fiziksel değişimlerle baş edebilme mücadelesi veren bir genç var.  


Devamı…

Okul hayatında ve hayat okulunda başarı için stratejiler

      

Bu dünyada başarılı olmayı denemiş ilk kişi siz değilsiniz, son kişi de siz olmayacaksınız. Sizden önce milyarlarca insan başarılı olmaya çalıştı. Bazıları, başarılı olmayı başarabildi, bazıları başaramadı. Başarılı olmaya çalışan bu insanlar, geliştirdikleri ve kullandıkları yolları bazen anlatarak, bazen yazarak diğer insanlarla paylaştılar.

Neyin işe yaradığını da neyin işe yaramadığını da anlattılar. Bunun sonucunda insanlığın bir başarı bilgi bankası oluştu. Tarihten alınacak dersler gibi, bu bilgi bankasından da alınacak çok değerli dersler vardır.  Devamı…

Öğretmen

 Günün Öyküsü: Öğretmen

Öğretmenin adı bayan Thompson’du ve 5.sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı.

       Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, Bayan Thompson, Teddy’i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken
bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi.

       Çalıştığı okulda bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti ve Teddy’nin bilgilerini en sona bırakmıştı. Onun dosyasını incelediğinde şaşırdı. Çünkü

       Birinci sınıf öğretmeni:
       “Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu… Ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu…” diye yazmıştı.

      İkinci sınıf öğretmeni:
       “Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen, fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor..” diyordu.

       Üçüncü sınıf öğretmeni:
       “Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer birşeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.“ diye yazmıştı.

       Dördüncü sınıf öğretmenine gelince:
“Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.” demişti.

       Şimdi bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu. Öğrenciler ona güzel kâğıtlara sarılmış süslü kurdelerele paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde
kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy’nin armağanı kaba kahverengi bir kese kâğıdına beceriksizce sarılmıştı. Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi.

       Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış, birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar, fakat öğretmen, bileziğin
ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.

       O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek; “Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz” dedi.

       Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vaz geçerek onları eğitmeye başladı. Teddy’ye özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek, Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu.

       Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına karşın Teddy, onun en sevdiği öğrenci olmuştu.

       Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy’dendi. Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu. Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti. Notunda liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve bayan Thompson’un halâ hayatında gördüğü en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu. Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy’den. O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarfetmesi gerektiğini yazıyordu. Ve bayan Thompson halâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi. Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi. Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun  olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve halâ bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi. Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu. Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.

       Bu hikaye burda bitmedi. İlkbaharda bir mektup daha aldı bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü,
bayan Thompson’un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Tabii ki oturabilirdi.

       Tahmin edin ne oldu?

       Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı, Teddy’nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümden sürmeyi de ihmal etmedi.

       Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına “Bana inandığınız için çok teşekkürler bayan Thompson, kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için de…” diye fısıldadı.

       Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi:
       “Yanılıyorsun Teddy… Ben değil, sen bana öğrettin…
       Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum..!”       

Doğugül Kan – İngilizce’den çeviren – www.muhsinyazici.com

Bilim adamları kalp hastalığını durdurmayı ve geriletmeyi başardı.

      Bilim adamları kalp hastalığını durdurmayı ve geriletmeyi başardı.       

       Bilim adamları farelerde kalp rahatsızlığının ilerlemesini durdurmayı ve hatta bazı negatif etkilerini tersine çevirmeyi başardı. 
       Bu yöntemin yakın gelecekte insanlar üzerinde deneneceği de söyleniyor.
       Devamı…

Veli – Öğretmen İlişkisi Öneriler

Veli – Öğretmen İlişkisi Öneriler   

 Öğrenci, veli ve öğretmen arasındaki olumlu bir iletişim ancak öğrencinin gelişimini tartışarak, problemlerini ve gereksinimlerini belirleyerek sağlanabilir. Bu iletişimi sağlamanın en önemli kaynağı da sağlıklı ve işlevsel okul-aile toplantılarıdır. Ancak, bu çalışmada elde edilen bulgular veli-öğretmen görüşmelerinin sağlıklı ve işlevsel olmadığı yönündedir.


Devamı…

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.