Muhsin Yazıcı

SBS sonuçları nasıl değerlendirilecek

                                 SBS Sonuçları Nasıl Değerlendirilecek

Çelik, genelgede, Bakanlıkça bilim ve teknolojide meydana gelen gelişmelerin ışığında, eğitim sisteminde köklü düzenlemeler gerçekleştirildiğini belirtti.
 Bu düzenlemelerin başında öğretim programlarının, çağdaş bir anlayışla dünya gerçeklerine uygun, bilim ve teknolojide meydana gelen değişiklik ve yeniliklerin ışığında, yapılandırmacı bir yaklaşımla yeniden düzenlenmesi çalışmalarının yer aldığını ifade eden 
Devamı…

Ders Çalışmaya Nasıl Yoğunlaşabilirsiniz?

                                Ders Çalışmaya Nasıl Yoğunlaşabilirsiniz?

Birçok arkadasınız gibi sizde kendinizi derse vermekte zorlanıyor olabilirsiniz. Zaman geçtikçe ve sınavlar yaklaştıkça gerilim arttığından ders çalışma istediği de artmakta ancak yoğunlaşma zayıflamaktadır. 

Bin bir güçlükle ders çalışmay a başlasanız bile aklınıza ilgisiz düşünceler gelebilmekte zihniniz çok çabuk dağılabilmektedir. Bunun nedeni kendinizi sürekli korkutmanız dolayısıyla da kaygılandırmanızdır.

Devamı…

Ölme ihtimaliniz ne kadar, biliyor musunuz?

                          Ölme ihtimaliniz ne kadar, biliyor musunuz?

 Hayatta yaşadığımız öyle şeyler vardır ki “bu da olur mu?” deriz. Ya da “bu benim başıma mı gelecekti” gibi serzenişlerde bulunuruz. Bisiklet kullanırken ölme, başımıza yıldırım düşme veya ilk denemede 4 yapraklı yonca bulma ihtimalimiz ne kadar dersiniz?

  İŞTE ÇOK ŞAŞIRACAĞINIZ Devamı…

Karışık Fıkralar-3

       İkiz Kuleler

       Yalancının Mumu İkiz Kuleler Yıkılana Kadar Yanar       Adam İkiz Kulelerdeki işine gitmek için 11 Eylül sabahı saat 6’da evden çıkmış.
       Manhattan’a geldiğinde işe gitmekten vazgeçip önce sevgilisine uğramaya karar vermiş. Cep telefonunu da kapatmış.
       Saat 10 civarında, hala sevgilisinin evindeyken telefonunu açmış, telefonu açıldığı anda çalmaya başlamış. Avaz avaz bağıran karısı,
       “Hangi cehennemdesin sen? Bir saattir sana ulaşmaya çalışıyorum. Meraktan deliye döndüm.” diye hesap sormuş.
       Sakin sakin yanıtlamış adam:
       “Nerede olabilirim hanım? Ofisimdeyim tabii”
   

        Böyle ikram görülmedi

       Adamın biri yabancı bir şehirde, bir evin kapısını çalarak bir ricada bulunur:       — Çok susadım ve buralarda su bulamadım. Lütfen bana bir bardak su verir misiniz?       Kapıyı açan çocuk, adamın yüzüne bakarak:
       – İstersen ayran getireyim, der.
       Adam bu teklifi memnuniyetle kabul ettikten sonra, çocuk bir çanak ayran getirir.
       Adam ayranı içtikten sonra çocuk:
      – İstersen daha getireyim, der.
         — Zahmet olur yavrum.
         — Hayır, ne zahmeti. Zaten bu ayranın içine fare düştüğü için nasıl olsa dökecektik!
       Bunun üzerine, adam iğrenerek elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp parçalayınca, çocuk feryadı koparır:
       – Anneee, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı….
   

       Trafik Işıkları

       Yeni ilçe olmuş bir köye trafik ışıkları koyulursa.       Yeni ilçe olan bir köye trafik ışıkları yeni takılmış. Işıkların altında bir polis bekliyor ve halkın ışıklara uymasını sağlamaya çalışıyor yani bir çeşit trafik eğitimi vermeye çalışıyormuş.
       O sırada bakmış ki; bir kadın, elinde çocuğuyla kırmızı ışık yanarken karşıya geçiyor. Hemen seslenmiş:
       – Hanım, hanım! Nereye?
Kadın dönüp:
       – Eltimgile gidiyorum.
  

       Otobüs

       Yeni Evli Çiftin Gardırop Problemi….       Yeni evli bir çift varmış. Bunların sorunu yatak odalarındaki gardıropmuş.    Sorunda yoldan her otobüs geçişinde gardırobun müthiş bir şekilde sallanmasıymış.
       Bir gün kadın, kocası evde yokken kendi kendine:
       -Ya kocamın bir sürü işi var bir de bu gardıropla uğraşamaz, en iyisi ben bi tamirci çağırıp yaptırayım” demiş. Sonrada tamirciyi çağırmış.
       Tamirci gardırobun her yerine bakmış ve hiç bir bozukluk görememiş.   Kadına:
       -Hiç bir bozukluk yok, deyince
Kadın:
       -Olur mu beyefendi, yoldan her otobüs geçişinde müthiş şekilde sallanıyor, demiş.
Tamircide:
       -İyi öyleyse bakalım otobüs geçince ne oluyor.
       Biraz sonra yoldan bir otobüs geçmiş ve gardırop yine müthiş şekilde sallanmış. Tamirci sorunu yine anlayamamış.
       —Bir de gardırobun içine girip bi bakayım, belki sorunu oradan görebilirim, demiş ve gardıroba girip, beklemeye başlamış. Tam bu sırada kadının kocası gelmiş. Ceketini çıkarmış, gardıroba asacakmış, kapısını bi açmış dolapta tamirciyi görmüş:
       -Sen kimsin kardeşim? Ne yapıyorsun burada? Diye bağırmış. Tamirci gayet masum bi şekilde yanıtlamış:
       -Beyefendi inanmayacaksınız ama otobüs bekliyorum!
   

       Buzdolabı

       İki adamın hazin! Öyküsü…       Ahirette sorgu sırasını bekleyen iki adam birbirleriyle konuşmaya başlar.
“Sen nasıl öldün?” diye sorar birinci adam ötekine.
       “Donarak öldüm..”
       “Kötü bir ölüm olsa gerek…” der birinci adam ” donarak ölmek nasıl bir şey?” “şeyy, başlangıçta çok rahatsız edici..” diye anlatmaya başlar ikinci adam “titremeye başlıyorsun, bütün el ve ayak parmakların ağrımaya başlıyor. Ama sonrası, ölmek için çok sakin bir yol. Vücudun uyuşuyor, adeta boşluğa sürükleniyorsun, tıpkı uykuya dalmak gibi..
       Peki ya sen? Sen nasıl oldun bakalım?”       “Kalp krizi geçirdim” der birinci adam.”karımın beni aldattığından emindim.        Bir gün ansızın beklenmedik bir saatte eve döndüm, yatak odasına koştum..        Karımı orada yapayalnız örgü örerken buldum. Sonra bodruma koştum ama kimseyi bulamadım. İkinci katta da kimse yoktu. Sonra hızla çatı katına vardığımda kalp krizi beni buldu. Oracığa yığıldım ve öldüm.        Aynen böyle..”        İkinci adam başını sallar “Berbat bir şey bu…”,der. “Sadece bir an mutfakta durup buzdolabına bakmayı akıl edebilseydin şimdi ikimiz de hayatta olacaktık.”  

       Karıncaları Ezmeyen Adam

       Adamın biri papaza günah çıkarmaya gitmiş. Papaz bakmış adamın ayaklarında ufak ziller var, adım attıkça çıngırak gibi çalıyor…        “Bunlar ne yahu?”
       “Ben Allah’tan çok korkarım, karıncaları ezmemek için ayaklarıma bağladım…    Karıncalar zilin sesini duyunca kaçıyorlar.”
       Ve başlamış işlediği günahları anlatmaya…
       Komşunun kızından mahallenin duluna, doksanlık acuzeye kadar, kadınları sıraya koymuş…
       Papaz dayanamamış:
       “Ulan sen o zilleri ayağından çıkar da başka yerine tak!”
  

       Ali ve Babası

       Ali nasıl doğduğunu merak ediyor?        Ali babasına sormuş:
       -Baba ben dünyaya nasıl geldim?
       —Gece annenle yatmaya gittiğimizde yatağın çevresine şeker koyduk. Sabah kalktığımızda sen gelmiştin.
       Ali’nin bu fikir ilgisini çekmiş ve denemeye karar vermiş. Yatarken yatağının çevresine seker koymuş. Sabah bütün karınca, böcekler, vs yatağın çevresindeymiş. Ali:
       – Ulan, şimdi size elimin tersiyle bir korum. Ama baba yüreği dayanmaz!
  

       Avukat

       Şehrin hayırsever vakıflarından birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler.Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

       “-Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500 000 dolar, ancak bugüne kadar hiç bir hayır isine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

       Avukat bir süre düşündü, sonra:

       “-Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi?”

       Görevli utandı:

       “-Şey, hayır.”
       “-Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu?”

       Görevli utancından kıpkırmızı kesilmiş bir halde özür dilemeye çalışırken avukat onun sözünü kesti:

       “-Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

       Görevli yerin dibine geçmişti, sadece,

       “-Hayır, hiç bir bilgim yoktu …” diye mırıldanabildi.

       Avukat bir kez daha onun sözünü keserek devam etti:

       “-Pekâlâ, ben onlara zerre miktar para vermezken size niçin vereyim?”   

       Kaza Kurbanının Oğlu

       Kaza yerinin etrafını önce polis kordonu sonra da büyük bir meraklı kalabalığı çevirmişti..       Gazetesine, iyi bir kaza fotoğrafı yetiştirmek isteyen foto muhabiri çemberleri aşamayınca
       -“Yol verin.. Yol verin.. Ben kaza kurbanının oğluyum!” diye bağırmaya başladı.
       Kenara çekilip yol verdiler.
       Foto muhabiri yaklaştığında arabanın önünde bir eşek yattığını gördü..
   

 

 

       Aptal Sarışın

        Vantrolok eline geçirdiği kukla ile konuşuyor ve aptal sarışın fıkraları
anlatıyormuş. Gösterisi biraz ilerledikten sonra birden orta sıralardan
sarışın bir kadın ayağa kalkmış ve yüksek sesle :
       – Affedersiniz!
       Bu çıkış üzerine vantrolok ve kalabalık durmuşlar ve sarışına bakmaya
başlamışlar,
       Sarışın :
       – Görüyorum ki sarışınların ne kadar aptal olduğuna dair sakalar yapmaktasınız. Peki, söyler misiniz, bu kanıya nereden vardınız? Tek
suçumuz saçımızın rengi mi yani? Sizin bu yaptığınız ırkçılık olmuyor
mu? Kadınların birçoğunun sarışın olduğu ülkelerdeki kadınlara hakaret etmiş olmuyor musunuz? Tanımadığınız bu kadar kadına ettiğiniz hakaretler sizi rahatsız etmiyor mu? Söyler misiniz ?!!
       Bunun üzerine vantrilok çok mahçup ve üzgün bir yüz ifadesi ile :
       – Şey, … Ben özür dilerim, … Sadece şaka yapıyordum. Eğer sizi…
       Şarışın Vantrilok’un sözünü keser ve :
       – Ben sizle konuşmuyorum bayım. O elinizdeki küçük terbiyesiz adamla
konuşuyorum! Siz onu savunmayın, o cevap versin.
  

      Karagümrüklü

       “Karagümrüklü bilet atmaz.”       Güzel bir bahar gününün sabahında İETT şoförü garaja gider, otobüsünü çalıştırır ve yola çıkar.        Sorunsuz bir şekilde bir duraktan diğerine ilerler.
       Yolcularını alır, indirir. Derken; durağın birinde iri yarı, güçlü kuvvetli ve oldukça tehlikeli görünüşe sahip bir adam otobüse biner. Şoföre sert bir
bakış fırlatır ve Karagümrüklü bilet atmaz.” diyerek arkadaki bir koltuğa geçer ve oturur. Ertesi gün, ondan sonraki gün ve Ergün aynı şey tekrar olur. Karagümrüklü, aynı sözlerle ve aynı sert bakışlarla bilet atmadan koltuğa geçip oturur. Bu durum otobüs şoföründe karmaşık yaratmaya başlar.
       Hat değiştirme dilekçesi de ret edilince son çare olarak bir jimnastik kursuna yazılır. Her akşam devam ettiği kursta; judo, karate, aikido ve benzeri tüm dövüş teknikleri konusunda ihtisas yapar.

       Yazın sonlarına doğru, kendine güveni olan iyi bir dövüş ustası haline gelmiştir. Kursları bitirdiğinin ertesi günü tekrar otobüsüyle yola çıkar. Uzaktan, Karagümrüklü’nün durakta beklediğini görür.         Sinirini gizlemeye çalışırken, dişlerini gıcırdatarak otobüsün kapısını açar.
Karagümrüklü otobüse biner, şoföre sert bir bakış fırlatır ve, Karagümrüklü bilet atmaz.” diyerek ilerleyecekken tam o sırada, sıkı bir kavgaya hazır olan şoför birden koluna yapışır:

       — Neden atmıyormuşsun?
       Şoföre şaşkınlıkla bakan adam şöyle der:
       – Karagümrüklü’nün mavi kartı var.
  

       Günah Çıkartma

       Yağmur yağdı, şimşek çaktı ve ben gene bir günah işledim…        Adamın biri papaza günah çıkartmaya gitmiş.
       — Papaz efendi ben çok günah işledim. Mesela üç gün önce komşunun kızı geldi o sırada hava bozdu şimşek çaktı ve ben günah işledim.
       — Allah affeder oğlum. Demiş papaz.
       — Ertesi gün de büyük kızı geldi. Yağmur yağdı, şimşek çaktı ve ben gene bir günah işledim.
       — Allah affeder oğlum.
       — Dünde komşunun karısı geldi ve hava bozdu, yağmur yağdı, şimşek çaktı.  Ben gene bir günah işledim.
       — Tamam, oğlum anlaşıldı umarım Allah affeder. Affeder herhalde ama sen yavaş yavaş gitsen diyorum. Hava da bozmaya başladı zaten.
   

       Deli’den Tanrıya Telgraf

       Delinin biri Tanrıya telgraf çekmiş…       Eskiden Türkiye’de paranın değerli olduğu dönemde ilçenin birinde bir “deli”! Yaşarmış.
       Çoğu zaman parasız, pulsuz dolaşıp diğer insanlardan para istermiş. Sık sık para istenmesinden bıkan biri
       “Git kardeşim işine, Tanrı versin, ben vermiyorum.” diye gırgır geçmiş.
       Ama deli ya bu, inanmış ve sormuş:
       “Tanrı’dan nasıl isteyeceğim?”
       Diğeri: “Postaneye git, tel çek!” demiş başından savmak için.
       Bizimki doğru postaneye gitmiş ve şöyle bir telgraf yazmış:
      
“Yüce Tanrı makamına:
       Yüce Tanrı’m, benim param yok, bana acele 100 lira gönder!”

       Telgrafı gören memur “Olmaz kardeşim” demiş “Bu dediğini yapamam!”  Ama bizimki diretince postanede kavga çıkmış.
       Olay ilçe kaymakamına iletilmiş. Kaymakam durumu anlamış.
Deliyi makamına çağırtarak, ilçe memurlarının maaş bordrosundan kestirerek topladığı 50 lirayı deliye vermiş.
       “Bak demiş, sen tel çektin ve Tanrı da sana 50 lira gönderdi.”
       Bizim deli sevinmiş, parayı almış. Bu para ona bir ay yetmiş. Para bitince tekrar soluğu postanede almış ve şöyle bir telgraf yazmış:
      
“Yüce Tanrı makamına:
       Yüce Tanrı’m, benim param yok, bana acele 100 lira gönder ama kaymakamı aracı koyma çünkü yarısını kesiyor!”
  

       Hava Akımı

       İki adam Empire State binasının tepesindeki barda içiyor ve laflıyorlarmış.
       1. adam: “- Biliyor musun geçen hafta ne keşfettim? İnsan kendisini bu binanın tepesinden aşağıya bırakınca, 10. kata gelinceye kadar bina çevresindeki kuvvetli hava akımları onu sürüklüyor ve binanın çevresinde dolaştırıp pencereye getiriyor. ”
       2. adam: “- Salak mısın sen? Böyle bir şey asla olamaz.”
       1. adam: “- Hayır. Bu gerçek. Dur sana kanıtlayayım.” diyerek barın balkonuna çıkar, balkondan atlar, 10. kattan geçerken rüzgâr onu pencereden içeri savurur, gider asansöre biner ve tekrar bara çıkar.
       2. adam: “-Kendi gözümle gördüm ama bu tamamen bir kerelik tesadüf! Böyle bir şeyin olması mümkün değil.”
       1. adam: “- Hayır, hep böyle. Dur bir daha kanıtlayayım.” diyerek tekrar atlar ve yine 10. kattan geçerken rüzgâr onu pencereye sürükler. vs…. Bara dönünce 2. adamı bir kez denemesi için teşvik eder.
       2. adam: “- Pekâlâ, madem işe yarıyor, ben de yapabilirim.” diyerek atlar, 10. kata gelir, 10. katı geçer, kaldırıma çarpar, yapışır ve yerle bir düzeye gelir.
Yukarıda barmen 1. adama dönerek “- Biliyor musun, sen sarhoşken pisliğin teki oluyorsun, Süpermen!”
  

       İyi Kızlar!

       Üç kız cennete girmeden sorgulanır…       Üç kız ölmüş, cennetin kapısında sıraya girmişler. En büyük melek, kızları karşılamış ve sormuş:
       – Cennetin kapısından girmeden önce size küçük bir sorum var.
       Hayattayken iyi kızlar mıydınız?”
       İlk kız atılmış:
       -Sayın melek hazretleri! İnanın ben daima iyi bir kız oldum.
       Evlenmeden önce kimseyle olmadığım gibi evlendikten sonra da olmadım
       Büyük melek yardımcısına dönmüş:
       -Tamam bu kıza altın anahtarı verin”
       İkinci kız;
       -Sayın melek hazretleri! Ben evlenmeden kimseyle olmadım ama evlendikten sonra dayanamadım!”
       — Bu kıza da gümüş anahtarı verin” demiş melek hazretleri.
      
Sıra üçüncü kıza gelmiş;
       -Sayın melek ben her önüme gelen erkekle evlenmeden önce ve sonra doyasıya birlikte oldum…
       Büyük melek şöyle bir sağına ve soluna baktıktan sonra yardımcısına fısıldamış:
       -Buna da benim odanın anahtarını verin.
   

Öğrencilere en iyi öğrenme taktikleri

                                Öğrencilere en iyi öğrenme taktikleri

 Bir öğrencinin başarılı olabilmesi ancak etkin öğrenme ile mümkün.Milli Prodüktivite Merkezi tarafından hazırlanan “Eğitimde etkin öğrenme ve ders çalışma yöntemlerinde verimlilik” başlıklı broşürde, çalışma sürelerinin en az yarım saat, en fazla bir saat olarak ayarlanması, her bir saatte 10 dakika ara verilmesi tavsiye edildi.

 Öğrenme için temel faktörün öğrenci motivasyonu olduğu belirtilen çalışmada, öğrencinin herhangi bir bilgi, tutum ve davranışı öğrenmesi için öncelikli olarak öğrenmeye istekli olması gerektiği kaydedildi.

Devamı…

Çalışkan öğrenciye lise 3 yıl

                                       Çalışkan öğrenciye lise 3 yıl

Milli Eğitim Bakanlığı, 4 yıl olan lisenin 3 yılda bitirilmesinin yolunu açıyor. Lisenin ilk üç sınıfında üstün başarı gösteren ve notları 90’ı geçen öğrencilere ‘bir yıl erken mezuniyet’ imkânı getiriliyorHazırlanan taslakla ilgili diğer öğretim dairelerinin ve il milli eğitim müdürlüklerinin görüşlerini aldıklarını belirten Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Merdan Tufan, değişikliğin önümüzdeki günlerde kurulda görüşüleceğini açıkladı.

Aydede ve Kumdan Kaleler

                                                  


Çocukların bu sıcakta dışarıda oynamasına izin vermemişlerdi, çünkü güneşin altında çok fazla kalırlarsa hasta olabilirlerdi. Fakat evler de çok sıcaktı. Mahallenin bütün çocukları birbirleriyle pencerelerden, balkonlardan haberleşerek denize gitmeye karar verdiler. Devamı…

Damarda Kan Pıhtısına Karşı Yeni Umut

                     Damarda Kan Pıhtısına Karşı Yeni Umut 

Henüz yaygın kullanılmayan yeni bir ilaç, öncellikle kalça ve diz takma ameliyatlarında kan pıhtısı oluşmasını engelliyor.

Bir Alman ilaç firması tarafından geliştirilen ve ağızdan alınan ilaç, özellikle ameliyat sonrasında kan pıhtılaşmasının önlenmesi için yapılan iğnelerin yerine kullanılıyor.      

Pilot Olamazsın Demişlerdi!


Hava Harp Okulu sınavına giren onca insan arasında özel birisi vardı. Heyecanla, büyük bir arzuyla senelerdir hayalini kurduğu mesleğe adım atmaya hazırlanan bir genç: Osman Doğan.  Çocukluğu hep maket uçak yaparak, uçaklarla ilgili dergiler okuyarak, kendini pilot hayal ederek geçmişti Osman’ın.   Devamı…

Okullarda haksız nota ceza geliyor

                                Okullarda Haksız Nota Ceza Geliyor 

 Bazı öğretmenlerin öğrencilerine haksız not vererek ortalama yükselttiği iddiaları Milli Eğitim Bakanlığı’nı harekete geçirdi. Meslek etiğine aykırı davranan öğretmenlere ceza verilecek  Milli Egitim Bakanlığı. öğretmenlerin verdigi notlarla, Seviye Belirleme Sınavı’nda aldığı puanların karşılaştınlmasını isteyen bir gen

elge yayımladı.

Devamı…

Değişime Ne Kadar Açığız! – Kendimce Yazılar

Değişime Ne Kadar Açığız! 

Değişmemiz gerektiğini ifade etmeyenimiz yoktur. Her meslekten ve yaştan olanımız değişmemiz gerektiğinden dem vururuz.

         Değişmesi gereken nedir sorusu, gelir kafamızın içinde çengelli bir kanca gibi takılıp kalır.       

        Gerçekten değişimi istiyor muyuz?

         Değişim deyince ne anlıyoruz?

         Kim ya da kimler değişecek?

         Değişimi kim yönetecek?

         Sorular… sorular …. Sorular!

         Değişim, bir zaman dilimi içinde değişikliklerin tümü denebilmektedir. Yaşantımız içerisinde, trafik kurallarına bakış açımız değişiyor mu? Yemek yeme kültürümüz ne kadar değişip gelişiyor? Tiyatro izleme alışkanlığımızda ne gibi değişiklik oldu? Kitap okumaya karşı alışkanlığımızda bir farklılaşma var mı? Kadın erkek eşitliğinde geçmişe göre farklı düşünüyor muyuz?

         Yani bizler, bir ay, bir yıl, beş yıl önceki bizlerden ne kadar farklıyız?

         Her değişim, karşımıza doğal olarak direnme olgusunu çıkaracaktır. Aslına bakarsak direnmek insanoğlu için var olabilmenin en temel koşuludur. Hastalığa direnmek, güçlüye direnmek, zorluklara direnmek.

         Buradaki direnme, yeni şeyler öğrenmeye, alışkanlıklarımızın gelişmesi için var olması gereken davranış değişiklikleridir.

         Kurumlarda ve bireylerde yeni oluşumlara karşı doğal bir direnme oluşabilmektedir. Bu direnç kültürü ne kadar güçlüyse değişimde o kadar zor ya da sıkıntılı gerçekleşmektedir. Bireyler ve kurumlar için ilerde giderilmesi olanaksız yıkımlara neden olabilmektedir.

        En büyük direncin “Öğrenilmiş Çaresizlik” dediğimiz toplumsal alışkanlığımızdan geldiğini düşünüyorum. Yeniye, farklı olana karşı hep tepkili davranıyoruz.

         En büyük sorunlarımızdan birini köy kültüründen kent kültürüne geçişte yaşıyoruz. Eğitim ve ekonomik sorunlarını çözemeyen kişi ya da gruplar var olabilmek için eskiye sarılarak direnişe geçiyorlar. Bu da toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

        Değişimi kaçıran birey ve kurumlar sorunların kaynağını sürekli kendi dışında arama eğilimine girerler. Bu da gelişimin önünde oluşan en büyük dirençtir. Bu direnç bir zaman sonra olumsuz duygu ve düşüncelerin bulaşıcı hastalık gibi kurumları esir alır.

        Var olanın korunmasına girildiğinde, kaybetmenin ve gerilemenin başlangıcını oluşturuyor.

         Ve bir dizi gerekçeler ortaya koyuyoruz:

        “Burada hiçbir şey değişmez!”
        “Sizin işinizi biz mi yapalım?”
        “Biz bunları çok duyduk!”
        “Görmeden inanmam.”
        “Bunlar güzel düşünceler ama gerçek bu değil.”
        “Bize uymaz bu yollar..,”

        Değişimin dışında kalanlar, güçlerini kaybedenler, gelişim heyecanını yitirenler çevrelerine hep kuşkuyla bakarlar; değişimi sezen, yaratıcı özellikleri ve maceraya açık olanlar arasında bir çatışma kaçınılmaz hale gelir. 

       Çatışmanın kazananı her zaman bellidir: Değişimden yana olanlar kazanır.

       Değişim, kendimize ve yaşadığımız topluma yabancılaşma değildir. Kendi değerlerini ve yaşam kültürlerini koruyamayanlar değişimi gerçekleştiremezler. Yok olup giderler. Asıl değişim var olduğu yaşam biçimini ve koşullarını yeni koşullara uyarlayabilmektir.

       Kazak Ozan Abay değişimi dizelerinde şöyle ifade ediyor:

       Gün ardından doğar gün

       İlerleme değişmez

       Fikir fikri kovalar

       Yele binsen yetişmez!

       Değişim yeni şeyler söylemenin ve yapmanın gereğidir diyen, Mevlana Celaleddin Rumi bakın ne diyor:

       “Dünle birlikte gitti, cancağızım

       Ne varsa düne ait

       Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

       Yeni şeyler söyleyebilmek ve yapabilmek dileğiyle…….

       Muhsin YAZICI 

 

İlk kez kıtaların hareketi kaydedildi

                    İlk kez kıtaların hareketi kaydedildi

 Amerikalıların başını çektiği uluslararası bir bilim adamı ekibi, ilk kez Dünya kabuğunu şekillendiren bir jeolojik olayı kaydetti. Amerikan basınına göre, Purdue Üniversitesi’nden Profesör Eric Calais başkanlığındaki araştırmacılar, birbirinden ayrılan ve yüzeye doğru erimiş kayaları püskürten iki Afrika tektonik plakasının hareketini ölçtüler.  Devamı…

Keloğlan ve sihirli taş

                                          

   Keloğlan Ve Sihirli Taş


 Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul annesi, bu biricik oğlunu “Kel oğlum, keleş oğlum” diye severmiş. Devamı…

Keloğlan İle vefasız arkadaşı

                         Keloğlan İle Vefasız Arkadaşı

Bir varmış, bir yokmuş, hem de Allahın kulu çok­muş, bu kullardan biri de herkesin adını sanını işittiği bizim ünlü Keloğlanmış.

Keloğlan’ın bir arkadaşı varmış. Adı Hüsemmiş.

Yedikleri içtikleri bir gidermiş. Çok samimi imişler.

Böyle imiş ama Hüsem aşırı derecede kıskanç ruh­lu biriymiş. Bir gözünü diğer gözünden kıskanırmış ve çok da çekemez bir yapısı varmış… Devamı…

Tarihe Adlarını Yazdıranlar…

                             Tarihe Adlarını Yazdıranlar…

 — Müzik öğretmeni Beethoven’a; “Besteci olması olanaksız!” demişti. Oysa o, insanlık tarihinin en büyük bestecilerinden birisi oldu. 
— Öğretmenleri Edison’u, hiçbir şey öğrenemeyecek kadar aptal bulurlardı. Edison’un kim olduğunu söyl ememize gerek var mı? 

— Walt Disney, bir gazetenin yazı işleri müdürü tarafından; “İşe yarar fikirleri olmadığı” gerekçesi ile kovulmuştu. Walt Disney, film ve eğlence endüstrisinde devrimler yapmıştır. 
Devamı…

Acele Etmek


Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş. Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş. Devamı…