Muhsin Yazıcı

Çocuk ve Oyun

       Çocuk ve Oyun 

       Oyunun
tanımı konusunda eski zamanlardan beri çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Tüm bu görüşlerin ortak yönü, büyük düşünür Montaigne’nin belirttiği gibi, “Çocukların oyunu oyun değil, onların en ciddi uğraşıdır” şeklinde özetlenebilir. Çocuklar doğdukları andan itibaren öğrenmeye hazırdırlar.      

Anne ve babalara düşen en büyük görev, bebeklerine öğretici olacak deneyimler yaşatmaktır. Küçük bir çocuğun gelişimi oyunla desteklenebilir ve hatta hızlanabilir. Oyuna erişkin katkısı olduğunda öğrenme hız kazanır. Dikkatli bir büyük, çocuğunun yeteneğini geliştirmesini sağlayabilir. Örneğin, artık evcilik oynamaya başlayan 18 aylık bir bebek küpleri üst üste dizdiğinde, yanındaki büyük ona bu bloklardan bir garaj ya da hayvanları için bir ev yapabileceğini söyleyerek ona değişik bir perspektif kazandırabilir.       Devamı…

Babanın çocuğun hayatındaki önemi

       Babanın çocuğun hayatındaki önemi
 

Babalık üzerine yazılan ve çizilenler, yapılan aştırmalar, maalesef her zaman anne-çocuk arasındaki ilişkinin gerisinde kalmıştır. Son yıllarda toplumsal hayatta yaşanan değişimler, ailedeki rollerin farklılaşması, çocuğun gelişiminin ve eğitiminin giderek daha önem kazanması baba-çocuk ilişkisinin de, hak ettiği ilgiyi görmesine yardımcı oldu. 


Devamı…

Acemi Müffetişler

       Acemi Müffetişler       

      Bir gün iki müfettişe, şikâyet üzerine okul inceleme görevi verilmiş. Bunlar yola düşmüşler. Önce okulun etrafından araştırma yapalım demişler ve gelen geçen öğrencilere okul hakkında sorular sormaya başlamışlar.       

Uzaktan gelen çocuğa bu okulda mı okuyorsun demişler, o da size ne demiş.

Başka bir çocuk görünmüş hemen ona yaklaşmışlar, bu okulda öğretmenler nasıldır diye sormuşlar?         Devamı…

Baba Sevgisi


Adam yorgun argın eve döndüğünde beş yaşındaki oğlunu kapının önünde kendisini beklerken buldu. Çocuk babasına, saatte ne kadar para kazandığını sordu. Zaten yorgun gelen adam, oğluna “Bu senin işin değil” diyerek karşılık verdi. Çocuk dayattı: 

– “Babacığım lütfen bilmek istiyorum” dedi. 
Devamı…

Baba Sevgisi

Baba Sevgisi

Adam yorgun argın eve döndüğünde beş yaşındaki oğlunu kapının önünde kendisini beklerken buldu. Çocuk babasına, saatte ne kadar para kazandığını sordu. Zaten yorgun gelen adam, oğluna “Bu senin işin değil” diyerek karşılık verdi. Çocuk dayattı:


Devamı…

Molasız Dersin Faydası Yok

       Molasız Dersin Faydası Yok        

 Mola vermeden sürekli ders çalışmanın öğrenciye faydası yok. Peki etkin öğrenme yolları nasıl sağlanır…        

Bir öğrencinin başarılı olabilmesi ancak etkin öğrenme ile mümkün. Öğrenci eğer harcanan çaba oranında başarı gösteremiyorsa çalışmalarının verimsizliğinden söz edilmesi. Milli Prodüktivite Merkezi tarafından hazırlanan “Eğitimde etkin öğrenme ve ders çalışma yöntemlerinde verimlilik” başlıklı broşürde, çalışma sürelerinin en az yarım saat, en fazla bir saat olarak ayarlanması, her bir saatte 10 dakika ara verilmesi tavsiye edildi. Devamı…

Etkili Ders Çalışma Yöntemleri

      * Planlı ve programlı çalışma           

       * Zamanın iyi kullanılması ve planlanması           

       * Çalışma ortamının düzenlenmesi           

       * Not tutma           

       * Etkili dinleme           

       * Verimli okuma           

       * Özet çıkarma           

       * Güdülenme           

       * Derse hazırlıklı gelme           

       * Tekrar            Devamı…

Öğretmen Günahları

       ÖĞRETMEN GÜNAHLARI

*Günümüz eğitim sisteminde dışı insan derisi ile kaplanmış ‘robot’ yetiştirme anlayışı vardır.
 *Önce insan sonra öğretmen olmalıyız. ‘Öğrencinin öğretmeni’ olmalıyız evvela.
 *Gelişmiş ülkelerde yetişkinler, en önemli miras olarak çocuklarına sağladıkları eğitimi görüyorlar.


  Hasan YILMAZ
Devamı…

Öğretmenlik Mesleğinin Önemi

            Öğretmenlik Mesleğinin Önemi    

 Özet; Milletlerin ruh ve karakterini şekillendirmede etkin rol oynayan öğretmenlerin bu işlevlerini yerine getirebilmesinde onların üretkenliğinin önemli bir etkisi vardır. Bu işlevini layıkıyla yerine getiren öğretmenler için; bütün bir toplum onların eseridir denilebilir. Öğretmenler, gerekli bilginin kazanılmasını kolaylaştıran, gerekli ortamları hazırlayan bir rol benimsemek durumundadır. Devamı…

Öğretmenlik Mesleği Nedir?

       Öğretmenlik Mesleği Nedir?      

 

 Öğretmenlik mesleği, çeşitli tanımlamalarla nitelendirilmektedir. Bazen de o kadar abartılarak anlatılmaktadır ki, adeta öğretmenlik “kutsal bir meslek” haline getirilmektedir. Öğretmenliği bu hale getirdikten sonra da öğretmenlikte her şey “mübah” hale gelmektedir. Bu abartılar, atasözlerimizde de açıkça kendini göstermektedir. Devamı…

Atannın Anıtkabire Nakli

 


Ulu Önder’in 15 yıl süre ile kaldığı Etnoğrafya Müzesindeki geçici kabri 4 Kasım 1953’de açıldı.       

Geçici kabrin açılmasında; Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, Eski Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Cumhurbaşkanlığı Genel Katibi Nurullah

Devamı…

En Güzel Kalp Kimin?

 Günün Öyküsü: En Güzel Kalp Kimin

Ülkenin birinde etrafında oldukça sevilen genç bir adam, kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi olduğunu ilan etmişti. Gencecik pırıl pırıl bir kalpti. Ne yarası var, ne beresi, ne eksiği, ne çiziği.      

Onu görenlerde bunu hemen onaylamışlardı.       

Derken birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlık bir adam genç adama doğru yürüdü ve:      

-“Neden senin kalbin en güzel oluyormuş ki, oysa senin kalbin benim ki kadar güzel değil” dedi.        

İşte tam o anda kalabalık ve genç adam, yaşlı adamın kalbine doğru baktılar.      

Çok hızlı çarpıyordu, fakat içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda yamalar vardı, onlarında üzeri keskin çentiklerle dolu idi.       

Yaşlı adamın bu yaşlı kalbinin çok acı çektiği belli oluyordu.      

İnsanlar şaşırmıştı, yaşlı adam nasıl bu kalbin en güzel kalp olduğunu söyleyebilirdi ki…      

Genç adam gülerek “şaka ediyor olmalısın” dedi yaşlı adama,        

“Benim kalbim pürüzsüz mükemmellikte iken seninki gözyaşları ve acılardan oluşmuş yara izleri ve yamalarla dolu”      

Buna rağmen hala nasıl benim gencecik ve pırıl pırıl kalbimle kıyaslarsın, bu yaralı bereli kalbini?         

“Doğru” diye yanıt verdi yaşlı adam         

– “Senin kalbin gencecik pırıl pırıl, yarasız beresiz yamasız, mükemmel gözüküyor. Fakat ben yine de bu yaşlı kalbimi asla senin o kalbinle değişmem. O gördüğün kalp senin hayatın kadar anlamlı ve derin izler taşıyor. Her bir yara benim sevgimi verdiğim bir İNSANI gösteriyor.       

Ben sevdiklerime kalbimden parçaları verdim, hem de seve seve. Onlarda kendilerinden bir parça verdiler bana, o yüzden bu parçalar benim verdiğim parçalara bazen tam uymadılar. Bu yamalar o yüzden.          

Fakat ben yine de onların her parçasını tek tek seviyorum, çünkü onların her biri paylaşılan sevgileri, dostlukları, güzellikleri hatırlatıyor bana. Bazen de sevgimin ve dostluklarımın karşılığını alamadım.

O kalbimin içindeki yara dolu boşluklarda bu yüzden ucu kıvrık bıçak gibi ve oldukça da acı verir. Ama hala bosturlar ve başka bir kalplerinde bana sevgi ve dostluklarını verebileceklerini böylece de bu boşlukları doldurabileceklerini gösterir ve benim hala o umutla yasamamı sağlar. 

www.muhsinyazici.com

Neden Bu Site?

        Neden Bu Site?       

       İnsanlar duygu, düşünce, birikim ve deneyimlerini aktarabilmeleri için yazılı kültürü beklemişlerdir. İnsanoğlunun yazılı kültüre geçmesi, insanlık tarihinin dönüm noktasını oluşturmuştur.      

       Göçebe toplumlar ne zaman ki yerleşik yaşama geçtiler, yazıyla ve yazılı kültürle tanıştılar, bilgi ve birikimlerini etkin bir şekilde aktarmaya başladılar.       

       Yazılı kültürü gelişmiş toplumlara bakıldığında, günlük tutma ve anı yazma kültürü inanılmaz derecede gelişmiştir. Her meslek sahibi mesleğinde elde ettiği birikilmeleri aktarmalı. Bir sonraki kuşak bir önceki toplumda yaşamış insanların birikimleri yargılamalı, eleştirmeli ve yararlanmalıdır.       

       Toplumumuza baktığımızda, anı ve günlük tutmanın Batılı toplumlara göre çok zayıf olduğu görülüyor.       

       Yirmi iki yıllık eğitim yaşantım boyunca edindiğim deneyim ve birikimlerimi bir şekilde yazılı hale getirmem gerekiyordu. Bu deneyim ve birikimlerimi, çağımızın getirdiği teknolojiyi kullanarak, karınca kararınca aktarmaya karar verdim.       

       Ne kadar aktarabilirim, bunu şimdilik bilemiyorum. Ama deneme yapmadan başarıp başaramayacağımı da bilemiyorum.       

       Bu siteye, özellikle “Veli Bilgi Paylaşım” toplantılarında edindiğim bilgileri ve oluşturduğum sunuları yükleyeceğim. Ayrıca internetten indirdiğim ve yeniden düzenlediğim bilgileri de ekledim. Bu bilgileri zaman içinde edindiğim ve hangi web sitelerinden aldığımı hatırlayamadığım için kaynak adresleri belirtemedim.  

       Emeği geçen herkese teşekkür ederim.        

       Sayfada yer alan birçok sunuyu kendim hazırladım. Bu sunuları indiren kişiler kendi isimlerini yazarak kullanabilirler. Önemli olan bilgiyi paylaşmalarıdır.        

       Kısa bir süre sonra günlük bölümünü açmak istiyorum. Günlüklerde öğretmenlerin ve eğitim yöneticilerinin/liderlerinin yaşantılarını aktarmaya çalışacağım.       

       Kendisiyle ve yaşadığı toplumla yüzleşemeyen insanların yaşam deneyimi kazanamayacaklarını düşünüyorum.        

       1987’nin Ocak ayında Tutak Lisesi’nde başlayan eğitim yaşantım, Gürpınar 75. Yıl Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda sürmektedir.             

       Tüm meslektaşlarıma, anne-babalara ve öğrencilerimize az ya da çok yardımcı olabileceksem ne mutlu bana….              

       Böylece bu sitenin amacına ulaşmış olacağı kanısına varacağım.              

       Bu sitenin oluşmasında teknik destek veren okulumuz bilgisayar öğretmeni Ali KIVCI Bey’e çok teşekkür ederim. O’nun desteği olmasaydı bu site oluşamayacaktı. Teknolojik olarak birçok şeyi ondan öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum.

       Saygılarımla……      

      01.12.2008 Beylikdüzü / İstanbul

 

 

       YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER 

       yavaş yavaş ölürler      

       Seyahat etmeyenler.      

       Yavaş yavaş ölürler      

       Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,      

       Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.      

       Yavaş yavaş ölürler      

       Alışkanlıklarına esir olanlar,      

       Her gün aynı yolları yürüyenler,      

       Ufuklarını genişletmeyen ve

       değiştirmeyenler,      

       Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile      

       girmeyenler,      

       Bir yabancı ile konuşmayanlar.      

       Yavaş yavaş ölürler      

       Heyecanlardan kaçınanlar,      

       Tamir edilen kırık kalplerin

       gözlerindeki pırıltıyı      

       görmek istemekten kaçınanlar.      

       Yavaş yavaş ölürler     

       Aşkta veya işte bedbaht olup

       yön değiştirmeyenler,      

       Rüyalarını gerçekleştirmek için

       risk almayanlar,      

       Hayatlarında bir kez dahi mantıklı

       tavsiyelerin dışına     

       Çıkmamış olanlar  

 

 

       Pablo NERUDA 

 

İlginç Bilgiler

İlginç Bilgiler


       Bilmemek ne kaybettirir, bilmek ne kazandırır bilinmez ama işte size bir dizi ilginç bilgi…
       Kutup ayılarının solak olduğunu, zürafaların yüzemediğini, sadece dişi sivrisineklerin ısırdığını, yataktan düşerek ölme olasılığının iki milyonda bir olduğunu, salatalığın yüzde 96’sının su olduğunu biliyor muydunuz?
Devamı…

Siyah Duvar

 Günün Öyküsü: Siyah Duvar

Ayni kalp rahatsızlığıyla ayni kaderi paylasan iki yaslı adam ayni odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark biri cam kenarında diğeri ise duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına dışarısını anlatırdı.       

– “Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park bu sabah sakin, iki salıncak dolu iki salıncak bos, dünkü sevgililer yine geldi, ayni yere oturup konuşmaya başladılar, elele tutuştular, ne kadar da yakışıyorlar birbirlerine. Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle onlara eslik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bugünkü yemeklerini arıyorlar, ne güzelde dalıyorlar suya”       

Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarındaki yaslı adam kalp krizi geçirene kadar, iste o anda duvar kenarındaki adam düğmeye bassa kurtaracaktı arkadaşını ama şeytana uydu, bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu, artik görebilirdi de, işte bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi çağırmadı. Ayni kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi, ama o bunun hakli bir savunma olduğunu düşünüyordu.       

Ertesi gün hastabakıcılar ölen yaşlı adamın yerine kendisini koymaya gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler, iste o günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti.        

Başını kadirdi ve pencereden baktı “Simsiyah bir duvar”

www.muhsinyazici.com

Marangoz

 Günün Öyküsü: Marangoz

 

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım isinden ayrılmak ve esi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek tasarısından söz etti.      

Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.      

Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı iste olmadığını görmek pek kolaydı.           

Bastan savma bir isçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..

İsini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi.        

Diş kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi, “sana benden hediye”.        

Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar mıydı?          

Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatimizi kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız ise elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, soka girerek, kendi kurduğumuz evde yasayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.         

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. “Hayat bir kendin yap tasarımıdır” demiştir biri.        

Bugün yaptığınız davranış ve seçimler, yârin yasayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. 

www.muhsinyazici.com

Son Pişmanlık

 Günün Öyküsü: Son Pişmanlık

Hava gene çok soğuktu. Tommy ve kardeşi çok üşümüştü. Tommy burnunu  hissetmiyordu artik. Eskimiş eldivenlerinden çıkan parmakları da buz kesmişti.

Kardeşi Tommy:

– “Yine o lüks otelin duvarına gidelim,  havalandırmasının olduğu o duvar çok sıcak oluyor”dedi.

Tommy.

– ‘Evet ama biliyorsun otelin sahibi şikayet edince polisler geliyor dedi.       

Kız çok üşümüştü. Öksürerek

-“Lütfen Tommy, çok üşüyorum” dedi.       

Otelin önüne geldiklerinde kapının önünde ki siyah arabayı tanımıştı  Tommy. Bu otel sahibinin arabası idi, otelin havalandırmasının olduğu duvara yaslanıp, ısınıyorlar diye kız kardeşini ve onu sürekli polise şikâyet eden adam bu idi. Gene sinirle etrafa emirler yağdırıyordu, otelin kapısından çıkarken.       

Bir an Tommy karanlıkta bir şeyin adamın paltosunun cebinden düştüğünü gördü, adam arabaya binmişti bile..       

Tommy yerde duran karaltıya doğru yürüdü. Bu otel sahibinin cüzdanı idi. Araba tüm ihtişamı ile hareket ederken :

Toomy’

-“Bayım, bakar mısınız?” diye bağırdı.

Adam Tommy’i görünce

-”Yine mi siz? Ne arıyorsunuz gene burada? Sizi bu otelin etrafında görmeyeceğim bir daha demedim mi ben?” diye bağırdı.      

Tommy adamın suratına baktı ve sakin bir tavırla cüzdanı adama uzattı:

-“Bunu düşürdünüz biraz önce”dedi.       

Adam şaşkın bir ifade ile cüzdanı aldı biraz önce söylediklerine pişman olmuştu ama gene de ”eğer içinden bir sent bile kayboldu ise????” diye sözünü tamamladı.        

”Ben burada iken sayın lütfen”      

Tommy bunları söylerken, adamin suratına öyle bir ifade ile bakmıştı ki, adam cüzdanın da ki parayı saymadan, paltosunu cebine koymak zorunda kalmıştı.           

”Hadi Ann, gidiyoruz!’ dedi kız kardeşine…        

Çocuklar karanlıkta kaybolmak üzere iken adam arkalarından seslendi

-”Dur bir dakika!”       

Tommy arkasını döndü ‘

-‘Ne istiyorsunuz? Bir daha otele yaklaşmamamızı söyleyecekseniz, buna gerek yok, çünkü bir daha gelmeyeceğiz buraya” dedi…           

Adamın o kızgın tavırları yoktu artik yüzünde
-‘Hayır onu söylemeyecektim, eğer is arıyorsan biz de bir kasiyer arıyorduk. Matematik kafan varsa çabuk öğrenirsin”’ dedi.
        

Çocuk arabaya doğru bir iki adim attı.

-”Cüzdanındaki 100, 200 dolar için bana güvenmeyen birisini kasasını teslim alamam yine de teşekkürler” dedi ve kız kardeşi ile oradan uzaklaşırken, adamın bir kez daha söyledikleri sayesinde, düşüncelere dalmasına sebep olduğunu bilemedi.         

Adam uzun zaman o iki kardeşi görebilmek için bakindi durdu, ama çocukları otelin etrafında bir daha göremedi.      

Şehrin arka sokaklarında büyük ihtişamlı arabası ile gezinirken adam, yine tüm siniri ile bağırıyor ve aradıkları adresi bulamamanın öfkesini şoföründen çıkarıyordu.. o sırada bisikleti ile hızla aşağı inen kasketli genci fark etti ve şoförüne”dur biraz su gelen gence adresi soralım. O büyük bir ihtimalle burada oturuyordur.”dedi.      

Şoför arabayı kenara çekti ve pencereyi açtı, yokuş aşağı hızla gelen gence eliyle işaret etti.

-”Bir saniye bir şey sorabilir miyiz??!!” dedi ama genç hiç durmadan yanlarından geçti gitti.        

Adam çok sinirlenmişti söylenmeye başladı ‘

-‘Bunlarda kibarlık ne gezer, bunlar aile terbiyesi görmemişler ki, kenar mahalle çocukları hepsi…”      

Tam bunları söylerken arabanın dikiz aynasından çocuğun biraz ileride çok zorda olsa durup geri geldiğini gördü. Çocuk arabanın yanına gelince durdu ve pencereye eğilerek

-”Özür dilerim. Sizin işaretinizi geç fark ettim, bisikletimin fren bozuk, uzakta durabildim. Bir şey mi soracaktınız?”       

Adam gözlerine inanamadı bu o gece cüzdanını getiren gençti. Tommy’in bu, adamı yaptıkları ve söyledikleri için üçüncü kez utandırışı idi.        

Adam arabadan indi ve Tommy’nin yanına gelerek omzuna elini attı:

-”Bak evlat kaç aydır ben sizi arıyorum. Sana güzel bir teklifte bulunacaktım. Gel benim yanımda çalış, ne kadar para istersen veririm. Ben sende para kazandıkça yavaş yavaş kaybettiğim insanlığımı buluyorum” dedi.        

Çocuk adamın sözünü bitirmesini bekledi ve söyle dedi ‘

-‘Üzgünüm efendim ama insanlığı ve vicdani para ile satın alamazsınız. Hosçakalin!!!”         

Tommy bisikletine binip oradan uzaklaşırken, adam Tommy’nin hala arkasından bakıyordu.        Ve yıllar önce ona ayni teklifte bulunan patronunu teklifini kabul ettiği için ilk kez pişmanlık duymuştu. 

Evet, simdi çok parası vardı, ama insanlığını kaybetmişti. Tıpkı yıllar önce insanca tavırları için Onu seven ve ise alan patronu gibi…         

Bu üç şeyi ihtiyacınız olduğunda para ile satın alamazsınız: İnsanlık, sağlık ve mutluluk… 

www.muhsinyaziic.com

Ölümsüz Kırmızı Güller

 Günün öyküsü: Ölümsüz Kırmızı Güller

Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adastida . Rose. Gül… Kocasının sevgili Rose’u… Her yıl Sevgililer Günü’nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksatmadan.      

Hatta esini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte… Her yıl güllere iliştirdiği karta ayni cümleleri yazardı: Devamı…

WordPress sürümünü güncellemeniz ve SLL güvenlik hatalarını gidermeniz gerekiyor.